İçeriğe geç

الآخر

74. isim

el-Âhir

Son

İsim dersi · 74. isim

el-Âhir: Her Şeyden Sonra Kalan

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Âhir, her şey yok olduktan sonra da var olan, varlığının sonu bulunmayan ve kendisinden sonra hiçbir şey olmayan demektir. İnsan her gün bir şeyin sonuyla karşılaşır: bir günün, bir mevsimin, bir ilişkinin, bir ömrün. Her son, bir şeyin geçici olduğunu hatırlatır. Âhir ismi, sonu olmayanı anlatır: Her şeyin bittiği yerde O kalır. el-Evvel dersinde Hadîd 3'teki dört ismin ilki ve Hz. Peygamber'in yatarken okuduğu dua işlenmişti; o duada bu isim şöyle açıklanır: "Sen Âhir'sin, Senden sonra hiçbir şey yoktur." Bu ders ismi, "baki kalacak yararlı işler"le, ameller sonlarına göre değerlendirilir diyen bir hadisle, dünyanın ahiret yanında bir parmak ucundaki su damlası kadar olduğunu söyleyen bir benzetmeyle ve Firavun'un karşısında "Allah'ın vereceği mükafat daha iyi ve daha devamlıdır" diyen sihirbazlarla okur.

Temel

Kelime. Âhir, hemzeli '-h-r kökünden gelir; el-Muahhir isminin de kökü budur. Kökün temel anlamı "sonra gelmek, sonda olmak"tır. Türkçede âhir (son), ahiret (sonraki yurt), âhir zaman (son zaman) ve âhiren (en sonunda) bu köktendir. Muahhir ile Âhir arasındaki fark, bir önceki derste belirtildiği gibi, biri fiile, öbürü zâta bakmasıdır: Muahhir başkalarını geriye bırakır; Âhir ise kendisi her şeyden sonra kalır. Âhir ismi Kur'an'da Allah için bir kez, Hadîd 3'te Evvel, Zâhir ve Bâtın ile birlikte geçer. "Ahiret" kelimesinin de aynı kökten gelmesi dikkat çekicidir: Ahiret, dünyanın ardından gelen, sonu olmayan yurttur; onun sahibi de Âhir'dir.

Baki kalacak işler. Kur'an, dünyanın geçici süsü ile kalıcı olanı karşılaştırır:

Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; güzeldir, ama geçicidir. Kalıcı olan ise "baki kalacak yararlı işler"dir (el-bâkıyâtü's-sâlihât). Müfessirler bu ifadeyi namaz, zikir, sadaka ve bütün salih ameller diye açıklamıştır. Âhir'e yönelen, kendisi de Âhir'in yanında kalıcı olacak şeylere yatırım yapar.

Ameller sonlarına göredir. Hz. Peygamber, insanın hayatının nasıl değerlendirileceğini şöyle anlatmıştır:

Hadisin geçtiği olayda Hz. Peygamber, bir savaşta herkesten çok yiğitlik gösteren bir adam için cehennemlik olduğunu söylemiş; sahâbe şaşırmıştı. Sonra adam yaralanmış, acıya dayanamayıp kendi canına kıymıştır. Hz. Peygamber bunun üzerine bu sözü söylemiştir. Hadis, insanın hayatını bir yolculuk olarak görür ve asıl ölçünün yolculuğun sonu olduğunu söyler. Bu, hem bir uyarıdır hem de bir ümit: Kimse iyi başladığı için kendini güvende görmemeli; kimse de kötü bir geçmiş yüzünden ümidini kesmemelidir. Âhir'in yanında önemli olan, son nefes hangi hâl üzere verilir.

Parmak ucundaki su. Hz. Peygamber, dünyanın ahirete göre ne olduğunu bir benzetmeyle anlatmıştır:

Parmağa bulaşan birkaç damla, denizin yanında ne ise, dünya da ahiretin yanında odur.

