İçeriğe geç

الملك

4. isim

el-Melik

Mülkün ve hükümranlığın gerçek sahibi

İsim dersi · 4. isim

el-Melik: Gerçek Hükümdar

Temel seviyede yaklaşık 20 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Melik, mülkün ve hükümranlığın gerçek sahibi demektir. Dünyada hükmedenlerin hükmü emanettir, geçicidir ve sınırlıdır; el-Melik isminin anlattığı hükümranlık ise kimseden alınmamış, kimseye bırakılmayacak olandır. Bu ders ismi kelimesiyle, Kur'an'daki yeriyle ve insana bıraktığı ölçüyle okur.

Temel

Kelime. Melik, m-l-k kökünden gelir. Bu kökten türeyen kelimeler iki anlam etrafında toplanır: sahip olmak ve hükmetmek. Milk bir şeye sahip olmayı, mülk ise bir yer ve insanlar üzerinde hükmü anlatır. Buna göre mâlik sahip demektir, melik hükümdar. Bir evin mâliki evin sahibidir; bir ülkenin meliki o ülkeyi yöneten. el-Melik ismi bu ikinci anlamı taşır: bütün varlık üzerinde hüküm sahibi olan. Kelime Kur'an'da insan hükümdarlar için de kullanılır; Yûsuf kıssasındaki Mısır hükümdarı da "melik" diye anılır. İlahî isim olarak kullanıldığında ise ya belirlilik takısıyla (el-Melik) ya da "hak" sıfatıyla gelir ve bütün hükümdarların üstündeki tek gerçek hükümdarı gösterir. İnsan bu isme de kul olarak bağlanır: Abdülmelik, yani Hükümdarın kulu.

Gerçek hükümdar. Kur'an bu ismi çoğu zaman "hak" kelimesiyle birlikte anar: el-Melikü'l-Hakk, yani gerçek hükümdar.

"Gerçek" sıfatı bir karşılaştırma içerir. İnsanlar arasında da hükümdarlar vardır, ama onların hükmü başkasından alınmıştır, bir süreyle sınırlıdır ve sonunda elden çıkar. Allah'ın hükümranlığı ise kimseden alınmamıştır ve kimseye devredilmez.

İsimler dizisinde. el-Melik, Kur'an'da isimlerin en yoğun sayıldığı Haşr sûresinin son ayetlerinde, Allah isminden hemen sonra gelen ilk isimdir:

Aynı sıra Cuma sûresinin ilk ayetinde de görülür; orada da Melik, Kuddûs ile birlikte anılır:

İki ayette de Melik ile Kuddûs yan yanadır. Bu yakınlık bir ölçü verir: Allah'ın hükümranlığı, insan hükümdarlarında görülen zulümden, keyfîlikten ve eksiklikten arınmış bir hükümranlıktır.

Din gününün sahibi. Namazda her gün okunan Fâtiha, hesap gününü bu kökten bir kelimeyle anar:

Bu ayet iki farklı kıraatle okunur: "Mâliki" (sahibi) ve "Meliki" (hükümdarı). İki okuyuş da sahihtir ve birbirini tamamlar: O gün hem her şeyin sahibi hem de tek hükümdarı Allah'tır.

Sığınılan hükümdar. Kur'an'ın son sûresi, kötülüğe karşı sığınmayı üç isimle anlatır: Rab, Melik ve İlâh.

Üç isim bir sıra kurar: Önce insanı terbiye eden Rab, sonra onu yöneten Melik, en sonunda ibadet edilen İlâh. İnsan sığındığında bu üç ilişkinin hepsine birden sığınır.

Kâinattaki izi. Bir ülkenin düzeni, onu yönetenin varlığını gösterir. Kur'an kâinatın düzenini de böyle okur: Göklerin dengesi, mevsimlerin sırası, canlıların birbirine bağlı yaşamı tek bir hükmün işaretleridir. Kursun "görmek" basamağında el-Melik ismi, bu düzeni başıboş bir tesadüf olarak değil, bir hükmün eseri olarak fark etmeye çağırır.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Melik'i, zâtında ve niteliklerinde hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin ise kendisine muhtaç olduğu varlık olarak açıklar. Kula düşen payı da bir ülke benzetmesiyle anlatır: İnsanın ülkesi kalbi ve bedenidir; askerleri arzuları, öfkesi ve istekleridir. Bu ülkeyi yöneten, arzularına esir olmayan, onları hükmü altına alan kişi kendi ülkesinin melikidir.

