İçeriğe geç

النور

93. isim

en-Nûr

Nur, aydınlatan

İsim dersi · 93. isim

en-Nûr: Nur, Aydınlatan

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

en-Nûr, nur olan, gökleri ve yeri aydınlatan, varlıkları görünür kılan ve kalplere hakikati gösteren demektir. Işığın iki özelliği vardır: Kendisi görünür ve başka şeyleri gösterir. Karanlık bir odada eşyalar yine yerindedir, ama görünmez; ışık yanınca onlar var olmaya başlamış gibi olur. Âlimler en-Nûr ismini bu iki özellik üzerinden anlamıştır: Allah hem kendisi apaçık olan hem de her şeyi görünür kılandır. Ama bu ışık yalnız gözün gördüğü ışık değildir; kalbin gördüğü, yolu gösteren ve karanlıktan çıkaran bir nurdur. Bu ders, Kur'an'ın en ünlü benzetmelerinden biri olan Nûr ayetine ve ahirette müminlerin önünde koşan nura bakar.

Temel

Kelime. en-Nûr, n-v-r kökünden gelir. Nûr, ışık, aydınlık ve parıltıdır; nâr (ateş) da aynı köktendir. Türkçede nur, münevver (aydınlanmış, aydın), tenvir (aydınlatma), nurani (nurlu) ve menâre (minare, ışık yakılan yer) kelimeleri bu köktendir. Minare kelimesinin bu kökten gelmesi dikkat çeker: Işık yakılan kule, sonra ezanın okunduğu kule olmuştur. en-Nûr ismi Kur'an'da, sûreye adını veren ayette geçer:

Ayet, önce Allah'ın göklerin ve yerin nuru olduğunu söyler, sonra bu nuru bir benzetmeyle anlatır: Bir duvar oyuğunda bir kandil, kandil bir cam içinde, cam inci gibi parlayan bir yıldız, yağı ise ne doğuya ne batıya ait bereketli bir zeytin ağacından. Yağ o kadar saftır ki ateş değmeden neredeyse kendiliğinden aydınlatacaktır. "Nur üstüne nurdur." Ayet, "Allah dilediğini nuruna kavuşturur" diye biter. Hemen ardından gelen ayetler bu nurun nerede yandığını söyler: Allah'ın yükseltilmesine izin verdiği evlerde, yani mescitlerde; er-Râfi' dersinde bu bağlantı işlenmişti.

Karanlıklar ve nur. Kur'an, nur ile karanlığı birlikte anarken dikkat çekici bir dil kullanır:

Arapçasında "karanlıklar" çoğul (zulumât), "aydınlık" ise tekil (nûr) gelir. Müfessirler bu farkı, sapmanın yollarının çok, doğrunun ise tek olmasına işaret olarak okumuştur. el-Veliyy dersinde işlenen Bakara 257 de aynı dili kullanır: Allah müminleri karanlıklardan nura çıkarır. Nûr sûresinin 40. ayeti ise karanlığı üst üste binen dalgalar ve bulutlarla anlatır ve "Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz" diye biter; el-Vâcid dersinde bu ayet işlenmişti.

Göklerin ve yerin nuru. Hz. Peygamber, gece namaza kalktığında şu duayla başlardı:

Dua, Nûr 35'in ilk cümlesini gece karanlığında bir yakarışa çevirir. Gecenin en karanlık saatinde nuru anmak, kulun kendi karanlığının farkında olduğunu da gösterir.

