İçeriğe geç

الشهيد

51. isim

eş-Şehîd

Her şeye şahit

İsim dersi · 51. isim

eş-Şehîd: Her Şeye Şahit

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Şehîd, hiçbir şeyin kendisinden gizli kalmadığı, her olayda hazır ve her şeye şahit olan demektir. Şahit, olanı uzaktan duymuş biri değil, orada bulunmuş ve görmüş biridir; sözü bu yüzden kesin sayılır. Müslümanın dinine girerken söylediği ilk söz de bir şahitliktir: Eşhedü en lâ ilâhe illallâh, "Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur." Bu ders ismi, Îsâ'nın hesap günündeki sözüyle, konuşan derilerle, Veda Hutbesi'nde göğe kalkan bir parmakla ve Allah yolunda ölenlere verilen adla okur.

Temel

Kelime. Şehîd, ş-h-d kökünden gelir. Kökün temel anlamı "bir yerde hazır bulunmak, gözüyle görmek ve gördüğünü bildirmek"tir. Türkçeye bu kökten pek çok kelime geçmiştir: şahit ve şehâdet (tanıklık), müşâhede (gözlem), meşhed (olayın yaşandığı yer), meşhûd (görülen, hazır bulunulan), şühûd (hazır bulunma, doğrudan görme) ve şehit (Allah yolunda canını veren). Kur'an'da gayb, yani görünmeyen âlem, şehâdet âleminin, yani görünen âlemin karşısında yer alır; Allah "gaybı da şehâdeti de bilen" (âlimü'l-gaybi ve'ş-şehâde) diye anılır. Şehîd ismi, Kur'an'da Allah için kullanıldığı yerlerde çoğu kez "Allah her şeye şahittir" (alâ külli şey'in şehîd) kalıbında gelir.

Farklı inançlar üzerine. Bu kalıbın en dikkat çekici geçtiği yerlerden biri, insanların inanç ayrılıklarının anıldığı ayettir:

Ayet, inananları, yahudileri, sâbiîleri, hıristiyanları, mecûsîleri ve ortak koşanları tek tek sayar ve aralarındaki hükmü kıyamet gününe bırakır. Gerekçe, Şehîd isminin kendisidir: Hüküm verecek olan, her birinin gerçekte ne olduğuna şahit olandır. İnsanlar birbirinin kalbini göremez; bu yüzden son söz, her şeye şahit olana aittir. Ayet, dünyada farklı inançlar arasında yaşayan bir mümine de bir edep öğretir: Başkasının akıbeti hakkındaki hükmü üstlenmemek.

Îsâ'nın sözü. Kur'an, hesap gününde Allah ile Îsâ arasında geçecek bir konuşmayı anlatır:

Îsâ, kendi şahitliğinin sınırını açıkça söyler: "Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim." Sonra sözü Allah'ın şahitliğine bırakır: "Sen her şeye şahidsin." Bu, bir peygamberin bile şahitliğinin bir süreyle sınırlı olduğunu, Şehîd'in şahitliğinin ise hiçbir sınır tanımadığını gösterir.

Allah'ım, şahit ol. Hz. Peygamber Veda Hutbesi'nin sonunda cemaate şöyle sormuştur: "Benden sorulacaksınız; ne diyeceksiniz?" Cemaat, "Tebliğ ettiğine, görevini yerine getirdiğine ve öğüt verdiğine şahitlik ederiz" deyince, işaret parmağını göğe kaldırıp insanlara doğru indirerek üç kez şöyle demiştir:

Bir topluluğun şahitliği alınmış, ardından bu şahitlik, her şeyi gören ve hiçbir şeyi unutmayan Şehîd'e emanet edilmiştir.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Şehîd'i Alîm ve Habîr isimleriyle birlikte açıklar: İlim mutlak olarak düşünülürse Allah Alîm'dir; gizli işlere nispet edilirse Habîr'dir; görünen işlere nispet edilirse Şehîd'dir. Kulun payı, hem görünür hayatını hem de şahitliğini doğru tutmaktır: gördüğünü eksiksiz, görmediğini hiç söylememek.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Şehîd ismi, kâinatın kendisinin bir şahitlik olduğunu hatırlatır:

Ayet, işaretlerin hem dış dünyada hem insanın kendi içinde gösterileceğini söyler ve bir soruyla biter: "Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?"

