Şehîd, hiçbir şeyin kendisinden gizli kalmadığı, her olayda hazır ve her şeye şahit olan demektir. Şahit, olanı uzaktan duymuş biri değil, orada bulunmuş ve görmüş biridir; sözü bu yüzden kesin sayılır. Müslümanın dinine girerken söylediği ilk söz de bir şahitliktir: Eşhedü en lâ ilâhe illallâh, "Şahitlik ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur." Bu ders ismi, Îsâ'nın hesap günündeki sözüyle, konuşan derilerle, Veda Hutbesi'nde göğe kalkan bir parmakla ve Allah yolunda ölenlere verilen adla okur.
Temel
Kelime. Şehîd, ş-h-d kökünden gelir. Kökün temel anlamı "bir yerde hazır bulunmak, gözüyle görmek ve gördüğünü bildirmek"tir. Türkçeye bu kökten pek çok kelime geçmiştir: şahit ve şehâdet (tanıklık), müşâhede (gözlem), meşhed (olayın yaşandığı yer), meşhûd (görülen, hazır bulunulan), şühûd (hazır bulunma, doğrudan görme) ve şehit (Allah yolunda canını veren). Kur'an'da gayb, yani görünmeyen âlem, şehâdet âleminin, yani görünen âlemin karşısında yer alır; Allah "gaybı da şehâdeti de bilen" (âlimü'l-gaybi ve'ş-şehâde) diye anılır. Şehîd ismi, Kur'an'da Allah için kullanıldığı yerlerde çoğu kez "Allah her şeye şahittir" (alâ külli şey'in şehîd) kalıbında gelir.
Farklı inançlar üzerine. Bu kalıbın en dikkat çekici geçtiği yerlerden biri, insanların inanç ayrılıklarının anıldığı ayettir:
Ayet, inananları, yahudileri, sâbiîleri, hıristiyanları, mecûsîleri ve ortak koşanları tek tek sayar ve aralarındaki hükmü kıyamet gününe bırakır. Gerekçe, Şehîd isminin kendisidir: Hüküm verecek olan, her birinin gerçekte ne olduğuna şahit olandır. İnsanlar birbirinin kalbini göremez; bu yüzden son söz, her şeye şahit olana aittir. Ayet, dünyada farklı inançlar arasında yaşayan bir mümine de bir edep öğretir: Başkasının akıbeti hakkındaki hükmü üstlenmemek.
Îsâ'nın sözü. Kur'an, hesap gününde Allah ile Îsâ arasında geçecek bir konuşmayı anlatır:
Îsâ, kendi şahitliğinin sınırını açıkça söyler: "Aralarında bulunduğum müddetce onlar hakkında şahiddim." Sonra sözü Allah'ın şahitliğine bırakır: "Sen her şeye şahidsin." Bu, bir peygamberin bile şahitliğinin bir süreyle sınırlı olduğunu, Şehîd'in şahitliğinin ise hiçbir sınır tanımadığını gösterir.
Allah'ım, şahit ol. Hz. Peygamber Veda Hutbesi'nin sonunda cemaate şöyle sormuştur: "Benden sorulacaksınız; ne diyeceksiniz?" Cemaat, "Tebliğ ettiğine, görevini yerine getirdiğine ve öğüt verdiğine şahitlik ederiz" deyince, işaret parmağını göğe kaldırıp insanlara doğru indirerek üç kez şöyle demiştir:
Bir topluluğun şahitliği alınmış, ardından bu şahitlik, her şeyi gören ve hiçbir şeyi unutmayan Şehîd'e emanet edilmiştir.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Şehîd'i Alîm ve Habîr isimleriyle birlikte açıklar: İlim mutlak olarak düşünülürse Allah Alîm'dir; gizli işlere nispet edilirse Habîr'dir; görünen işlere nispet edilirse Şehîd'dir. Kulun payı, hem görünür hayatını hem de şahitliğini doğru tutmaktır: gördüğünü eksiksiz, görmediğini hiç söylememek.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Şehîd ismi, kâinatın kendisinin bir şahitlik olduğunu hatırlatır:
Ayet, işaretlerin hem dış dünyada hem insanın kendi içinde gösterileceğini söyler ve bir soruyla biter: "Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?"
Derin
Derin
Konuşan deriler. Kur'an, hesap gününde insanın kendi bedeninin ona karşı şahitlik edeceğini anlatır:
Bu sahnede şahitlik, insanın dışından değil içinden gelir: kulaklar, gözler, deriler. Derilere yöneltilen soru, "Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?", insanın en yakınındakinin de ona ait olmadığını gösterir. Ayetin sonu ise asıl yanılgıyı adlandırır: Onlar, yaptıklarının çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyorlardı. Şehîd'i unutan, gizlendiğini sanır; oysa kendi derisi bile şahittir.