Kalbe nur. Buhârî'nin (Deavât) ve Müslim'in aktardığı bir başka duada Hz. Peygamber, kalbine, gözüne, kulağına, sağına, soluna, önüne ve arkasına nur verilmesini istemiş ve "beni nur kıl" diye dua etmiştir. Nur burada yalnız ışık değil, insanın bütün duyularına ve yönlerine yayılan bir doğruluk ve hidayet hâlidir. Kul, gördüğünü, duyduğunu ve yöneldiğini bu nurla ölçmek ister.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da en-Nûr'u, kendisi apaçık olan ve her şeyi görünür kılan diye tanımlar. Kulun bu isimden payı, bilgisiyle ve ahlâkıyla çevresini aydınlatmaktır: karanlıkta kalana yol göstermek, bir cahilliği gidermek, bir şüpheyi dağıtmak.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, ışığın her şeyi mümkün kıldığı düzende okunur. Bitki güneş ışığıyla besin üretir; göz ışıkla görür. Işık olmasaydı renk de şekil de bilinmezdi. Gece bile tamamen karanlık değildir; ay ve yıldızlar, yolcuya yönünü bulacak kadar ışık bırakır.

Derin

Derin

Güneş ve ay. Kur'an, güneş ile ayın ışığını iki farklı kelimeyle anlatır:

Arapçada güneş için ziyâ, ay için nûr kelimesi kullanılır. Müfessirler bu ayrımı, güneşin kendi kaynağından parlaması ile ayın bir başka kaynaktan aldığı ışığı yansıtması arasındaki farka işaret olarak yorumlamıştır. Nûh sûresi de aynı ayrımı yapar: Aya aydınlık verilmiş, güneş ise ışık saçan bir kandil kılınmıştır (Nûh 15–16). el-Hamîd dersinde başı işlenen "temizlik imanın yarısıdır" hadisinin devamında da aynı iki kelime yan yana gelir: "Namaz nurdur, sadaka burhandır, sabır ise ziyâdır" (Müslim, Tahâret). Âlimler burada sabrın ziyâ diye anılmasını, sabrın içinde bir yanma ve sıcaklık da barındırmasına bağlamıştır; namaz ise sakin ve aydınlatan bir nurdur.

Nurlandıran bir ışık. Kur'an, Hz. Peygamber'i de bir ışık olarak anar:

Meal "nurlandıran bir ışık" der; Arapçasında sirâcen münîrâ, yani "aydınlatan bir kandil" ifadesi geçer. Mâide 15'te de ehl-i kitaba "Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap" geldiği bildirilir. Peygamber, ışığı kendinden değil Allah'tan alan ve başkalarına ulaştıran bir kandildir.

Söndürülemeyen nur. Kur'an, Allah'ın nurunu söndürmeye çalışanlardan söz eder:

Benzetme dikkat çekicidir: Ağızla söndürmek, bir mumu üfleyerek söndürmeye çalışmaktır. Ama söz konusu olan güneş gibi bir nurdur; üflemekle sönmez. ez-Zâhir dersinde işlenen Saf 8 de aynı benzetmeyi taşır. Tarih boyunca hakikati susturmaya yönelik çabalar, bu ayetin ışığında okunmuştur.

Yeryüzünün aydınlanması. Kıyamet sahnesinde de nur vardır:

Hesap günü, yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır; kitap açılır ve adaletle hüküm verilir. Nur burada, hiçbir şeyin gizli kalmadığı bir açıklığı anlatır.

Ahirette önlerinde koşan nur. Kur'an, ahirette müminlerin nurunu şöyle anlatır:

Meal ışıkların önlerinde olduğunu söyler; Arapçasında "nurları önlerinde ve sağlarında koşar" ifadesi geçer. Dünyada iman ve amelle yakılan kandil, ahirette yolu aydınlatan ışık olur. el-Bâtın dersinde işlenen Hadîd 13–14, bu nurdan mahrum kalan münafıkların "bekleyin, nurunuzdan alalım" diye seslendiğini anlatır.

İlmî

İlmî

Nurun tevili. Kelâm âlimleri, Allah'ın "nur" olarak anılmasının O'nun maddi bir ışık olduğu anlamına gelmediğinde birleşmiştir; çünkü maddi ışık yaratılmıştır ve sonradan var olmuştur. Taberî'nin tefsirinde İbn Abbâs'tan, "göklerin ve yerin nuru"nun "göklerin ve yerin halkını hidayete erdiren" diye açıklandığı aktarılır. Diğer açıklamalar, "gökleri ve yeri aydınlatan" ya da "onların düzenini kuran" şeklindedir. Bütün bu açıklamalar, nurun Allah'ın zâtını tarif etmekten çok O'nun fiillerini anlattığını kabul eder.

