er-Rahîm, rahmeti sürekli olan ve o rahmeti kullarına tek tek ulaştıran demektir. er-Rahmân rahmetin genişliğini anlatır: inanan inanmayan ayırmadan her varlığı kuşatan, istenmeden gelen rahmet. er-Rahîm ise o rahmetin kesilmediğini, bir muhataba yöneldiğini, hata edene geri döndüğünü ve bir ömür boyunca sürdüğünü söyler. Rahmân'ı anlamak için insan yağmura, güneşe, ana rahmine bakar; Rahîm'i anlamak için ise tövbe edip geri dönen birine, yıllarca hasta bakan birine, hükmü verirken kolaylığı da gözeten bir kanuna bakar. Bu sayfa ismi kalıbından başlayarak okur. Kur'an'daki 116 geçişin ne söylediğine, kimlerle birlikte anıldığına, neden çoğunlukla Medine'de ve ayet sonunda geldiğine bakar. Ardından tövbe, hüküm ve topluluk ayetlerini, peygamberlerin dilindeki "merhametlilerin merhametlisi" hitabını, kelâmcıların ve şârihlerin sorularını ve kula düşen payı açar. Temel derinlik ana metni verir; Derin ek ayet ve örneklerle genişletir; İlmî kaynak tartışmalarını da açar.
Kelime: Aynı kök, başka bir ölçü
Kök. er-Rahîm, er-Rahmân gibi r-h-m kökünden gelir. Bu kök Arapçada iki şeyi birlikte taşır: bir içsel yumuşama, incelme (rikkat) ve bu yumuşamanın doğurduğu iyilik (ihsan). Ana rahmine rahim, akrabalık bağlarına erhâm denmesi de bu köktendir. er-Rahmân dersinde bu kök ayrıntısıyla işlendi; burada sorulacak soru başkadır: Aynı kökten iki isim varken ikincisi neyi ekler?
Kalıp. Cevap kalıptadır. er-Rahmân fa'lân kalıbındadır; bu kalıp bir niteliğin kişiyi baştan sona kaplamasını, taşacak kadar dolu olmasını anlatır. er-Rahîm ise fa'îl kalıbındadır. Bu kalıp Arapçada kalıcı, yerleşik bir niteliği bildirir: kerîm (cömert), hakîm (hikmet sahibi), alîm (bilen) gibi. Aynı kalıp bir işin çok ve sık yapılmasını da anlatabilir. Kısaca söylenirse: Rahmân rahmetin genişliğini, Rahîm sürekliliğini ve ulaşmasını anlatır. Biri bir denizin büyüklüğüdür, öbürü o denizden her gün eve gelen sudur.
İnsana da söylenebilen isim. İki isim arasında bir fark daha vardır. "Rahmân" yalnız Allah'a ad olarak verilir; Kur'an'da hiçbir yerde başkası için kullanılmaz. "Rahîm" ise merhametli bir insana da söylenebilir. Kur'an bu kelimeyi Hz. Peygamber için de kullanır ve müminlerin birbirine karşı hâlini anlatırken çoğul biçimiyle (ruhamâ) anar. Türkçede "Abdurrahîm" adının yanında insanlara "rahîm" denebilmesi de bu yüzdendir. Bu fark, Rahîm'in insana açılan bir kapı olduğunu gösterir: Rahmân'ın rahmetinin bir benzeri olamaz, ama Rahîm'in merhametinden insana bir pay düşer.
Fâtiha'da. İki isim Kur'an'ın ilk sûresinde yan yana gelir. Fâtiha'nın üçüncü ayeti yalnız bu iki isimden oluşur:
Besmele de aynı iki isimle biter. Bir Müslüman günde defalarca "er-Rahmâni'r-Rahîm" der. Sıra hep aynıdır: önce Rahmân, sonra Rahîm. Önce rahmetin bütün varlığı kuşattığı söylenir, sonra o rahmetin her birine ulaştığı. Bu sıranın neden böyle olduğu, aşağıda dilcilerin ve şârihlerin sorusu olarak tekrar karşımıza çıkacak.
Kur'an'da 116 Rahîm
Rahîm kelimesi Kur'an'da, Fâtiha'nın başındaki besmele de sayıldığında, 116 yerde geçer. Bu geçişlerden biri Hz. Peygamber'i (Tevbe 128), biri de müminlerin birbirine karşı merhametini (Fetih 29) anlatır; kalan 114 geçiş Allah'ı niteler. Sayılar bir ismin anlamını tek başına vermez, ama nereye bakılacağını gösterir. Rahîm'in sayıları üç şey söyler.
Medine'nin ismi. er-Rahmân ismi Kur'an'daki 57 geçişinin yalnız dördünde Medine'de inen sûrelerde yer alır; büyük çoğunluğu Mekke'dedir. Rahîm'de tablo tersine döner: 116 geçişin 68'i Medenî sûrelerdedir. Ayetlerin hangi sûrenin Mekkî, hangisinin Medenî sayılacağı konusunda listeler arasında küçük farklar vardır; ama bu farklar bu tabloyu değiştirmez. Mekke'de inanç kuruluyordu ve Rahmân ismi tevhid mücadelesinin ismi oldu. Medine'de bir topluluk kuruluyordu: hükümler, ibadetler, aile, savaş, barış, tövbe ve hata. Rahîm bu yeni hayatın ismidir. Rahmet, Mekke'de bir inancın adıydı; Medine'de bir hayatın düzenine dönüştü.
Ayet sonunun ismi. 116 geçişin 113'ü ayet sonunda yer alır. Rahîm, Kur'an'da çoğu zaman bir şeyi açan değil, kapatan isimdir: Bir hüküm bildirilir, bir yasak konur, bir kıssa anlatılır ve ayet "Allah bağışlayandır, merhamet edendir" gibi bir cümleyle biter. Bu kapanış, okunan şeyin hangi ışıkta anlaşılacağını söyler. Bir ceza hükmü bile bu isimle kapandığında, okura hükmün arkasındaki niyeti hatırlatır.
Yalnız gelmeyen isim. Rahîm Kur'an'da hemen her zaman başka bir isimle çift gelir. Eşleri ve sayıları şöyledir:
| Eşi | Kaç yerde? | Örnek | Ne öğretir? |
|---|---|---|---|
| el-Gafûr (bağışlayan) | 71 | Zümer 53 | Rahmet, günahın örtülmesiyle başlar |
| el-Azîz (üstün, güçlü) | 13 | Şuarâ 9 | Rahmet güçsüzlükten değil, kudretten gelir |
| et-Tevvâb (tövbeyi kabul eden) | 9 | Bakara 37 | Rahmet, dönen insanı karşılar |
| er-Raûf (çok şefkatli) | 9 | Hac 65 | Rahmetin en ince ve yoğun hâli |
| er-Rahmân | 6 | Fâtiha 3 | Genişlik ile süreklilik birlikte |
| el-Vedûd (çok seven) | 1 | Hûd 90 | Rahmet ile sevgi |
| el-Berr (iyiliği bol) | 1 | Tûr 28 | Rahmet ile iyilik |
Tablonun ilk satırı tek başına bir ders verir: Rahîm'in 116 geçişinin 71'i bağışlamayla birliktedir. Kur'an'ın dilinde Rahîm, en çok, hata etmiş birine dönük rahmettir. Rahîm'in Gafûr'dan önce geldiği tek yer Sebe' 2'dir: "O, merhametlidir, mağfiret sahibidir." Bu ayet hata ve tövbe bağlamında değil, Allah'ın yere gireni, yerden çıkanı, gökten ineni ve göğe yükseleni bilmesi bağlamında gelir; orada rahmet bağışlamadan önce anılır, çünkü söz konusu olan önce bilgi ve gözetimdir.
