Melik, mülkün ve hükümranlığın gerçek sahibi demektir. Dünyada hükmedenlerin hükmü emanettir, geçicidir ve sınırlıdır; el-Melik isminin anlattığı hükümranlık ise kimseden alınmamış, kimseye bırakılmayacak olandır. Bu ders ismi kelimesiyle, Kur'an'daki yeriyle ve insana bıraktığı ölçüyle okur.
Temel
Kelime. Melik, m-l-k kökünden gelir. Bu kökten türeyen kelimeler iki anlam etrafında toplanır: sahip olmak ve hükmetmek. Milk bir şeye sahip olmayı, mülk ise bir yer ve insanlar üzerinde hükmü anlatır. Buna göre mâlik sahip demektir, melik hükümdar. Bir evin mâliki evin sahibidir; bir ülkenin meliki o ülkeyi yöneten. el-Melik ismi bu ikinci anlamı taşır: bütün varlık üzerinde hüküm sahibi olan. Kelime Kur'an'da insan hükümdarlar için de kullanılır; Yûsuf kıssasındaki Mısır hükümdarı da "melik" diye anılır. İlahî isim olarak kullanıldığında ise ya belirlilik takısıyla (el-Melik) ya da "hak" sıfatıyla gelir ve bütün hükümdarların üstündeki tek gerçek hükümdarı gösterir. İnsan bu isme de kul olarak bağlanır: Abdülmelik, yani Hükümdarın kulu.
Gerçek hükümdar. Kur'an bu ismi çoğu zaman "hak" kelimesiyle birlikte anar: el-Melikü'l-Hakk, yani gerçek hükümdar.
"Gerçek" sıfatı bir karşılaştırma içerir. İnsanlar arasında da hükümdarlar vardır, ama onların hükmü başkasından alınmıştır, bir süreyle sınırlıdır ve sonunda elden çıkar. Allah'ın hükümranlığı ise kimseden alınmamıştır ve kimseye devredilmez.
İsimler dizisinde. el-Melik, Kur'an'da isimlerin en yoğun sayıldığı Haşr sûresinin son ayetlerinde, Allah isminden hemen sonra gelen ilk isimdir:
Aynı sıra Cuma sûresinin ilk ayetinde de görülür; orada da Melik, Kuddûs ile birlikte anılır:
İki ayette de Melik ile Kuddûs yan yanadır. Bu yakınlık bir ölçü verir: Allah'ın hükümranlığı, insan hükümdarlarında görülen zulümden, keyfîlikten ve eksiklikten arınmış bir hükümranlıktır.
Din gününün sahibi. Namazda her gün okunan Fâtiha, hesap gününü bu kökten bir kelimeyle anar:
Bu ayet iki farklı kıraatle okunur: "Mâliki" (sahibi) ve "Meliki" (hükümdarı). İki okuyuş da sahihtir ve birbirini tamamlar: O gün hem her şeyin sahibi hem de tek hükümdarı Allah'tır.
Sığınılan hükümdar. Kur'an'ın son sûresi, kötülüğe karşı sığınmayı üç isimle anlatır: Rab, Melik ve İlâh.
Üç isim bir sıra kurar: Önce insanı terbiye eden Rab, sonra onu yöneten Melik, en sonunda ibadet edilen İlâh. İnsan sığındığında bu üç ilişkinin hepsine birden sığınır.
Kâinattaki izi. Bir ülkenin düzeni, onu yönetenin varlığını gösterir. Kur'an kâinatın düzenini de böyle okur: Göklerin dengesi, mevsimlerin sırası, canlıların birbirine bağlı yaşamı tek bir hükmün işaretleridir. Kursun "görmek" basamağında el-Melik ismi, bu düzeni başıboş bir tesadüf olarak değil, bir hükmün eseri olarak fark etmeye çağırır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Melik'i, zâtında ve niteliklerinde hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeyin ise kendisine muhtaç olduğu varlık olarak açıklar. Kula düşen payı da bir ülke benzetmesiyle anlatır: İnsanın ülkesi kalbi ve bedenidir; askerleri arzuları, öfkesi ve istekleridir. Bu ülkeyi yöneten, arzularına esir olmayan, onları hükmü altına alan kişi kendi ülkesinin melikidir.
