en-Nûr, nur olan, gökleri ve yeri aydınlatan, varlıkları görünür kılan ve kalplere hakikati gösteren demektir. Işığın iki özelliği vardır: Kendisi görünür ve başka şeyleri gösterir. Karanlık bir odada eşyalar yine yerindedir, ama görünmez; ışık yanınca onlar var olmaya başlamış gibi olur. Âlimler en-Nûr ismini bu iki özellik üzerinden anlamıştır: Allah hem kendisi apaçık olan hem de her şeyi görünür kılandır. Ama bu ışık yalnız gözün gördüğü ışık değildir; kalbin gördüğü, yolu gösteren ve karanlıktan çıkaran bir nurdur. Bu ders, Kur'an'ın en ünlü benzetmelerinden biri olan Nûr ayetine ve ahirette müminlerin önünde koşan nura bakar.
Temel
Kelime. en-Nûr, n-v-r kökünden gelir. Nûr, ışık, aydınlık ve parıltıdır; nâr (ateş) da aynı köktendir. Türkçede nur, münevver (aydınlanmış, aydın), tenvir (aydınlatma), nurani (nurlu) ve menâre (minare, ışık yakılan yer) kelimeleri bu köktendir. Minare kelimesinin bu kökten gelmesi dikkat çeker: Işık yakılan kule, sonra ezanın okunduğu kule olmuştur. en-Nûr ismi Kur'an'da, sûreye adını veren ayette geçer:
Ayet, önce Allah'ın göklerin ve yerin nuru olduğunu söyler, sonra bu nuru bir benzetmeyle anlatır: Bir duvar oyuğunda bir kandil, kandil bir cam içinde, cam inci gibi parlayan bir yıldız, yağı ise ne doğuya ne batıya ait bereketli bir zeytin ağacından. Yağ o kadar saftır ki ateş değmeden neredeyse kendiliğinden aydınlatacaktır. "Nur üstüne nurdur." Ayet, "Allah dilediğini nuruna kavuşturur" diye biter. Hemen ardından gelen ayetler bu nurun nerede yandığını söyler: Allah'ın yükseltilmesine izin verdiği evlerde, yani mescitlerde; er-Râfi' dersinde bu bağlantı işlenmişti.
Karanlıklar ve nur. Kur'an, nur ile karanlığı birlikte anarken dikkat çekici bir dil kullanır:
Arapçasında "karanlıklar" çoğul (zulumât), "aydınlık" ise tekil (nûr) gelir. Müfessirler bu farkı, sapmanın yollarının çok, doğrunun ise tek olmasına işaret olarak okumuştur. el-Veliyy dersinde işlenen Bakara 257 de aynı dili kullanır: Allah müminleri karanlıklardan nura çıkarır. Nûr sûresinin 40. ayeti ise karanlığı üst üste binen dalgalar ve bulutlarla anlatır ve "Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz" diye biter; el-Vâcid dersinde bu ayet işlenmişti.
Göklerin ve yerin nuru. Hz. Peygamber, gece namaza kalktığında şu duayla başlardı:
Dua, Nûr 35'in ilk cümlesini gece karanlığında bir yakarışa çevirir. Gecenin en karanlık saatinde nuru anmak, kulun kendi karanlığının farkında olduğunu da gösterir.
Kalbe nur. Buhârî'nin (Deavât) ve Müslim'in aktardığı bir başka duada Hz. Peygamber, kalbine, gözüne, kulağına, sağına, soluna, önüne ve arkasına nur verilmesini istemiş ve "beni nur kıl" diye dua etmiştir. Nur burada yalnız ışık değil, insanın bütün duyularına ve yönlerine yayılan bir doğruluk ve hidayet hâlidir. Kul, gördüğünü, duyduğunu ve yöneldiğini bu nurla ölçmek ister.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da en-Nûr'u, kendisi apaçık olan ve her şeyi görünür kılan diye tanımlar. Kulun bu isimden payı, bilgisiyle ve ahlâkıyla çevresini aydınlatmaktır: karanlıkta kalana yol göstermek, bir cahilliği gidermek, bir şüpheyi dağıtmak.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, ışığın her şeyi mümkün kıldığı düzende okunur. Bitki güneş ışığıyla besin üretir; göz ışıkla görür. Işık olmasaydı renk de şekil de bilinmezdi. Gece bile tamamen karanlık değildir; ay ve yıldızlar, yolcuya yönünü bulacak kadar ışık bırakır.