Tevhid ile ve inananlara
Tek ilah, tek rahmet kaynağı. Kur'an bu ismi tevhid cümlesinin hemen ardından da anar:
Ayet, tek ilah olmayı rahmetle birlikte bildirir. İlahın bir olması okura soğuk bir hüküm gibi değil, merhametin tek bir kaynaktan geldiği müjdesi gibi sunulur. Rahmeti dağıtan birden çok güç olsaydı, insan hangisinin kapısını çalacağını bilemezdi. Tevhid, rahmetin adresinin tek olduğunu söyler.
Bir muhataba yönelen rahmet. Rahîm ismi Kur'an'da çoğu zaman rahmetin kime ulaştığını da söyler:
Ayetin sonunda Allah'ın "inananlara karşı Rahîm" olduğu bildirilir. Rahmân ismi Kur'an'da hiçbir yerde böyle bir "...a karşı" bağıyla gelmez; Rahîm ise bir muhataba yönelir. Kur'an Rahîm'i başka muhataplarla da anar: "Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder" (Bakara 143); size merhamet eder (Nisâ 29; İsrâ 66). Bu kullanımlar yüzünden âlimlerin bir kısmı Rahmân'ı rahmetin Zât'taki genişliği, Rahîm'i o rahmetin merhamet edilene ulaşması olarak açıklamıştır.
Tövbenin ismi
İlk tövbe. "Tevvâb Rahîm" eşleşmesinin Kur'an'daki ilk örneği, insanlığın ilk tövbesini anlatan ayettir:
Âdem'in hatasından sonra gelen ilk ilahî isimler, cezanın değil kabulün isimleridir. Tevvâb tövbeyi kabul etmeyi, Rahîm bu kabulün ardından rahmetin sürmesini anlatır. Kıssa, hata ile rahmet arasındaki ilişkiyi insan hikâyesinin en başına koyar: İnsan hata eder, döner ve rahmet kesilmez. Kur'an'da peygamberlerin tövbeleri de aynı isimle kapanır. Mûsâ, istemeden bir adamın ölümüne sebep olduktan sonra "Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim, beni bağışla" der ve ayet onun bağışlandığını, Allah'ın bağışlayan ve merhamet eden olduğunu bildirerek biter (Kasas 16).
Geri kalan üç kişi. Rahîm isminin tövbe ile ilişkisini en canlı gösteren olaylardan biri, Tebük seferinden özürsüz geri kalan üç sahâbînin hikâyesidir: Ka'b b. Mâlik, Mürâre b. Rebî' ve Hilâl b. Ümeyye. Buhârî (Megâzî) ve Müslim'in (Tevbe) aktardığı uzun rivayete göre bu üç kişi yalan bir mazeret uydurmadı, doğruyu söyledi. Elli gün boyunca toplum onlarla konuşmadı; Ka'b'ın kendi anlatımıyla yeryüzü bütün genişliğine rağmen ona dar geldi. Sonunda tövbelerinin kabul edildiği ayet indi:
Ayetin kelimeleri Ka'b'ın kendi anlattığıyla örtüşür: yerin dar gelmesi, nefislerin sıkışması, Allah'tan başka sığınacak kimsenin olmadığını anlamak. Ve ayet bu darlığın sonunda iki isim koyar: Tevvâb ve Rahîm. Bir önceki ayet de aynı rahmeti sıkıntılı bir zamanda kalpleri kaymak üzere olan bütün topluluğa uzatır ve şöyle biter: "Tevbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir" (Tevbe 117). Tövbenin kabulü bir hak edişin değil, rahmetin sonucudur.
Allah'ın sevinci. Hz. Peygamber, tövbe eden kula yönelen bu rahmeti insanın anlayabileceği bir sevinçle anlatmıştır:
Hadis, tövbeyi kulun utançla kapıdan girmesi olarak değil, beklenen birinin eve dönmesi olarak anlatır. Rahîm isminin tövbe ayetlerinde bu kadar sık geçmesi, dönen insana verilmiş bir teselli olarak okunabilir.
Umudu kesmemek. Rahîm ismi Kur'an'da bir yasağın gerekçesi olarak da gelir. Bu yasağın en bilinen örneği, kendine kötülük edenlere yapılan çağrıdır:
Ayet bir yasakla başlar: Umudu kesmeyin. Rahîm ismi bu yasağın gerekçesidir. Rahmeti süren birinden umut kesmek, o rahmetin bir gün duracağını sanmak olurdu. Kur'an'da umutsuzluk bir duygu olarak değil, Allah hakkında yanlış bir yargı olarak ele alınır.
Peygamberlerin dilinde: Merhametlilerin merhametlisi
Rahîm kökünden gelen bir hitap Kur'an'da dört yerde geçer: Erhamü'r-râhimîn, yani merhamet edenlerin en merhametlisi. Dördü de bir peygamberin ağzından çıkar ve dördü de bir aile ya da bir dert içinde söylenir.
- Mûsâ ve kardeşi. Kavmi buzağıya taptıktan sonra Mûsâ öfkeyle kardeşi Hârûn'u suçlar; sonra yatışır ve şöyle dua eder: "Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla, bize acı, Sen merhametlilerin merhametlisisin" (A'râf 151). Öfkenin ardından gelen ilk söz, iki kardeş için birlikte rahmet istemektir.
- Ya'kûb ve oğulları. Oğulları Bünyamin'i de Mısır'a götürmek istediğinde, Yûsuf'u kaybetmiş baba şöyle der: "Allah en iyi koruyandır, O merhametlilerin merhametlisidir" (Yûsuf 64). Ya'kûb'un güvenemediği oğullarına değil, Allah'a güvendiği yerde bu hitap gelir.
- Yûsuf ve kardeşleri. Kendisini kuyuya atan kardeşleri yıllar sonra karşısına çıktığında Yûsuf onları azarlamaz, bağışlar ve hemen ardından babasına gönderilecek gömleği verir:
- Eyyûb'un hastalığı. Uzun bir hastalığın ve kayıpların ortasında Eyyûb'un duası:
Dört sahnenin ortak noktası dikkat çekicidir: Kardeşler arasındaki öfke, bir babanın korkusu, kardeşlerin ihaneti ve bir hastanın yalnızlığı. Kur'an "merhametlilerin merhametlisi" hitabını soyut bir övgü olarak değil, insan ilişkilerinin en çok yaralandığı yerlerde öğretir. İnsanın kendi merhameti tükendiğinde ya da yetmediğinde, peygamberler daha büyük bir merhamete sığınır. Yûsuf'un sözü ayrıca bir örnektir: Affetmenin hemen ardından gelen bu hitap, insanın kendi affını Allah'ın rahmetine bağladığını gösterir.