Yeryüzünün vârisi. Kur'an, her şeyin sonunda kime kalacağını söyler:

Yeryüzü ve üzerindeki her şey bir gün sahiplerinden alınacak ve asıl sahibine kalacaktır. İnsan bir mülkü, bir evi, bir toprağı "benim" diye sahiplenir; ama o mülk ondan önce başkalarınındı, ondan sonra da başkalarının olacaktır. Son sahip, Âhir'dir. İleride gelecek el-Vâris ismi bu anlamı ayrıca işleyecektir.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Evvel ve Âhir'in birbirine göre anlaşıldığını söyler: Allah, varlıkta her şeyden önce olduğu için Evvel; yolculukta her şeyin döndüğü son durak olduğu için Âhir'dir. Kulun yolculuğunun sonu O'dur; O'nu tanımak, bilginin ve arayışın son noktasıdır. Kulun bu isimden payı, her işinin sonunu düşünmek ve hayatının sonunu O'na yönelmiş olarak tamamlamaya çalışmaktır.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Âhir ismi, her şeyin bitişinde okunur. Güneş batar, çiçek solar, yaprak düşer, nehir denize karışır. Yıldızların bile bir ömrü vardır; en parlak yıldız da bir gün söner. Kâinattaki her şeyin bir sonu olması, sonu olmayanı işaret eder.

Derin

Derin

Ahiret daha hayırlı ve daha bakidir. Kur'an, insanın tercihini şöyle anlatır:

İnsan dünya hayatını tercih eder, çünkü o yakındır, görünürdür, hemen tadılır. Ahiret ise uzak görünür. Ayet, iki özelliği birlikte sayar: Ahiret daha iyidir ve daha kalıcıdır. Kalıcılık, Âhir'e yakınlıktır. Duhâ sûresi de Hz. Peygamber'e aynı müjdeyi verir:

Vahyin bir süre kesildiği ve Peygamber'in üzüldüğü günlerde inen bu ayet, ona sonun başlangıçtan daha hayırlı olacağını söyler. Âhir'e yakınlaştıkça hayat, daha hayırlı bir sona doğru ilerler.

Allah katında olan. Kur'an, dünyanın geçim ve süsüyle Allah katındakini karşılaştırır:

"Allah katında olan daha iyi ve devamlıdır." İnsanın elindeki her şey, dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Kalıcı olan, Âhir'in katındadır. Rahmân 26–27 de yeryüzündeki her şeyin yok olacağını, yalnız Rabbin celâl ve ikram sahibi yüzünün baki kalacağını söyler; el-Celîl dersinde bu ayetler işlenmişti.

Sihirbazların tercihi. Kur'an, Firavun'un tehditleri karşısında iman eden sihirbazların sözünü aktarır:

Firavun onları el ve ayaklarını çaprazlama kesmekle tehdit etmişti. Sihirbazlar ise geçici bir hükmün karşısında kalıcı olanı seçmiştir: "Sen, ancak bu dünya hayatına hükmedebilirsin." Âhir'i tanıyan, dünyanın en güçlü hükümdarının bile hükmünün bir sonu olduğunu bilir.

Müminin zindanı. Hz. Peygamber, dünyanın mümin için ne olduğunu kısa bir cümleyle anlatmıştır:

Âlimler bu hadisi, mümin için dünyanın ahirette kendisini bekleyen nimetlere göre bir zindan gibi olduğu, kâfir için ise ahirette kendisini bekleyen azaba göre bir cennet gibi olduğu diye açıklamıştır. Ölçü, sondur: Dünyanın değeri, ardından gelene göre anlaşılır; bir yolculuğun durağı, varılacak yere göre değer kazanır.

Son söz. Ebû Dâvûd'un Sünen'inde (Cenâiz) aktarılan bir rivayette Hz. Peygamber, son sözü "Lâ ilâhe illallâh" olanın cennete gireceğini haber vermiştir. Hayatın sonunu tevhîdle kapatmak, Âhir'e dönüşün en güzel biçimidir.

İlmî

İlmî

Bekâ sıfatı. Kelâm âlimleri, Âhir ismini Allah'ın bekâ sıfatıyla birlikte ele almıştır. Bekâ, varlığın sonunun olmamasıdır. Kıdem varlığın başlangıçsızlığını, bekâ ise sonsuzluğunu anlatır; ikisi de selbî sıfatlar arasında sayılır; Evvel birincisine, Âhir ikincisine işaret eder. İleride gelecek el-Bâkî ismi de bu sıfatla ilgilidir.

Cennetin ebedîliği ve Âhir. Ehl-i sünnet âlimleri, cennetin ve cehennemin sonsuza kadar kalacağını kabul etmiştir. Bu durumda "Senden sonra hiçbir şey yoktur" ifadesi nasıl anlaşılacaktır? Âlimler şöyle cevap vermiştir: Allah'ın bekâsı zâtındandır, kendiliğindendir; cennetin ve cehennemin bekâsı ise Allah'ın onları baki kılmasıyladır. Biri kendinden sonsuz olan, öbürü sonsuzluğu verilen. Âhir'in anlamı, kendiliğinden sonsuz olanın yalnız O olmasıdır.