Her ümmete bir şahit. Kur'an, peygamberlerin de kendi ümmetleri için şahitlik edeceğini söyler:
Rivayete göre Hz. Peygamber, İbn Mes'ûd'dan kendisine Kur'an okumasını istemiş; İbn Mes'ûd Nisâ sûresini okuyup bu ayete gelince "Yeter" demiş, İbn Mes'ûd da onun gözlerinden yaşlar aktığını görmüştür (Buhârî, Tefsîr). Bir peygamberin, ümmetine şahitlik edecek olmanın ağırlığı karşısında ağlaması, şahitliğin bir onur olduğu kadar bir yük olduğunu da gösterir. Peygamberlerin şahitliği ise yine Şehîd'in şahitliği altındadır; Nisâ 79'un sonunda söylendiği gibi, şahit olarak Allah yeter.
Ortada bir ümmet. Kur'an, şahitlik görevini yalnız peygamberlere değil, bir topluluğa da verir:
Ayet, şahitliği bir zincir olarak kurar: Peygamber ümmete, ümmet insanlara şahittir. Şahit olmak burada yalnız görmek değil, "örnek" olmaktır; Diyanet meali kelimeyi bu yüzden "şahid ve örnek" diye iki kelimeyle çevirir. Bir topluluk, yaşayışıyla insanlara bir şeyin nasıl yaşanabileceğini gösterdiğinde şahitlik etmiş olur.
Kelime-i şehâdet. Müslümanın imanının ilk sözü bir "görme" dili kullanır: eşhedü, "şahitlik ederim". Âlimler bunun, şu ayetteki şahitliğe bir katılım olduğuna dikkat çekmiştir:
Allah kendi birliğine şahitlik etmiş, melekler ve ilim sahipleri de etmiştir. Kul, kelime-i şehâdeti söylerken bu şahitler halkasına girer.
İlmî
İlmî
Neden şehit? Allah yolunda öldürülene neden "şehit" dendiği, dilciler ve müfessirler arasında tartışılmıştır. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ta birkaç açıklama aktarır: Şehit, Rabbi katında hazır ve diri olduğu için bu adı almıştır; ya da ölüm anında meleklerin yanında hazır bulunması sebebiyle. Birinci açıklama doğrudan şu ayete dayanır:
Bu açıklamaya göre şehit, "şahit olunan" değil, "hazır bulunan"dır: Ölü sanılan, aslında Rabbinin huzurundadır.
Gayb ve şehâdet. Kelâm ve tasavvuf eserlerinde varlık iki âleme ayrılır: duyularla bilinemeyen gayb âlemi ve duyularla bilinen şehâdet âlemi. İnsanın bilgisi büyük ölçüde şehâdet âlemiyle sınırlıdır. Allah için ise bu ayrım yalnız yaratılmışlara göredir; O'nun bilgisinde gayb ile şehâdet arasında bir fark yoktur. Şehîd ismi, O'nun bilgisinin görünen âleme yönelen yüzünü anlatır.
Aleyhine de olsa. Kur'an, kulun şahitliğine bir ölçü koyar:
Ayete göre şahitlik, kişinin kendisi, anne babası ve yakınları aleyhine olsa bile Allah için yapılır; zenginlik ya da fakirlik şahitliği eğmez. Şehîd isminin kula yansıması burada en keskin hâlini alır: Allah her şeye şahit olduğuna göre, kulun şahitliğini çıkar için eğmesi, aslında görülen bir yerde yalan söylemektir.
Şühûd. Tasavvuf literatüründe aynı kökten gelen şühûd ve müşâhede, kalbin hakikati doğrudan görmesi anlamında kullanılmıştır. İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât'ta kendi tecrübesini, varlığın birliği (vahdet-i vücûd) olarak değil, görülenin birliği (vahdet-i şühûd) olarak yorumlamış; bu ayrım sonraki tasavvuf tartışmalarında önemli bir yer tutmuştur.
İlmî
Klasik şerhlerde eş-Şehîd
eş-Şehîd kalıbı Kur'an'da 56 kez, 47 ayette ve 24 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Allah için kullanıldığı yerlerde çoğu zaman iki kalıp cümleyle gelir: Allah her şeye şahittir; ve şahit olarak Allah yeter. Nisâ 79 ve 166 ikinci cümleyi taşır. Kök 160 kelimeyle geniştir ve hem kulların şahitliğini hem de kıyamet gününün kendisini anlatır. Bu dersin İlmî seviyesi şehidin adını, gayb ve şehâdeti, aleyhine de olsa şahitliği ve şühûd kavramını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: şahit ve şahit olunan |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Fıkıh: gizlenen şahitlik |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: şahit olarak yeten |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Kelâm: Elest'teki şahitlik |
Taberî: Şahit ve şahit olunan. Burûc 3'te bir yemin vardır: Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun. Taberî bu iki kelimenin ne anlattığına dair pek çok görüş aktarır ve bu çokluğu ayrıca kaydeder. Bir görüşe göre şahit cuma günü, şahit olunan Arefe günüdür; başka bir görüşe göre şahit Peygamber, şahit olunan kıyamet günüdür; bir başkasına göre şahit Allah, şahit olunan ise yaratılmışlardır. Taberî'nin yöntemi burada bir ders verir: Ayet bir tek anlama kapatılmamış, her şahidin ve her şahit olunanın kapsandığı geniş bir yemin olarak bırakılmıştır. Şehîd isminin genişliği de buna benzer.