Hadis ve sîrette süren rahmet
Bir beden gibi. Kur'an müminleri "birbirlerine merhametli" (Fetih 29) diye anlatır; burada kullanılan kelime Rahîm'in çoğuludur. Hz. Peygamber bu merhameti bir bedene benzetmiştir:
Benzetme Rahîm isminin sürekliliğini insan topluluğuna taşır. Bir organın acısı geçene kadar beden uyumaz; merhamet bir anlık acıma değil, acı sürdükçe süren bir ortaklıktır.
Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Hz. Peygamber torunu Hasan'ı öperken yanındaki Akra' b. Hâbis on çocuğu olduğunu ve hiçbirini öpmediğini söyledi. Hz. Peygamber ona bakıp "Merhamet etmeyene merhamet edilmez" buyurdu (Buhârî, Edeb; Müslim, Fezâil). Bir başka rivayette aynı ilke daha geniş söylenir: İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez (Buhârî, Tevhîd; Müslim, Fezâil).
Annenin şefkatinden fazlası. Esirler arasında çocuğunu arayan ve onu bulunca bağrına basıp emziren bir annenin sahnesinde Hz. Peygamber, Allah'ın kullarına bu kadının çocuğuna olandan daha merhametli olduğunu bildirmiştir (Buhârî, Edeb; Müslim, Tevbe). Hadis er-Rahmân dersinde ayrıntısıyla işlendi; burada hatırlatılmasının sebebi, annenin merhametinin bir anlık değil, bir ömür süren merhamet olmasıdır. Rahîm'in sürekliliği en çok bu tecrübeye benzer.
Hz. Peygamber'in istiğfarı. İbn Ömer'in anlattığına göre sahâbîler, Hz. Peygamber'in tek bir mecliste kalkmadan önce şu duayı yüz defa söylediğini sayarlardı:
Ebû Bekir'e öğretilen dua. Ebû Bekir, namazda okuyacağı bir dua istediğinde Hz. Peygamber ona şunu öğretti:
İki dua da aynı yapıdadır: önce kulun kendi eksiğini söylemesi, sonra bağışlanma ve rahmet istemesi, en sonda bu isteğin gerekçesi olarak iki ismin anılması. Kur'an ayetlerinin "Gafûr Rahîm" ile kapanması gibi, Peygamber'in duaları da bu iki isimle kapanır.
Kâinat kitabı: Kesilmeyen olağan
Rahmân'ın kâinattaki izi genişliktir: güneşin herkese doğması, yağmurun herkese yağması. Rahîm'in izi ise süreklilik ve ayrıntıdır. Bir ilke baştan konur: Bu gözlemler Kur'an'ı ispat için değil, rahmeti görmek için kullanılır.
Hiç durmayan iş. Dinlenme hâlindeki bir yetişkinin kalbi dakikada aşağı yukarı altmış ile yüz arasında atar; bu, bir günde yaklaşık yüz bin atış demektir. Bu işi kimse istemez, kimse planlamaz, uyurken de sürer. İnsan bu sürekliliğin farkına çoğu zaman ancak bir aksama olduğunda varır.
Dengenin korunması. Vücut ısısı dışarısı soğusa da ısınsa da dar bir aralıkta tutulur; kandaki şeker, tuz ve su dengesi gün boyu sessizce ayarlanır. Bilim bu sürekli dengeleme işine homeostaz der. Rahmet burada büyük bir olay olarak değil, her an yapılan küçük bir düzeltme olarak görünür.
Onarım. Kesilen deri birkaç gün içinde kapanır; bağırsak iç yüzeyini kaplayan hücreler birkaç günde bir yenilenir; bağışıklık sistemi karşılaştığı bir mikrobu hatırlar ve ikinci karşılaşmada daha hızlı cevap verir. Bu onarım ve hatırlama, Rahîm isminin bedendeki bir benzeri gibi okunabilir: Hata ve yaraya karşı bir defalık değil, her seferinde yeniden gelen bir cevap.
Sayılamayan nimet. Kur'an bu sürekliliği bir sayma davetiyle anlatır: "Allah'ın verdiği nimetleri sayacak olsanız bitiremezsiniz; doğrusu Allah bağışlar, merhamet eder" (Nahl 18). Ayetin kapanışı ilginçtir: Sayılamayan nimetlerin ardından beklenecek isim belki Kerîm ya da Vehhâb olurdu; ayet ise Gafûr ve Rahîm ile biter. Müfessirlerin bir kısmı bunu şöyle açıklar: İnsan bu nimetlerin şükrünü hakkıyla yerine getiremez; bu eksikliği örten de bağışlama ve rahmettir.
Hayat kitabı: Merhametin sürmesi
Rahmân'dan kula düşen pay, ayırım yapmadan merhamet etmektir: hasma bile, hak etmeyene bile. Rahîm'den düşen pay ise başkadır: merhameti sürdürmek ve onu bir ihtiyacı giderecek biçimde ulaştırmak. Bir kere yardım etmek kolaydır; zor olan ikinci, onuncu, yüzüncü yardımdır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da kulun Rahîm isminden payını şöyle anlatır: Bir muhtacın ihtiyacını gücü yettiğince gidermek. Bunu malıyla, makamıyla ya da aracılık ederek yapabilir. Hiçbirine gücü yetmiyorsa duasıyla ve derdine ortak olarak yanında durur. Gazâlî'nin Rahmân için söylediği pay gafillere ve günahkârlara bakışla ilgiliydi; Rahîm'in payı ise bir ihtiyacın giderilmesiyle ilgilidir. Biri bakışın merhametidir, öbürü elin.
Süren merhametin halkaları. Rahîm'in sürekliliği gündelik hayatta beş yerde sınanır:
| Halka | Rahîm'in sorusu | Dayanak | Uygulama |
|---|---|---|---|
| Hata eden kendin | Rahmetin dönen için sürdüğüne inanıyor musun? | Zümer 53; Bakara 37 | Bir hatanı yaz, ardından tövbe duasını oku ve kendini cezalandırma cümlesini bırak |
| Bakım verdiğin biri | Merhametin yorulduğunda ne yapıyorsun? | Eyyûb'un duası (Enbiyâ 83) | Bakımı taşıyamadığın günde merhamet edenlerin en merhametlisinden yardım iste |
| Sana hata eden yakının | Affın bir kez mi, sürekli mi? | Yûsuf 92; Teğâbün 14 | Kırgın olduğun birine geçmişi anmadan bir iyilik yap |
| Topluluk | Bir organın acısı sana ulaşıyor mu? | Fetih 29; beden hadisi | Yalnız kalmış bir hastayı, yaşlıyı ya da yoksulu ikinci kez ziyaret et |
| Görev ve kural | Kuralı uygularken kolaylığı gözetiyor musun? | Bakara 173; Tevbe 91 | Sorumlu olduğun bir kuralda, güçsüz olan için bir kolaylık ara |
Teğâbün 14'ün kapanışı bu tablonun özüdür: Eş ve çocuklardan gelen kırgınlık karşısında Kur'an şöyle der: "siz affeder, suçlarını örter ve bağışlarsanız bilin ki Allah da bağışlar ve acır." Kulun affı, Allah'ın rahmetinin aynası olarak anılır.
