İçeriğe geç

المؤمن

7. isim

el-Mü'min

Güven veren

İsim dersi · 7. isim

el-Mü'min: Güven Veren

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Mü'min, güven veren, korkuyu emniyete çeviren demektir. Aynı kelime, iman eden insan için de kullanılır; ama Allah'a isim olduğunda anlamı başkadır: Kullarını korkudan emin kılan, sözünde duran ve vaadini doğrulayan. Bu ders ismi kelimesiyle, Kur'an'daki güven kavramıyla ve insanın başkalarına güven olma sorumluluğuyla okur.

Temel

Kelime. Mü'min, e-m-n kökünden gelir. Kökün temel anlamı korkudan uzak olmak, güvende olmaktır. Aynı kökten emn (güven), emân (güvence), emânet (güvenle bırakılan şey), emîn (güvenilir) ve îmân (inanmak, doğrulamak) kelimeleri türer. Türkçedeki "emin", "emniyet" ve "emanet" kelimeleri de bu köktendir. İman kelimesinin bu kökten gelmesi bir bağ kurar: İnanmak, güvenilen birini doğrulamaktır ve inanan kişi güvene kavuşur.

İsimler dizisinde. Mü'min, Haşr sûresinde Selâm'dan hemen sonra gelir:

Diyanet meali Selâm'ı "esenlik veren", Mü'min'i "güvenlik veren" diye çevirir. İki isim yan yanadır: Esenlik ile güven birbirini tamamlar. Selâm zararın olmayışını, Mü'min ise korkunun olmayışını anlatır.

Açlıktan doyuran, korkudan emin kılan. Kur'an, Mekke halkına verilen iki temel nimeti kısa bir sûrede sayar:

Ayet, insanın en temel iki ihtiyacını yan yana koyar: açlığa karşı yiyecek, korkuya karşı güven. Diyanet meali bu iki ayeti tek cümlede çevirir. Güven burada bir lüks değil, doyurulmak kadar temel bir nimettir. Sûrenin ilk ayetleri Kureyş kabilesinin kış ve yaz ticaret yolculuklarını anar. Bu yolculuklar, Kâbe'nin çevresindeki güven sayesinde mümkündü; sûre bu güveni kabilenin kendi başarısı olarak değil, Kâbe'nin Rabbinden gelen bir nimet olarak hatırlatır ve karşılığında kulluk ister.

Güven kimindir? Kur'an, gerçek güvenin nerede olduğunu İbrahim kıssası içinde açıkça söyler:

Ayet güveni imana ve imanı zulümle karıştırmamaya bağlar. Güven, yalnız dış tehlikelerin yokluğu değildir; kalbin doğruya yaslanmasıdır.

Korkma, güvendesin. Kur'an, Mûsâ'nın ilk vahiy anını anlatırken bu ismin kişisel bir karşılığını gösterir. Asası yılana dönünce kaçan Mûsâ'ya şöyle seslenilir:

Allah'ın kuluna ilk sözlerinden biri "korkma"dır. Mü'min ismi, korkunun ortasında gelen bu sesin ismidir.

Güvenilir olmak. Kulun bu isimden payı, başkaları için bir güven kaynağı olmaktır. Hz. Peygamber, peygamberlikten önce de Mekke'de "el-Emîn", yani güvenilir diye anılırdı. İman ile güvenilirlik arasındaki bağı da şöyle kurmuştur:

Hadis, imanı kalpte kalan bir inançtan komşunun yaşadığı bir güvene taşır. Kişinin iman edip etmediği, bir yanıyla, çevresindekilerin ondan emin olup olmamasında görünür.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Mü'min'i, güvenin ve emniyetin kendisine nispet edildiği, korkunun yollarını kapatıp güvenin sebeplerini veren diye açıklar. Kula düşen pay da buna benzer: İnsanların ondan emin olması ve korkan herkesin ona sığınabilmesi. Gazâlî'ye göre bu payın en yüksek derecesi, insanların yalnız bu dünyadaki zararlardan değil, âhiretteki kayıptan da ona sığınarak kurtulmasına vesile olmaktır.