Bu isimle dua. Mülkün sahibine yapılan dua, Kur'an'da bu kökün kelimeleriyle kurulmuştur:

Derin

Derin

Hükümranlık kimin? Kur'an kıyamet gününü, bütün sahte hükümranlıkların sona erdiği gün olarak anlatır:

Soru cevapsız bırakılmaz: Hükümranlık, tek ve her şeye galip olan Allah'ındır. Dünyada "benim" denilen her mülk, o gün asıl sahibine döner. Hz. Peygamber bu sahneyi şöyle anlatmıştır:

Elinde olan mülk. Mülk sûresi bu ismin anlamını ilk ayetinde özetler:

"Elinde" ifadesi bir kudret ve tasarruf ifadesidir: Mülk O'nun elindedir; dilediği gibi tasarruf eder. Âl-i İmrân 26'daki duada da aynı fikir vardır: Mülkü dilediğine verir, dilediğinden alır. İnsanın elindeki mülk, bu anlamda kendisine verilmiş bir emanettir.

Verilen mülk. Kur'an, dünyada büyük bir makama ulaşmış bir peygamberin o makamı nasıl gördüğünü de anlatır. Yûsuf, kardeşleriyle ve anne babasıyla yeniden buluştuktan sonra şöyle dua eder:

Yûsuf, Mısır'ın yönetiminde söz sahibi olduğu hâlde elindeki gücü kendine değil, onu verene nispet eder. Duasının sonunda istediği de makamın sürmesi değil, Müslüman olarak ölmek ve iyilerin arasına katılmaktır. Kıssa, el-Melik isminin insana öğrettiği tavrı gösterir: Verilen hükümranlık bir sahiplik değil, bir emanettir.

İstenen mülk. Kur'an'da bir peygamber, hükümranlığı açıkça Allah'tan ister:

Süleyman'ın duası önce bağışlanma diler, sonra mülk ister ve isteğini "Sen Vehhâb'sın" diyerek bağışlayan isme bağlar. Mülk kişinin kendi hakkı olarak değil, bir bağış olarak istenir.

Her insan küçük bir yönetici. Hz. Peygamber, hükümranlığın sorumluluğunu yalnız hükümdarlara değil, herkese yaymıştır:

Hadisin devamında devlet başkanı halkından, erkek ailesinden, kadın evinden, hizmetçi efendisinin malından sorumlu tutulur. Her insanın küçük bir ülkesi vardır ve her ülke hesabı sorulacak bir emanettir.

Kralların kralı yoktur. Hz. Peygamber, insanların birbirine verdiği unvanlarda bile bu ismin hakkının gözetilmesini istemiştir:

Müslim'in rivayetinde hadisin sonunda "Allah'tan başka hükümdar yoktur" ifadesi de yer alır. Hadis bir unvanı yasaklamakla kalmaz, insan hükümranlığına bir sınır çizer: Hiçbir insan hükümranlığı mutlak değildir.

İlmî

İlmî

Mâlik mi, Melik mi? Fâtiha 4'teki kıraat farkı, tefsir ve dil kitaplarında uzun tartışılmıştır. Âsım ve Kisâî'nin kıraatinde kelime "Mâlik" (sahip), diğer kurrânın kıraatinde "Melik" (hükümdar) okunur. Türkiye'de yaygın olan Âsım kıraati (Hafs rivayeti) "Mâliki yevmi'd-dîn" okur.

  • "Mâlik" kıraatini tercih edenler, sahipliğin hükümdarlıktan daha kapsamlı olduğunu söylemiştir: Sahip, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.
  • "Melik" kıraatini tercih edenler ise hükümdarlığın daha yüce bir makam olduğunu, hükümdarın emrinin sahiplere de geçtiğini söylemiştir.
  • İki kıraati birlikte okuyanlara göre iki anlam birbirini tamamlar: Din günü Allah hem her şeyin sahibi hem de tek hükümdarıdır.

Melik ve Mâlikü'l-Mülk. Tirmizî listesinde bu kökten iki isim vardır: el-Melik (4. isim) ve Mâlikü'l-Mülk (84. isim). Birincisi hükümranlığı, ikincisi mülkün kendisinin sahipliğini öne çıkarır. Âl-i İmrân 26'daki "Mâlike'l-mülk" hitabı ikinci ismin Kur'an'daki dayanağıdır.