Merhamet yorulduğunda. Hasta bakan, yaşlı ebeveyninin yanında yıllar geçiren, ağır bir yükü taşıyan insanların merhameti zamanla yorulabilir. Rahîm ismi bu yorgunluğu inkâr etmez; ona bir yer gösterir. Eyyûb'un duasında olduğu gibi insan, kendi merhameti tükendiğinde merhamet edenlerin en merhametlisine sığınır. Merhametin sürmesi insanın kendi gücüyle değil, o rahmete bağlanmasıyla mümkündür.
Merhamet eden merhamet görür. Kulun bu isimle ilişkisi Akra' hadisinde özetlenir: Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Rahîm'in rahmeti sürer; kulun merhameti de sürdükçe o rahmete açılan kapı açık kalır.
Rahîm ile dua
Kur'an'ın öğrettiği kısa dualardan biri rahmeti doğrudan ister ve "merhamet edenlerin en hayırlısı" hitabıyla biter:
Bu hitap Kur'an'da iki yerde geçer. Öbürü aynı sûrede, ahirette Allah'ın, dünyada alay edilen müminlerin duasını hatırlattığı ayettir: "Rabbimiz! inandık, artık bizi bağışla, bize acı. Sen acıyanların en iyisisin" (Mü'minûn 109). Dünyada küçümsenen bir duanın ahirette Allah tarafından anılması, Rahîm isminin bir başka yüzünü gösterir: Rahmet dileyen hiçbir ses kaybolmaz.
Rahîm ile bitirilebilecek dualar:
- Peygamber'in istiğfarı: Rabbim, beni bağışla ve tövbemi kabul et; şüphesiz sen tövbeleri kabul edensin, merhamet edensin.
- Ebû Bekir'e öğretilen namaz duası: Allah'ım, ben nefsime çok zulmettim; beni bağışla ve bana merhamet et; şüphesiz sen bağışlayansın, merhamet edensin.
- Eyyûb'un duası: Başıma bir bela geldi; sen merhametlilerin merhametlisisin.
Derin
Kalıbın ve sıranın derinliği
Sîbeveyh geleneğinde fa'îl. Arap dilcileri, Sîbeveyh'ten bu yana, bir işin çok ve yoğun yapıldığını bildiren kalıpları ayrı bir grup olarak sayar: fa''âl, fa'ûl, mif'âl, fa'îl ve fa'il. Rahîm bu kalıplardan biridir. Ancak fa'îl aynı zamanda kalıcı nitelik bildiren sıfatların da kalıbıdır. Bu yüzden dilciler Rahîm'i iki yönden okumuştur: Ya Allah'ta değişmeyen bir rahmet niteliği, ya da çok ve sık ulaşan bir rahmet. İki okuma birbirini dışlamaz; biri kaynağa, öbürü akışa bakar.
Neden önce Rahmân? Anlatımda genellikle zayıftan güçlüye doğru gidilir: "Bilgili, hatta âlim" denir, tersi söylenmez. Rahmân daha yoğun bir kalıp olduğu hâlde neden önce gelir? Zemahşerî'nin cevabı, Rahîm'in bir tamamlayıcı olarak geldiğidir: Rahmân büyük nimetleri anlatır, Rahîm ise ince ve küçük nimetleri; Rahîm, en küçük nimetin bile dışarıda kalmaması için gelir. İbnü'l-Kayyim'in cevabı başka bir yönden gelir: Rahmân rahmetin Zât'taki sıfatını, Rahîm o rahmetin merhamet edilene ulaşmasını bildirir; önce kaynak, sonra ulaşma anılır. İki cevap da sıranın bir azalma değil, bir tamamlanma olduğunu söyler.
İki ismin birbirine yakınlığı. Ebû Ubeyde'ye nispet edilen bir görüşe göre iki isim, Arapçada nedmân ve nedîm (ikisi de "sohbet arkadaşı") gibi aynı anlamın iki biçimidir ve vurgu için birlikte gelmiştir. Âlimlerin çoğu bu görüşü yeterli bulmamış, her ismin ayrı bir anlam kattığını göstermeye çalışmıştır. İbn Abbâs'a nispet edilen bir söze göre ise iki isim iki ince, yumuşak isimdir ve biri ötekinden daha incedir. Bu söz, iki ismin farkını bir derece farkı olarak görür; hangisinin daha ince olduğu konusunda ise yorumcular farklı şeyler söylemiştir.
Derin
Ayet sonunda Rahîm: Fâsıla ilmi
Kur'an ilimleri arasında ayet sonlarını (fâsıla) inceleyen bir alan vardır. Bu alanın temel sorusu şudur: Bir ayetin hangi isimle kapandığı, ayetin içeriğiyle nasıl bir ilişki kurar? Rahîm'in 116 geçişinin 113'ünün ayet sonunda olması, bu ismi fâsıla ilminin baş örneklerinden biri yapar.
Kapanışın hükmü yorumlaması. Bir hüküm "Allah bağışlayandır, merhamet edendir" cümlesiyle kapandığında, bu cümle hükmün nasıl anlaşılacağını söyler. Bakara 173'te ölü hayvan, kan ve domuz eti haram kılınır; hemen ardından bir istisna gelir: "darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere günah sayılmaz." Ayet Gafûr ve Rahîm ile biter. Hükmü veren rahmet, hükmün istisnasını da verir.
Îsâ neden "Gafûr Rahîm" demedi? Fâsıla ilmini işleyen eserlerde sık anılan bir örnek, Mâide sûresinin sonundaki sahnedir. Îsâ, kavminin kendisini ilah edinmesinden sorumlu olmadığını söyledikten sonra şöyle der:
Ayette bağışlamadan söz edildiği hâlde "Gafûr Rahîm" değil, "Azîz Hakîm" gelir. Müfessirler bunu şöyle açıklamıştır: Îsâ burada şirk koşmuş bir topluluk için bağışlama talep etmemekte, hükmü tamamen Allah'a bırakmaktadır. "Gafûr Rahîm" deseydi, bu bir şefaat talebi gibi anlaşılabilirdi. "Azîz" kimsenin O'nun hükmüne karşı koyamayacağını, "Hakîm" ise bağışlasa da azap etse de hikmetle yapacağını bildirir. Aynı bağlamda İbrâhîm'in sözü farklı kapanır: "bana karşı gelen kimseyi Sana bırakırım; Sen bağışlarsın, merhamet edersin" (İbrâhîm 36). İki peygamberin iki farklı kapanışı, fâsılanın rastgele olmadığını gösteren bir örnek olarak okunur.