Rabbini gördün mü? Müslim'in (Îmân) rivayetine göre Ebû Zer, Hz. Peygamber'e Rabbini görüp görmediğini sormuş; o da "O bir nurdur, O'nu nasıl görebilirim?" diye cevap vermiştir. Aynı bölümdeki başka bir rivayette ise "Bir nur gördüm" ifadesi geçer. Âlimler bu iki rivayeti, nurun görmeye engel olacak kadar yoğun olduğu ya da görülenin Allah'ın zâtı değil bir nur olduğu şeklinde açıklamıştır.

Mişkâtü'l-Envâr. Gazâlî, Nûr 35'i açıklamak için Mişkâtü'l-Envâr (Nurların Kandili) adlı müstakil bir eser yazmıştır. Eserde gözün ışığından aklın ışığına, oradan vahyin ışığına yükselen bir nur basamakları anlatılır. Gazâlî'ye göre en yüksek basamakta hakiki nur yalnız Allah'tır; diğer bütün nurlar O'ndan ödünç alınmıştır.

Işığında yürünen ışık. Kur'an, nurun müminlere bir yürüme imkânı olarak verildiğini söyler: Allah'tan sakınıp Peygamber'ine inananlara "ışığında yürüyeceğiniz bir ışık" var edilir (Hadîd 28). el-Gafûr dersinde işlenen Tahrîm 8'de ise müminler ahirette "Rabbimiz, nurumuzu tamamla" diye dua eder. Nur, bir kez verilip biten bir şey değildir; dünyada artar ya da azalır, ahirette tamamlanması istenir.

İlmî

Klasik şerhlerde en-Nûr

Nûr kelimesi Kur'an'da 43 kez, 33 ayette ve 20 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Allah'ın ismi olarak yalnız Nûr 35'te gelir; öbür geçişler vahyi, Peygamber'i, imanı ve ahirette müminlerin önünde koşan ışığı anlatır. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi n-v-r kökü Kur'an'da 194 kez geçer ve bunun 145'i nâr, yani ateştir: Aydınlık ile yakan ateş aynı kökten gelir. Bu dersin İlmî seviyesi nurun tevilini, Ebû Zer rivayetini, Mişkâtü'l-Envâr'ı ve ışığında yürünen ışığı anlattı. Bu bölüm, nur kelimesinin vahye ve kalbe nispet edildiği ayetlere şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: bir nur ve apaçık bir kitap
Kurtubî (ö. 671/1273)el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ânTefsir: genişleyen göğüs
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybTefsir: Kur'an'a neden nur denir
Kuşeyrî (ö. 465/1072)Letâifü'l-işârâtİşârî tefsir: onunla gönderilen nur

Taberî: Bir nur ve apaçık bir kitap. Mâide 15, Kitap ehline şöyle seslenir: Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap gelmiştir. Ayette iki şey sayılır ve müfessirler bunların iki ayrı şey mi, yoksa tek bir şeyin iki niteliği mi olduğunu tartışmıştır. Taberî'nin açıklamasında nur, Peygamber diye anlaşılır: Allah onunla hakkı aydınlatmış ve gizlenen gerçekleri açığa çıkarmıştır; kitap ise Kur'an'dır. Başka müfessirler ikisini de Kur'an'ın nitelikleri saymıştır. Dersin Derin seviyesindeki Ahzâb 46, Peygamber'i nurlandıran bir ışık diye anmıştı; Taberî'nin okuması bu iki ayeti birbirine bağlar. Bu okumada en-Nûr'un ışığı, insanlara bir kişi ve bir kitap aracılığıyla ulaşır.

