Tevvâb, kullarına tevbe etmeyi nasip eden, onların tevbelerini defalarca kabul eden ve her dönüşte onlara kendisi de rahmetle dönen demektir. Tevbe kelimesi Türkçede çoğu zaman bir pişmanlık sözü olarak anlaşılır; kelimenin kendisi ise "dönmek" demektir. Kul günahtan Rabbine döner; Rabbi de kuluna rahmetle döner. Kur'an'da aynı fiil hem kul hem Allah için kullanılır: Kul tevbe eder, Allah da tevbe eder, yani kulunun tevbesini kabul ederek ona döner. el-Gaffâr ve el-Gafûr derslerinde bağışlamanın örtme ve silme yönü işlenmişti. Tevvâb ise dönüşün kendisini anlatır: Kapıyı açık tutan, dönene koşan, dönmeyi bile nasip eden. Bu ders ismi, Tebük seferinden geri kalan üç sahâbînin elli gecelik bekleyişiyle, çölde devesini kaybedip bulan bir yolcunun sevinciyle ve yüz kişiyi öldürdükten sonra tevbe yoluna çıkan bir adamla okur.
Temel
Kelime. Tevvâb, t-v-b kökünden gelir. Kökün temel anlamı "dönmek, geri gelmek"tir. Türkçede tevbe (dönüş, pişmanlıkla geri dönüş), tâib (tevbe eden) ve metâb (dönüş yeri) kelimeleri bu köktendir. Kur'an'da Hz. Peygamber'e "yalnız O'na güvenirim, dönüşüm de O'nadır" dedirten Ra'd 30'daki metâb kelimesi de aynı köktendir. Tevvâb, fa''âl kalıbında bir mübalağa sıfatıdır: bir kez değil, defalarca, çokça dönen. Kur'an'da Allah için birçok yerde geçer ve çoğu zaman Rahîm ismiyle birlikte gelir: et-Tevvâbü'r-Rahîm. Kul için kullanıldığında da aynı kalıp yer alır: "Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever" (Bakara 222); ayetin Arapçasında et-tevvâbîn kelimesi geçer.
Üç kişinin tevbesi. Kur'an, Tebük seferine katılmayan üç sahâbînin tevbesini anlatır:
Ka'b b. Mâlik, Mürâre b. Rebî ve Hilâl b. Ümeyye, bir özürleri olmadığı hâlde Tebük seferine katılmamıştı. Döndüklerinde yalan bir mazeret uydurmadılar; doğruyu söylediler. Hz. Peygamber, müslümanların onlarla konuşmamasını emretti. Ka'b'ın Buhârî'de uzun uzun aktardığı anlatıya göre (Buhârî, Meğâzî), elli gece boyunca yer bütün genişliğine rağmen onlara dar geldi. Sonunda bu ayet indi ve tevbeleri kabul edildi. Ayetin şu ifadesi dikkat çekicidir: "Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir"; Arapçasında ise Allah'ın onlara, tevbe etsinler diye tevbe nasip ettiği söylenir (tâbe aleyhim li-yetûbû). Önce Allah döner, sonra kul döner.
Kaybolan deve. Hz. Peygamber, Tevvâb'ın tevbeye sevincini bir benzetmeyle anlatmıştır:
Hadisin devamında, sevinçten şaşıran adamın "Allah'ım, Sen benim kulumsun, ben de Senin Rabbinim" diyerek sözü karıştırdığı anlatılır. Hz. Peygamber'in anlatımında, bu sevinçle bile ölçülemeyecek bir sevinç vardır.