Nesâî ve İbn Mâce'nin Ebû Zer'den rivayetine göre Hz. Peygamber bir gece namazda Mâide 118'i sabaha kadar tekrar ederek okumuştur. Müslim'in bir rivayeti ise bu iki ayeti doğrudan Hz. Peygamber'in ümmetine duyduğu merhametle birleştirir:
Şuarâ'nın nakaratı. Şuarâ sûresi yedi peygamber kıssası anlatır ve her kıssanın sonunda aynı cümle gelir:
Bu cümle sûrede sekiz yerde geçer; sûrenin sonunda bir kez daha, Peygamber'e "Azîz ve Rahîm olana dayan" emriyle anılır. Her kıssa bir topluluğun helakiyle biterken neden Rahîm anılır? Müfessirlerin yaygın açıklamasına göre iki isim kıssanın iki tarafına bakar: Azîz, inkârda direnenleri cezalandıran kudreti; Rahîm, peygamberi ve ona inananları kurtaran rahmeti anlatır. Bir başka okumaya göre Rahîm, helakten önce verilen uzun mühleti ve gönderilen uyarıları hatırlatır. İki okuma da aynı şeyi söyler: Kudret ile rahmet aynı cümlede buluşur ve biri öbürünü iptal etmez.
Derin
Hükmü kapatan rahmet
Medine'de inen hüküm ayetlerinin önemli bir kısmı Rahîm ile kapanır. Bu kapanışlar bir araya getirildiğinde, Kur'an'ın hükümle rahmet arasında kurduğu ilişki görünür hâle gelir:
| Ayet | Hüküm | Kapanışın gösterdiği |
|---|---|---|
| Bakara 173; En'âm 145 | Zaruret hâlinde haram yemek | Darda kalana kolaylık |
| Ahzâb 5 | Evlatlıkların babalarına nispet edilmesi | "yanılmalarınızda size bir sorumluluk yoktur" |
| Tevbe 91 | Savaşa katılamayanların durumu | "Güçsüzlere, hastalara ve sarfedecek bir şeyi bulunmayanlara" sorumluluk yok |
| Mücâdele 12 | Peygamberle özel görüşmeden önce sadaka | "Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsanız üzülmeyiniz." |
| Nisâ 23 | Evlenilmesi haram olanlar | "geçmişte olanlar artık geçmiştir" |
| Tahrîm 1 | Peygamber'in helal bir şeyi kendine yasaklaması | Helali daraltmama |
| Nûr 22 | Yakınlara yardımı kesmeye yemin etmemek | Affetme ve yardımı sürdürme çağrısı |
Bu kapanışlar fıkıh usulünde ruhsat (kolaylık) düşüncesiyle birlikte okunabilir. Osmanlı'nın hukuk kodu Mecelle bu düşünceyi iki kısa kural hâlinde yazmıştır: Meşakkat kolaylığı getirir (madde 17) ve zaruretler, yasak olan şeyleri mubah kılar (madde 21). Bu kuralların kaynağında Kur'an'ın hükümleri Rahîm ile kapatması vardır. Rahîm, kuralın insanı ezmek için değil, korumak için konduğunu hatırlatan isimdir.
Ebû Bekir ve Mistah. Nûr 22'nin iniş sebebi olarak aktarılan olay, Rahîm isminin bir insan hayatında nasıl karşılık bulduğunu gösterir. Buhârî'nin (Şehâdât; Tefsîr) aktardığı ifk hadisesinde Hz. Âişe'ye iftira edilmiş, iftirayı yayanlar arasında Ebû Bekir'in akrabası olan ve geçimini Ebû Bekir'in yardımıyla sağlayan Mistah b. Üsâse de bulunmuştu. Âişe'nin temize çıkarılmasından sonra Ebû Bekir, Mistah'a artık yardım etmeyeceğine yemin etti. Bunun üzerine şu ayet indi:
Rivayete göre Ebû Bekir ayeti duyunca "Elbette Allah'ın beni bağışlamasını isterim" dedi ve Mistah'a yardımı yeniden başlattı. Ayetin sorusu Rahîm isminin kula düşen payını özetler: Allah'ın seni bağışlamasını istiyorsan, sen de bağışla. Burada merhamet bir duygu değil, kesilmiş bir yardımın yeniden başlatılmasıdır. Rahîm'in sürekliliği tam bu noktada sınanır: Bir kez kırıldıktan sonra iyiliği sürdürmek.
Gıybet ve tövbe. Hucurât sûresi zan, tecessüs ve gıybeti yasaklar ve sert bir benzetme yapar:
Ayet bir yasaklar dizisini Tevvâb ve Rahîm ile kapatır. Günahın ne kadar çirkin anlatıldığına bakılmaksızın kapı açık bırakılır. Kur'an'ın üslubunda sertlik ile rahmet birbirini dışlamaz: Önce günahın yüzü bütün çirkinliğiyle gösterilir, sonra dönüş yolu gösterilir.
Derin
Rahmet ve uyarı, kendine merhamet
Önce rahmet, sonra uyarı. Kur'an rahmeti ilan ederken uyarıyı saklamaz:
Önce bağışlama ve rahmet haber verilir, sonra azap. Sıralama bir öncelik bildirir: Rahmet önce anılır. Aynı öncelik, rahmetin gazabı geçtiğini bildiren hadiste de görülür (Buhârî, Tevhîd; Müslim, Tevbe). Âl-i İmrân 129 aynı dengeyi tek ayette kurar: "Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah bağışlayandır, merhamet edendir." Ayet iki ihtimali de saydıktan sonra Rahîm ile kapanır.
Kendine merhamet. Rahîm ismi bir yasağın gerekçesi olarak da gelir:
Ayetin sonundaki "Allah şüphesiz ki size merhamet eder" cümlesi, insanın kendi canına ve malına kıymamasını rahmete bağlar. İnsanın kendine zarar vermemesi de Rahîm isminin bir yansımasıdır. Bir insanın kendine merhamet etmesi bencillik değil, Allah'ın ona gösterdiği merhamete saygıdır.
Nefsin bilinmesi. Yûsuf, kendisine iftira eden kadının itirafından sonra kendi temize çıkışını bile Allah'ın rahmetine bağlar:
Ayet insan nefsi hakkında gerçekçi bir yargıyla Rahîm'i birleştirir: Nefs kötülüğü emreder, ama Rabbin merhamet ettiği hariç. İnsanın iyi kalabilmesi kendi gücünün değil, süren bir rahmetin eseridir. Bu, kendini temize çıkarmanın değil, sürekli rahmete muhtaç olmanın dilidir.