Kâinattaki izi. Kursun "görmek" basamağında Mü'min ismi, kâinatta güveni mümkün kılan düzeni fark etmeye çağırır: Güneşin yarın da doğacağından, yerçekiminin bir anda değişmeyeceğinden, mevsimlerin sırasını bozmayacağından emin yaşarız. İnsanın bütün planları, farkına bile varmadığı bu güvenin üstünde kurulur.

Derin

Derin

Emin bir şehir. İbrahim, Kâbe'yi inşa ettikten sonra oranın güvenli bir yer olması için dua eder:

İbrahim'in ilk isteği bir güvendir: "Burasını emin bir şehir kıl." Rızık ondan sonra gelir. Dua güveni bir peygamberin şehir için istediği ilk şey olarak gösterir; Kureyş sûresindeki nimet, bu duanın bir karşılığı olarak okunabilir.

Korkuyu güvene çevirmek. Kur'an, iman edip salih amel işleyenlere verilen bir vaadi şu sözle kapatır:

Vaadin son maddesi "korkularını güvene çevirmek"tir. Mü'min isminin tarihteki karşılığı, Mekke'de az ve korku içinde yaşayan bir topluluğun zamanla güvene kavuşmasında görülebilir. Ayet bu güveni tek bir şarta bağlar: Allah'a ortak koşmadan kulluk etmek.

Kaybedilen güven. Kur'an güveni bir nimet olarak anlattığı gibi, onun nasıl kaybedilebileceğini de bir misalle gösterir:

Kasaba güven, huzur ve bol rızık içindeydi; nimetlere nankörlük edince açlık ve korku tattı. Kureyş sûresindeki iki nimetin, yani doyurulmanın ve güvenin tam tersi burada karşımıza çıkar. Güven, şükrü unutulduğunda elden çıkan bir emanettir.

Düşmana bile güven. Kur'an, savaş hâlinde bile güven isteyene güven verilmesini emreder:

Ayet sığınan birini güvene almayı, sonra onu güvende olacağı yere ulaştırmayı buyurur. Mü'min isminin insana bıraktığı ahlâk burada en zor hâliyle görünür: Güven, yalnız dostlara değil, sığınan düşmana da verilir. İslâm hukukunda bu ayet emân kurumunun dayanaklarından biri sayılmıştır: Savaş hâlinde bir Müslümanın karşı taraftan birine verdiği güvence bağlayıcı kabul edilmiş ve bozulması ağır bir ihlal sayılmıştır.

İlmî

İlmî

İsmin iki anlamı. Âlimler Mü'min isminin anlamını iki kök anlamından hareketle açıklamıştır:

  • Güven veren: Emn kelimesinden. Kullarını korkudan emin kılan, onlara güvenlik veren. Gazâlî'nin açıklaması bu anlama dayanır.
  • Doğrulayan: Îmân kelimesinin "tasdik etmek" anlamından. Bu yoruma göre Allah, peygamberlerini mucizelerle doğrulayan, vaadini gerçekleştirerek sözünü tasdik eden ve kendi birliğine bizzat şahitlik edendir.

İkinci yorumu benimseyenler, Allah'ın kendi birliğine şahitlik ettiğini bildiren ayete dikkat çekmiştir:

Ayette ilk şahit Allah'ın kendisidir. Bu şahitlik, isme verilen "doğrulayan" anlamının Kur'an'daki dayanaklarından biri sayılmıştır. İki anlam birbirini dışlamaz: Sözünü doğrulayan birine güvenilir.

Aynı kelime, iki kullanım. Mü'min kelimesi hem Allah'a isim hem de iman eden insana sıfat olarak kullanılır. Âlimler iki kullanım arasındaki farkı vurgulamıştır: İnsan mü'mindir, çünkü Allah'ı ve peygamberlerini doğrular ve bu doğrulamayla güvene kavuşur. Allah Mü'min'dir, çünkü güveni verir ve vaadini doğrulayan O'dur. Birinde güveni alan, ötekinde güveni veren vardır.