Bu isimle dua. Mülkün sahibine yapılan dua, Kur'an'da bu kökün kelimeleriyle kurulmuştur:
Derin
Derin
Hükümranlık kimin? Kur'an kıyamet gününü, bütün sahte hükümranlıkların sona erdiği gün olarak anlatır:
Soru cevapsız bırakılmaz: Hükümranlık, tek ve her şeye galip olan Allah'ındır. Dünyada "benim" denilen her mülk, o gün asıl sahibine döner. Hz. Peygamber bu sahneyi şöyle anlatmıştır:
Elinde olan mülk. Mülk sûresi bu ismin anlamını ilk ayetinde özetler:
"Elinde" ifadesi bir kudret ve tasarruf ifadesidir: Mülk O'nun elindedir; dilediği gibi tasarruf eder. Âl-i İmrân 26'daki duada da aynı fikir vardır: Mülkü dilediğine verir, dilediğinden alır. İnsanın elindeki mülk, bu anlamda kendisine verilmiş bir emanettir.
Verilen mülk. Kur'an, dünyada büyük bir makama ulaşmış bir peygamberin o makamı nasıl gördüğünü de anlatır. Yûsuf, kardeşleriyle ve anne babasıyla yeniden buluştuktan sonra şöyle dua eder:
Yûsuf, Mısır'ın yönetiminde söz sahibi olduğu hâlde elindeki gücü kendine değil, onu verene nispet eder. Duasının sonunda istediği de makamın sürmesi değil, Müslüman olarak ölmek ve iyilerin arasına katılmaktır. Kıssa, el-Melik isminin insana öğrettiği tavrı gösterir: Verilen hükümranlık bir sahiplik değil, bir emanettir.
İstenen mülk. Kur'an'da bir peygamber, hükümranlığı açıkça Allah'tan ister:
Süleyman'ın duası önce bağışlanma diler, sonra mülk ister ve isteğini "Sen Vehhâb'sın" diyerek bağışlayan isme bağlar. Mülk kişinin kendi hakkı olarak değil, bir bağış olarak istenir.
Her insan küçük bir yönetici. Hz. Peygamber, hükümranlığın sorumluluğunu yalnız hükümdarlara değil, herkese yaymıştır:
Hadisin devamında devlet başkanı halkından, erkek ailesinden, kadın evinden, hizmetçi efendisinin malından sorumlu tutulur. Her insanın küçük bir ülkesi vardır ve her ülke hesabı sorulacak bir emanettir.
Kralların kralı yoktur. Hz. Peygamber, insanların birbirine verdiği unvanlarda bile bu ismin hakkının gözetilmesini istemiştir:
Müslim'in rivayetinde hadisin sonunda "Allah'tan başka hükümdar yoktur" ifadesi de yer alır. Hadis bir unvanı yasaklamakla kalmaz, insan hükümranlığına bir sınır çizer: Hiçbir insan hükümranlığı mutlak değildir.
İlmî
İlmî
Mâlik mi, Melik mi? Fâtiha 4'teki kıraat farkı, tefsir ve dil kitaplarında uzun tartışılmıştır. Âsım ve Kisâî'nin kıraatinde kelime "Mâlik" (sahip), diğer kurrânın kıraatinde "Melik" (hükümdar) okunur. Türkiye'de yaygın olan Âsım kıraati (Hafs rivayeti) "Mâliki yevmi'd-dîn" okur.
- "Mâlik" kıraatini tercih edenler, sahipliğin hükümdarlıktan daha kapsamlı olduğunu söylemiştir: Sahip, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.
- "Melik" kıraatini tercih edenler ise hükümdarlığın daha yüce bir makam olduğunu, hükümdarın emrinin sahiplere de geçtiğini söylemiştir.
- İki kıraati birlikte okuyanlara göre iki anlam birbirini tamamlar: Din günü Allah hem her şeyin sahibi hem de tek hükümdarıdır.
