Mü'min, güven veren, korkuyu emniyete çeviren demektir. Aynı kelime, iman eden insan için de kullanılır; ama Allah'a isim olduğunda anlamı başkadır: Kullarını korkudan emin kılan, sözünde duran ve vaadini doğrulayan. Bu ders ismi kelimesiyle, Kur'an'daki güven kavramıyla ve insanın başkalarına güven olma sorumluluğuyla okur.
Temel
Kelime. Mü'min, e-m-n kökünden gelir. Kökün temel anlamı korkudan uzak olmak, güvende olmaktır. Aynı kökten emn (güven), emân (güvence), emânet (güvenle bırakılan şey), emîn (güvenilir) ve îmân (inanmak, doğrulamak) kelimeleri türer. Türkçedeki "emin", "emniyet" ve "emanet" kelimeleri de bu köktendir. İman kelimesinin bu kökten gelmesi bir bağ kurar: İnanmak, güvenilen birini doğrulamaktır ve inanan kişi güvene kavuşur.
İsimler dizisinde. Mü'min, Haşr sûresinde Selâm'dan hemen sonra gelir:
Diyanet meali Selâm'ı "esenlik veren", Mü'min'i "güvenlik veren" diye çevirir. İki isim yan yanadır: Esenlik ile güven birbirini tamamlar. Selâm zararın olmayışını, Mü'min ise korkunun olmayışını anlatır.
Açlıktan doyuran, korkudan emin kılan. Kur'an, Mekke halkına verilen iki temel nimeti kısa bir sûrede sayar:
Ayet, insanın en temel iki ihtiyacını yan yana koyar: açlığa karşı yiyecek, korkuya karşı güven. Diyanet meali bu iki ayeti tek cümlede çevirir. Güven burada bir lüks değil, doyurulmak kadar temel bir nimettir. Sûrenin ilk ayetleri Kureyş kabilesinin kış ve yaz ticaret yolculuklarını anar. Bu yolculuklar, Kâbe'nin çevresindeki güven sayesinde mümkündü; sûre bu güveni kabilenin kendi başarısı olarak değil, Kâbe'nin Rabbinden gelen bir nimet olarak hatırlatır ve karşılığında kulluk ister.
Güven kimindir? Kur'an, gerçek güvenin nerede olduğunu İbrahim kıssası içinde açıkça söyler:
Ayet güveni imana ve imanı zulümle karıştırmamaya bağlar. Güven, yalnız dış tehlikelerin yokluğu değildir; kalbin doğruya yaslanmasıdır.
Korkma, güvendesin. Kur'an, Mûsâ'nın ilk vahiy anını anlatırken bu ismin kişisel bir karşılığını gösterir. Asası yılana dönünce kaçan Mûsâ'ya şöyle seslenilir:
Allah'ın kuluna ilk sözlerinden biri "korkma"dır. Mü'min ismi, korkunun ortasında gelen bu sesin ismidir.
Güvenilir olmak. Kulun bu isimden payı, başkaları için bir güven kaynağı olmaktır. Hz. Peygamber, peygamberlikten önce de Mekke'de "el-Emîn", yani güvenilir diye anılırdı. İman ile güvenilirlik arasındaki bağı da şöyle kurmuştur:
Hadis, imanı kalpte kalan bir inançtan komşunun yaşadığı bir güvene taşır. Kişinin iman edip etmediği, bir yanıyla, çevresindekilerin ondan emin olup olmamasında görünür.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Mü'min'i, güvenin ve emniyetin kendisine nispet edildiği, korkunun yollarını kapatıp güvenin sebeplerini veren diye açıklar. Kula düşen pay da buna benzer: İnsanların ondan emin olması ve korkan herkesin ona sığınabilmesi. Gazâlî'ye göre bu payın en yüksek derecesi, insanların yalnız bu dünyadaki zararlardan değil, âhiretteki kayıptan da ona sığınarak kurtulmasına vesile olmaktır.
Kâinattaki izi. Kursun "görmek" basamağında Mü'min ismi, kâinatta güveni mümkün kılan düzeni fark etmeye çağırır: Güneşin yarın da doğacağından, yerçekiminin bir anda değişmeyeceğinden, mevsimlerin sırasını bozmayacağından emin yaşarız. İnsanın bütün planları, farkına bile varmadığı bu güvenin üstünde kurulur.
Derin
Derin
Emin bir şehir. İbrahim, Kâbe'yi inşa ettikten sonra oranın güvenli bir yer olması için dua eder:
İbrahim'in ilk isteği bir güvendir: "Burasını emin bir şehir kıl." Rızık ondan sonra gelir. Dua güveni bir peygamberin şehir için istediği ilk şey olarak gösterir; Kureyş sûresindeki nimet, bu duanın bir karşılığı olarak okunabilir.
