Bâri', takdir edilen ölçüyü varlığa çıkaran ve yarattığını kusurdan, uyumsuzluktan uzak kılan demektir. Hâlık isminde yaratmanın planı ve ölçüsü öne çıkıyordu; Bâri' isminde o planın varlığa çıkışı ve yaratılanın "arınmış", yerli yerinde oluşu öne çıkar. Bu ders ismi kökünün iki anlamıyla, Kur'an'da geçtiği yerlerle ve kâinatta çatlak aramaya çağıran ayetle okur.
Temel
Kelime. Bâri', b-r-e kökünden gelir. Kökün iki anlam alanı vardır. Birincisi "bir şeyden uzak olmak, arınmak, kurtulmak"tır: Türkçedeki berî (uzak, suçsuz) ve beraat (aklanma) kelimeleri buradan gelir; hastalıktan iyileşmeye de Arapçada bu kökten bir fiille "hastalıktan kurtuldu" denir. İkincisi "yaratmak"tır: beriyye kelimesi "yaratılmışlar, halk" anlamına gelir. İki anlam birbirine bağlıdır: Bâri', yarattığını eksiklikten ve birbirine karışmaktan uzak, "arınmış" olarak var edendir.
Üç ismin ikincisi. Bâri', Haşr sûresinin son ayetinde Hâlık ile Musavvir arasında gelir:
Diyanet meali Bâri' ismini "güzel yaratan" diye çevirir. Hâlık'ta takdir edilen ölçü, Bâri' isminde varlığa çıkar; Musavvir isminde ise her varlık kendine has şeklini alır.
Yaratanınıza tövbe edin. Bâri' isminin Kur'an'da geçtiği yerlerden biri, İsrâiloğulları'nın buzağıya tapmasından sonra Mûsâ'nın kavmine söylediği sözdür:
Ayette Bâri' ismi iki kez geçer; Diyanet meali ikisini de "Yaratan" diye çevirir. Mûsâ, kendi elleriyle yaptıkları bir buzağıya tapanları, kendilerini yaratana döndürür. İsmin bu bağlamda anılması anlamlıdır: İnsanın yaptığı putun hiçbir şeyi var etme gücü yoktur; tövbe, insanın asıl var edenine geri dönmesidir. Kökün "arınmak" anlamı da burada yankılanır: Tövbe, kulun günahtan arınma yoludur.
Yaratıkların en iyisi. Kökten türeyen beriyye kelimesi, Beyyine sûresinde insanları iki gruba ayırır:
Meal beriyye'yi "yaratıklar" diye çevirir. İnsan, Bâri'in yarattıkları arasında hem en kötü hem en iyi olabilecek tek varlıktır; ayrım iman ve salih amelle yapılır.
Can veren. Hz. Ali'ye Peygamber'den kendisine özel bir bilgi kalıp kalmadığı sorulduğunda verdiği cevap, kökün "yaratmak" anlamıyla kurulmuş bir yeminle başlar:
Yeminin ikinci kısmındaki "canlıyı yaratan" ifadesi, Bâri' ile aynı kökten bir fiildir (bera'e'n-nesme). Tohumu yarmak ve cana varlık vermek, yaratmanın gözle görülen iki örneği olarak yan yana anılmıştır.
Kulun payı. Gazâlî Hâlık, Bâri' ve Musavvir isimlerini bir bina benzetmesiyle birlikte açıklar; Bâri' bu benzetmede planın uygulanıp binanın ayağa kaldırılmasıdır. Kula düşen pay iki yönlüdür. Birincisi, kendini kusursuz yaratılmış bir varlık olarak tanımak ve kendi bedenine, yeteneklerine şükürle bakmaktır. İkincisi, kökün diğer anlamını hayata taşımaktır: Kalbini ve işini karışıklıktan, hileden ve eğrilikten arındırmak.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Bâri' ismi, yaratılanların birbirine karışmadan ayrı ayrı var oluşuna dikkat çeker. Milyarlarca insanın hiçbirinin parmak izi bir diğerininkiyle aynı değildir; her türün kendine has bir yapısı vardır ve bir tür diğerine karışmadan varlığını sürdürür. Her varlık kendi yerinde, kendi ölçüsünde ve başkasına karışmadan vardır.
Derin
Derin
Çatlak aramak. Kur'an, yaratılıştaki kusursuzluğu okuyucuyu bir sınamaya davet ederek anlatır:
Ayet kusuru aramayı yasaklamaz, tersine teşvik eder: "Gözünü bir çevir bak." Göz tekrar tekrar bakar ve yorgun düşer, ama bir düzensizlik (tefâvüt) bulamaz. Bâri' ismi, yaratılışın bu sınamaya dayanmasının ismidir. İnanç burada sorgulamadan kaçmak değil, sorgulamanın sonunda varılan bir kanaattir.
Ayet kusursuz yaratılışı "Rahman'ın yaratması" (halku'r-Rahmân) diye anar. Yaratılıştaki düzen yalnız bir güç gösterisi değil, rahmetin eseridir: Göklerin çatlaksız oluşu, içinde yaşayanlar için bir korumadır. Bu ayrıntı Bâri' ismini kursun baş ismi er-Rahmân'a bağlar.