Derin
Peygambere ve topluluğa verilen sıfat
Raûf ve Rahîm bir peygamber. Rahmân ismi yalnız Allah'a ad olur; Rahîm ise Kur'an'da Hz. Peygamber için de kullanılmıştır:
Ayetin Arapçasında Peygamber müminlere karşı raûf ve rahîm diye anılır; Diyanet meali bunu "şefkatli ve merhametli" diye verir. Bu iki kelime Kur'an'da başka hiçbir yerde Allah'tan başkası için yan yana gelmez. Kadı İyâz eş-Şifâ'da, Allah'ın Peygamberini kendi isimlerinden bazılarıyla vasfetmesini ayrı bir bahis olarak işler. Ayetteki diğer vasıflar Rahîm'in neye benzediğini gösterir: Sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkündür. Rahîm, başkasının sıkıntısını kendi yükü gibi taşıyan merhamettir.
Birbirine merhametli. Fetih 29, Peygamber'le birlikte olanları şöyle anlatır: "inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler." Burada kullanılan kelime Rahîm'in çoğulu ruhamâ'dır. Merhamet bir topluluğun iç dokusu olarak anlatılır. Ayetin devamındaki benzetme de büyüyen bir ekindir: filizini çıkarmış, kuvvetlenmiş, gövdesi üzerinde dikilmiş. Birbirine merhamet eden bir topluluk, zamanla güçlenen bir canlı gibidir.
Derin
Kelâm ve şerh: Rahîm üzerine üç soru
Erhamü'r-râhimîn kıyas mıdır? "Merhametlilerin en merhametlisi" ifadesi bir karşılaştırma bildirir. Kelâmcıların sorusu şudur: Karşılaştırma, karşılaştırılanların aynı türden olmasını gerektirmez mi? Allah'ın rahmeti insan merhametiyle aynı türden midir? Âlimlerin genel cevabı şudur: İfade, insanın tanıdığı en yüksek merhameti işaret edip onun ötesini göstermek içindir; bir tür ortaklığı değil, bir yönü bildirir. Anne hadisinin yöntemi de budur: Bilinen en yoğun merhamet gösterilir ve Allah'ın rahmetinin bundan daha fazla olduğu söylenir.
Rahmet ne zaman "hak edilir"? En'âm 54'te Allah'ın, bilmeyerek kötülük işleyip tövbe edene "rahmet etmeyi kendi üzerine almış" olduğu bildirilir ve ayet Gafûr ve Rahîm ile biter. er-Rahmân dersinde ayrıntısıyla işlendiği gibi Mu'tezile bu ayeti, en iyisini yapmanın Allah'a gerekli olduğu görüşüne destek saymış; Ehl-i sünnet ise bunu bir zorunluluk değil, Allah'ın kendi vaadi ve lütfu olarak okumuştur. İbnü'l-Arabî okulunda Rahîm'e bağlanan "vücûb rahmeti" de bu ayete dayanır: Allah'ın amele bağladığı ve kendi üzerine yazdığı rahmet.
Said Nursî'nin okuması. Said Nursî besmele üzerine yazdıklarında (On Dördüncü Lem'a, İkinci Makam) Rahmân ile Rahîm'i rahmetin iki ayrı tecellisi olarak okur. Bu okumada Rahmân, rahmetin bütün kâinatı kuşatan ve türleri besleyen yüzüdür; Rahîm ise o rahmetin tek tek fertlere, en belirgin biçimde insanın kendine özgü yüzüne ve ayrıntılı ihtiyaçlarına ulaşan yüzüdür. Kalabalığın içinde kaybolmayan, her bir insanı ayrı ayrı gözeten rahmet Rahîm'dir.
İlmî
Kur'an'da kök ailesinin tam tablosu
Rahîm'in Kur'an'daki yerini anlamak için r-h-m kökünün bütün ailesine bakmak gerekir. Akademinin Kur'an kök dizinine göre (kelime kökleri ve kalıpları üzerinden sayılmıştır) kök şöyle dağılır:
| Kelime | Tür | Geçiş | Not |
|---|---|---|---|
| rahîm | isim | 116 | Fâtiha besmelesi dahil; 114'ü Allah için |
| rahmet | isim | 114 | Kapsayıcı kelime |
| rahmân | isim | 57 | Yalnız Allah için |
| rahime (fiil) | fiil | 28 | Merhamet etmek |
| erhâm | isim | 12 | Ana rahimleri, akrabalık bağları |
| râhim | isim | 6 | Merhamet eden; çoğulu ile hitaplarda |
| erham | isim | 4 | En merhametli; dördü de Erhamü'r-râhimîn |
| ruhm | isim | 1 | Kehf 81; ana babaya karşı merhamet |
| merhame | isim | 1 | Beled 17 |
Bu sayılar bir kelimenin geçtiği yerleri gösterir; bir ismin Allah için kullanıldığı yerleri değil. Rahîm'in iki geçişi bu yüzden ayrı sayılmıştır. Rahîm'in sayımı kaynaklara göre küçük farklar gösterebilir: Kûfe sayımında Fâtiha'nın başındaki besmele bir ayet sayılır, Neml 30'daki besmele ise ayetin parçası olduğu için her sayımda girer. Rahmân dersindeki 57 sayısı da aynı yöntemle elde edilmiştir.
Mekkî ve Medenî ayrımı. Rahîm'in 68 geçişinin Medenî sûrelerde olduğu tespiti, Diyanet'in esas aldığı 28 Medenî sûre listesine göre yapılmıştır. Bu listede tartışmalı birkaç sûre (Ra'd, Rahmân, İnsân, Zilzâl gibi) vardır; bunlar başka listelerde Mekkî sayılır. Ancak Rahîm'in bu sûrelerdeki geçişleri azdır ve iki ismin dağılımındaki karşıtlığı değiştirmez: Rahmân'ın neredeyse tamamı Mekkî, Rahîm'in yarısından fazlası Medenî sûrelerdedir. Bir sûrenin Medenî olması içindeki her ayetin Medine'de indiği anlamına gelmez; tespit sûre düzeyinde bir eğilimi gösterir.
İlmî
Fark tartışması: Taberî'den İbnü'l-Kayyim'e
Âlimler iki isim arasındaki farkı farklı çerçevelerle açıklamıştır:
- Taberî'nin naklettiği görüşe göre Rahmân bütün yaratılmışlara, Rahîm müminlere yönelik rahmettir. Bu görüşün dayanağı, Ahzâb 43 gibi Rahîm'i müminlerle birlikte anan ayetlerdir.
- Zemahşerî el-Keşşâf'ta, kelimenin yapısındaki fazlalığın anlamdaki fazlalığı gösterdiğini söyler: Rahmân büyük nimetleri, Rahîm ince ve küçük nimetleri anlatır; Rahîm bir tamamlayıcı olarak gelir.
- İbnü'l-Kayyim Bedâiu'l-Fevâid'de Rahmân'ı Zât'taki sıfat, Rahîm'i bu sıfatın merhamet edilene ulaşması olarak açıklar. Delili, Kur'an'ın Rahîm'i bir muhatapla (inananlara, insanlara, size) birlikte kullanması, Rahmân'ı ise hiçbir yerde böyle kullanmamasıdır.