Melik ve Mâlikü'l-Mülk. Tirmizî listesinde bu kökten iki isim vardır: el-Melik (4. isim) ve Mâlikü'l-Mülk (84. isim). Birincisi hükümranlığı, ikincisi mülkün kendisinin sahipliğini öne çıkarır. Âl-i İmrân 26'daki "Mâlike'l-mülk" hitabı ikinci ismin Kur'an'daki dayanağıdır.
Mülk ve melekût. Aynı kökten gelen melekût kelimesi, Kur'an'da hükümranlığın görünmeyen yüzünü anlatır:
Âlimler, özellikle Gazâlî, bu iki kelimeden bir varlık ayrımı kurmuştur: Âlemü'l-mülk duyularla bilinen görünür âlem, âlemü'l-melekût ise onun ardındaki görünmeyen düzendir. el-Melik ismi her ikisini birlikte kapsar: Hükümranlık hem görünen düzende hem de o düzeni ayakta tutan görünmeyen düzende O'nundur.
Kelâmdaki yeri. Kelâm kitaplarında Melik ismi, Allah'ın fiillerinde bir üst makama hesap vermediği ilkesiyle birlikte ele alınır. Bir hükümdarın emri üstündeki bir otoriteye göre ölçülür; Allah'ın hükmünü ölçen bir üst otorite yoktur. Ehl-i Sünnet âlimleri bu ilkeyi, Allah'ın hükmünün adaletten ve hikmetten ayrı olmadığı ilkesiyle birlikte savunmuştur: Hükmü sorgulanamaz, çünkü keyfî değildir.
Arınmış hükümranlık. Melik isminin Kur'an'da Kuddûs ile yan yana gelmesi (Haşr 23, Cuma 1), âlimlerin dikkatini çekmiştir. İnsan zihninde hükümdarlık çoğu zaman zorbalıkla, çıkarla ve keyfîlikle birlikte düşünülür. Kuddûs isminin hemen yanında gelmesi, bu çağrışımları ilahî hükümranlıktan uzaklaştırır: Hükmeden aynı zamanda her eksiklikten arınmıştır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Melik
el-Melik, şerh geleneğinde iki komşu kelimeyle birlikte düşünülür: mülk sahibi anlamındaki mâlik ve hükümranlık anlamındaki mülk. Bu dersin İlmî seviyesi Fâtiha 4'teki kıraat farkını ve Mâlikü'l-Mülk ile ilişkisini anlatır. Bu bölüm o tartışmayı tekrar etmez; aynı ismin şârihlerin elinde nasıl farklı sorulara cevap olduğunu yan yana koyar. Dilci kelimenin sınırını, hadisçi hükümranlığın kıyametteki tecellisini, sûfî kulun teslimiyetini, kelâmcı ilahî tasarrufun adaletini, İbnü'l-Arabî okulu ise insanın yeryüzündeki emanetini sorar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: melik ile mâlik arasındaki fark |
| Hattâbî (ö. 388/998) | Şe'nü'd-duâ | Rivayet: hükümranlığın kıyamette açığa çıkışı |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | et-Tahbîr fi't-tezkîr | Zikir: kendini mülk bilen kulun teslimiyeti |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Levâmiu'l-beyyinât | Kelâm: tasarrufun adaletle ilişkisi |
| İbnü'l-Arabî (ö. 638/1240) | Fusûsu'l-hikem | Tasavvuf: halife olarak insan |
Zeccâc: Emreden ile sahip olan. Dilci şârihler melik ile mâlik arasındaki farkı, yetkinin türünde görür. Mâlik bir şeyin sahibidir; melik ise emreden ve yasaklayan, yani yöneten kişidir. Bir insan bir şeye sahip olup onu yönetemeyebilir, bir şeyi yönetip ona sahip olmayabilir. Zeccâc'ın geleneğinde el-Melik ismi, bu iki yetkinin Allah'ta birleştiğini anlatmak için öne çıkar: O hem sahibidir hem de hükmedenidir. Dersin İlmî seviyesindeki kıraat tartışması da bu iki yetkiden hangisinin vurgulandığı üzerine kurulur.
