Azîz, izzet sahibi, galip ve yenilmez olan demektir. İzzet, bir varlığın hem güçlü hem değerli hem de ulaşılmaz olmasıdır. Bu ders ismi kelimesiyle, Kur'an'daki izzet kavramıyla ve insanın izzeti nerede araması gerektiği sorusuyla okur.
Temel
Kelime. Azîz, a-z-z kökünden gelir. Kök üç anlamı birlikte taşır: galip gelmek ve yenilmemek, güçlü ve sağlam olmak, nadir ve değerli olmak. Arapçada "azze'ş-şey'ü" denildiğinde bir şeyin bulunmaz, kıymetli hâle geldiği anlatılır. Türkçede "aziz" kelimesi daha çok "sevgili, değerli" anlamında kullanılır: "aziz dostum" deriz. Arapçadaki anlam daha geniştir; değerin yanında gücü ve yenilmezliği de taşır. İzzet ise bu niteliğin adıdır: şeref, onur, güç.
İsimler dizisinde. Azîz, Haşr sûresinde Müheymin'den sonra gelir:
Diyanet meali bu ismi "güçlü" diye verir. Haşr'ın son ayeti de isimleri sayarken "O güçlüdür, Hakîm'dir" diye biter. Azîz ismi Kur'an'da en sık Hakîm ile çift gelir: Güç, hikmetle birlikte anılır. Gücün hikmetsiz olması zulme, hikmetin güçsüz olması acze varır; iki isim birbirini tamamlar.
İzzet kimindir? Kur'an izzetin kaynağını açıkça söyler:
Diyanet meali "izzet" kelimesini burada "kudret" diye çevirir. Ayet izzet isteyen insana bir yol gösterir: İzzet bütünüyle Allah'ındır; onu isteyen, O'na yönelmelidir. Ayetin devamı da bu yönelişin nasıl olduğunu söyler: Güzel sözler O'na yükselir ve onları salih amel yükseltir. İzzet, bir makamla değil, güzel söz ve iyi amelle kazanılır.
Yanlış yerde aranan izzet. Kur'an, izzeti yanlış yerde arayanları uyarır:
Ayet, inananları bırakıp inkârcıların yanında şeref arayanlara bir soru sorar ve cevabını verir: İzzet bütünüyle Allah'ındır. İnsanın değeri, kendisinden güçlü görünenlerin yanında durmakla artmaz.
Mü'minin izzeti. İzzet Allah'a aittir, ama Allah onu inananlara da verir:
Diyanet meali "izzet"i burada "şeref" diye verir. Münafıkların "şerefli olanlar, alçakları Medine'den çıkaracak" sözüne karşı ayet, şerefin Allah'a, Peygambere ve inananlara ait olduğunu bildirir. Mü'minin izzeti kendinden değil, Allah'a bağlılığından gelir.
İzzetin yolu: affetmek ve alçakgönüllülük. Hz. Peygamber izzetin şaşırtıcı yollarını şöyle göstermiştir:
Hadis, insanın izzeti kaybedeceğini sandığı iki davranışı izzetin sebebi olarak gösterir: affetmek ve alçakgönüllü olmak. İnsan affettiğinde küçüleceğini, tevazu gösterdiğinde değerinin düşeceğini sanır; hadise göre tam tersi olur.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Azîz'i üç şartla tanımlar: benzeri çok az bulunan, kendisine çok ihtiyaç duyulan ve kendisine ulaşılması zor olan. Bu üç şart ancak Allah'ta tam olarak bulunur. Kula düşen pay, bu şartlara kendi ölçüsünde yaklaşmaktır: İnsanların dinî ve ahlâkî ihtiyaçlarını karşılayan, benzeri az bulunan bir erdem sahibi olmak. Gazâlî'ye göre peygamberler, âlimler ve salih insanlar bu ismin kullardaki en yüksek örnekleridir.
Kâinattaki izi. Kursun "görmek" basamağında Azîz ismi, kâinattaki yenilmez düzeni fark etmeye çağırır: Dağların ağırlığı, denizin sınırını aşmaması, yıldızların yörüngesinden çıkmaması. İnsan bu düzeni değiştiremez; yalnız onun içinde yaşamayı öğrenir.
Derin
Derin
Güçlü ve merhametli. Şuarâ sûresinde bir cümle sekiz kez tekrarlanır:
Cümle, peygamber kıssalarının her birinin sonunda gelir. Her kıssada bir kavim uyarılır, uyarıyı reddeder ve helak olur; ardından "Rabbin güçlüdür, merhametlidir" denir. Azîz ismi helakin kudretini, Rahîm ismi ise uyarının ve mühletin rahmetini anlatır. İki isim yan yana geldiğinde bir denge kurulur: Güç, merhametle birlikte kullanılır.
Dilediğini aziz kılar. Âl-i İmrân'daki bilinen dua izzetin kimin elinde olduğunu hatırlatır:
Duadaki "dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın" ifadesi, izzet ile zilletin (alçalmanın) kaynağını aynı yere bağlar. Tirmizî listesinde bu iki fiilin isimleri de vardır: el-Muizz (izzet veren) ve el-Müzill (zillete düşüren). Azîz izzetin sahibi, Muizz ise onu verendir.