Günde yetmiş kez. Hz. Peygamber, tevbeyi günlük hayatının bir parçası yapmıştı:
Tevbe, yalnız büyük günahlardan sonra yapılan bir iş değildir; Rabbine her an dönmenin adıdır. İlk tevbe de insanlığın ilk babasına aittir: Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler almış ve Allah onun tevbesini kabul etmiştir; ayet "O, tevbeleri kabul edendir, merhametlidir" diye biter (Bakara 37). el-Rahîm dersinde bu ayet işlenmişti. İnsanlığın hikâyesi bir düşüşle değil, bir dönüşle devam eder.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Tevvâb'ı, kullarına tevbenin sebeplerini hazırlayan, onları uyaranlarla uyandıran ve tevbe ettiklerinde kabul eden diye tanımlar. Kulun bu isimden payı, kendisine karşı hata yapanların özürlerini defalarca kabul etmektir. Gazâlî'ye göre Rabbinin kendisine dönmesini isteyen, kendisine dönenleri geri çevirmemelidir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Tevvâb ismi, kâinattaki dönüşlerde okunur. Kuşlar göç ettikleri yerlerden her bahar geri döner; nehirler denize, su buharı yağmur olarak toprağa döner. Kış kurumuş gibi görünen ağaç, baharda yeniden yeşerir. Her dönüş, bir başlangıcın yeniden mümkün olduğunu gösterir.
Derin
Derin
Yüz kişiyi öldüren adam. Hz. Peygamber, tevbe kapısının genişliğini bir kıssayla anlatmıştır: Doksan dokuz kişiyi öldüren bir adam, tevbesinin kabul olup olmayacağını bir rahibe sorar; rahip "hayır" deyince onu da öldürür ve sayıyı yüze tamamlar. Sonra bir âlime gider; âlim ona tevbe kapısının açık olduğunu söyler ve iyi insanların yaşadığı bir beldeye gitmesini öğütler. Adam yolda ölür; ölümünde, gittiği yere mesafesi bırakıp geldiği yere göre daha yakın bulunur ve rahmet melekleri onu alır (Buhârî, Enbiyâ; Müslim, Tevbe). Kıssa, tevbenin kabulü için mükemmel bir sonuca değil, samimi bir yönelişe bakıldığını anlatır.
Yürekten tevbe. Kur'an, tevbenin niteliğini tarif eder:
Diyanet meali "yürekten tevbe" der; ayetin Arapçasında tevbeten nasûhâ ifadesi geçer. Âlimler nasûh tevbeyi, günahı bırakmak, geçmişe pişman olmak ve bir daha dönmemeye kesin karar vermek diye açıklamış; eğer günah bir kul hakkını ilgilendiriyorsa, o hakkı sahibine iade etmeyi de şart saymıştır.
Tevbenin zamanı. Kur'an, tevbenin kabulünü bir zamana bağlar:
Kötülüğü bilmeyerek yapıp hemen tevbe edenin tevbesi kabul edilir. Ölüm gelinceye kadar günaha devam edip son anda "şimdi tevbe ettim" diyenin tevbesi ise makbul değildir. el-Bâsıt dersinde "güneş batıdan doğuncaya kadar" açık tutulan kapıdan söz edilmişti; bu ayet de kişisel ölçekte aynı sınırı gösterir.
Tevbeleri daima kabul eden. Hz. Peygamber'e inen son sûrelerden biri, zaferin anında bile tevbeyi hatırlatır:
Âlimler bu sûrenin, Hz. Peygamber'in vazifesinin tamamlandığına işaret ettiğini söylemiştir. Zaferin ve insanların akın akın dine girdiği bir anda emredilen şey, övgü, tesbih ve bağışlanma dilemektir. Tevvâb'a dönüş, başarının ortasında da gereklidir.
İlmî
İlmî
İki tevbe. Kelâm ve tefsir âlimleri, Kur'an'da tevbe fiilinin hem kul hem Allah için kullanılmasına dikkat çekmiştir. Kulun tevbesi, günahtan Allah'a dönmesidir. Allah'ın tevbesi ise iki anlam taşır: kuluna tevbe etmeyi nasip etmesi ve tevbesini kabul etmesi. Tevbe 118'deki "tevbe etsinler diye onlara tevbe nasip etti" ifadesi, bu iki yönün birlikte görüldüğü yerdir. Âlimler buradan, kulun tevbesinin bile Allah'ın bir lütfu olduğu, kulun kendi başına dönemeyeceği sonucunu çıkarmıştır.
