İçeriğe geç

العظيم

34. isim

el-Azîm

Pek büyük

İsim dersi · 34. isim

el-Azîm: Pek Büyük

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Azîm, büyüklüğü akılların kavrayamayacağı, hiçbir ölçüye sığmayan ve hiçbir benzetmeyle anlatılamayan demektir. İnsan büyük bir dağı gözüyle kuşatabilir, büyük bir denizi haritada çizebilir; ama Azîm'in büyüklüğü ne göze ne akla sığar. Müslüman bu ismi her gün, her namazın her rükûunda anar: "Sübhâne rabbiye'l-azîm." Bu ders ismi rükûdaki tesbihle, kulun büyük saydığı ve küçük saydığı şeylerle ve Allah'a hakkıyla büyüklük tanımanın ne demek olduğuyla okur.

Temel

Kelime. Azîm, a-z-m kökünden gelir. Kökün ilk anlamı "kemik"tir (azm): bedenin en sağlam, en dayanıklı parçası. Buradan "büyük, iri, güçlü ve önemli olmak" anlamı gelişmiştir. Türkçedeki azamet (büyüklük, ululuk), muazzam (çok büyük), tazim (saygı göstermek, yüceltmek) ve azîm (büyük) kelimeleri bu köktendir. Azîm, fa'îl kalıbında bir sıfattır ve Kur'an'da Allah için bir isim olarak dokuz yerde geçer; en bilineni Ayetü'l-kürsî'nin son kelimeleridir: "O yücedir, büyüktür" (ve hüve'l-aliyyü'l-azîm). Kelime Kur'an'da yalnız Allah için değil, büyük bir azap, büyük bir mükâfat, büyük bir ahlâk ya da büyük bir arş için de kullanılır; ama isim olarak mutlak anlamıyla yalnız Allah'a aittir.

Göklerde ve yerde olanlar. Kur'an, Azîm ismini Allah'ın mülkünün genişliğiyle birlikte anar:

Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur; O Aliyy'dir, Azîm'dir. İki isim birbirini tamamlar: Aliyy, yüceliği ve her şeyin üstünde oluşu; Azîm, büyüklüğü ve hiçbir şeyin O'nu kuşatamayışını anlatır. Ayetin bu isimlerle bitmesi, göklerde ve yerde olan her şeyin, ne kadar büyük olursa olsun, O'nun büyüklüğü karşısında küçük kaldığını hatırlatır.

Rabbinin adını tesbih et. Kur'an, Azîm ismini bir emirle birlikte iki kez anar:

İki ayet de aynı cümledir: "Çok büyük Rabbinin adını tesbih et." Vâkıa sûresinde bu emir, insanın yaratılışını, ekinlerini, içtiği suyu ve yaktığı ateşi sayan ayetlerin ardından gelir; Hâkka sûresinde ise Kur'an'ın hak olduğunu bildiren ayetlerin sonunda. Kâinata ve vahye bakan insanın vardığı söz aynıdır: Sübhâne rabbiye'l-azîm.

Rükûdaki tesbih. Hz. Peygamber'in namazını anlatan Huzeyfe, onun rükûda ne söylediğini şöyle aktarır:

Rükû, insanın başını ve belini eğdiği duruştur. İnsan, bedenini Azîm'in önünde eğerken O'nun büyüklüğünü dile getirir. Bedenin hâli ile dilin sözü birleşir: Eğilen, kendinden büyük olanı anar.

Dile hafif, terazide ağır. Hz. Peygamber, Azîm ismini içeren bir zikri şöyle övmüştür:

Buhârî, Sahîh'ini bu hadisle bitirir. Kitabın son sözü, Azîm'in tesbihidir.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da büyüklüğü bir benzetmeyle açıklar: Bir fil büyüktür ama göz onu bir bakışta kuşatabilir; bir dağ daha büyüktür, ama göz onu da bir bakışta görebilir; yeryüzü ise hiçbir bakışa sığmaz. Mutlak anlamda Azîm, aklın bile kavrayamadığıdır; bu yalnız Allah'tır. Kulun bu isimden payı, Allah'a hakkıyla büyüklük tanımak ve O'nun büyüklüğünü tanıdıkça kendi küçüklüğünü bilmektir. Gazâlî'ye göre insanlar arasında da bir büyüklük vardır: peygamberlerin ve kalpleri Allah'ın büyüklüğüyle dolmuş âlimlerin büyüklüğü; ama bu, Azîm'in büyüklüğünden bir yansımadır.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Azîm ismi, kâinatın ölçeğine dikkat çeker. Işık saniyede yaklaşık üç yüz bin kilometre yol alır; buna rağmen bazı yıldızların ışığı bize milyonlarca yılda ulaşır. Bir tek galakside yüz milyarlarca yıldız vardır, ve gözlemlenebilir evrende yüz milyarlarca galaksi. Kâinatın büyüklüğü insan aklını zorlar; Azîm ise bu kâinatın Rabbidir.