Derin

Derin

Konuşan deriler. Kur'an, hesap gününde insanın kendi bedeninin ona karşı şahitlik edeceğini anlatır:

Bu sahnede şahitlik, insanın dışından değil içinden gelir: kulaklar, gözler, deriler. Derilere yöneltilen soru, "Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?", insanın en yakınındakinin de ona ait olmadığını gösterir. Ayetin sonu ise asıl yanılgıyı adlandırır: Onlar, yaptıklarının çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyorlardı. Şehîd'i unutan, gizlendiğini sanır; oysa kendi derisi bile şahittir.

Her ümmete bir şahit. Kur'an, peygamberlerin de kendi ümmetleri için şahitlik edeceğini söyler:

Rivayete göre Hz. Peygamber, İbn Mes'ûd'dan kendisine Kur'an okumasını istemiş; İbn Mes'ûd Nisâ sûresini okuyup bu ayete gelince "Yeter" demiş, İbn Mes'ûd da onun gözlerinden yaşlar aktığını görmüştür (Buhârî, Tefsîr). Bir peygamberin, ümmetine şahitlik edecek olmanın ağırlığı karşısında ağlaması, şahitliğin bir onur olduğu kadar bir yük olduğunu da gösterir. Peygamberlerin şahitliği ise yine Şehîd'in şahitliği altındadır; Nisâ 79'un sonunda söylendiği gibi, şahit olarak Allah yeter.

Ortada bir ümmet. Kur'an, şahitlik görevini yalnız peygamberlere değil, bir topluluğa da verir:

Ayet, şahitliği bir zincir olarak kurar: Peygamber ümmete, ümmet insanlara şahittir. Şahit olmak burada yalnız görmek değil, "örnek" olmaktır; Diyanet meali kelimeyi bu yüzden "şahid ve örnek" diye iki kelimeyle çevirir. Bir topluluk, yaşayışıyla insanlara bir şeyin nasıl yaşanabileceğini gösterdiğinde şahitlik etmiş olur.

Kelime-i şehâdet. Müslümanın imanının ilk sözü bir "görme" dili kullanır: eşhedü, "şahitlik ederim". Âlimler bunun, şu ayetteki şahitliğe bir katılım olduğuna dikkat çekmiştir:

Allah kendi birliğine şahitlik etmiş, melekler ve ilim sahipleri de etmiştir. Kul, kelime-i şehâdeti söylerken bu şahitler halkasına girer.

İlmî

İlmî

Neden şehit? Allah yolunda öldürülene neden "şehit" dendiği, dilciler ve müfessirler arasında tartışılmıştır. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta birkaç açıklama aktarır: Şehit, Rabbi katında hazır ve diri olduğu için bu adı almıştır; ya da ölüm anında meleklerin yanında hazır bulunması sebebiyle. Birinci açıklama doğrudan şu ayete dayanır:

Bu açıklamaya göre şehit, "şahit olunan" değil, "hazır bulunan"dır: Ölü sanılan, aslında Rabbinin huzurundadır.

Gayb ve şehâdet. Kelâm ve tasavvuf eserlerinde varlık iki âleme ayrılır: duyularla bilinemeyen gayb âlemi ve duyularla bilinen şehâdet âlemi. İnsanın bilgisi büyük ölçüde şehâdet âlemiyle sınırlıdır. Allah için ise bu ayrım yalnız yaratılmışlara göredir; O'nun bilgisinde gayb ile şehâdet arasında bir fark yoktur. Şehîd ismi, O'nun bilgisinin görünen âleme yönelen yüzünü anlatır.

Aleyhine de olsa. Kur'an, kulun şahitliğine bir ölçü koyar:

Ayete göre şahitlik, kişinin kendisi, anne babası ve yakınları aleyhine olsa bile Allah için yapılır; zenginlik ya da fakirlik şahitliği eğmez. Şehîd isminin kula yansıması burada en keskin hâlini alır: Allah her şeye şahit olduğuna göre, kulun şahitliğini çıkar için eğmesi, aslında görülen bir yerde yalan söylemektir.

Şühûd. Tasavvuf literatüründe aynı kökten gelen şühûd ve müşâhede, kalbin hakikati doğrudan görmesi anlamında kullanılmıştır. İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât'ta kendi tecrübesini, varlığın birliği (vahdet-i vücûd) olarak değil, görülenin birliği (vahdet-i şühûd) olarak yorumlamış; bu ayrım sonraki tasavvuf tartışmalarında önemli bir yer tutmuştur.