Mülk ve melekût. Aynı kökten gelen melekût kelimesi, Kur'an'da hükümranlığın görünmeyen yüzünü anlatır:

Âlimler, özellikle Gazâlî, bu iki kelimeden bir varlık ayrımı kurmuştur: Âlemü'l-mülk duyularla bilinen görünür âlem, âlemü'l-melekût ise onun ardındaki görünmeyen düzendir. el-Melik ismi her ikisini birlikte kapsar: Hükümranlık hem görünen düzende hem de o düzeni ayakta tutan görünmeyen düzende O'nundur.

Kelâmdaki yeri. Kelâm kitaplarında Melik ismi, Allah'ın fiillerinde bir üst makama hesap vermediği ilkesiyle birlikte ele alınır. Bir hükümdarın emri üstündeki bir otoriteye göre ölçülür; Allah'ın hükmünü ölçen bir üst otorite yoktur. Ehl-i Sünnet âlimleri bu ilkeyi, Allah'ın hükmünün adaletten ve hikmetten ayrı olmadığı ilkesiyle birlikte savunmuştur: Hükmü sorgulanamaz, çünkü keyfî değildir.

Arınmış hükümranlık. Melik isminin Kur'an'da Kuddûs ile yan yana gelmesi (Haşr 23, Cuma 1), âlimlerin dikkatini çekmiştir. İnsan zihninde hükümdarlık çoğu zaman zorbalıkla, çıkarla ve keyfîlikle birlikte düşünülür. Kuddûs isminin hemen yanında gelmesi, bu çağrışımları ilahî hükümranlıktan uzaklaştırır: Hükmeden aynı zamanda her eksiklikten arınmıştır.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Melik

el-Melik, şerh geleneğinde iki komşu kelimeyle birlikte düşünülür: mülk sahibi anlamındaki mâlik ve hükümranlık anlamındaki mülk. Bu dersin İlmî seviyesi Fâtiha 4'teki kıraat farkını ve Mâlikü'l-Mülk ile ilişkisini anlatır. Bu bölüm o tartışmayı tekrar etmez; aynı ismin şârihlerin elinde nasıl farklı sorulara cevap olduğunu yan yana koyar. Dilci kelimenin sınırını, hadisçi hükümranlığın kıyametteki tecellisini, sûfî kulun teslimiyetini, kelâmcı ilahî tasarrufun adaletini, İbnü'l-Arabî okulu ise insanın yeryüzündeki emanetini sorar.

ŞârihEserİsme bakışı
Zeccâc (ö. 311/923)Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâDil: melik ile mâlik arasındaki fark
Hattâbî (ö. 388/998)Şe'nü'd-duâRivayet: hükümranlığın kıyamette açığa çıkışı
Kuşeyrî (ö. 465/1072)et-Tahbîr fi't-tezkîrZikir: kendini mülk bilen kulun teslimiyeti
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Levâmiu'l-beyyinâtKelâm: tasarrufun adaletle ilişkisi
İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240)Fusûsu'l-hikemTasavvuf: halife olarak insan

Zeccâc: Emreden ile sahip olan. Dilci şârihler melik ile mâlik arasındaki farkı, yetkinin türünde görür. Mâlik bir şeyin sahibidir; melik ise emreden ve yasaklayan, yani yöneten kişidir. Bir insan bir şeye sahip olup onu yönetemeyebilir, bir şeyi yönetip ona sahip olmayabilir. Zeccâc'ın geleneğinde el-Melik ismi, bu iki yetkinin Allah'ta birleştiğini anlatmak için öne çıkar: O hem sahibidir hem de hükmedenidir. Dersin İlmî seviyesindeki kıraat tartışması da bu iki yetkiden hangisinin vurgulandığı üzerine kurulur.

Hattâbî: Hükümranlığın açığa çıktığı gün. Hadis merkezli şerhlerde el-Melik ismi, kıyamet gününü anlatan rivayetlerle birlikte anılır. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadiste Allah'ın kıyamet günü yeri kabzedip gökleri dürdükten sonra hükümdar olanın kendisi olduğunu bildireceği ve yeryüzünün hükümdarlarını soracağı anlatılır. Bu tür rivayetler, dersin Derin seviyesinde işlenen hükümranlığın kimin olduğu sorusunun hadis dilindeki karşılığıdır. Hattâbî gibi hadisçi şârihler, ismin anlamını bu rivayetlerin ışığında açıklayan âlimler arasında anılır.