Derin

Derin

Allah'a büyüklüğü yakıştıramamak. Nûh, kavmine yıllar süren daveti sırasında şaşkınlıkla sorar:

"Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz?" Mealin "büyüklük" diye çevirdiği kelime vakârdır: ağırlık, heybet, saygınlık. Nûh'un kavmi Allah'ı inkâr etmiyordu belki; ama O'nu hakkıyla büyük tanımıyordu. Hemen ardından gelen ayet, bu büyüklüğün delilini insanın kendi varlığında gösterir: "Oysa sizi merhalelerden geçirerek O yaratmıştır." İnsan, ana rahmindeki bir damladan yetişkin bir bedene ulaşan kendi yolculuğuna bakınca, Azîm'in büyüklüğünü kendi içinde görebilir. Allah'ı küçük görmek, çoğu zaman O'nu inkâr etmek biçiminde değil, O'nu hayatın küçük bir köşesine yerleştirmek biçiminde olur.

Allah'ın nişanelerine saygı. Kur'an, tazim kavramını hac ibadeti bağlamında anar:

"Kişinin Allah'ın nişanelerine (şeâir) hürmet göstermesi, kalplerin takvasındandır." Kâbe, Safâ ve Merve, kurban, Arafat gibi nişaneler kendi başlarına taş, toprak ve hayvandır; ama Allah'a işaret ettikleri için tazim edilirler. Tazim, bir şeyin kendisine değil, işaret ettiği Azîm'e yöneliktir. Ayet, bu saygının kaynağını da gösterir: kalbin takvası. Dışarıdaki bir nişaneye gösterilen saygı, içerideki bir hâlin yansımasıdır.

Birkaç ayet önce, aynı kökten fiil "Allah'ın yasaklarına saygı göstermek" (ta'zîmu hurumâtillâh) için kullanılır. Azîm'i tanıyan, O'nun koyduğu sınırları da büyük görür.

Büyük bir ahlâk. Kur'an, azîm sıfatını bir insan için de kullanır:

Mekke'de "deli" diye alay edilen Peygamber'e, sûrenin ikinci ayeti onun deli olmadığını bildirdikten sonra, Kur'an şöyle der: "Şüphesiz sen büyük bir ahlâka sahipsin." İnsanlar onun büyüklüğünü soyunda, malında ya da gücünde aramıştı; Kur'an onu ahlâkında gösterir. Azîm'in insana yansıyan büyüklüğü, kibir ve güç değil, ahlâktır.

Büyük arşın Rabbi. Tevbe sûresi, Azîm kelimesiyle biter:

İnsanlar yüz çevirdiğinde Peygamber'e söylemesi öğretilen söz, bir tevekkül cümlesidir: "Allah bana yeter; O büyük arşın Rabbidir." Arşın büyüklüğü, Rabbinin büyüklüğüne işaret eder; ve bu büyüklük, yalnız kalan bir kul için bir dayanaktır.

İlmî

İlmî

Küçük sanılan büyük. Kur'an, kulun büyük ve küçük ölçülerinin Allah katında tersine dönebileceğini bir olay üzerinden anlatır:

Ayet, Hz. Âişe'ye atılan iftiranın (ifk hadisesi) dilden dile yayılmasını anlatır. İnsanlar bu sözü "önemsiz bir şey" sanarak ağızdan ağıza taşımıştı; oysa "Allah katında önemi büyüktü (azîm)". Âlimler bu ayetten, günahın büyüklüğünü insanın kendi değerlendirmesinin değil, Allah katındaki ölçünün belirlediği sonucunu çıkarmıştır. Azîm'i tanıyan, dilinden çıkan sözün küçüklüğüne aldanmaz.