İlmî

Klasik şerhlerde eş-Şehîd

eş-Şehîd kalıbı Kur'an'da 56 kez, 47 ayette ve 24 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Allah için kullanıldığı yerlerde çoğu zaman iki kalıp cümleyle gelir: Allah her şeye şahittir; ve şahit olarak Allah yeter. Nisâ 79 ve 166 ikinci cümleyi taşır. Kök 160 kelimeyle geniştir ve hem kulların şahitliğini hem de kıyamet gününün kendisini anlatır. Bu dersin İlmî seviyesi şehidin adını, gayb ve şehâdeti, aleyhine de olsa şahitliği ve şühûd kavramını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: şahit ve şahit olunan
Kurtubî (ö. 671/1273)el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ânFıkıh: gizlenen şahitlik
Kuşeyrî (ö. 465/1072)Letâifü'l-işârâtİşârî tefsir: şahit olarak yeten
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybKelâm: Elest'teki şahitlik

Taberî: Şahit ve şahit olunan. Burûc 3'te bir yemin vardır: Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun. Taberî bu iki kelimenin ne anlattığına dair pek çok görüş aktarır ve bu çokluğu ayrıca kaydeder. Bir görüşe göre şahit cuma günü, şahit olunan Arefe günüdür; başka bir görüşe göre şahit Peygamber, şahit olunan kıyamet günüdür; bir başkasına göre şahit Allah, şahit olunan ise yaratılmışlardır. Taberî'nin yöntemi burada bir ders verir: Ayet bir tek anlama kapatılmamış, her şahidin ve her şahit olunanın kapsandığı geniş bir yemin olarak bırakılmıştır. Şehîd isminin genişliği de buna benzer.

Kurtubî: Gizlenen şahitlik. Bakara 283, borç ve rehin hükümlerinin sonunda bir uyarı verir: Şahitliği gizlemeyin; onu gizleyenin kalbi günah işlemiş olur. Kurtubî'nin hüküm tefsirinde bu ayetten birkaç sonuç çıkarılır: Bir hakkı bilen kişi, çağrıldığında şahitlikten kaçınmamalıdır; şahitliği gizlemek, bir hakkın kaybolmasına sebep olur. Kurtubî ayrıca günahın kalbe nispet edilmesine dikkat çeker: Gizleme dil ile değil, kalp ile işlenen bir günah olarak anılmıştır. Şehîd isminin kuldaki payı burada keskinleşir: Her şeye şahit olan Allah iken, kul bildiği hakkı saklayamaz.

Kuşeyrî: Şahit olarak yeten. Kur'an'da şahit olarak Allah yeter cümlesi birçok kez tekrarlanır. Nisâ 79 bu cümleyi Peygamber'in risaletine, Nisâ 166 ise inen vahye bağlar: İnkârcılar şahitlik etmese de Allah şahitlik eder. İşârî tefsir geleneği bu cümleyi kulun hâline taşır. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde bu cümle, insanların tanıklığına ihtiyaç duymayan bir kulluk diye okunur: Yaptığı iyiliği kimse görmese de, gördüğü haksızlığı kimse tasdik etmese de kul yalnız değildir. Şehîd'in şahitliği, kulu başkalarının onayına bağımlı olmaktan kurtarır.

Râzî: Elest'teki şahitlik. A'râf 172, Âdemoğullarının soyundan bir şahitlik alındığını anlatır: Rab onlara, Ben sizin Rabbiniz değil miyim diye sorar; onlar da evet, şahidiz derler. Râzî'nin tefsirinde bu ayetin nasıl anlaşılacağı uzun uzun tartışılır. Bir görüşe göre bu, ruhların yaratılış öncesinde gerçekten verdiği bir sözdür. Başka bir görüşe göre ise ayet, Allah'ın insana fıtrat olarak yerleştirdiği delillerin dilidir: İnsan, aklı ve yaratılışıyla Rabbine şahitlik edecek biçimde yaratılmıştır. Râzî iki görüşü de aktarır ve ikincisinin gücüne dikkat çeker. Her iki okumada da şahitlik, insanın varlığına işlenmiş bir hakikattir.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Müfessir şahit ve şahit olunanın genişliğini, fakih şahitliği gizlemenin kalbi kirlettiğini, işârî müfessir başkalarının onayına bağımlı olmayan kulluğu, Râzî ise insanın varlığına işlenmiş şahitliği öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Şehîd her şeye şahittir; kul ise kendi içindeki şahitliği unutmadığında ve bildiği hakkı gizlemediğinde bu şahitliğe katılır.