Kurtubî: Gizlenen şahitlik. Bakara 283, borç ve rehin hükümlerinin sonunda bir uyarı verir: Şahitliği gizlemeyin; onu gizleyenin kalbi günah işlemiş olur. Kurtubî'nin hüküm tefsirinde bu ayetten birkaç sonuç çıkarılır: Bir hakkı bilen kişi, çağrıldığında şahitlikten kaçınmamalıdır; şahitliği gizlemek, bir hakkın kaybolmasına sebep olur. Kurtubî ayrıca günahın kalbe nispet edilmesine dikkat çeker: Gizleme dil ile değil, kalp ile işlenen bir günah olarak anılmıştır. Şehîd isminin kuldaki payı burada keskinleşir: Her şeye şahit olan Allah iken, kul bildiği hakkı saklayamaz.
Kuşeyrî: Şahit olarak yeten. Kur'an'da şahit olarak Allah yeter cümlesi birçok kez tekrarlanır. Nisâ 79 bu cümleyi Peygamber'in risaletine, Nisâ 166 ise inen vahye bağlar: İnkârcılar şahitlik etmese de Allah şahitlik eder. İşârî tefsir geleneği bu cümleyi kulun hâline taşır. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde bu cümle, insanların tanıklığına ihtiyaç duymayan bir kulluk diye okunur: Yaptığı iyiliği kimse görmese de, gördüğü haksızlığı kimse tasdik etmese de kul yalnız değildir. Şehîd'in şahitliği, kulu başkalarının onayına bağımlı olmaktan kurtarır.
Râzî: Elest'teki şahitlik. A'râf 172, Âdemoğullarının soyundan bir şahitlik alındığını anlatır: Rab onlara, Ben sizin Rabbiniz değil miyim diye sorar; onlar da evet, şahidiz derler. Râzî'nin tefsirinde bu ayetin nasıl anlaşılacağı uzun uzun tartışılır. Bir görüşe göre bu, ruhların yaratılış öncesinde gerçekten verdiği bir sözdür. Başka bir görüşe göre ise ayet, Allah'ın insana fıtrat olarak yerleştirdiği delillerin dilidir: İnsan, aklı ve yaratılışıyla Rabbine şahitlik edecek biçimde yaratılmıştır. Râzî iki görüşü de aktarır ve ikincisinin gücüne dikkat çeker. Her iki okumada da şahitlik, insanın varlığına işlenmiş bir hakikattir.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Müfessir şahit ve şahit olunanın genişliğini, fakih şahitliği gizlemenin kalbi kirlettiğini, işârî müfessir başkalarının onayına bağımlı olmayan kulluğu, Râzî ise insanın varlığına işlenmiş şahitliği öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Şehîd her şeye şahittir; kul ise kendi içindeki şahitliği unutmadığında ve bildiği hakkı gizlemediğinde bu şahitliğe katılır.
Durup düşün
- Bir olayı anlatırken "gördüm" ile "duydum" arasındaki farka dikkat ediyor musun?
- Fussilet 22'deki yanılgı, "Allah'ın yaptıklarının çoğunu bilmediğini sanmak", senin hayatında hangi alanda gizlice yaşıyor olabilir?
- Kelime-i şehâdeti en son ne zaman bir şahitlik olarak, anlamını düşünerek söyledin?
Uygulama
Bugün başkalarından söz ederken yalnız kendi gördüğünü anlat; duyduğunu söylemen gerekiyorsa "duydum ki" diye başla. Namazlardaki teşehhüdde eşhedü kelimesinde durup bir şahitlik yaptığını hatırla. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde kimse görmezken yaptığın bir işi ve Şehîd isminin o işe nasıl baktığını yaz.
Kendini sına
- ş-h-d kökünün temel anlamı nedir?
- Mâide 117'de Îsâ kendi şahitliğinin sınırını nasıl anlatır?
- Gazâlî'ye göre Alîm, Habîr ve Şehîd isimleri arasındaki fark nedir?
- Fussilet 20–22'ye göre hesap gününde insanın aleyhinde kim şahitlik eder?