Korkuyu güvene çevirmek. Kur'an, iman edip salih amel işleyenlere verilen bir vaadi şu sözle kapatır:
Vaadin son maddesi "korkularını güvene çevirmek"tir. Mü'min isminin tarihteki karşılığı, Mekke'de az ve korku içinde yaşayan bir topluluğun zamanla güvene kavuşmasında görülebilir. Ayet bu güveni tek bir şarta bağlar: Allah'a ortak koşmadan kulluk etmek.
Kaybedilen güven. Kur'an güveni bir nimet olarak anlattığı gibi, onun nasıl kaybedilebileceğini de bir misalle gösterir:
Kasaba güven, huzur ve bol rızık içindeydi; nimetlere nankörlük edince açlık ve korku tattı. Kureyş sûresindeki iki nimetin, yani doyurulmanın ve güvenin tam tersi burada karşımıza çıkar. Güven, şükrü unutulduğunda elden çıkan bir emanettir.
Düşmana bile güven. Kur'an, savaş hâlinde bile güven isteyene güven verilmesini emreder:
Ayet sığınan birini güvene almayı, sonra onu güvende olacağı yere ulaştırmayı buyurur. Mü'min isminin insana bıraktığı ahlâk burada en zor hâliyle görünür: Güven, yalnız dostlara değil, sığınan düşmana da verilir. İslâm hukukunda bu ayet emân kurumunun dayanaklarından biri sayılmıştır: Savaş hâlinde bir Müslümanın karşı taraftan birine verdiği güvence bağlayıcı kabul edilmiş ve bozulması ağır bir ihlal sayılmıştır.
İlmî
İlmî
İsmin iki anlamı. Âlimler Mü'min isminin anlamını iki kök anlamından hareketle açıklamıştır:
- Güven veren: Emn kelimesinden. Kullarını korkudan emin kılan, onlara güvenlik veren. Gazâlî'nin açıklaması bu anlama dayanır.
- Doğrulayan: Îmân kelimesinin "tasdik etmek" anlamından. Bu yoruma göre Allah, peygamberlerini mucizelerle doğrulayan, vaadini gerçekleştirerek sözünü tasdik eden ve kendi birliğine bizzat şahitlik edendir.
İkinci yorumu benimseyenler, Allah'ın kendi birliğine şahitlik ettiğini bildiren ayete dikkat çekmiştir:
Ayette ilk şahit Allah'ın kendisidir. Bu şahitlik, isme verilen "doğrulayan" anlamının Kur'an'daki dayanaklarından biri sayılmıştır. İki anlam birbirini dışlamaz: Sözünü doğrulayan birine güvenilir.
Aynı kelime, iki kullanım. Mü'min kelimesi hem Allah'a isim hem de iman eden insana sıfat olarak kullanılır. Âlimler iki kullanım arasındaki farkı vurgulamıştır: İnsan mü'mindir, çünkü Allah'ı ve peygamberlerini doğrular ve bu doğrulamayla güvene kavuşur. Allah Mü'min'dir, çünkü güveni verir ve vaadini doğrulayan O'dur. Birinde güveni alan, ötekinde güveni veren vardır.
Emanet ve iman. Aynı kökten gelen emanet kelimesi, kelâm ve ahlâk kitaplarında imanla birlikte ele alınır. Kur'an insanın yüklendiği emaneti şöyle anlatır:
Diyanet meali "emanet" kelimesini sorumluluk diye açar. Müfessirler bu emaneti farklı biçimlerde yorumlamıştır: sorumluluk, akıl, ilahî yükümlülükler. Hangi yorum benimsenirse benimsensin, emanet ile iman aynı kökten gelir ve ikisi de bir güven ilişkisini anlatır: Allah insana güvenerek emanet verir, insan Allah'a güvenerek iman eder.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Mü'min
el-Mü'min, şerh geleneğinin en çok iki anlam arasında bölünen isimlerinden biridir. Bu dersin İlmî seviyesi o iki anlamı, güven veren ve doğrulayan anlamlarını, ayrıntısıyla anlatır. Bu bölüm her şârihin hangi anlama yaslandığını ve neden yaslandığını gösterir. Bir de sayısal bir gerçek eklenmelidir: Bu sayfanın Kur'an'da bölümü kelimenin Kur'an'da iki yüzü aşkın kez geçtiğini gösterir; ama bu geçişlerin neredeyse hepsi iman eden insanları anlatır, Allah'ın ismi olarak geçtiği yer Haşr 23'tür. Aynı kelimenin Allah'a ve insana birlikte verilmesi, şârihlerin üzerinde en çok durduğu konudur.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: aynı kökün iki anlamı |
| Hattâbî (ö. 388/998) | Şe'nü'd-duâ | Rivayet: sözünde ve vaadinde güvenilen |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | et-Tahbîr fi't-tezkîr | Zikir: güven ile korkunun dengesi |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Levâmiu'l-beyyinât | Kelâm: mucizeyle doğrulama |
| İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240) | el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye | Tasavvuf: ortak isim ve ayna |
Zeccâc: İki kapıya açılan kök. Dilci şârihler bu ismin kökünün iki ayrı anlam alanına açıldığını gösterir: korkudan emin olmak ve birini doğrulamak. Aynı fiil kalıbı hem güven vermeyi hem de tasdik etmeyi anlatabilir. Zeccâc'ın geleneğinde dil, iki anlamdan birini zorunlu kılmaz; isim iki yöne de açıktır. Dilcinin katkısı, kelâm ve tasavvuf şerhlerinin hangi anlamı seçerse seçsin dilin izin verdiği sınırın içinde kaldığını göstermesidir.