Durup düşün

  • Bir olayı anlatırken "gördüm" ile "duydum" arasındaki farka dikkat ediyor musun?

  • Fussilet 22'deki yanılgı, "Allah'ın yaptıklarının çoğunu bilmediğini sanmak", senin hayatında hangi alanda gizlice yaşıyor olabilir?

  • Kelime-i şehâdeti en son ne zaman bir şahitlik olarak, anlamını düşünerek söyledin?

Uygulama

Bugün başkalarından söz ederken yalnız kendi gördüğünü anlat; duyduğunu söylemen gerekiyorsa "duydum ki" diye başla. Namazlardaki teşehhüdde eşhedü kelimesinde durup bir şahitlik yaptığını hatırla. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde kimse görmezken yaptığın bir işi ve Şehîd isminin o işe nasıl baktığını yaz.

Kendini sına

  1. ş-h-d kökünün temel anlamı nedir?
    Cevabı göster

    Bir yerde hazır bulunmak, gözüyle görmek ve gördüğünü bildirmek.

  2. Mâide 117'de Îsâ kendi şahitliğinin sınırını nasıl anlatır?
    Cevabı göster

    Yalnız aralarında bulunduğu süre boyunca onlar hakkında şahit olduğunu söyler ve Allah'ın her şeye şahit olduğunu söyleyerek sözü Allah'a bırakır.

  3. Gazâlî'ye göre Alîm, Habîr ve Şehîd isimleri arasındaki fark nedir?
    Cevabı göster

    İlim mutlak olarak düşünülürse Alîm, gizli işlere nispet edilirse Habîr, görünen işlere nispet edilirse Şehîd'dir.

  4. Fussilet 20–22'ye göre hesap gününde insanın aleyhinde kim şahitlik eder?
    Cevabı göster

    Kendi kulakları, gözleri ve derileri.

Kur'an'da eş-Şehîd

Kelime (شَهِيد) Kur'an'da 56 kez, 47 ayette ve 24 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Nisâ9
  • Bakara8
  • Mâide4
  • Nûr4
  • Âl-i İmrân3
  • En'âm3
  • Nahl3
  • Hac3

ve 16 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 23

    وَإِن كُنتُمْ فِى رَيْبٍۢ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا فَأْتُوا۟ بِسُورَةٍۢ مِّن مِّثْلِهِۦ وَٱدْعُوا۟ شُهَدَآءَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın.

  2. Bakara 133

    أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ ٱلْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنۢ بَعْدِى قَالُوا۟ نَعْبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ ءَابَآئِكَ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ إِلَٰهًۭا وَٰحِدًۭا وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ

    Yoksa Yakub can verirken sizler yanında mı idiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuştu; Onlar da: "Senin Tanrına ve ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın Tanrısı olan tek Tanrıya kulluk edeceğiz, bizler O'na teslim olmuşuzdur" demişlerdi.

  3. Bakara 143Derste işleniyor

    وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَٰكُمْ أُمَّةًۭ وَسَطًۭا لِّتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًۭا ۗ وَمَا جَعَلْنَا ٱلْقِبْلَةَ ٱلَّتِى كُنتَ عَلَيْهَآ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ ۚ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ ۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَٰنَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌۭ رَّحِيمٌۭ

    Böylece sizi insanlara şahid ve örnek olmanız için tam ortada bulunan bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir. Senin yöneldiğin yönü, Peygambere uyanları, cayacaklardan ayırdetmek için kıble yaptık. Doğrusu Allah'ın yola koyduğu kimselerden başkasına bu ağır bir şeydir. Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.