Kuşeyrî: Kendini mülk bilmek. Kuşeyrî'nin şerh geleneğinde soru, ismi anan kulun kendini nerede gördüğüdür. el-Melik ismini anan kul, kendisinin de O'nun mülkü olduğunu hatırlar. Bu hatırlayış iki sonuç doğurur: Sahip olduklarını gerçek mülkü sanmaz ve başına gelene itiraz etmek yerine teslim olur. Gazâlî'nin bu dersin Temel seviyesinde anlatılan yorumu kulun kendi kalbini yönetmesini öne çıkarırken, Kuşeyrî'nin vurgusu daha çok teslimiyet üzerindedir; iki yorum birbirini tamamlar.

Râzî: Mülkünde tasarruf eden. Kelâmcı şârihler için el-Melik ismi, ilahî adalet tartışmasının bir dayanağıdır. Râzî'nin de içinde bulunduğu Eş'arî kelâm geleneğinde, Allah'ın kendi mülkünde dilediği gibi tasarruf etmesinin zulüm sayılamayacağı ilkesi bu isimle ilişkilendirilir: Zulüm başkasının mülkünde haksız tasarruftur, oysa her şey O'nun mülküdür. Dersin İlmî seviyesindeki kelâm paragrafı bu ilkenin özetini verir; farklı kelâm ekollerinin bu ilkeyi nasıl yorumladığı ise ayrıca tartışılmıştır.

İbnü'l-Arabî: Emanet edilen mülk. İbnü'l-Arabî okulunda el-Melik ismi, insanın yeryüzündeki halifeliğiyle birlikte düşünülür. Bu okulda insan, isimlerin hepsini taşıyabilen bir varlık olarak görülür; el-Melik isminin insandaki yansıması ise ona emanet edilen bir yönetme yetkisidir. Bu yetki bir sahiplik değil, bir vekâlettir. Dersin Derin seviyesindeki her insanın küçük bir yönetici olduğunu bildiren hadis, bu yorumun ahlâk dilindeki karşılığı gibi okunabilir.

Karşılaştırma. Beş şârih el-Melik isminde yetkinin farklı yüzlerine bakar. Dilci yetkinin türünü, hadisçi onun kıyametteki açığa çıkışını, kelâmcı adaletle ilişkisini, sûfî kulun teslimiyetini, İbnü'l-Arabî okulu da insana emanet edilen payı öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Gerçek hükümranlık tektir; insanın elindeki her yetki geçici ve emanettir.

Durup düşün

  • Hayatında "benim" dediğin şeylerden hangileri sana gerçekten ait, hangileri emanet?

  • Gazâlî'nin benzetmesine göre kendi ülkende hangi "asker" en çok isyan ediyor: öfke mi, arzu mu, alışkanlık mı?

  • Bir yetkin varsa (ailede, işte, bir toplulukta), Kuddûs isminin Melik'in yanında durması o yetkiyi nasıl kullanman gerektiği hakkında ne söyler?

Uygulama

Bugün seni yöneten bir alışkanlığı seç ve bir gün boyunca ona sen yön ver: Hükmü geri almak için küçük bir sınır koy. Akşam Tefekkür Defteri'ne, kendi ülkende hükmü kimin elinde tuttuğunu yaz.

Kendini sına

  1. Mâlik ile Melik kelimeleri arasındaki fark nedir?
    Cevabı göster

    Mâlik bir şeye sahip olan, Melik ise bir yer ve insanlar üzerinde hükmeden, hükümdar demektir. el-Melik ismi hükümranlık anlamını taşır.

  2. Fâtiha 4'teki kıraat farkı nedir ve iki okuyuş nasıl birleştirilir?
    Cevabı göster

    Âsım ve Kisâî "Mâlik" (sahip), diğer kurrâ "Melik" (hükümdar) okur. İki okuyuş birlikte, din günü Allah'ın hem her şeyin sahibi hem de tek hükümdarı olduğunu anlatır.