Kabul eden ve sadakaları alan. Kur'an, tevbeyi kabul etmeyi sadakaları almakla birlikte anar:
Ayette Allah'ın sadakaları "alması" (ye'huzü's-sadakât), el-Kâbız dersinde işlenen almanın başka bir yüzüdür: Allah sadakayı alır ve onu kulun hesabına büyütür. Tevbe ile sadakanın aynı ayette gelmesi, âlimlerce, sadakanın tevbeyi tamamlayan bir amel olduğuna işaret sayılmıştır.
Tevbenin üç unsuru. Gazâlî, İhyâ'nın tevbe bölümünde tevbeyi birbirini doğuran üç unsurla açıklar: ilim, hâl ve amel. Önce kul, günahın kendisine ve Rabbiyle ilişkisine verdiği zararı bilir (ilim). Bu bilgi kalpte bir acı ve pişmanlık doğurur (hâl). Bu pişmanlık da günahı bırakmaya, geçmişi telafi etmeye ve geleceğe dair kesin bir karara dönüşür (amel). Gazâlî'ye göre bu üçünden biri eksik olan tevbe, eksik kalmış bir dönüştür ve tamamlanmamıştır: Bilmeden pişmanlık olmaz, pişmanlıksız karar ayakta durmaz.
Tevbe ile istiğfar. Âlimler istiğfar (bağışlanma dilemek) ile tevbeyi (dönmek) birbirinden ayırmıştır: İstiğfar geçmişteki günahın örtülmesini istemek, tevbe ise gelecekte o günaha dönmemeye karar vermektir. Hûd 3'te "Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin" denmesi, ayetin Arapçasında iki fiilin "sonra" (sümme) bağlacıyla sıralanması, bu ayrıma dayanak gösterilmiştir.
İlmî
Klasik şerhlerde et-Tevvâb
et-Tevvâb kalıbı Kur'an'da 12 ayette, 6 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi isim dokuz ayette er-Rahîm ile yan yanadır; yalnız Nûr 10'da Hakîm ile gelir. Kalıp bir yerde de kullar için kullanılır: Allah tevbe edenleri (tevvâbîn) sever (Bakara 222). t-v-b kökü Kur'an'da 87 kez geçer ve bunun 63'ü tâbe fiilidir. Bu dersin İlmî seviyesi iki tevbeyi, tevbe ile sadakayı, tevbenin üç unsurunu ve tevbe ile istiğfar farkını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: düzeltmek ve açıklamak |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Tefsir: söylenmeyen cevap |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: peygamberin tevbe istemesi |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | er-Risâle | Tasavvuf: herkesin tevbesi kendi makamında |
Taberî: Düzeltmek ve açıklamak. Bakara 159, Allah'ın indirdiği açık delilleri ve doğru yolu gizleyenlerin lanetlendiğini söyler; Bakara 160 ise onları istisna eder: Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar. Taberî'nin açıklamasına göre bu ayet tevbeyi günahın türüne bağlar: Gizlemekle işlenen bir günahın tevbesi, gizleneni açıklamakla tamamlanır. Pişmanlık ve dönüş yetmez; günahın bıraktığı zararın da giderilmesi gerekir. Ayetin sonunda Allah kendisini birinci şahısla anar: Ben tövbeleri çok kabul edenim. Tevvâb'ın kabulü, kulun dönüşünün sözle kalmayıp düzeltmeye dönüşmesiyle karşılaşır.