  4. Bakara 282

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى فَٱكْتُبُوهُ ۚ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌۢ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَن يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُ ۚ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًۭٔا ۚ فَإِن كَانَ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُۥ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَٱسْتَشْهِدُوا۟ شَهِيدَيْنِ مِن رِّجَالِكُمْ ۖ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌۭ وَٱمْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحْدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَىٰهُمَا ٱلْأُخْرَىٰ ۚ وَلَا يَأْبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُوا۟ ۚ وَلَا تَسْـَٔمُوٓا۟ أَن تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦ ۚ ذَٰلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَٰدَةِ وَأَدْنَىٰٓ أَلَّا تَرْتَابُوٓا۟ ۖ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً حَاضِرَةًۭ تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلَّا تَكْتُبُوهَا ۗ وَأَشْهِدُوٓا۟ إِذَا تَبَايَعْتُمْ ۚ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبٌۭ وَلَا شَهِيدٌۭ ۚ وَإِن تَفْعَلُوا۟ فَإِنَّهُۥ فُسُوقٌۢ بِكُمْ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۖ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ

    Ey İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya aciz, ya da yazdıramıyacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahidler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahid tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir.

  5. Âl-i İmrân 98

    قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا تَعْمَلُونَ

    De ki: "Ey Kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken, niçin Allah'ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?"

  6. Âl-i İmrân 99

    قُلْ يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لِمَ تَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنْ ءَامَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًۭا وَأَنتُمْ شُهَدَآءُ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    De ki: "Ey Kitap ehli! Siz doğru olduğuna şahidken, niçin inananları Allah'ın yolunu eğri göstermeğe yeltenerek ondan çeviriyorsunuz? Allah işlediklerinizden gafil değildir".

  7. Âl-i İmrân 140

    إِن يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌۭ فَقَدْ مَسَّ ٱلْقَوْمَ قَرْحٌۭ مِّثْلُهُۥ ۚ وَتِلْكَ ٱلْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ ٱلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَيَتَّخِذَ مِنكُمْ شُهَدَآءَ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّٰلِمِينَ

    Eğer siz (Uhud'da) bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da (Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah'ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen de aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez.

  8. Nisâ 33

    وَلِكُلٍّۢ جَعَلْنَا مَوَٰلِىَ مِمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ ۚ وَٱلَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَٰنُكُمْ فَـَٔاتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ شَهِيدًا

    Ana babanın ve yakınların bıraktıklarından her birine varisler kıldık. Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz. Doğrusu Allah her şeye şahiddir.

  9. Nisâ 41Derste işleniyor

    فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أُمَّةٍۭ بِشَهِيدٍۢ وَجِئْنَا بِكَ عَلَىٰ هَٰٓؤُلَآءِ شَهِيدًۭا

    Her ümmete bir şahid getirdiğimiz ve seni de bunlara şahid getirdiğimiz vakit durumları nasıl olacak?

  10. Nisâ 69

    وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّۦنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّٰلِحِينَ ۚ وَحَسُنَ أُو۟لَٰٓئِكَ رَفِيقًۭا

    Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar Allah'ın nimetine eriştirdiği peygamberlerle, dosdoğru olanlar, şehidler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştırlar!

  11. Nisâ 72

    وَإِنَّ مِنكُمْ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌۭ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَىَّ إِذْ لَمْ أَكُن مَّعَهُمْ شَهِيدًۭا

    Şüphesiz aranızda pek ağır davrananlar vardır; size bir musibet gelirse: "Allah bana iyilikte bulundu, çünkü onlarla beraber bulunmadim" der.

  12. Nisâ 79

    مَّآ أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍۢ فَمِنَ ٱللَّهِ ۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍۢ فَمِن نَّفْسِكَ ۚ وَأَرْسَلْنَٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولًۭا ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًۭا

    Sana ne iyilik gelirse Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Seni insanlara peygamber gönderdik, şahid olarak Allah yeter.

Bütün geçişler (47 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

ش-ه-دKur'an'da 160 kelime, 8 farklı türev

İlk resim: Hazır bulunmak: bir yerde bulunup olanı kendi gözüyle görmek.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
شَهِيدisim kalıbışahit, hazır olan; şehitİsim56Bakara 23
شَهِدَşahit oldu; hazır bulunduFiil44Bakara 84
شَهادَةşahitlik; görünen âlemİsim26Bakara 140
شاهِدşahitİsim21Âl-i İmrân 53
أَشْهَدَşahit tuttuFiil7Bakara 204
مَشْهُودhazır bulunulanİsim3Hûd 103
اسْتَشْهِدُşahit tutunFiil2Bakara 282
مَشْهَدhazır bulunma; görülme yeriİsim1Meryem 37

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.