Hattâbî: Sözüne güvenilen. Hadis merkezli şerhlerde iki anlam bir noktada birleştirilir: Allah, sözünde ve vaadinde doğru olduğu için güvenilendir. Bu geleneğin dilinde güven, önce bir vaadin yerine gelmesinden doğar. Hattâbî gibi şârihlerin aktardığı yorumlarda isim, kullarına verdiği sözü tutan ve onları bu sözle emin kılan diye açıklanır. Dersin Derin seviyesinde işlenen, iman edip salih amel işleyenlerin korkusunu güvene çevirme vaadi bu yorumun Kur'an'daki dayanaklarından biridir.
Kuşeyrî: Güven ile korku arasında. Kuşeyrî'nin şerh geleneğinde el-Mü'min ismini anan kul bir dengeye çağrılır. Allah'ın güven veren olduğunu bilmek kulun kalbine huzur verir; ama bu huzur, kulu kendi hâlinden emin kılmamalıdır. Kur'an, Allah'ın düzeninden emin olanların ancak kaybedenler olduğunu bildirir (A'râf 99). Sûfî şerhlerde bu iki bilgi birlikte tutulur: Kul Rabbinin vaadine güvenir, kendi nefsine güvenmez. Güven Allah'a, endişe kendine yönelir.
Râzî: Mucizeyle doğrulama. Kelâmcı şârihler isme verilen doğrulayan anlamını, peygamberlik tartışmasına bağlar. Râzî'nin de içinde bulunduğu Eş'arî kelâm geleneğinde mucize, Allah'ın peygamberini fiilen doğrulaması sayılır: Peygamber bir iddiada bulunur, Allah olağanüstü bir olayla onun iddiasını tasdik eder. Bu yaklaşımda el-Mü'min ismi, bu fiilî tasdikin ilahî adı olarak okunur. Dersin İlmî seviyesinde anılan, Allah'ın kendi birliğine şahitlik ettiğini bildiren ayet de aynı doğrulama anlamının bir başka yüzüdür.
İbnü'l-Arabî: Ortak isim. İbnü'l-Arabî okulu, bu ismin hem Allah'a hem kula verilmesine özel bir anlam yükler. Ebû Dâvûd'un rivayet ettiği bir hadiste müminin, kardeşinin aynası olduğu bildirilir. Bu okulda hadis, el-Mü'min isminin hem Allah'ın hem kulun adı olmasıyla birlikte okunur ve kalbi arınmış kulun ilahî isimlerin yansıdığı bir ayna olduğu yorumuna bağlanır. Bu yorum bir sembolik okumadır; hadisin zahirî anlamı ise müminlerin birbirine karşı öğütçü ve koruyucu olmasıdır.
Karşılaştırma. Beş şârih aynı kökün iki anlamını farklı biçimlerde birleştirir. Dilci iki kapıyı da açık tutar, hadisçi güveni sözün doğruluğuna bağlar, kelâmcı doğrulamayı mucizede görür, sûfî güveni bir kalp dengesine çevirir, İbnü'l-Arabî okulu ise ortak ismi bir aynaya dönüştürür. Ortak noktaları şudur: Allah'ın güven vermesi ile sözünü doğrulaması aynı gerçeğin iki adıdır.
Durup düşün
- Çevrendeki insanlar senden emin mi? Dilinden, sözünden ve davranışından emin olmadıkları biri var mı?
- Hayatında seni en çok korkutan şey ne? Mü'min ismi o korkuya nasıl bir cevap veriyor?
- Güvende olduğun hangi şeyi (sağlık, barış, bir yakının varlığı) bir nimet olarak hiç düşünmedin?
Uygulama
Bugün bir sözünü, küçük de olsa, tam zamanında ve eksiksiz tut. Ayrıca korku ya da endişe içinde olduğunu bildiğin birine güven verecek bir şey yap: bir haber, bir ziyaret, bir söz. Akşam Tefekkür Defteri'ne, güvenilir olmanın sana neye mal olduğunu ve karşıdakine ne kazandırdığını yaz.
Kendini sına
- Mü'min kelimesinin kökü nedir ve bu kökten hangi kelimeler türer?
- Mü'min isminin iki anlamı nedir?
- Kureyş sûresi hangi iki temel nimeti yan yana sayar?
- Hz. Peygamber, komşusu kötülüklerinden emin olmayan kişi hakkında ne buyurmuştur?