Azîm ile Kebîr. Esmâ listesinde birkaç isim sonra el-Kebîr gelir; iki isim de "büyük" diye çevrilir. Âlimler aralarındaki farkı farklı biçimlerde açıklamıştır. Bir açıklamaya göre Kebîr zâtın kemalini, Azîm ise bu kemalin akıllardaki heybetini ve kavranamazlığını anlatır. Gazâlî'ye göre Azîm, akılların künhünü kavramaktan âciz kaldığı büyüklüktür. Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği bir kudsî hadiste "Büyüklük (kibriyâ) benim ridâm, azamet benim izârımdır" denir; Müslim'deki rivayet ise izzet ve kibriyâyı anar. Bu benzetme, büyüklüğün yalnız Allah'a ait olduğunu ve kulun onunla çekişemeyeceğini anlatır.

Tazim ile korku. Kelâm ve tasavvuf eserlerinde tazim ile havf (korku) ayrılmıştır. Korku bir tehlikeden kaçmaktır; tazim ise büyüklük karşısında duyulan saygı ve hayrettir. Sevilen ama korkulmayan bir büyüklüğe de tazim gösterilir.

En büyük ayetin son kelimesi. Müslim'in Salâtü'l-müsâfirîn bölümünde aktarılan bir rivayette Hz. Peygamber, Übey b. Kâ'b'a Allah'ın Kitabı'ndaki en büyük (a'zam) ayetin hangisi olduğunu sorar. Übey, Ayetü'l-kürsî'yi söyler; Peygamber de onun göğsüne vurarak "İlim sana kutlu olsun" der. Kur'an'ın "en büyük" diye anılan ayeti, el-Azîm ismiyle biter: "O yücedir, büyüktür." En büyüğün tarifi, Büyük olanın adıyla tamamlanır.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Azîm

Azîm kalıbı Kur'an'da 107 ayette, 45 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Ama bunların ancak birkaçı Allah'ın ismidir: Bakara 255, Şûrâ 4, Vâkıa 74 ve 96, Hâkka 33 ve 52. Geri kalanlarda kelime bir şeyi nitelendirir ve Kur'an'ın neyi büyük saydığını gösteren bir cetvel oluşturur: büyük azap, büyük ecir, büyük kurtuluş, büyük gün, büyük lütuf, büyük zulüm, büyük iftira, büyük bir ahlâk, büyük bir kurban, Kur'an-ı Azîm ve büyük arş. Bu dersin İlmî seviyesi küçük sanılan büyüğü, Azîm ile Kebîr farkını, tazim ile korkuyu ve Ayetü'l-kürsî'nin son kelimesini anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Zeccâc (ö. 311/923)Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâDil: büyüklüğün cetveli
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: büyük kurban
Kuşeyrî (ö. 465/1072)Letâifü'l-işârâtİşârî tefsir: iki taht
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybTefsir: büyük zulüm

Zeccâc: Büyüklüğün cetveli. Dilci şârihler bir sıfatın neleri nitelediğine bakarak onun ölçüsünü çıkarır. Azîm kelimesi Kur'an'da çoğu zaman Allah'ın verdiği ya da verdiği hükme ait şeyleri niteler. İnsanların büyük gördüğü şeyler de cetvelde geçer, ama onların kendi ağzından: Kasas 79'da Kârûn'un servetine özenenler onu büyük bir pay sahibi sayar, Zuhruf 31'de inkârcılar Kur'an'ın iki şehirden büyük bir adama inmesi gerektiğini söyler. Dilcinin çıkardığı sonuç şudur: Kur'an büyüklüğün ölçüsünü insanın gözüne bırakmaz. Dersin İlmî seviyesindeki Nûr 15 bu ölçünün bir uygulamasıdır: İnsanların önemsiz saydığı söz, Allah katında büyüktür. Azîm isminin anlamı, bu cetvelin başında durandır: Her şeyin büyüklüğü O'nun ölçüsüyle tartılır.

Taberî: Büyük kurban. Sâffât 107'de İbrâhîm'in oğluna karşılık büyük bir kurbanlık verildiği söylenir. Taberî'nin aktardığı görüşler bu kurbanın neden büyük diye nitelendiğini tartışır. Bir görüşe göre büyüklük kurbanın değerindedir, çünkü Allah tarafından gönderilmiş ve kabul edilmiştir. Başka bir görüşe göre büyüklük, onun bir peygamberin canına fidye olmasındadır. Bir başka yoruma göre de büyüklük, kurbanın bir sünnet olarak kıyamete kadar sürmesindedir. Üç yorumun ortak noktası, büyüklüğün bir hayvanın iriliğinde değil, Allah katındaki anlamında aranmasıdır.