Her şeyi güzel yaratan. Kur'an yaratılışın güzelliğini insanın yaratılış aşamalarıyla birlikte anar:
Diyanet bu üç ayeti tek bir mealle verir. Ayetin ilk cümlesi "yarattığı her şeyi güzel yaratan" Bâri' isminin anlamını özetler: Yaratılan her şey kendi işine en uygun biçimde yaratılmıştır. Ayetin sonundaki kulak, göz ve kalp, bu güzelliği fark edecek araçlardır; şükür onların doğru kullanılmasıdır.
En güzel biçim. Kur'an insanın yaratılışını da aynı övgüyle anar:
Mealde "en güzel şekil" diye çevrilen ahsen-i takvîm ifadesindeki takvîm, bir şeyi dosdoğru ve dengeli kılmak demektir; yalnız dış görünüşü değil, yapının bütün parçalarının birbirine uyumunu anlatır. İnsan en güzel biçimde yaratılmıştır. Sûrenin devamı, bu güzel yaratılışın "aşağıların aşağısına" düşebileceğini de hatırlatır. Kusursuz yaratılmak, insanın kusursuz yaşayacağı anlamına gelmez; Bâri'in verdiği düzeni korumak insanın ödevidir.
Yaratmadan önce. Kökten türeyen fiil, bir musibetle ilgili ayette de geçer:
"Biz onu yaratmadan önce" ifadesinde Bâri' ile aynı kökten bir fiil kullanılır (nebre'ehâ). Ayet, yaratmanın bir bilgiye ve kayda dayandığını söyler: Bir şey varlığa çıkmadan önce Kitap'ta yazılıdır. Hâlık isminde gördüğümüz takdir, burada Bâri'in varlığa çıkarmasından önceki aşama olarak görünür.
İlmî
İlmî
İki anlamın bağı. Dilciler b-r-e kökünün "yaratmak" ve "uzak olmak" anlamlarının nasıl birleştiğini farklı açıklamıştır. Bir açıklamaya göre yaratmak, bir şeyi yokluktan "ayırmak", onu yokluktan kurtarmaktır. Diğerine göre Bâri', yarattığı şeyleri birbirinden ayıran, her birini diğerine karışmaktan uzak tutandır. Kökün uzak olma anlamı Kur'an'da bir bildiri ayetinde de geçer:
Meal berî kelimesini "uzak" diye çevirir. Aynı kök, bir ayette yaratmayı, diğerinde ayrılığı ve uzak olmayı anlatır.
Hâlık ile farkı. Hâlık ile Bâri' arasındaki fark konusunda iki yaklaşım vardır. Birinci yaklaşıma göre Hâlık takdir eden, Bâri' o takdiri varlığa çıkarandır; Gazâlî'nin bina benzetmesi bu yaklaşımı izler. İkinci yaklaşıma göre Bâri', özellikle canlıları yaratmaya işaret eder; Arapçada "berâ'allâhu'l-halk" ifadesi daha çok canlılar için kullanılmıştır. Hz. Ali'nin yeminindeki "canı yaratan" ifadesi bu ikinci yaklaşımla uyumludur. Kur'an'da isim olarak yalnız Bakara 54'te (iki kez) ve Haşr 24'te geçer.
Kula nispet edilen anlam. Hâlık dersinde, halk fiilinin Îsâ için "şekil vermek" anlamında kullanıldığını görmüştük (Âl-i İmrân 49). Aynı ayette b-r-e kökünden bir fiil de geçer: ubri'u'l-ekmehe ve'l-ebras. Diyanet meali bunu "anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim" diye çevirir. Kök Îsâ'ya nispet edildiğinde "yaratmak" değil, "hastalıktan kurtarmak, iyi etmek" anlamını taşır ve bu da "Allah'ın izniyle" kaydına bağlıdır. Kur'an'da bu kökün "yaratmak" anlamı ise yalnız Allah'a nispet edilir. Kök böylece bir sınır çizer: Kulun yapabileceği en fazla bir şeyi eksiğinden arındırmaktır; yoktan var etmek Bâri'e aittir.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Bâri'
el-Bâri' Kur'an'da isim kalıbıyla yalnız üç kez geçer: ikisi Bakara 54'te, biri Haşr 24'te. Ama kök çok daha geniştir: Bu sayfanın Kök ve dil bölümüne göre b-r-e kökünden 31 kelime vardır ve bunların büyük kısmı yaratmayı değil, uzak olmayı ve aklanmayı anlatır. Bu dersin İlmî seviyesi kökün iki anlamının bağını, Hâlık ile farkı ve Îsâ'ya nispet edilen fiili anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: beriyye kelimesinin kökü |
| Beyhakî (ö. 458/1066) | el-Esmâ ve's-sıfât | Delil: fiil isimleri |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | et-Tahbîr fi't-tezkîr | Zikir: nefsi aklayamamak |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: Bakara 54'te ismin seçimi |
Zeccâc: Beriyye nereden gelir? Dilci şârihler bu kökte bir kelimenin kökenini tartışmıştır: Beyyine 6–7'deki beriyye, yaratıklar. Bir görüşe göre kelime b-r-e kökündendir ve sonundaki hemze hafifletilerek düşmüştür; bu durumda anlamı "yaratılmışlar"dır. Başka bir görüşe göre kelime toprak anlamındaki başka bir kelimeden gelir ve insanın topraktan yaratılışına işaret eder. Kıraat kitapları bu tartışmanın Kur'an okumasındaki izini de kaydeder: Bazı kurrâ kelimeyi hemzeli okumuştur. Hemzeli okuma birinci görüşü, hemzesiz okuma ise iki görüşü de taşıyabilir. Bu sayfanın kök verisi kelimeyi birinci görüşe uygun olarak b-r-e kökünde toplar; bu bir hüküm değil, verinin tercihidir.