Derin
Derin
Güneş ve ay. Kur'an, güneş ile ayın ışığını iki farklı kelimeyle anlatır:
Arapçada güneş için ziyâ, ay için nûr kelimesi kullanılır. Müfessirler bu ayrımı, güneşin kendi kaynağından parlaması ile ayın bir başka kaynaktan aldığı ışığı yansıtması arasındaki farka işaret olarak yorumlamıştır. Nûh sûresi de aynı ayrımı yapar: Aya aydınlık verilmiş, güneş ise ışık saçan bir kandil kılınmıştır (Nûh 15–16). el-Hamîd dersinde başı işlenen "temizlik imanın yarısıdır" hadisinin devamında da aynı iki kelime yan yana gelir: "Namaz nurdur, sadaka burhandır, sabır ise ziyâdır" (Müslim, Tahâret). Âlimler burada sabrın ziyâ diye anılmasını, sabrın içinde bir yanma ve sıcaklık da barındırmasına bağlamıştır; namaz ise sakin ve aydınlatan bir nurdur.
Nurlandıran bir ışık. Kur'an, Hz. Peygamber'i de bir ışık olarak anar:
Meal "nurlandıran bir ışık" der; Arapçasında sirâcen münîrâ, yani "aydınlatan bir kandil" ifadesi geçer. Mâide 15'te de ehl-i kitaba "Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap" geldiği bildirilir. Peygamber, ışığı kendinden değil Allah'tan alan ve başkalarına ulaştıran bir kandildir.
Söndürülemeyen nur. Kur'an, Allah'ın nurunu söndürmeye çalışanlardan söz eder:
Benzetme dikkat çekicidir: Ağızla söndürmek, bir mumu üfleyerek söndürmeye çalışmaktır. Ama söz konusu olan güneş gibi bir nurdur; üflemekle sönmez. ez-Zâhir dersinde işlenen Saf 8 de aynı benzetmeyi taşır. Tarih boyunca hakikati susturmaya yönelik çabalar, bu ayetin ışığında okunmuştur.
Yeryüzünün aydınlanması. Kıyamet sahnesinde de nur vardır:
Hesap günü, yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır; kitap açılır ve adaletle hüküm verilir. Nur burada, hiçbir şeyin gizli kalmadığı bir açıklığı anlatır.
Ahirette önlerinde koşan nur. Kur'an, ahirette müminlerin nurunu şöyle anlatır:
Meal ışıkların önlerinde olduğunu söyler; Arapçasında "nurları önlerinde ve sağlarında koşar" ifadesi geçer. Dünyada iman ve amelle yakılan kandil, ahirette yolu aydınlatan ışık olur. el-Bâtın dersinde işlenen Hadîd 13–14, bu nurdan mahrum kalan münafıkların "bekleyin, nurunuzdan alalım" diye seslendiğini anlatır.
İlmî
İlmî
Nurun tevili. Kelâm âlimleri, Allah'ın "nur" olarak anılmasının O'nun maddi bir ışık olduğu anlamına gelmediğinde birleşmiştir; çünkü maddi ışık yaratılmıştır ve sonradan var olmuştur. Taberî'nin tefsirinde İbn Abbâs'tan, "göklerin ve yerin nuru"nun "göklerin ve yerin halkını hidayete erdiren" diye açıklandığı aktarılır. Diğer açıklamalar, "gökleri ve yeri aydınlatan" ya da "onların düzenini kuran" şeklindedir. Bütün bu açıklamalar, nurun Allah'ın zâtını tarif etmekten çok O'nun fiillerini anlattığını kabul eder.