Âhir zaman. Aynı kök, İslâm düşüncesinde "âhir zaman" kavramını da doğurmuştur. Hz. Peygamber, işaret parmağı ile orta parmağını birleştirerek "Ben ve kıyamet şu ikisi gibi gönderildik" buyurmuştur (Buhârî, Rikâk). Kur'an da onu "peygamberlerin sonuncusu" diye anar:

Peygamberlik zinciri onunla tamamlanmıştır. Âlimler, "âhir zaman peygamberi" ifadesini bu anlamda kullanmıştır. Son peygamber, sonu olmayan Âhir'in son mesajını getirendir. Hz. Peygamber, ümmetinin durumunu da aynı kelimeyle anlatmıştır: "Biz sonuncularız, kıyamet günü ise öne geçenleriz" (Buhârî, Cum'a). Zamanda son gelen, dereceyle öne alınabilir; Mukaddim ve Muahhir derslerinde görülen denge burada da işler.

Fenâ ve bekâ. Tasavvuf literatüründe fenâ ve bekâ kavramları önemli bir yer tutar. Kuşeyrî, er-Risâle'de fenâyı kulun kötü sıfatlarının yok olması, bekâyı ise güzel sıfatların onun yerine geçmesi diye açıklar. Kul, kendi nefsinin isteklerinde "fânî" oldukça, Âhir'in rızasında "baki" olur. Bu kavramlar, Âhir isminin kulun iç yolculuğundaki karşılığı olarak okunmuştur.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Âhir

el-Âhir kalıbı Kur'an'da 155 kez, 153 ayette ve 49 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Bunlardan yalnız Hadîd 3 kelimeyi Allah'ın ismi olarak kullanır; geçişlerin büyük kısmı ahiret yurdunu ve ahiret gününü (el-yevmü'l-âhir) anlatır. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi isim en çok Azîm ile birlikte gelir: Ahirette büyük bir azap ya da büyük bir mükâfat. Bu dersin İlmî seviyesi bekâ sıfatını, cennetin ebedîliğini, âhir zamanı ve fenâ ile bekâyı anlattı. Bu bölüm, ahiret kelimesinin geçtiği ayetlere şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: son gün neden son
Kurtubî (ö. 671/1273)el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ânTefsir: dünyada ve ahirette iyilik
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybTefsir: dünyadaki payı unutmamak
Kuşeyrî (ö. 465/1072)Letâifü'l-işârâtİşârî tefsir: ahiret ekini

Taberî: Son gün neden son. Bakara 8, inanmadıkları hâlde Allah'a ve ahiret gününe inandık diyenleri anlatır. Ayetteki ahiret günü, Arapçada el-yevmü'l-âhir, yani son gündür. Taberî bu ifadeyi açıklarken o günün neden son gün diye anıldığını sorar: Çünkü dünya günlerinin sonuncusudur ve ondan sonra bir gece gelmez. Bu açıklamada ismin ölçüsü görünür: Yaratılmışlar arasındaki son, ancak bir sıranın sonudur; o günün ardından da bir sonsuzluk başlar. Dersin İlmî seviyesinde okunduğu gibi bu sonsuzluk kendinden değil, verilmiş bir bekâdır. Ayetin dikkat çeken bir yanı daha vardır: Kur'an'da Allah'a iman ile son güne iman sık sık birlikte anılır. Âhir'e iman, sonun bir sahibi olduğuna imandır.

Kurtubî: Dünyada ve ahirette iyilik. Bakara 201, Rabbimiz, bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru diyenleri anar. Kurtubî bu ayette geçen iki iyiliğin (hasene) ne olduğu hakkındaki açıklamaları toplar. Dünyadaki iyilik için ilim ve ibadet, sağlık ve yeterli rızık, salih bir eş gibi pek çok açıklama aktarılır; ahiretteki iyilik için ise cennet ve hesabın kolaylaştırılması. Kurtubî, ayetin bütün bu anlamları kapsayabildiğini belirtir. Ayetin bir önceki ayetle kurduğu karşıtlık önemlidir: Bir grup yalnız dünyayı ister ve ahirette payı olmaz; öbürü ikisini birlikte ister. Âhir'i tanımak, dünyayı terk etmek değil, onu sonla birlikte istemektir.