- İbnü'l-Arabî okulunda Rahmân karşılıksız imtinân rahmetine, Rahîm amele bağlanan vücûb rahmetine bağlanır.
Bu görüşler birbirini dışlamaz; her biri farkı başka bir yerde görür. Taberî rahmetin kime ulaştığına, Zemahşerî nimetin büyüklüğüne, İbnü'l-Kayyim sıfat ile fiilin ilişkisine, İbnü'l-Arabî ise rahmetin karşılıklı olup olmadığına bakar.
İlmî
Kelâmdaki yer ve insana nispet
Okulların cevabı. Rahîm, kelâm âlimlerinin rahmet sıfatı üzerine tartışmalarının merkezindedir. Eş'arîler rahmeti ya nimet vermeyi dilemek (irâde) ya da nimet vermenin kendisi olarak açıklamıştır. Mâtürîdîler onu tekvîn sıfatının tecellisi, fiilî bir sıfat sayar. Selef ve Hanbelî âlimler ise onu Allah'ın hakiki bir sıfatı olarak kabul eder, nasıl olduğunu Allah'a bırakır. Üç yaklaşım da ilahî rahmetin insandaki gibi bir iç sızısı, bir etkilenme olmadığında birleşir.
Aynı kelime, iki anlam. Rahîm'in hem Allah'a hem Peygamber'e hem de merhametli bir insana söylenebilmesi, iki kullanım arasındaki farkı sorar. Kelâmcıların ortak cevabı, kelimenin aynı olmasının niteliğin aynı olduğu anlamına gelmediğidir. İnsanın merhameti sonradan kazanılmış, sınırlı ve değişkendir; Allah'ın rahmeti ise ezelî ve sınırsızdır. Kelâm bu tür ortak isimleri iştirâk-i lafzî (yalnız sözde ortaklık) ya da derece farkıyla ortaklık olarak tartışmıştır. Ortak kelime bir benzerliği değil, insan merhametinin o rahmetin bir izi olduğunu gösterir.
İsimlendirme. Fıkıh ve âdâb kitaplarında Allah'a özgü isimlerin insana ad olarak verilmesi tartışılmıştır. Rahmân, Allah gibi yalnız O'na ad olduğu için insana verilmez; "Abdurrahmân" denir. Rahîm ise bir sıfat olarak insana da söylenebilir; yine de ad olarak verilirken "Abdurrahîm" biçimi, kulluk bağını açıkça gösterdiği için tercih edilmiştir.
İlmî
Rahmetin genelliği ve özelliği
Âlimler, Allah'ın rahmetini iki kısma ayırmıştır: Herkese ulaşan genel rahmet (rahmet-i âmme) ve müminlere, özellikle ahirette ulaşan özel rahmet (rahmet-i hâssa). A'râf 156 bu ikisini aynı ayette taşır. Mûsâ'nın kavmi için dünyada ve ahirette iyilik istediği duaya verilen cevapta Allah şöyle buyurur: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır" (A'râf 156).
Ayette önce rahmetin her şeyi kapladığı söylenir; ardından o rahmetin sakınanlara, zekât verenlere ve ayetlere inananlara "yazılacağı" bildirilir. Rahmân ismi daha çok birinci rahmete, Rahîm ismi ikinciye bağlanmıştır. Ama bu bağ mutlak değildir: Rahîm ismi Kur'an'da insanlara (Bakara 143; Hac 65) ve dünyadaki nimetlere (Nahl 18; İsrâ 66) dönük rahmet için de kullanılır.
İki kat rahmet. Hadîd 28 özel rahmetin bir yönünü daha gösterir:
Ayette Allah'tan sakınıp Peygamber'e inananlara rahmetin "iki kat" verileceği söylenir; Arapçada kifleyn, yani iki pay. Müfessirlerin bir kısmı bu iki payı, önceki kitaba ve son peygambere inanmanın iki ayrı karşılığı olarak açıklamıştır. Ayet, Rahîm'in bir ölçü bilen, artan ve katlanan rahmet olduğunu hatırlatır.
Selam olarak gelen söz. Yâsîn sûresi cennet ehline gelen selamı şöyle anar:
Ayette Rab, Rahîm sıfatıyla anılır ve O'ndan gelen ilk söz bir selamdır. Rahîm'in dünyada tövbe edene, hata edene, darda kalana uzanan rahmeti, ahirette bir selam olarak tamamlanır.
İlmî
Klasik şerhlerde er-Rahîm
er-Rahîm, şerhlerde neredeyse hiç tek başına okunmaz; her şârih onu er-Rahmân'ın yanında ve ondan sonra gelişiyle birlikte düşünür. Bu sayfanın İlmî seviyesinde Taberî, Zemahşerî ve İbnü'l-Kayyim üzerinden anlatılan fark tartışması, aslında bu şerh geleneğinin bir özetidir. Bu bölüm aynı soruyu beş başka merceğe tutar: kalıbın, rivayetin, zikrin, kelâmın ve tasavvufun merceğine. Amaç farkı bir kez daha saymak değil, her şârihin farkı neden önemsediğini görmektir.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: fa'îl kalıbının süreklilik anlamı |
| Hattâbî (ö. 388/998) | Şe'nü'd-duâ | Rivayet: müminlere yönelen rahmet |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | et-Tahbîr fi't-tezkîr | Zikir: rahmete güvenip merhamet etmek |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Levâmiu'l-beyyinât | Kelâm: iki ismin neden birlikte geldiği |
| İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240) | el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye | Tasavvuf: amele karşılık vaat edilen rahmet |
Zeccâc: Sürekliliğin kalıbı. Dilci şârihler er-Rahîm'i önce fa'îl kalıbıyla açıklar. Bu kalıp, bir niteliğin süreklilik ve sık tekrar anlamını taşır. Zeccâc'ın geleneğinde er-Rahmân rahmetin genişliğini, er-Rahîm ise o rahmetin kesintisizliğini anlatır. Bu okuma, sayfanın Derin seviyesindeki kalıp tartışmasıyla örtüşür: Dilci için iki isim aynı kökün iki ayrı ölçüsüdür, biri hacmi, öbürü süreyi ölçer.
Hattâbî: Kime ulaştığı. Dua ve rivayet merkezli şerhlerde er-Rahîm, rahmetin özellikle müminlere yönelen yüzüyle ilişkilendirilir. Bu geleneğin dayandığı ayetlerden biri, Allah'ın müminlere karşı çok merhametli olduğunu bildiren Ahzâb 43'tür; sayfanın Temel seviyesi bu ayeti işler. Hattâbî bu tür açıklamaları aktaran şârihler arasında anılır. Ancak Temel seviyedeki dikkat kutusu burada da geçerlidir: er-Rahîm'in yalnız ahirete ya da yalnız müminlere ait olduğu mutlak bir kural değildir; Kur'an bu ismi dünyadaki rahmet için de kullanır.