Rabbini gördün mü? Müslim'in (Îmân) rivayetine göre Ebû Zer, Hz. Peygamber'e Rabbini görüp görmediğini sormuş; o da "O bir nurdur, O'nu nasıl görebilirim?" diye cevap vermiştir. Aynı bölümdeki başka bir rivayette ise "Bir nur gördüm" ifadesi geçer. Âlimler bu iki rivayeti, nurun görmeye engel olacak kadar yoğun olduğu ya da görülenin Allah'ın zâtı değil bir nur olduğu şeklinde açıklamıştır.
Mişkâtü'l-Envâr. Gazâlî, Nûr 35'i açıklamak için Mişkâtü'l-Envâr (Nurların Kandili) adlı müstakil bir eser yazmıştır. Eserde gözün ışığından aklın ışığına, oradan vahyin ışığına yükselen bir nur basamakları anlatılır. Gazâlî'ye göre en yüksek basamakta hakiki nur yalnız Allah'tır; diğer bütün nurlar O'ndan ödünç alınmıştır.
Işığında yürünen ışık. Kur'an, nurun müminlere bir yürüme imkânı olarak verildiğini söyler: Allah'tan sakınıp Peygamber'ine inananlara "ışığında yürüyeceğiniz bir ışık" var edilir (Hadîd 28). el-Gafûr dersinde işlenen Tahrîm 8'de ise müminler ahirette "Rabbimiz, nurumuzu tamamla" diye dua eder. Nur, bir kez verilip biten bir şey değildir; dünyada artar ya da azalır, ahirette tamamlanması istenir.
İlmî
Klasik şerhlerde en-Nûr
Nûr kelimesi Kur'an'da 43 kez, 33 ayette ve 20 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Allah'ın ismi olarak yalnız Nûr 35'te gelir; öbür geçişler vahyi, Peygamber'i, imanı ve ahirette müminlerin önünde koşan ışığı anlatır. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi n-v-r kökü Kur'an'da 194 kez geçer ve bunun 145'i nâr, yani ateştir: Aydınlık ile yakan ateş aynı kökten gelir. Bu dersin İlmî seviyesi nurun tevilini, Ebû Zer rivayetini, Mişkâtü'l-Envâr'ı ve ışığında yürünen ışığı anlattı. Bu bölüm, nur kelimesinin vahye ve kalbe nispet edildiği ayetlere şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: bir nur ve apaçık bir kitap |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Tefsir: genişleyen göğüs |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: Kur'an'a neden nur denir |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: onunla gönderilen nur |
Taberî: Bir nur ve apaçık bir kitap. Mâide 15, Kitap ehline şöyle seslenir: Doğrusu size Allah'tan bir nur ve apaçık bir Kitap gelmiştir. Ayette iki şey sayılır ve müfessirler bunların iki ayrı şey mi, yoksa tek bir şeyin iki niteliği mi olduğunu tartışmıştır. Taberî'nin açıklamasında nur, Peygamber diye anlaşılır: Allah onunla hakkı aydınlatmış ve gizlenen gerçekleri açığa çıkarmıştır; kitap ise Kur'an'dır. Başka müfessirler ikisini de Kur'an'ın nitelikleri saymıştır. Dersin Derin seviyesindeki Ahzâb 46, Peygamber'i nurlandıran bir ışık diye anmıştı; Taberî'nin okuması bu iki ayeti birbirine bağlar. Bu okumada en-Nûr'un ışığı, insanlara bir kişi ve bir kitap aracılığıyla ulaşır.