Râzî: Dünyadaki payı unutmamak. Kasas 77'de Kârûn'un kavmi ona şöyle öğüt verir: Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu gözet, dünyadaki payını da unutma. Râzî'nin tefsirinde bu dünyadaki payın ne olduğu tartışılır. Bir görüşe göre insanın dünyadan gerçek payı, ahireti için orada yaptığı iyiliklerdir; payını unutmamak, dünyayı ahirete bir hazırlık olarak kullanmaktır. Başka bir görüşe göre ayet, helâl olandan yararlanmayı da insana hatırlatır. Râzî iki görüşü birlikte değerlendirir. Ayetin sırası anlamlıdır: Önce ahiret yurdu gözetilir, sonra dünyadaki pay gelir. Âhir'e göre yaşayan, sonu öne alır ama yolu da ihmal etmez.

Kuşeyrî: Ahiret ekini. Şûrâ 20, ahiret kazancını isteyenin kazancının artırılacağını, dünya kazancını isteyene de ondan verileceğini ama ahirette bir payının olmayacağını söyler. Arapçada kazanç diye çevrilen kelime hars, yani ekindir. Kuşeyrî'nin işârî okumasında bu benzetme kulun amelini bir tarlaya çevirir: Ekin bugün ekilir, ürün sonra alınır. Dünya ekinini isteyen, ürününü hemen alır ve tükenir; ahiret ekinini isteyen ise ekini Âhir'e emanet eder ve ürünü artarak döner. Bu okuma dersin Temel seviyesindeki Kehf 46 ile buluşur: Baki kalacak iyi işler, sonu olmayanın katında saklananlardır.

Karşılaştırma. Dört şârih, ahiret kelimesinin dört farklı yüzüne bakar. Taberî son günün neden son olduğunu, Kurtubî dünya ve ahirette istenen iyiliğin ne olduğunu, Râzî dünyadaki payın ahiret gözetilerek nasıl alınacağını, Kuşeyrî ise amelin bir ekin gibi ekilip sonra biçildiğini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Ahiret, sonu olmayan Âhir'in katına dönüştür; dünya bu dönüşün yoludur ve değeri o sona göre biçilir.

Durup düşün

  • Hayatının son anını düşündüğünde, hangi hâl üzere olmak isterdin?

  • Kehf 46'ya göre, "baki kalacak yararlı işler" hanesine bugün ne ekledin?

  • Buhârî'deki "Ameller sonlarına göredir" hadisi, hem bir uyarı hem bir ümit olarak sana ne söylüyor?

Uygulama

Bugün başladığın her işin sonunu düşün: "Bu iş nereye varır?" Yatmadan önce günü tevhîdle kapat: "Lâ ilâhe illallâh" de. Bir sadaka ver ya da bir zikir yap; Kehf 46'daki "baki kalacak işler"den birini biriktir. Akşam Tefekkür Defteri'ne, hayatında geçici olanlarla kalıcı olanları iki ayrı liste hâlinde yaz.

Kendini sına

  1. Muahhir ile Âhir arasındaki fark nedir?
    Cevabı göster

    Muahhir başkalarını geriye bırakan bir fiili anlatır; Âhir ise kendisi her şeyden sonra kalanı, zâtın niteliğini anlatır.

  2. Kehf 46'da dünya hayatının süsü olarak ne sayılır, kalıcı olan nedir?
    Cevabı göster

    Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür; baki kalacak yararlı işler ise Rabbin katında daha hayırlıdır.

  3. Buhârî'deki hadise göre ameller neye göre değerlendirilir?
    Cevabı göster

    Sonlarına göre.

  4. Âlimlere göre cennetin ebedîliği ile Allah'ın Âhir oluşu nasıl bağdaşır?
    Cevabı göster

    Allah'ın bekâsı zâtından, kendiliğindendir; cennetin bekâsı ise Allah'ın onu baki kılmasıyladır.

Kur'an'da el-Âhir

Kelime (آخِر) Kur'an'da 155 kez, 153 ayette ve 49 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Bakara17
  • Âl-i İmrân11
  • Tevbe10
  • Nisâ8
  • Nahl7
  • İsrâ7
  • Mâide5
  • En'âm4

ve 41 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 4

    وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

    Onlar, sana indirilen Kitap'a da, senden önce indirilenlere de inanırlar; ahirete de yalnız onlar kesinlikle inanırlar.

  2. Bakara 8

    وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَبِٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

    İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler vardır.