Kuşeyrî: İki taht. Neml 23–26'da Hüdhüd Süleyman'a Sebe' melikesini anlatır ve onun büyük bir tahtı olduğunu söyler. Birkaç cümle sonra aynı kelimeyle sözünü bitirir: Büyük arşın sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur. İşârî tefsir geleneği bu iki kullanım arasındaki karşıtlığa dikkat çeker: Bir kuşun gözünde bile bir hükümdarın tahtı büyüktür, ama söz Allah'ın arşına gelince o taht küçülür. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde böyle sahneler, kulun dünyadaki büyükleri Azîm'in büyüklüğüyle tartmasına bir çağrı olarak okunur.

Râzî: Büyük zulüm. Lokmân 13'te Lokmân oğluna Allah'a ortak koşmamasını öğütler ve şirkin büyük bir zulüm olduğunu söyler. Râzî'nin tefsirinde bu ifade, zulmün tanımıyla açıklanır: Zulüm bir şeyi yerinden başka bir yere koymaktır. Kulluk yalnız Allah'a yakışan bir şeydir; onu yaratılmışa yöneltmek, onu en yanlış yere koymaktır. Bu yüzden şirk, zulümlerin en büyüğüdür. Râzî'nin okuması Azîm ismiyle doğrudan bağ kurar: Azîm'e ait olan tazimi başkasına vermek, büyüklüğün cetvelini tersine çevirmektir. Adl şerhindeki denk tutma tartışması da aynı sonuca varır.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci Kur'an'ın büyüklük cetvelini, müfessir büyüklüğün Allah katındaki anlamda arandığını, işârî müfessir hükümdarın tahtı ile Allah'ın arşı arasındaki farkı, Râzî ise tazimi yanlış yere koymanın en büyük zulüm olduğunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Azîm'i tanıyan kul, neyin gerçekten büyük olduğunu da O'nun ölçüsüyle öğrenir.

Durup düşün

  • Hayatında Allah'ı küçük bir köşeye yerleştirdiğin alanlar var mı? Nûh'un sorusu sana ne söylüyor?

  • Rükûda "Sübhâne rabbiye'l-azîm" derken aklın nerede? Bu cümleyi en son ne zaman gerçekten düşünerek söyledin?

  • "Önemsiz" sanarak söylediğin ama Allah katında büyük olabilecek bir söz hatırlıyor musun?

Uygulama

Bugün namazlarının rükûlarında "Sübhâne rabbiye'l-azîm" cümlesini acele etmeden, anlamını düşünerek söyle. Gün içinde seni kaygılandıran büyük bir sorunu hatırladığında, Buhârî'deki "Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, sübhânallâhi'l-azîm" zikrini söyle ve sorunun ölçüsünün değişip değişmediğine bak. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gözünde büyüttüğün bir şeyi ve Azîm karşısındaki gerçek ölçüsünü yaz.

Kendini sına

  1. A-z-m kökünün ilk anlamı nedir ve "büyüklük" anlamı nasıl gelişmiştir?
    Cevabı göster

    Kemiktir; bedenin en sağlam ve dayanıklı parçası. Buradan büyük, güçlü ve önemli olmak anlamı gelişmiştir.

  2. Namazda rükûda hangi tesbih söylenir?
    Cevabı göster

    "Sübhâne rabbiye'l-azîm" (Büyük Rabbimi tesbih ederim).

  3. Nûh 13'te kavmine yöneltilen soru nedir?
    Cevabı göster

    "Ne oluyorsunuz ki Allah'a büyüklüğü (vakârı) yakıştıramıyorsunuz?"

  4. Nûr 15, günahın büyüklüğü hakkında ne öğretir?
    Cevabı göster

    İnsanların önemsiz sandığı bir söz Allah katında büyük olabilir; günahın büyüklüğünü insanın kendi değerlendirmesi değil, Allah katındaki ölçü belirler.

Kur'an'da el-Azîm

Kelime (عَظِيم) Kur'an'da 107 kez, 107 ayette ve 45 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Nisâ15
  • Tevbe8
  • Âl-i İmrân6
  • Bakara5
  • Nûr5
  • Mâide4
  • Şuarâ4
  • Ahzâb4

ve 37 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 7

    خَتَمَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ وَعَلَىٰ سَمْعِهِمْ ۖ وَعَلَىٰٓ أَبْصَٰرِهِمْ غِشَٰوَةٌۭ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ

    Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir.