Hattâbî: Hükümranlığın açığa çıktığı gün. Hadis merkezli şerhlerde el-Melik ismi, kıyamet gününü anlatan rivayetlerle birlikte anılır. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadiste Allah'ın kıyamet günü yeri kabzedip gökleri dürdükten sonra hükümdar olanın kendisi olduğunu bildireceği ve yeryüzünün hükümdarlarını soracağı anlatılır. Bu tür rivayetler, dersin Derin seviyesinde işlenen hükümranlığın kimin olduğu sorusunun hadis dilindeki karşılığıdır. Hattâbî gibi hadisçi şârihler, ismin anlamını bu rivayetlerin ışığında açıklayan âlimler arasında anılır.
Kuşeyrî: Kendini mülk bilmek. Kuşeyrî'nin şerh geleneğinde soru, ismi anan kulun kendini nerede gördüğüdür. el-Melik ismini anan kul, kendisinin de O'nun mülkü olduğunu hatırlar. Bu hatırlayış iki sonuç doğurur: Sahip olduklarını gerçek mülkü sanmaz ve başına gelene itiraz etmek yerine teslim olur. Gazâlî'nin bu dersin Temel seviyesinde anlatılan yorumu kulun kendi kalbini yönetmesini öne çıkarırken, Kuşeyrî'nin vurgusu daha çok teslimiyet üzerindedir; iki yorum birbirini tamamlar.
Râzî: Mülkünde tasarruf eden. Kelâmcı şârihler için el-Melik ismi, ilahî adalet tartışmasının bir dayanağıdır. Râzî'nin de içinde bulunduğu Eş'arî kelâm geleneğinde, Allah'ın kendi mülkünde dilediği gibi tasarruf etmesinin zulüm sayılamayacağı ilkesi bu isimle ilişkilendirilir: Zulüm başkasının mülkünde haksız tasarruftur, oysa her şey O'nun mülküdür. Dersin İlmî seviyesindeki kelâm paragrafı bu ilkenin özetini verir; farklı kelâm ekollerinin bu ilkeyi nasıl yorumladığı ise ayrıca tartışılmıştır.
İbnü'l-Arabî: Emanet edilen mülk. İbnü'l-Arabî okulunda el-Melik ismi, insanın yeryüzündeki halifeliğiyle birlikte düşünülür. Bu okulda insan, isimlerin hepsini taşıyabilen bir varlık olarak görülür; el-Melik isminin insandaki yansıması ise ona emanet edilen bir yönetme yetkisidir. Bu yetki bir sahiplik değil, bir vekâlettir. Dersin Derin seviyesindeki her insanın küçük bir yönetici olduğunu bildiren hadis, bu yorumun ahlâk dilindeki karşılığı gibi okunabilir.
Karşılaştırma. Beş şârih el-Melik isminde yetkinin farklı yüzlerine bakar. Dilci yetkinin türünü, hadisçi onun kıyametteki açığa çıkışını, kelâmcı adaletle ilişkisini, sûfî kulun teslimiyetini, İbnü'l-Arabî okulu da insana emanet edilen payı öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Gerçek hükümranlık tektir; insanın elindeki her yetki geçici ve emanettir.
Durup düşün
- Hayatında "benim" dediğin şeylerden hangileri sana gerçekten ait, hangileri emanet?
- Gazâlî'nin benzetmesine göre kendi ülkende hangi "asker" en çok isyan ediyor: öfke mi, arzu mu, alışkanlık mı?
- Bir yetkin varsa (ailede, işte, bir toplulukta), Kuddûs isminin Melik'in yanında durması o yetkiyi nasıl kullanman gerektiği hakkında ne söyler?
Uygulama
Bugün seni yöneten bir alışkanlığı seç ve bir gün boyunca ona sen yön ver: Hükmü geri almak için küçük bir sınır koy. Akşam Tefekkür Defteri'ne, kendi ülkende hükmü kimin elinde tuttuğunu yaz.
Kendini sına
- Mâlik ile Melik kelimeleri arasındaki fark nedir?
- Fâtiha 4'teki kıraat farkı nedir ve iki okuyuş nasıl birleştirilir?
- Gazâlî'ye göre kulun el-Melik isminden payı nedir?
- "Melikü'l-emlâk" unvanıyla ilgili hadis ne öğretir?