Kurtubî: Genişleyen göğüs. Zümer 22 sorar: Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa, o Rabbi katından bir nur üzere olmaz mı? Kurtubî bu ayetin tefsirinde, nur kalbe girdiğinde göğsün genişleyip açıldığını ve bunun bir alameti olup olmadığı sorulduğunda, aldanış yurdundan uzaklaşmak, ebedî yurda yönelmek ve ölüm gelmeden ona hazırlanmak diye cevap verildiğini bildiren bir rivayeti aktarır. Hadis âlimleri bu rivayetin isnadını tartışmıştır; ama anlamı ayetin devamıyla örtüşür: Kalpleri Allah'ı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun. Bu okumada nurun kalpteki izi, dünyaya bakışın değişmesidir.
Râzî: Kur'an'a neden nur denir. Teğâbün 8 şöyle der: Öyleyse Allah'a, Peygamberine ve indirdiğimiz nura, Kur'an'a inanın. Râzî'nin tefsirinde Kur'an'ın neden nur diye anıldığı sorulur. Verilen cevap nurun tanımına dayanır: Nur kendisi apaçık olan ve başka şeyleri görünür kılandır. Kur'an da hem kendisi açıktır hem de hakkı ve batılı, helali ve haramı görünür kılar. Dersin Temel seviyesinde Gazâlî'nin en-Nûr tanımı okunmuştu: kendisi apaçık olan ve her şeyi görünür kılan. Râzî'nin açıklaması aynı tanımı vahye uygular: İndirilen nur, onu indirenin nurundan bir izdir.
Kuşeyrî: Onunla gönderilen nur. A'râf 157, ümmî peygambere uyanları anlatır ve şöyle biter: Bu peygambere inanan, hürmet eden, yardım eden, onunla gönderilen nura uyanlar, işte onlar saadete erenlerdir. Ayette nur, Peygamber'le birlikte (ma'ahû) indirilmiş olarak anılır; Diyanet meali bunu onunla gönderilen diye çevirir. Kuşeyrî'nin işârî okumasında bu birliktelik, nurun taşıyıcısından ayrı düşünülemeyeceğine işarettir: Nura uymak, onu getirenin yolunda yürümektir. Bu okuma dersin İlmî seviyesindeki Hadîd 28 ile buluşur: Nur, içinde yürünecek bir ışık olarak verilir; uyan onunla yolunu bulur.
Karşılaştırma. Dört şârih nurun dört taşıyıcısına bakar. Taberî nurun bir kişide ve bir kitapta geldiğini, Kurtubî nurun kalpte göğsü genişleterek yerleştiğini, Râzî Kur'an'ın kendisi açık olup başkasını açtığı için nur olduğunu, Kuşeyrî ise nura uymanın onu getirenle birlikte yürümek olduğunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: en-Nûr'un ışığı bir vahiy, bir peygamber ve bir kalp aracılığıyla görünür olur; kul o ışıkta yürüdükçe kendisi de aydınlanır.
Sıradaki isim. Nur yolu gösterir, ama yolda yürümek bir hidayet ister. Sıradaki isim el-Hâdî, doğru yolu gösteren ve o yolda yürüten, bu gösterme ile yürütme arasındaki farka bakacaktır.
Durup düşün
- Hayatında bir "karanlık oda" var mı: anlamadığın, göremediğin bir durum? Ona hangi ışık lazım?
- Ay gibi, aldığın ışığı başkalarına yansıttığın bir alan var mı?
- Nûr 35'teki "ne doğuya ne batıya ait" zeytin ağacı sana ne düşündürüyor?
Uygulama
Bu hafta bir gece, teheccüd ya da yatsı sonrasında Buhârî'deki "Sen göklerin ve yerin nurusun" duasını oku. Nûr 35'i Arapçasıyla ve mealiyle ezberlemeye başla. Birine, bildiğin bir konuda sabırla bir şey öğret. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde seni aydınlatan bir sözü ya da anı yaz.
Kendini sına
- Işığın iki temel özelliği nedir ve en-Nûr ismi bunlarla nasıl açıklanır?
- Yûnus 5'te güneş ve ay için hangi kelimeler kullanılır?
- Hadîd 12'ye göre ahirette müminlerin nuru nerededir?
- Gazâlî'nin Nûr 35'i açıkladığı eserin adı nedir?