Kurtubî: Söylenmeyen cevap. Nûr 10, ifk olayını anlatan ayetlerin arasında gelir: Allah'ın size nimet ve rahmeti bulunmasa ve Allah tevbeleri kabul eden ve Hakîm olmasaydı. Ayetin Arapçasında bu şart cümlesinin cevabı söylenmez; Diyanet meali onu suçlunun hemen cezasını verirdi diye tamamlar. Kurtubî bu söylenmeyen cevabın anlamını tartışır ve dilcilerin, cevabın bilinmesi kolay olduğu ve dinleyenin zihninde daha büyük bir ihtimali canlandırdığı için bırakıldığını söylediğini aktarır. Ayetin bu bağlamda Tevvâb'ı Hakîm ile birlikte anması da dikkat çekicidir: Tevbe kapısı hikmetli bir hükümle birlikte açık tutulur. Cezanın hemen gelmemesi, dönüşe bırakılmış bir zamandır.
Râzî: Peygamberin tevbe istemesi. Bakara 128'de Kâbe'nin temellerini yükselten İbrâhîm ve İsmâil şöyle dua eder: Tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin. Râzî'nin tefsirinde, günahtan korunmuş iki peygamberin neden tevbe istediği sorusu tartışılır. Aktarılan cevaplara göre bu dua bir kulluk edebidir: En büyük ibadetin ortasında bile kul, amelinin eksik kalmış olabileceğini bilir. Başka bir cevaba göre dua, onlardan sonra gelecek soy için de bir öğretidir. Bu okumada tevbe, yalnız günahtan sonra değil, ibadetin içinde de bir dönüştür: Kul, yaptığı iyiliği bile O'na dönerek tamamlar.
Kuşeyrî: Herkesin tevbesi kendi makamında. Nûr 31 uzun bir hükmü şu çağrıyla bitirir: Ey inananlar! Saadete ermeniz için hepiniz tevbe ederek Allah'ın hükmüne dönün. Çağrı bütün müminlere yöneliktir. Kuşeyrî er-Risâle'nin tevbe bölümünde, sûfîlerin tevbeyi derecelere ayırdığını aktarır: Kimilerinin tevbesi günahtan, kimilerinin gafletten, kimilerininki ise Allah'tan başka her şeye bakmaktandır. Bu sözlerden biri Zünnûn'a nispet edilir. Bu okumada hepiniz ifadesi kimsenin tevbeden müstağni olmadığını gösterir: Herkes bulunduğu yerden döner, ama döndüğü yer aynıdır.
Karşılaştırma. Dört şârih tevbenin dört yüzüne bakar. Taberî tevbenin günahın türüne göre bir düzeltme istediğini, Kurtubî cezanın ertelenmesinin Tevvâb ve Hakîm oluşa bağlandığını, Râzî tevbenin ibadetin içinde de bir edep olduğunu, Kuşeyrî ise herkesin tevbesinin kendi makamında olduğunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Tevvâb kapıyı kimseye kapatmaz; kulun dönüşü ise sözden düzeltmeye, günahtan gaflete kadar her düzeyde sürer.
Durup düşün
- Ertelediğin bir tevbe var mı? Nisâ 18'deki uyarı sana ne söylüyor?
- Ka'b b. Mâlik gibi, yalan bir mazeret yerine doğruyu söylemenin zor ama kurtarıcı olduğu bir an yaşadın mı?
- Sana karşı hata yapan birinin özrünü, Gazâlî'nin dediği gibi, kaç kez kabul edebiliyorsun?
Uygulama
Bugün Hz. Peygamber'in "günde yetmiş kez" tevbesini hatırlayarak gün içinde birkaç kez "Estağfirullâh ve etûbü ileyh" (Allah'tan bağışlanma diler ve O'na tevbe ederim) de. Bir kul hakkıysa, sahibine iade et ya da ondan helallik iste. Sana özür dileyen birinin özrünü kabul et. Akşam Tefekkür Defteri'ne, Rabbine dönmek istediğin bir alışkanlığı yaz.
Kendini sına
- Tevbe kelimesinin kelime anlamı nedir ve Kur'an'da kim için kullanılır?
- Tevbe 118'de tevbesi kabul edilen üç kişi kimdir ve ne yapmıştır?
- Müslim'deki hadise göre Allah kulunun tevbesine ne kadar sevinir?
- Âlimlere göre nasûh tevbenin şartları nelerdir?