  3. Gazâlî'ye göre kulun el-Melik isminden payı nedir?
    Cevabı göster

    Kendi ülkesi olan kalbini ve bedenini yönetmek, arzularına ve öfkesine esir olmayıp onları hükmü altına almaktır.

  4. "Melikü'l-emlâk" unvanıyla ilgili hadis ne öğretir?
    Cevabı göster

    Allah katında en çirkin ismin "hükümdarların hükümdarı" diye adlandırılan kişinin ismi olduğunu; hiçbir insan hükümranlığının mutlak olmadığını öğretir.

Kur'an'da el-Melik

Kelimeler (مَلِك, مَلِيك) Kur'an'da 16 kez, 16 ayette ve 11 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Yûsuf5
  • Bakara2
  • Mâide1
  • Kehf1
  • Tâhâ1
  • Mü'minûn1
  • Neml1
  • Kamer1

ve 3 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 246

    أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلْمَلَإِ مِنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنۢ بَعْدِ مُوسَىٰٓ إِذْ قَالُوا۟ لِنَبِىٍّۢ لَّهُمُ ٱبْعَثْ لَنَا مَلِكًۭا نُّقَٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۖ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِن كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِتَالُ أَلَّا تُقَٰتِلُوا۟ ۖ قَالُوا۟ وَمَا لَنَآ أَلَّا نُقَٰتِلَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِن دِيَٰرِنَا وَأَبْنَآئِنَا ۖ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ تَوَلَّوْا۟ إِلَّا قَلِيلًۭا مِّنْهُمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ

    Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya savaş size farz kılındığında gitmeyecek olursanız?" demişti. "Memleketimizden ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldığımıza göre niye Allah yolunda savaşmıyalım?" demişlerdi. Ama savaş onlara farz kılınınca, az bir kısmı müstesna yüz cevirdiler. Allah zalimleri bilir.

  2. Bakara 247

    وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًۭا ۚ قَالُوٓا۟ أَنَّىٰ يَكُونُ لَهُ ٱلْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِٱلْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةًۭ مِّنَ ٱلْمَالِ ۚ قَالَ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُۥ بَسْطَةًۭ فِى ٱلْعِلْمِ وَٱلْجِسْمِ ۖ وَٱللَّهُ يُؤْتِى مُلْكَهُۥ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌۭ

    Peygamberleri onlara "Allah size şüphesiz, Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. "Biz hükümdarlığa ondan layık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemişken bize hükümdar olmağa o nasıl layık olabilir?" dediler, "Doğrusu Allah size onu seçti, bilgice ve vücutça gücünü artırdı" dedi. Allah mülkü dilediğine verir. Allah her şeyi kaplar ve bilir.

  3. Mâide 20

    وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكًۭا وَءَاتَىٰكُم مَّا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًۭا مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Musa, milletine: "Ey milletim! Allah'ın size olan nimetini anın: içinizden peygamberler çıkarmış ve sizi hükümdar yapmıştır, dünyalarda kimseye vermediğini size vermiştir".

  4. Yûsuf 43

    وَقَالَ ٱلْمَلِكُ إِنِّىٓ أَرَىٰ سَبْعَ بَقَرَٰتٍۢ سِمَانٍۢ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌۭ وَسَبْعَ سُنۢبُلَٰتٍ خُضْرٍۢ وَأُخَرَ يَابِسَٰتٍۢ ۖ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَأُ أَفْتُونِى فِى رُءْيَٰىَ إِن كُنتُمْ لِلرُّءْيَا تَعْبُرُونَ

    Hükümdar: "Ben, yedi semiz ineği yedi zayıf ineğin yediğini; yedi yeşil başak ve bir o kadar da kurumuş başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yormasını biliyorsanız rüyamı söyleyiniz." dedi.

  5. Yûsuf 50

    وَقَالَ ٱلْمَلِكُ ٱئْتُونِى بِهِۦ ۖ فَلَمَّا جَآءَهُ ٱلرَّسُولُ قَالَ ٱرْجِعْ إِلَىٰ رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ ٱلنِّسْوَةِ ٱلَّٰتِى قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ ۚ إِنَّ رَبِّى بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌۭ

    Hükümdar: "Onu bana getirin" dedi. Yusuf'a elçi gelince, "Efendine dön, kadınlar niçin ellerini kesmişlerdi bir sor; doğrusu Rabbim onların hilesini bilir" dedi.