Kuşeyrî: Güvenen kulun merhameti. Kuşeyrî'nin sorusu yine kulun hâlidir. er-Rahîm ismini anan kul, rahmetin kendisine süreklilikle ulaştığını bilir ve bu bilgi ona bir güven verir. Kuşeyrî'nin şerh geleneğinde bu güven kulu tembelliğe değil, başkalarına merhamet etmeye götürmelidir: Merhamet göreceğine güvenen, merhamet etmekten çekinmez. Bu, sayfadaki merhamet etmeyene merhamet edilmez hadisinin zikir dilindeki karşılığıdır.
Râzî: Neden iki isim? Kelâmcı şârihlerin sık sorduğu soru, Besmele ve Fâtiha'da iki yakın ismin neden art arda geldiğidir. Râzî bu tür sorularda tekrar ihtimalini reddeder ve her ismin ayrı bir anlam kattığını göstermeye çalışır. Ona nispet edilen yaklaşımda iki isim, rahmetin hem kaynağını hem de ulaştığı yeri birlikte anlatmak için gelir. Râzî kelâmcı olarak, insandaki merhamet duygusunun Allah'a nispet edilemeyeceğini de vurgular; bu noktada sayfadaki kelâm paragrafıyla buluşur.
İbnü'l-Arabî: Hak edilen rahmet. İbnü'l-Arabî okulunda rahmet iki yüzüyle anlatılır: karşılıksız verilen rahmet ve amele karşılık vaat edilen rahmet. er-Rahmân dersinin şerh bölümünde anlatılan bu ayrımda er-Rahîm daha çok ikinci yüze bağlanır. Bu okulda bu rahmet de bir lütuftur, çünkü amel etme imkânı da Allah'tan gelir; ama kul açısından bir sözün yerine gelmesi olarak yaşanır.
Karşılaştırma. Beş şârih er-Rahîm'i er-Rahmân'ın gölgesinde değil, onun tamamlayıcısı olarak okur. Dilci süreyi, hadisçi rahmetin ulaştığı kişileri, sûfî kulun güvenini, kelâmcı iki ismin birlikteliğinin hikmetini, İbnü'l-Arabî okulu ise vaat edilen rahmeti öne çıkarır. Ortak noktaları şudur: er-Rahîm, rahmetin bir kez verilip bırakılmadığını, sürüp gittiğini söyler.
Sıradaki isim. Fâtiha'da er-Rahmâni'r-Rahîm'in hemen ardından "Din Gününün sahibidir" ayeti gelir; Haşr sûresinde de Rahmân ve Rahîm'i anan ayetin ardından gelen ayet el-Melik ile açılır. Rahmetin iki ismini, hükümranlığın ismi izler. Sıradaki ders el-Melik'i, Arapçada milk (bir şeye sahip olmak) ile mülk (bir yer ve insanlar üzerinde hükmetmek) arasındaki ayrımdan başlayarak okuyacak ve bu hükümranlığın neden "gerçek" diye anıldığını soracaktır.
Durup düşün
- Hayatında "süren" bir merhamet gördün mü: bir kere değil, yıllarca devam eden bir ilgi? Onu nasıl fark ettin?
- Rahmân'ın Mekke'de, Rahîm'in Medine'de yoğunlaşması sana ne düşündürüyor? İnancın kurulduğu dönemle bir hayatın kurulduğu dönem arasındaki fark, senin hayatında nerede karşına çıkıyor?
- Rahîm'in 116 geçişinin 71'i bağışlamayla birlikte. Bu sayı, kendi hatalarına bakışını değiştiriyor mu?
- Zümer 53'teki "umudunuzu kesmeyin" yasağı, en çok hangi anlarında sana söylenmiş gibi geliyor?
- Ka'b b. Mâlik yalan bir mazeret söylemek yerine doğruyu söyledi ve elli gün bekledi. Senin hayatında doğruyu söylemenin bedel gerektirdiği bir an oldu mu?
- "Merhametlilerin merhametlisi" hitabı dört peygamberin ağzında, aile ve dert içinde geçiyor. Senin merhametinin en çok yetmediği ilişki hangisi?
- Ebû Bekir, kendisini en çok yaralayan kişiye yardımı yeniden başlattı. Bir kez kırıldıktan sonra iyiliği sürdürmek senin için ne kadar zor?
- Bir kuralı uygularken kolaylığı gözettiğin ya da gözetmediğin bir anı hatırla. Hükümlerin Rahîm ile kapanması sana ne söylüyor?
- Merhametin yorulduğu bir dönem yaşadın mı? O dönemde neye sığındın?
- Gazâlî'nin sıralamasında (mal, makam, aracılık, dua) senin bugün en kolay verebileceğin pay hangisi?
Uygulama
Bu hafta, bir kere yardım edip bıraktığın biriyle ikinci kez ilgilen. Rahîm isminin sürekliliğini küçük bir devamla dene. Akşam Tefekkür Defteri'ne, ikinci ilginin birincisinden neyle farklı olduğunu yaz.
Bir hatanı düşün ve onu deftere tek cümleyle yaz. Ardından Hz. Peygamber'in istiğfarını ya da Ebû Bekir'e öğretilen duayı yavaşça oku. Sonra kendini cezalandıran cümleni bul ve onu Zümer 53'ün diliyle yeniden yaz.
Kırgın olduğun ya da yardımını kestiğin bir yakınını düşün. Nûr 22'deki soruyu kendine sor: Allah'ın seni bağışlamasını ister misin? Geçmişi anmadan, ona küçük bir iyilik yap.
Yalnız kalmış bir hastayı, yaşlıyı ya da yoksulu ikinci kez ziyaret et ya da ara. Beden hadisini hatırla: Acı sürdükçe ortaklık da sürer.
Kur'an'da Gafûr Rahîm ile kapanan üç ayet bul ve her birinde hükmün ya da kıssanın kapanışla nasıl bir ilişki kurduğunu deftere yaz. Son olarak bir gün boyunca, bedeninde hiç durmayan bir işi (kalp atışı, nefes, ısı dengesi) üç kez fark et ve her seferinde Nahl 18'i hatırla.
Kendini sına
- Rahmân ve Rahîm isimleri kalıp bakımından nasıl ayrılır?
- Rahîm kelimesi Kur'an'da kaç yerde geçer ve bunların kaçı Allah'ı niteler?
- Rahmân ile Rahîm'in Mekkî ve Medenî sûrelerdeki dağılımı nasıldır?
- Rahîm Kur'an'da en çok hangi isimle birlikte gelir?
- Ahzâb 43 hangi farkı göstermek için delil getirilir?
- "Erhamü'r-râhimîn" hitabı Kur'an'da kimlerin ağzından geçer?
- Mâide 118'de bağışlamadan söz edildiği hâlde neden "Gafûr Rahîm" değil de "Azîz Hakîm" geldiği nasıl açıklanmıştır?
- Nûr 22 hangi olayla birlikte anılır ve ayetin kula düşen payı nedir?
- Hükümlerin Rahîm ile kapanması fıkıhta hangi düşünceyle birlikte okunur? Mecelle'den bir örnek ver.
- Gazâlî'ye göre kulun Rahîm isminden payı nedir?