Kurtubî: Genişleyen göğüs. Zümer 22 sorar: Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa, o Rabbi katından bir nur üzere olmaz mı? Kurtubî bu ayetin tefsirinde, nur kalbe girdiğinde göğsün genişleyip açıldığını ve bunun bir alameti olup olmadığı sorulduğunda, aldanış yurdundan uzaklaşmak, ebedî yurda yönelmek ve ölüm gelmeden ona hazırlanmak diye cevap verildiğini bildiren bir rivayeti aktarır. Hadis âlimleri bu rivayetin isnadını tartışmıştır; ama anlamı ayetin devamıyla örtüşür: Kalpleri Allah'ı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun. Bu okumada nurun kalpteki izi, dünyaya bakışın değişmesidir.

Râzî: Kur'an'a neden nur denir. Teğâbün 8 şöyle der: Öyleyse Allah'a, Peygamberine ve indirdiğimiz nura, Kur'an'a inanın. Râzî'nin tefsirinde Kur'an'ın neden nur diye anıldığı sorulur. Verilen cevap nurun tanımına dayanır: Nur kendisi apaçık olan ve başka şeyleri görünür kılandır. Kur'an da hem kendisi açıktır hem de hakkı ve batılı, helali ve haramı görünür kılar. Dersin Temel seviyesinde Gazâlî'nin en-Nûr tanımı okunmuştu: kendisi apaçık olan ve her şeyi görünür kılan. Râzî'nin açıklaması aynı tanımı vahye uygular: İndirilen nur, onu indirenin nurundan bir izdir.

Kuşeyrî: Onunla gönderilen nur. A'râf 157, ümmî peygambere uyanları anlatır ve şöyle biter: Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar, işte onlar saadete erenlerdir. Ayette nur, Peygamber'le birlikte (ma'ahû) indirilmiş olarak anılır; Diyanet meali bunu onunla gönderilen diye çevirir. Kuşeyrî'nin işârî okumasında bu birliktelik, nurun taşıyıcısından ayrı düşünülemeyeceğine işarettir: Nura uymak, onu getirenin yolunda yürümektir. Bu okuma dersin İlmî seviyesindeki Hadîd 28 ile buluşur: Nur, içinde yürünecek bir ışık olarak verilir; uyan onunla yolunu bulur.

Karşılaştırma. Dört şârih nurun dört taşıyıcısına bakar. Taberî nurun bir kişide ve bir kitapta geldiğini, Kurtubî nurun kalpte göğsü genişleterek yerleştiğini, Râzî Kur'an'ın kendisi açık olup başkasını açtığı için nur olduğunu, Kuşeyrî ise nura uymanın onu getirenle birlikte yürümek olduğunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: en-Nûr'un ışığı bir vahiy, bir peygamber ve bir kalp aracılığıyla görünür olur; kul o ışıkta yürüdükçe kendisi de aydınlanır.

Sıradaki isim. Nur yolu gösterir, ama yolda yürümek bir hidayet ister. Sıradaki isim el-Hâdî, doğru yolu gösteren ve o yolda yürüten, bu gösterme ile yürütme arasındaki farka bakacaktır.

Durup düşün

  • Hayatında bir "karanlık oda" var mı: anlamadığın, göremediğin bir durum? Ona hangi ışık lazım?

  • Ay gibi, aldığın ışığı başkalarına yansıttığın bir alan var mı?

  • Nûr 35'teki "ne doğuya ne batıya ait" zeytin ağacı sana ne düşündürüyor?

Uygulama

Bu hafta bir gece, teheccüd ya da yatsı sonrasında Buhârî'deki "Sen göklerin ve yerin nurusun" duasını oku. Nûr 35'i Arapçasıyla ve mealiyle ezberlemeye başla. Birine, bildiğin bir konuda sabırla bir şey öğret. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde seni aydınlatan bir sözü ya da anı yaz.

Kendini sına

  1. Işığın iki temel özelliği nedir ve en-Nûr ismi bunlarla nasıl açıklanır?
    Cevabı göster

    Kendisi görünür ve başka şeyleri gösterir; Allah hem apaçık olan hem de her şeyi görünür kılandır.