Emanet ve iman. Aynı kökten gelen emanet kelimesi, kelâm ve ahlâk kitaplarında imanla birlikte ele alınır. Kur'an insanın yüklendiği emaneti şöyle anlatır:

Diyanet meali "emanet" kelimesini sorumluluk diye açar. Müfessirler bu emaneti farklı biçimlerde yorumlamıştır: sorumluluk, akıl, ilahî yükümlülükler. Hangi yorum benimsenirse benimsensin, emanet ile iman aynı kökten gelir ve ikisi de bir güven ilişkisini anlatır: Allah insana güvenerek emanet verir, insan Allah'a güvenerek iman eder.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Mü'min

el-Mü'min, şerh geleneğinin en çok iki anlam arasında bölünen isimlerinden biridir. Bu dersin İlmî seviyesi o iki anlamı, güven veren ve doğrulayan anlamlarını, ayrıntısıyla anlatır. Bu bölüm her şârihin hangi anlama yaslandığını ve neden yaslandığını gösterir. Bir de sayısal bir gerçek eklenmelidir: Bu sayfanın Kur'an'da bölümü kelimenin Kur'an'da iki yüzü aşkın kez geçtiğini gösterir; ama bu geçişlerin neredeyse hepsi iman eden insanları anlatır, Allah'ın ismi olarak geçtiği yer Haşr 23'tür. Aynı kelimenin Allah'a ve insana birlikte verilmesi, şârihlerin üzerinde en çok durduğu konudur.

ŞârihEserİsme bakışı
Zeccâc (ö. 311/923)Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâDil: aynı kökün iki anlamı
Hattâbî (ö. 388/998)Şe'nü'd-duâRivayet: sözünde ve vaadinde güvenilen
Kuşeyrî (ö. 465/1072)et-Tahbîr fi't-tezkîrZikir: güven ile korkunun dengesi
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Levâmiu'l-beyyinâtKelâm: mucizeyle doğrulama
İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240)el-Fütûhâtü'l-MekkiyyeTasavvuf: ortak isim ve ayna

Zeccâc: İki kapıya açılan kök. Dilci şârihler bu ismin kökünün iki ayrı anlam alanına açıldığını gösterir: korkudan emin olmak ve birini doğrulamak. Aynı fiil kalıbı hem güven vermeyi hem de tasdik etmeyi anlatabilir. Zeccâc'ın geleneğinde dil, iki anlamdan birini zorunlu kılmaz; isim iki yöne de açıktır. Dilcinin katkısı, kelâm ve tasavvuf şerhlerinin hangi anlamı seçerse seçsin dilin izin verdiği sınırın içinde kaldığını göstermesidir.

Hattâbî: Sözüne güvenilen. Hadis merkezli şerhlerde iki anlam bir noktada birleştirilir: Allah, sözünde ve vaadinde doğru olduğu için güvenilendir. Bu geleneğin dilinde güven, önce bir vaadin yerine gelmesinden doğar. Hattâbî gibi şârihlerin aktardığı yorumlarda isim, kullarına verdiği sözü tutan ve onları bu sözle emin kılan diye açıklanır. Dersin Derin seviyesinde işlenen, iman edip salih amel işleyenlerin korkusunu güvene çevirme vaadi bu yorumun Kur'an'daki dayanaklarından biridir.

Kuşeyrî: Güven ile korku arasında. Kuşeyrî'nin şerh geleneğinde el-Mü'min ismini anan kul bir dengeye çağrılır. Allah'ın güven veren olduğunu bilmek kulun kalbine huzur verir; ama bu huzur, kulu kendi hâlinden emin kılmamalıdır. Kur'an, Allah'ın düzeninden emin olanların ancak kaybedenler olduğunu bildirir (A'râf 99). Sûfî şerhlerde bu iki bilgi birlikte tutulur: Kul Rabbinin vaadine güvenir, kendi nefsine güvenmez. Güven Allah'a, endişe kendine yönelir.