İki yöne izzet. Kur'an, Allah'ın sevdiği bir topluluğu tarif ederken izzeti bir ahlâk dengesi olarak anlatır:
Diyanet meali ayetteki iki kelimeyi "alçak gönüllü" ve "güçlü" diye çevirir; Arapçasında ikincisi eizze, yani izzet kökündendir. Topluluk inananlara karşı alçakgönüllü, inkârcılara karşı ise onurlu ve eğilmezdir. İzzet burada kibir değildir; yalnız hakkın karşısında eğilmeyen bir onurdur. Aynı insanlar kardeşleri önünde tevazu gösterir.
Sahte izzet. Kur'an, Firavun'un sarayındaki bir sahnede insan elinde kurulan izzetin ne kadar çabuk çöktüğünü gösterir. Mûsâ ile yarışmaya çağrılan sihirbazlar işe şöyle başlar:
Diyanet meali yemini "Firavun hakkı için" diye verir; Arapçasında sihirbazlar "Firavun'un izzetine andolsun" der. Firavun'un izzetine yemin ederek iplerini ve değneklerini atarlar. Birkaç ayet sonra aynı insanlar, Mûsâ'nın asasının onların uydurduklarını yuttuğunu görünce secdeye kapanır:
Sahne, izzetin iki kaynağını karşı karşıya getirir: bir hükümdarın izzeti ve Âlemlerin Rabbinin izzeti. Birincisine yemin edenler, ikincisini görünce ona boyun eğer. İnsanın elinde kurulan izzet, hakikat karşısında bir anda dağılır.
Ana rahminde şekil veren. Azîz isminin Kur'an'daki bir başka bağlamı yaratmadır:
Ayet, insanı ana rahminde dilediği gibi şekillendireni "güçlü ve hikmet sahibi" diye anar. İzzet burada bir savaşın ya da hükümranlığın değil, yaratmanın gücüdür; insanın kendi bedeni bu gücün ilk eseridir.
İlmî
İlmî
Kökün üç anlamı ve ismin yorumları. Âlimler Azîz isminin anlamını kökün üç anlamına göre açıklamıştır:
- Galip olan: Hiçbir şeyin ona karşı koyamadığı, yenilmeyen.
- Güçlü olan: Kudreti eksilmeyen, zayıflığa düşmeyen.
- Eşsiz olan: Benzeri bulunmayan, değeri ölçülemeyen. Gazâlî'nin üç şartlı tanımı bu anlama yakındır.
Üç anlam birbirini tamamlar: Eşsiz olan yenilmez, yenilmez olan güçlüdür.
Üç şartın birlikteliği. Gazâlî'nin tanımında üç şartın birlikte aranması bir inceliğe dayanır: Tek başına hiçbiri izzet için yetmez. Gazâlî bunu güneş örneğiyle açıklar: Güneşin benzeri yoktur ve ona duyulan ihtiyaç büyüktür, ama ona bakmak ve onu görmek herkes için kolaydır; bu yüzden güneşe "azîz" denmez. Benzeri olmayan ve çok ihtiyaç duyulan bir şeyin azîz sayılması için, ona ulaşmanın da zor olması gerekir. Allah'ın izzeti bu üç şartın en yüksek derecede birleştiği yerdir: Benzeri yoktur, her şey O'na muhtaçtır ve hakikatine ulaşmak insan aklının gücünü aşar.
İnsana aziz denmesi. Kur'an'da "azîz" kelimesi bir insan için de kullanılmıştır:
Diyanet meali "imraetü'l-azîz" ifadesini "vezirin karısı" diye çevirir; Arapçada Mısır'ın yüksek yöneticisine "el-Azîz" denirdi. Aynı kelime bir insan unvanı olarak da kullanılabildiğine göre, ilahî isimdeki anlam kelimenin kendisinden değil, onun Allah'a nispet edilmesinden doğar: İnsanın izzeti bir makama bağlıdır ve elden çıkar, Allah'ın izzeti ise zâtîdir.