  2. Bakara 49

    وَإِذْ نَجَّيْنَٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ ۚ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌۭ

    Size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık; bu Rabbinizin büyük bir imtihanı idi.

  3. Bakara 105

    مَّا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ وَلَا ٱلْمُشْرِكِينَ أَن يُنَزَّلَ عَلَيْكُم مِّنْ خَيْرٍۢ مِّن رَّبِّكُمْ ۗ وَٱللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ

    Kitap ehlinden ve Allah'a eş koşanlardan inkar edenler, Rabbinizden size bir iyilik gelmesini istemezler. Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük nimet sahibidir.

  4. Bakara 114

    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ وَسَعَىٰ فِى خَرَابِهَآ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَ ۚ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌۭ وَلَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ

    Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır.

  5. Bakara 255

    ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ ۚ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌۭ وَلَا نَوْمٌۭ ۚ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ ۚ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۖ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍۢ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ ۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۖ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا ۚ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ

    Allah, O'ndan başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde olan ancak O'nundur. O'nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. Hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.

  6. Âl-i İmrân 74

    يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ

    "Rahmetini dilediğine tahsis eder, Allah büyük, bol nimet sahibidir".

  7. Âl-i İmrân 105

    وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ تَفَرَّقُوا۟ وَٱخْتَلَفُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ ۚ وَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ

    Kendilerine belgeler geldikten sonra ayrılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı günde büyük azab onlaradır. Yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkar eder misiniz? İnkar etmenizden dolayı tadın azabı" denecektir.

  8. Âl-i İmrân 172

    ٱلَّذِينَ ٱسْتَجَابُوا۟ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ مِنۢ بَعْدِ مَآ أَصَابَهُمُ ٱلْقَرْحُ ۚ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ مِنْهُمْ وَٱتَّقَوْا۟ أَجْرٌ عَظِيمٌ

    Kendileri savaşta yara aldıktan sonra Allah ve Peygamberin çağrısına koşanlara, hele onlardan iyilik edip sakınanlara büyük ecir vardır.

  9. Âl-i İmrân 174

    فَٱنقَلَبُوا۟ بِنِعْمَةٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضْلٍۢ لَّمْ يَمْسَسْهُمْ سُوٓءٌۭ وَٱتَّبَعُوا۟ رِضْوَٰنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ

    Bu yüzden kendilerine bir fenalık dokunmadan, Allah'tan nimet ve bollukla geri döndüler; Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük, bol nimet sahibidir.

  10. Âl-i İmrân 176

    وَلَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ ۚ إِنَّهُمْ لَن يَضُرُّوا۟ ٱللَّهَ شَيْـًۭٔا ۗ يُرِيدُ ٱللَّهُ أَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّۭا فِى ٱلْءَاخِرَةِ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ

    Küfürde yarışanlar seni üzmesin; şüphesiz onlar Allah'a bir zarar veremezler. Allah ahirette onlara bir pay vermemek istiyor; onlara büyük azab vardır.

  11. Âl-i İmrân 179

    مَّا كَانَ ٱللَّهُ لِيَذَرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ عَلَىٰ مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ حَتَّىٰ يَمِيزَ ٱلْخَبِيثَ مِنَ ٱلطَّيِّبِ ۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى ٱلْغَيْبِ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ يَجْتَبِى مِن رُّسُلِهِۦ مَن يَشَآءُ ۖ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ۚ وَإِن تُؤْمِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَلَكُمْ أَجْرٌ عَظِيمٌۭ

    Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah'a ve peygamberlerine inanın; inanır ve sakınırsanız size büyük ecir vardır.

  12. Nisâ 13

    تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ ۚ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدْخِلْهُ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    Bunlar Allah'ın yasalarıdır. Allah'a ve Peygamberine kim itaat ederse onu içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, orada temellidirler, büyük kurtuluş budur.

Bütün geçişler (107 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

ع-ظ-مKur'an'da 128 kelime, 6 farklı türev

İlk resim: Kemik: bedeni ayakta tutan sert ve büyük kısım.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
عَظِيمisim kalıbıbüyük, uluİsim107Bakara 7
عِظامkemiklerİsim13Bakara 259
أَعْظَمdaha büyükİsim3Tevbe 20
عَظْمkemikİsim2En'âm 146
يُعَظِّمْtazim eder, büyük tutarFiil2Hac 30
يُعْظِمْbüyütürFiil1Talâk 5

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.