Râzî: Mucizeyle doğrulama. Kelâmcı şârihler isme verilen doğrulayan anlamını, peygamberlik tartışmasına bağlar. Râzî'nin de içinde bulunduğu Eş'arî kelâm geleneğinde mucize, Allah'ın peygamberini fiilen doğrulaması sayılır: Peygamber bir iddiada bulunur, Allah olağanüstü bir olayla onun iddiasını tasdik eder. Bu yaklaşımda el-Mü'min ismi, bu fiilî tasdikin ilahî adı olarak okunur. Dersin İlmî seviyesinde anılan, Allah'ın kendi birliğine şahitlik ettiğini bildiren ayet de aynı doğrulama anlamının bir başka yüzüdür.

İbnü'l-Arabî: Ortak isim. İbnü'l-Arabî okulu, bu ismin hem Allah'a hem kula verilmesine özel bir anlam yükler. Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği bir hadiste müminin, kardeşinin aynası olduğu bildirilir. Bu okulda hadis, el-Mü'min isminin hem Allah'ın hem kulun adı olmasıyla birlikte okunur ve kalbi arınmış kulun ilahî isimlerin yansıdığı bir ayna olduğu yorumuna bağlanır. Bu yorum bir sembolik okumadır; hadisin zahirî anlamı ise müminlerin birbirine karşı öğütçü ve koruyucu olmasıdır.

Karşılaştırma. Beş şârih aynı kökün iki anlamını farklı biçimlerde birleştirir. Dilci iki kapıyı da açık tutar, hadisçi güveni sözün doğruluğuna bağlar, kelâmcı doğrulamayı mucizede görür, sûfî güveni bir kalp dengesine çevirir, İbnü'l-Arabî okulu ise ortak ismi bir aynaya dönüştürür. Ortak noktaları şudur: Allah'ın güven vermesi ile sözünü doğrulaması aynı gerçeğin iki adıdır.

Durup düşün

  • Çevrendeki insanlar senden emin mi? Dilinden, sözünden ve davranışından emin olmadıkları biri var mı?

  • Hayatında seni en çok korkutan şey ne? Mü'min ismi o korkuya nasıl bir cevap veriyor?

  • Güvende olduğun hangi şeyi (sağlık, barış, bir yakının varlığı) bir nimet olarak hiç düşünmedin?

Uygulama

Bugün bir sözünü, küçük de olsa, tam zamanında ve eksiksiz tut. Ayrıca korku ya da endişe içinde olduğunu bildiğin birine güven verecek bir şey yap: bir haber, bir ziyaret, bir söz. Akşam Tefekkür Defteri'ne, güvenilir olmanın sana neye mal olduğunu ve karşıdakine ne kazandırdığını yaz.

Kendini sına

  1. Mü'min kelimesinin kökü nedir ve bu kökten hangi kelimeler türer?
    Cevabı göster

    E-m-n kökünden gelir; temel anlamı korkudan uzak, güvende olmaktır. Emn, emân, emanet, emîn ve îmân bu köktendir.

  2. Mü'min isminin iki anlamı nedir?
    Cevabı göster

    Birincisi kullarını korkudan emin kılan, güven veren; ikincisi peygamberlerini ve vaadini doğrulayan, kendi birliğine şahitlik edendir.

  3. Kureyş sûresi hangi iki temel nimeti yan yana sayar?
    Cevabı göster

    Açlığa karşı doyurulmayı ve korkuya karşı güveni.

  4. Hz. Peygamber, komşusu kötülüklerinden emin olmayan kişi hakkında ne buyurmuştur?
    Cevabı göster

    Böyle bir kişinin iman etmiş olmayacağını üç kez tekrarlayarak bildirmiştir (Buhârî, Edeb).