İzzet ile kibir. Ahlâk kitaplarında izzet ile kibir birbirinden özenle ayrılmıştır. İzzet, insanın kendi değerini bilip onu alçaltacak şeylerden uzak durmasıdır; kibir ise kendini başkalarından üstün görüp onları küçümsemektir. İzzetli insan kimseyi küçümsemez ama kimsenin önünde de haksız yere eğilmez. Mâide 54'teki denge bu ayrımın Kur'an'daki karşılığı olarak okunabilir.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Azîz
el-Azîz, Kur'an'da isim kalıbıyla en sık geçen isimlerden biridir: Bu sayfanın Kur'an'da bölümüne göre kelime 101 kez, 42 sûrede geçer ve bu geçişlerin 47'sinde aynı ayette Hakîm ismi de bulunur. Bu dersin Temel ve İlmî seviyeleri Gazâlî'nin üç şartlı tanımını ve izzet ile kibir ayrımını anlattı. Bu bölüm, aynı ismin öbür şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: kökün Kur'an'daki fiil kullanımları |
| Beyhakî (ö. 458/1066) | el-Esmâ ve's-sıfât | Delil: izzet bir sıfat mıdır |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | et-Tahbîr fi't-tezkîr | Zikir: kulun izzeti nerede |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Levâmiu'l-beyyinât | Kelâm: Azîz ile Hakîm çifti |
Zeccâc: Fiilden isme. Dilci şârihler ismin anlamını, kökün fiil olarak kullanıldığı yerlerden kurar. Dersin İlmî seviyesinde anlatılan üç anlamın ikisi Kur'an'daki iki fiilde açıkça görülür. Sâd 23'te Dâvûd'un huzurunda davacı, kardeşinin tartışmada kendisini yendiğini söyler; buradaki fiil galip gelmek anlamındadır. Yâsîn 14'te iki elçinin üçüncü biriyle desteklendiği anlatılır; buradaki fiil sağlamlaştırmak ve güçlendirmek anlamındadır. Dilcinin çıkardığı sonuç şudur: Azîz, hem yenilmeyen hem de başkasını güçlendirebilen demektir. İsim yalnız bir direnişi değil, bir desteği de anlatır.
Beyhakî: Yemin ve sığınma. Delil derleyicisinin sorusu, izzetin Allah'ın bir sıfatı olup olmadığıdır. Bu soruya iki tür delil getirilir. Birincisi yemindir: Sâd 82'de İblis, Allah'ın izzetine yemin ederek insanları azdıracağını söyler; Diyanet meali bu kelimeyi kudret diye verir. Hadis kitaplarında Allah'ın izzetiyle ve sıfatlarıyla yemin etmeye ayrılmış bablar vardır. İkincisi sığınmadır: Hadislerde ağrı çeken kişiye, Allah'ın izzetine ve kudretine sığınarak dua etmesi öğretilir. Delil derleyicisi için çıkarım açıktır: Yaratılmış bir şeye yemin edilmez ve sığınılmaz; o halde izzet, Allah'ın kendisine ait bir sıfattır.
Kuşeyrî: Kulun izzeti. Sûfî şârihler bu ismin kulda nasıl göründüğünü sorar. Münâfikûn 8'in izzeti Allah'a, Resûlüne ve müminlere vermesi dersin Temel seviyesinde anlatıldı. Kuşeyrî geleneğinde bu ayet bir ahlâk ölçüsü olarak okunur: Kulun izzeti Allah'a itaat ettiği ölçüdedir, isyan ettiği ölçüde de zillete düşer. İzzeti insanların önünde arayan onu kaybeder; Allah'ın önünde eğilen ise insanların önünde eğilmek zorunda kalmaz. Gazâlî'nin üçüncü şartı da bu gelenekte ilk sırada durur: Azîz, akılların hakikatine ulaşamadığıdır.
Râzî: Hikmetle birlikte. Kelâmcı şârih, ismin Kur'an'daki sık eşini bir soru olarak ele alır. Râzî isimleri işaret ettikleri sıfatlara göre sınıflandırır. Bu yaklaşımda izzetin iki yüzü vardır: Bir yüzü acizliğin ve yenilmenin nefyidir, öbür yüzü kudretin varlığıdır. Azîz'in Hakîm ile bu kadar sık birlikte anılması bu yüzden anlam taşır: Yenilmeyen bir güç, hikmetle birlikte anılmadığında insan zihninde keyfî bir zorbalığa benzeyebilir. İki isim birlikte, gücün yerli yerinde kullanıldığını bildirir.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci fiillerden yenilmeyen ve güçlendiren anlamını, delil derleyici yeminden ve sığınmadan sıfatın varlığını, sûfî kulun izzetinin itaatte olduğunu, kelâmcı ise gücün hikmetle birlikte anıldığını çıkarır. Kök verisi bir uyarıyı da gösterir: Necm 19'da adı geçen el-Uzzâ putunun adı da bu köktendir. İzzeti yanlış yerde arayan insan, onu bir putun adına bile koyabilmiştir; dört şârihin ortak cevabı, izzetin kaynağının tek olduğudur.
Durup düşün
- Hayatında izzeti, yani onuru ve değeri, en çok nerede arıyorsun: bir makamda, bir çevrede, bir onayda?
- Affettiğin için küçüldüğünü hissettiğin bir an oldu mu? Hadise göre o an aslında ne oldu?
- İzzet ile kibir arasındaki çizgi senin hayatında en çok nerede bulanıyor?
Uygulama
Bugün seni küçük düşüreceğini düşündüğün bir iyiliği yap: bir özür, bir af, beklenmedik bir tevazu. Akşam Tefekkür Defteri'ne, bu davranışın ardından içinde küçülme mi yoksa bir tür genişleme mi hissettiğini yaz.
Kendini sına
- A-z-z kökünün taşıdığı üç anlam nedir?
- Gazâlî Azîz ismini hangi üç şartla tanımlar?
- Müslim'deki hadise göre izzet hangi iki davranışla artar?
- Şuarâ sûresinde sekiz kez tekrarlanan cümle hangi iki ismi birleştirir ve ne anlatır?