  2. Yûnus 5'te güneş ve ay için hangi kelimeler kullanılır?
    Cevabı göster

    Güneş için ziyâ, ay için nûr kelimesi kullanılır.

  3. Hadîd 12'ye göre ahirette müminlerin nuru nerededir?
    Cevabı göster

    Önlerinde ve sağlarında koşar.

  4. Gazâlî'nin Nûr 35'i açıkladığı eserin adı nedir?
    Cevabı göster

    Mişkâtü'l-Envâr, yani Nurların Kandili.

Kur'an'da en-Nûr

Kelime (نُور) Kur'an'da 43 kez, 33 ayette ve 20 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Nûr7
  • Hadîd6
  • Mâide4
  • Bakara3
  • En'âm3
  • Tevbe2
  • İbrâhîm2
  • Zümer2

ve 12 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 17

    مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ ٱلَّذِى ٱسْتَوْقَدَ نَارًۭا فَلَمَّآ أَضَآءَتْ مَا حَوْلَهُۥ ذَهَبَ ٱللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِى ظُلُمَٰتٍۢ لَّا يُبْصِرُونَ

    Onlar, çevresini aydınlatmak için ateş yakan kimseye benzerler ki, Allah ışıklarını yok edince, onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakmıştır.

  2. Bakara 257

    ٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَوْلِيَآؤُهُمُ ٱلطَّٰغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَ ٱلنُّورِ إِلَى ٱلظُّلُمَٰتِ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin ise dostları tağuttur. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır.

  3. Nisâ 174

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُم بُرْهَٰنٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ نُورًۭا مُّبِينًۭا

    Ey İnsanlar! Rabbiniz'den size açık bir delil geldi, size apaçık bir nur, Kuran indirdik.

  4. Mâide 15

    يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًۭا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَيَعْفُوا۟ عَن كَثِيرٍۢ ۚ قَدْ جَآءَكُم مِّنَ ٱللَّهِ نُورٌۭ وَكِتَٰبٌۭ مُّبِينٌۭ

    Ey Kitap ehli! Kitap'dan gizleyip durduğunuzun çoğunu size açıkça anlatan ve çoğundan da geçiveren peygamberimiz gelmiştir. Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap gelmiştir.

  5. Mâide 16

    يَهْدِى بِهِ ٱللَّهُ مَنِ ٱتَّبَعَ رِضْوَٰنَهُۥ سُبُلَ ٱلسَّلَٰمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذْنِهِۦ وَيَهْدِيهِمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ

    Allah, rızasını gözetenleri onunla, selamet yollarına eriştirir ve onları, izni ile, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Onları doğru yola iletir.

  6. Mâide 44

    إِنَّآ أَنزَلْنَا ٱلتَّوْرَىٰةَ فِيهَا هُدًۭى وَنُورٌۭ ۚ يَحْكُمُ بِهَا ٱلنَّبِيُّونَ ٱلَّذِينَ أَسْلَمُوا۟ لِلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلرَّبَّٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ بِمَا ٱسْتُحْفِظُوا۟ مِن كِتَٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُوا۟ عَلَيْهِ شُهَدَآءَ ۚ فَلَا تَخْشَوُا۟ ٱلنَّاسَ وَٱخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِى ثَمَنًۭا قَلِيلًۭا ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَٰفِرُونَ

    Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir.

  7. Mâide 46

    وَقَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِم بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ ۖ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْإِنجِيلَ فِيهِ هُدًۭى وَنُورٌۭ وَمُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَهُدًۭى وَمَوْعِظَةًۭ لِّلْمُتَّقِينَ

    Onların izi üzerine arkalarından Meryem oğlu İsa'yı, ondan önce gelmiş bulunan Tevrat'ı doğrulayarak gönderdik. Ona, yol gösterici, aydınlatıcı olan ve önünde bulunan Tevrat'ı doğrulayan İncil'i sakınanlara öğüt ve yol gösterici olarak verdik.