Kur'an'da el-Mü'min

Kelime (مُؤْمِن) Kur'an'da 202 kez, 193 ayette ve 47 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Nisâ19
  • Tevbe17
  • Âl-i İmrân16
  • Şuarâ15
  • Ahzâb15
  • Enfâl10
  • Bakara9
  • Nûr9

ve 39 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 8

    وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

    İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler vardır.

  2. Bakara 91

    وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا۟ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ نُؤْمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَآءَهُۥ وَهُوَ ٱلْحَقُّ مُصَدِّقًۭا لِّمَا مَعَهُمْ ۗ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنۢبِيَآءَ ٱللَّهِ مِن قَبْلُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Onlara, "Allah'ın indirdiğine inanın" denildiğinde "Bize indirilene inanırız" deyip ondan sonra gelen Kuran'ı inkar ederler; halbuki o, ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik eden hak bir Kitap'dır. Onlara "Eğer inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" diye sor.

  3. Bakara 93

    وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍۢ وَٱسْمَعُوا۟ ۖ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُوا۟ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ ۚ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُم بِهِۦٓ إِيمَٰنُكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Sizden kesin söz almış ve Tur'u tepenize dikmiştik, "Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin" demiştik "İşittik ve karşı geldik" dediler de inkarları yüzünden buzağı sevgisi kalblerine sindirildi. De ki, "Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor?"

  4. Bakara 97

    قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّۭا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلْبِكَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًۭى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ

    De ki, "Cebrail'e düşman olan kimse Allah'a düşmandır", çünkü O, Kuran'ı Allah'ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir.

  5. Bakara 221

    وَلَا تَنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكَٰتِ حَتَّىٰ يُؤْمِنَّ ۚ وَلَأَمَةٌۭ مُّؤْمِنَةٌ خَيْرٌۭ مِّن مُّشْرِكَةٍۢ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ ۗ وَلَا تُنكِحُوا۟ ٱلْمُشْرِكِينَ حَتَّىٰ يُؤْمِنُوا۟ ۚ وَلَعَبْدٌۭ مُّؤْمِنٌ خَيْرٌۭ مِّن مُّشْرِكٍۢ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ يَدْعُونَ إِلَى ٱلنَّارِ ۖ وَٱللَّهُ يَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱلْجَنَّةِ وَٱلْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِۦ ۖ وَيُبَيِّنُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

    Allah'a eş koşan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İnanan bir cariye, hoşunuza gitse de ortak koşan bir kadından daha iyidir. İnanmalarına kadar; ortak koşan erkeklerle mümin kadınları evlendirmeyin. İnanan bir köle, hoşunuza gitmiş olsa da, ortak koşan bir erkekten daha iyidir. İşte onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır ve insanlara ibret alsınlar diye ayetlerini açıklar.

  6. Bakara 223

    نِسَآؤُكُمْ حَرْثٌۭ لَّكُمْ فَأْتُوا۟ حَرْثَكُمْ أَنَّىٰ شِئْتُمْ ۖ وَقَدِّمُوا۟ لِأَنفُسِكُمْ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُم مُّلَٰقُوهُ ۗ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Kadınlarınız sizin tarlanızdır, tarlanıza istediğiniz gibi gelin. İstikbal için hazırlıklı olun, Allah'tan sakının. O'na, hiç şüphesiz kavuşacağınızı bilin, bunu inananlara müjdele.

  7. Bakara 248

    وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ءَايَةَ مُلْكِهِۦٓ أَن يَأْتِيَكُمُ ٱلتَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌۭ مِّمَّا تَرَكَ ءَالُ مُوسَىٰ وَءَالُ هَٰرُونَ تَحْمِلُهُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Peygamberleri onlara, "Onun hükümdarlığının alameti, size sandığın gelmesidir, onda Rabbinizden gelen gönül rahatlığı ve Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktıklarından kalanlar var; onu melekler taşır, eğer inanmışsanız bunda sizin için delil vardır" dedi.