  3. Bakara 62

    إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلصَّٰبِـِٔينَ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَعَمِلَ صَٰلِحًۭا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    Şüphesiz, inananlar, Yahudi olanlar, Hıristiyanlar ve Sabiilerden Allah'a ve ahiret gününe inanıp yararlı iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir.

  4. Bakara 86

    أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْءَاخِرَةِ ۖ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    Onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir, bu yüzden azabları hafifletilmez, onlar yardım da görmezler.

  5. Bakara 94

    قُلْ إِن كَانَتْ لَكُمُ ٱلدَّارُ ٱلْءَاخِرَةُ عِندَ ٱللَّهِ خَالِصَةًۭ مِّن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُا۟ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    De ki, "Eğer ahiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize!"

  6. Bakara 102

    وَٱتَّبَعُوا۟ مَا تَتْلُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَٰنَ ۖ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُوا۟ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَ ۚ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌۭ فَلَا تَكْفُرْ ۖ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ ۚ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ ۚ وَلَقَدْ عَلِمُوا۟ لَمَنِ ٱشْتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍۢ ۚ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

    Şeytanların Süleyman'ın hükümdarlığı hakkında söylediklerine uydular. Oysa Süleyman kafir değildi, ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı. Babil'de, melek denilen Harut ve Marut'a bir şey indirilmemişti. Bu ikisi "Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın inkar etme" demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah'ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. And olsun ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi!

  7. Bakara 114

    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ وَسَعَىٰ فِى خَرَابِهَآ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَ ۚ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌۭ وَلَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ

    Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır.

  8. Bakara 126

    وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَٰذَا بَلَدًا ءَامِنًۭا وَٱرْزُقْ أَهْلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُم بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۖ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُۥ قَلِيلًۭا ثُمَّ أَضْطَرُّهُۥٓ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلنَّارِ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ

    İbrahim: "Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti. Allah da: "İnkar edeni de az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç" buyurmuştu.

  9. Bakara 130

    وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَٰهِۦمَ إِلَّا مَن سَفِهَ نَفْسَهُۥ ۚ وَلَقَدِ ٱصْطَفَيْنَٰهُ فِى ٱلدُّنْيَا ۖ وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    Kendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.

  10. Bakara 177

    ۞ لَّيْسَ ٱلْبِرَّ أَن تُوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَلَٰكِنَّ ٱلْبِرَّ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلْكِتَٰبِ وَٱلنَّبِيِّۦنَ وَءَاتَى ٱلْمَالَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ ذَوِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينَ وَٱبْنَ ٱلسَّبِيلِ وَٱلسَّآئِلِينَ وَفِى ٱلرِّقَابِ وَأَقَامَ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَى ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَٰهَدُوا۟ ۖ وَٱلصَّٰبِرِينَ فِى ٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَحِينَ ٱلْبَأْسِ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُتَّقُونَ

    Yüzlerinizi doğudan yana ve batıdan yana çevirmeniz iyi olmak demek değildir; Lakin iyi olan, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitap'a, peygamberlere inanan, O'nun sevgisiyle, yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve köleler uğrunda mal veren, namaz kılan, zekat veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler, zorda, darda ve savaş alanında sabredenlerdir. İşte onlar doğru olanlardır ve sakınanlar ancak onlardır.

  11. Bakara 200

    فَإِذَا قَضَيْتُم مَّنَٰسِكَكُمْ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ كَذِكْرِكُمْ ءَابَآءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًۭا ۗ فَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا وَمَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍۢ

    Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. "Rabbimiz! Bize sadece dünyada ver" diyen insanlar vardır, öylesine, ahirette bir pay yoktur.

  12. Bakara 201

    وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةًۭ وَفِى ٱلْءَاخِرَةِ حَسَنَةًۭ وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ

    "Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru" diyenler vardır.

Bütün geçişler (153 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

أ-خ-رKur'an'da 250 kelime, 6 farklı türev

İlk resim: Geri, arka: bir şeyin sonra gelmesi.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
آخِرisim kalıbıson; ahiretİsim155Bakara 4
آخَرdiğer, başkaİsim70Bakara 184
أَخَّرَgeri bıraktı, ertelediFiil15Nisâ 77
يَسْتَأْخِرُgeri kalmak isterFiil6A'râf 34
تَأَخَّرَgeride kaldıFiil3Bakara 203
مُسْتَأْخِرgeride kalanİsim1Hicr 24

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.