Beyhakî: Fiil isimleri. Delil derleyicisi isimleri, işaret ettikleri sıfatın türüne göre gruplar. Bu ayrımda bazı isimler Allah'ın zâtına ait sıfatları, bazıları ise O'nun fiillerini anlatır. Bâri' ikinci gruptandır: Yaratılmış bir şeyin varlığa çıkışını anlatır. Haşr 24'te Hâlık, Bâri' ve Musavvir'in aynı ayette art arda gelmesi, bu üç fiil isminin bir bütün olarak okunmasına dayanak olmuştur. Delil derleyicisi için Bakara 54'teki iki geçiş de önemlidir, çünkü ismin Haşr 24 dışında bir dayanağını verir: İsim orada bir hitapta, "Yaratanınız" diye geçer.
Kuşeyrî: Nefsi aklayamamak. Sûfî şârihler bu kökün öbür anlamına, aklanmaya bakar. Kur'an'da bu anlamın iki geçişi yan yana okununca bir ders verir. Yûsuf 53'te kul, nefsini temize çıkarmadığını söyler, çünkü nefs Rabbin merhameti olmadıkça kötülüğü emreder. Ahzâb 69'da ise Allah'ın Mûsâ'yı kendisine söylenenlerden aklayıp beri tuttuğu bildirilir. Bu gelenekte iki ayetten çıkan sonuç şudur: Kul kendini aklayamaz; aklayan Allah'tır. Kuşeyrî geleneğinde Bâri' isminin kuldaki payı, kendini temize çıkarmaya çalışmak yerine kusurunu bilip arınmayı Rabbinden istemektir.
Râzî: Bakara 54'te ismin seçimi. Tefsir geleneği bir ayette hangi ismin seçildiğine dikkat eder. Bakara 54'te Mûsâ kavmine buzağıya taptıkları için seslenir ve onlara "Yaratanınıza tövbe edin" der. Râzî'nin tefsirinde bu seçimin bağlamla ilgisi üzerinde durulur: Kavim kendi elleriyle biçimlendirdikleri bir heykele tapmıştır; tövbe ise onları gerçekten var eden Bâri'e yöneltilir. Bu okumada ismin seçimi bir karşılaştırma taşır: Biçimlendirilen bir şey ile var eden arasındaki fark, ibadetin kime yöneleceğini belirler. Zuhruf 26'da İbrâhîm'in taptıkları şeylerden uzak olduğunu söylemesi de aynı kökün öbür anlamıyla bu ayrımı tamamlar.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı kökün iki anlamını farklı yerlerden yakalar. Dilci beriyye kelimesinin kökenini, delil derleyici ismin fiil isimleri arasındaki yerini, sûfî aklanmanın kimden geldiğini, müfessir ise Bakara 54'te ismin seçimini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Var eden Allah olduğu gibi, kulu kusurundan arındıran da O'dur; kökün iki anlamı bu tek kaynakta birleşir.
Durup düşün
- Kendi bedeninde ya da yeteneklerinde "kusurlu" diye gördüğün bir şey var mı? Secde 7'deki "yarattığı her şeyi güzel yaratan" ifadesi sana bu konuda ne söyler?
- Hayatında arınmaya ihtiyaç duyduğun bir alan var mı: bir ilişki, bir alışkanlık, bir kazanç yolu?
- Mülk 3–4'teki gibi bir şeyi "tekrar tekrar bakarak" incelediğin oldu mu? Ne buldun?
Uygulama
Bugün bir yaprağı, bir çiçeği ya da kendi elini Mülk 3–4'teki gibi iki kez incele: İlkinde genel düzene, ikincisinde ayrıntılara bak. Sonra Tefekkür Defteri'ne, aynı türden iki şeyin (iki yaprak, iki parmak) birbirinden nasıl ayrıldığını yaz. Akşam kendine şunu sor: Bugün hangi işimi karışıklıktan ve eğrilikten arındırdım?
Kendini sına
- B-r-e kökünün iki anlam alanı nedir?
- Bâri' ismi Kur'an'da isim olarak hangi ayetlerde geçer?
- Mülk 3–4 okuyucuyu neye davet eder?
- Hâlık ile Bâri' arasındaki fark hakkındaki iki yaklaşım nedir?