  8. Bakara 278

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَذَرُوا۟ مَا بَقِىَ مِنَ ٱلرِّبَوٰٓا۟ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Ey İnananlar! Allah'tan sakının, inanmışsanız, faizden arta kalmış hesabdan vazgeçin.

  9. Bakara 285

    ءَامَنَ ٱلرَّسُولُ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِۦ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۚ كُلٌّ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍۢ مِّن رُّسُلِهِۦ ۚ وَقَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ ٱلْمَصِيرُ

    Peygamber ve inananlar, ona Rabb'inden indirilene inandı. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandı. "Peygamberleri arasından hiçbirini ayırdetmeyiz, işittik, itaat ettik, Rabbimiz! Affını dileriz, dönüş Sanadır" dediler.

  10. Âl-i İmrân 28

    لَّا يَتَّخِذِ ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلْكَٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ ٱللَّهِ فِى شَىْءٍ إِلَّآ أَن تَتَّقُوا۟ مِنْهُمْ تُقَىٰةًۭ ۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفْسَهُۥ ۗ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلْمَصِيرُ

    Müminler, müminleri bırakıp kafirleri dost edinmesinler; kim böyle yaparsa Allah katında bir değeri yoktur, ancak, onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi Kendisiyle korkutur, dönüş Allah'adır.

  11. Âl-i İmrân 49

    وَرَسُولًا إِلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَنِّى قَدْ جِئْتُكُم بِـَٔايَةٍۢ مِّن رَّبِّكُمْ ۖ أَنِّىٓ أَخْلُقُ لَكُم مِّنَ ٱلطِّينِ كَهَيْـَٔةِ ٱلطَّيْرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًۢا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۖ وَأُبْرِئُ ٱلْأَكْمَهَ وَٱلْأَبْرَصَ وَأُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۖ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِى بُيُوتِكُمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةًۭ لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek, İsrailoğullarına şöyle diyen bir peygamber kılacak: "Ben size Rabbinizden bir ayet getirdim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapıp ona üfleyeceğim, Allah'ın izniyle, hemen kuş olacaktır; anadan doğma körleri, alacalıları iyi edeceğim; Allah'ın izniyle, ölüleri dirilteceğim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber vereceğim. İnanmışsanız bunda size delil vardır".

  12. Âl-i İmrân 68

    إِنَّ أَوْلَى ٱلنَّاسِ بِإِبْرَٰهِيمَ لَلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ وَهَٰذَا ٱلنَّبِىُّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Doğrusu İbrahim'e en yakın olanlar, ona uyanlar, bu Peygamber ve inananlardır. Allah inananların dostudur.

Bütün geçişler (193 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

أ-م-نKur'an'da 879 kelime, 15 farklı türev

İlk resim: Kalbin korkudan kurtulup sükûnet bulması, güvende olmak.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
آمَنَiman etti; güven verdiFiil537Bakara 3
مُؤْمِنisim kalıbımümin; Allah için güven verenİsim202Bakara 8
إِيمانimanİsim45Bakara 93
مُؤْمِنَةmümin kadınİsim28Bakara 221
أَمِنَgüvende oldu; güvendiFiil20Bakara 196
آمِنgüvende olan, eminİsim16Bakara 126
أَمِينgüvenilirİsim14A'râf 68
أَمْنgüvenlikİsim5Bakara 125
أَمانَةemanetİsim4Nisâ 58
أَمانَتemanetlerİsim2Bakara 283
أَمَنَةgüven, huzurİsim2Âl-i İmrân 154
اؤْتُمِنَkendisine güvenilip emanet bırakıldıFiil1Bakara 283
مَأْمَنgüvenli yerİsim1Tevbe 6
آمِنَةgüvenli (şehir)İsim1Nahl 112
مَأْمُونgüvenilir; kendisinden emin olunanİsim1Meâric 28

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.