  6. Yûsuf 54

    وَقَالَ ٱلْمَلِكُ ٱئْتُونِى بِهِۦٓ أَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِى ۖ فَلَمَّا كَلَّمَهُۥ قَالَ إِنَّكَ ٱلْيَوْمَ لَدَيْنَا مَكِينٌ أَمِينٌۭ

    Hükümdar: "Onu bana getirin, yanıma alayım" dedi. Onunla konuşunca: "Bugün senin yanımızda önemli bir yerin ve güvenilir bir durumun vardır." dedi.

  7. Yûsuf 72

    قَالُوا۟ نَفْقِدُ صُوَاعَ ٱلْمَلِكِ وَلِمَن جَآءَ بِهِۦ حِمْلُ بَعِيرٍۢ وَأَنَا۠ بِهِۦ زَعِيمٌۭ

    "Hükümdarın su kabını kaybettik, onu getirene bir deve yükü mükafat verilecek, buna ben kefil oluyorum" dediler.

  8. Yûsuf 76

    فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَآءِ أَخِيهِ ثُمَّ ٱسْتَخْرَجَهَا مِن وِعَآءِ أَخِيهِ ۚ كَذَٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ ۖ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِى دِينِ ٱلْمَلِكِ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ نَرْفَعُ دَرَجَٰتٍۢ مَّن نَّشَآءُ ۗ وَفَوْقَ كُلِّ ذِى عِلْمٍ عَلِيمٌۭ

    Yusuf kardeşinin yükünden önce onlarınkini aramaya başladı; sonra kardeşinin yükünden su kabını çıkardı. İşte biz Yusuf'a böyle bir plan kullanmasını vahyettik. Çünkü hükümdarın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı, meğer ki Allah dileye. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinden üstün bir bilen bulunur.

  9. Kehf 79

    أَمَّا ٱلسَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَٰكِينَ يَعْمَلُونَ فِى ٱلْبَحْرِ فَأَرَدتُّ أَنْ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَآءَهُم مَّلِكٌۭ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًۭا

    "Gemi, denizde çalışan birkaç yoksula aitti; onu kusurlu kılmak istedim, çünkü peşlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı."

  10. Tâhâ 114

    فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۗ وَلَا تَعْجَلْ بِٱلْقُرْءَانِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَىٰٓ إِلَيْكَ وَحْيُهُۥ ۖ وَقُل رَّبِّ زِدْنِى عِلْمًۭا

    Gerçek hükümdar olan Allah Yüce'dir. Kuran sana vahyedilirken, vahy bitmezden önce, unutmamak için, tekrarda acele edip durma, "Rabbim! ilmimi artır" de.

  11. Mü'minûn 116Derste işleniyor

    فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۖ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ

    Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, yüce arşın Rabbidir.

  12. Neml 34

    قَالَتْ إِنَّ ٱلْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا۟ قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوٓا۟ أَعِزَّةَ أَهْلِهَآ أَذِلَّةًۭ ۖ وَكَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ

    Melike: "Doğrusu hükümdarlar bir şehre girdikleri zaman orasını bozarlar, onurlu kimselerini aşağılık yaparlar. İşte böyle davranırlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de, elçilerin ne ile döneceklerine bakayım" dedi.

Bütün geçişler (16 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

م-ل-كKur'an'da 206 kelime, 9 farklı türev

İlk resim: Bir şeyi sıkıca kavrayıp elde tutmak; hamuru iyice yoğurup sağlamlaştırmak da bu kökten söylenir.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
مَلَكmelekİsim88Bakara 30
مُلْكmülk, hükümranlıkİsim48Bakara 102
مَلَكَتْsahip oldu (“ellerinizin sahip olduğu”)Fiil44Nisâ 3
مَلِكisim kalıbıhükümdar, melikİsim15Bakara 246
مالِكsahip, malikİsim4Fâtiha 4
مَلَكُوتmelekût: göklerin ve yerin mutlak hükümranlığıİsim4En'âm 75
مَمْلُوكsahip olunan; köleİsim1Nahl 75
مَلْكkendi gücü, kendi iradesi (“kendi irademizle”)İsim1Tâhâ 87
مَلِيكisim kalıbıher şeye hükmeden hükümdarİsim1Kamer 55

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.