  8. En'âm 1Derste işleniyor

    ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَجَعَلَ ٱلظُّلُمَٰتِ وَٱلنُّورَ ۖ ثُمَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ

    Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah'a mahsustur. Öyle iken, inkar edenler Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar.

  9. En'âm 91

    وَمَا قَدَرُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِۦٓ إِذْ قَالُوا۟ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَىٰ بَشَرٍۢ مِّن شَىْءٍۢ ۗ قُلْ مَنْ أَنزَلَ ٱلْكِتَٰبَ ٱلَّذِى جَآءَ بِهِۦ مُوسَىٰ نُورًۭا وَهُدًۭى لِّلنَّاسِ ۖ تَجْعَلُونَهُۥ قَرَاطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًۭا ۖ وَعُلِّمْتُم مَّا لَمْ تَعْلَمُوٓا۟ أَنتُمْ وَلَآ ءَابَآؤُكُمْ ۖ قُلِ ٱللَّهُ ۖ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ

    "Allah hiçbir insana bir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. De ki: "Musa'nın insanlara nur ve yol gösterici olarak getirdiği Kitap'ı kim indirdi? Ki siz onu kağıtlara yazıp bir kısmını gösterip çoğunu gizlersiniz, atalarınızın ve sizin bilmediğiniz size onunla öğretilmiştir." "Allah" de, sonra da onları daldıkları sapıklıkta bırak, oynasınlar.

  10. En'âm 122

    أَوَمَن كَانَ مَيْتًۭا فَأَحْيَيْنَٰهُ وَجَعَلْنَا لَهُۥ نُورًۭا يَمْشِى بِهِۦ فِى ٱلنَّاسِ كَمَن مَّثَلُهُۥ فِى ٱلظُّلُمَٰتِ لَيْسَ بِخَارِجٍۢ مِّنْهَا ۚ كَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِلْكَٰفِرِينَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    Ölü iken kalbini diriltip, insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kafirlere de, işledikleri güzel gösterilmiştir.

  11. A'râf 157

    ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلرَّسُولَ ٱلنَّبِىَّ ٱلْأُمِّىَّ ٱلَّذِى يَجِدُونَهُۥ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ وَٱلْإِنجِيلِ يَأْمُرُهُم بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَىٰهُمْ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ ٱلْخَبَٰٓئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَٱلْأَغْلَٰلَ ٱلَّتِى كَانَتْ عَلَيْهِمْ ۚ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِهِۦ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَٱتَّبَعُوا۟ ٱلنُّورَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ مَعَهُۥٓ ۙ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    "Bu dünyada ve ahirette bizim için güzel olanı yaz; biz Sana yöneldik" dedi. Allah: "Azabıma dilediğim kimseyi uğratırım, rahmetim herşeyi kaplamıştır; bunu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, zekat verenlere, ayetlerimize inanıp, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları, okuyup yazması olmayan peygambere uyanlara yazacağız. O peygamber, onlara, uygun olanı emreder ve fenalıktan meneder, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılar, onların ağır yüklerini indirir, zor tekliflerini hafifletir. Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar yok mu? İşte onlar saadete erenlerdir" dedi.

  12. Tevbe 32Derste işleniyor

    يُرِيدُونَ أَن يُطْفِـُٔوا۟ نُورَ ٱللَّهِ بِأَفْوَٰهِهِمْ وَيَأْبَى ٱللَّهُ إِلَّآ أَن يُتِمَّ نُورَهُۥ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْكَٰفِرُونَ

    Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kafirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır.

Bütün geçişler (33 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

ن-و-رKur'an'da 194 kelime, 3 farklı türev

İlk resim: Işık: karanlığı gideren, görmeyi sağlayan aydınlık. Morfoloji verisi ateşi (nâr) de bu köke bağlar.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
نارateşİsim145Bakara 17
نُورisim kalıbınur, ışıkİsim43Bakara 17
مُنِيرaydınlatanİsim6Âl-i İmrân 184

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.