Adl, tam adaletli, hiçbir zaman zulmetmeyen, her şeyi yerli yerine koyan demektir. İsim bir sıfat kalıbında değil, bir mastar olarak gelir: "adaletli olan" değil, "adalet"in kendisi. Arapçada birine "o adalettir" demek, onun adaletle bir olduğunu söylemenin en güçlü yoludur. el-Hakem dersinde hükmü gördük; Adl ismi, o hükmün hiçbir zaman zulme dönüşmediğini anlatır. Bu ders ismi, "zulmü kendime haram kıldım" diyen bir kudsî hadisle, hardal tanesini tartan terazilerle ve insanın kendi aleyhine bile adaleti ayakta tutma ödeviyle okur.
Temel
Kelime. Adl, a-d-l kökünden gelir. Kökün temel anlamı "denk olmak, eşit ağırlıkta olmak, dengelemek"tir. Bir yükü hayvanın iki yanına eşit ağırlıkta paylaştırmak bu kökle anlatılır. Türkçede adalet, âdil, itidal (ölçülülük), mutedil (ılımlı), muadil (denk, eşdeğer) ve tadil (düzeltme, dengeleme) bu köktendir. Adalet böylece bir denge, bir yerli yerindelik olarak anlaşılır: Her şeye hakkını vermek, hiçbir şeyi eksik ya da fazla tartmamak. Adl ismi Kur'an'da isim olarak geçmez; Tirmizî'nin esmâ listesinde yer alır ve Kur'an'daki "adaleti emreder" gibi ayetlerle ve zulmün Allah'tan nefyedildiği ayetlerle desteklenir.
Zulmü kendime haram kıldım. Adl isminin en güçlü ifadesi, bir kudsî hadisin ilk cümlesidir:
Hadis iki cümle kurar. Birincisi Allah'ın kendisi hakkındadır: Zulüm O'nun fiillerinde yoktur, çünkü onu kendine haram kılmıştır. İkincisi kullar hakkındadır: Aynı zulüm aranızda da haramdır. Adl isminin kula yönelen emri buradan çıkar: Allah'ın kendine haram kıldığını kul başkasına yapamaz.
Zerre kadar. Kur'an, ilahî adaletin en küçük ölçüye kadar indiğini söyler:
Allah zerre kadar haksızlık yapmaz; ama zerre kadar bir iyiliği kat kat artırır. Ayet adaletin iki yönünü birlikte gösterir: Kötülükte haksızlık yoktur, iyilikte ise adaletin ötesinde bir lütuf vardır. Adl, kimsenin hakkını eksiltmez; Kerîm ise hakkından fazlasını verir.
Adaleti, iyiliği ve yakınlara bakmayı. Kur'an'ın en kapsamlı ahlâk ayetlerinden biri adaletle başlar:
Bu ayet, İslâm dünyasında asırlardır Cuma hutbelerinin sonunda okunur. Emredilen üç şey vardır: adalet (adl), iyilik (ihsan) ve yakınlara yardım. Yasaklanan üç şey de vardır: hayasızlık, kötülük ve haddi aşmak. Adalet listenin başındadır; iyilik ondan sonra gelir. Adalet olmadan yapılan iyilik, bir başkasının hakkından verilen bir bağış gibidir.
Nurdan minberler. Hz. Peygamber, adaletin gündelik hayattaki alanlarını şöyle saymıştır:
Hadis adaleti üç alana yayar: hüküm verirken, aile içinde ve yönetilenlere karşı. Adalet yalnız mahkemede değil, evin içinde, iş yerinde ve bir çocuğun karşısında da sınanır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Adl ismini açıklarken, kulun adaletinin önce kendi içinde başladığını söyler: Şehveti ve öfkeyi akla ve dine tâbi kılmak, içteki güçleri yerli yerine koymaktır. Sonra ailesine, sonra yönettiklerine karşı adalet gelir. Gazâlî bir şey daha ekler: Adl ismini tanıyan kul, Allah'ın fiillerine itiraz etmez; başına gelen bir şeyi anlamasa bile, onun bir zulüm olmadığını bilir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Adl ismi, kâinattaki dengeye dikkat çeker. Dünya güneş etrafında dönerken, merkezden kaçma ile çekim arasında bir denge vardır; biri ağır basarsa ya güneşe düşer ya da uzaya savrulur. Vücut ısısı, kandaki şeker, tuz ve su oranı dar bir denge içinde tutulur. Doğada avcı ile av arasındaki sayı dengesi kendiliğinden kurulur. Kâinat bir terazi üzerine kurulmuştur.
Derin
Derin
Doğru teraziler. Kur'an, ahirette adaletin nasıl işleyeceğini bir teraziyle anlatır:
Teraziler "doğru" (kıst) olarak kurulur; hardal tanesi kadar bir amel bile tartıya konur. Ayetin son cümlesi, "Hesap gören olarak Biz yeteriz", bu adaletin başka bir denetçiye ihtiyaç duymadığını söyler. Hardal tanesi, gözle zor görülen küçüklüğüyle, hiçbir şeyin hesaba girmeyecek kadar önemsiz olmadığını anlatır.
Defter ve haksızlık. Kur'an, amel defterinin açıldığı anı da anlatır:
Suçlular defterin "küçük büyük hiçbir şeyi" bırakmadan saydığını görünce şaşırır. Ayetin son cümlesi Adl isminin özüdür: "Rabbin kimseye haksızlık etmez." Defterde yazılı olan, insanın kendi yaptığıdır; hiçbir şey eklenmemiş, hiçbir şey eksiltilmemiştir.
Göğün terazisi, yerin terazisi. Kur'an, kâinattaki dengeyi insanın ticaretteki terazisine bağlar:
Gök yükseltilmiş ve terazi (mîzân) konulmuştur; hemen ardından insana emir gelir: "Tartıda haddi aşmayın, tartıyı doğru yapın, eksik tutmayın." Kâinatın büyük dengesi ile pazardaki küçük terazi aynı kelimeyle anılır. İnsan, kâinatın adaletini kendi elindeki terazide sürdürmekle yükümlüdür.
Kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Kur'an, adaletin en zor sınavını bildirir:
Sevdiğine karşı adil olmak kolaydır; sevmediğine karşı adil olmak zordur. Ayet bu zorluğu açıkça adlandırır: Bir topluluğa duyulan öfke, onlara karşı adaletsizliğe gerekçe olamaz. "Adil olun; bu, takvaya daha yakındır." Adalet burada takvanın bir ölçüsü olarak anılır.
Adl ve kıst. Kur'an adalet için iki kelime kullanır. Adl, iki kefeyi denk tutmak, eşitliği ve dengeyi gözetmektir. Kıst ise herkese payını, hissesini vermektir; Enbiyâ 47'deki "doğru teraziler" (mevâzîne'l-kıst) ve Rahmân 9'daki "tartıyı doğru yapın" (bi'l-kıst) bu kelimeyle gelir. Mâide 8 ikisini aynı ayette kullanır: "Kıst ile şahitlik edin... adil olun (i'dilû)." Biri ölçünün doğruluğunu, öteki payın hakkaniyetini anlatır. Aynı kökten gelen el-Muksit ismi, ileride ayrı bir derste okunacaktır.
İlmî
İlmî
Kendi aleyhine bile. Kur'an, adaletin çıkar ve yakınlıkla bozulmaması gerektiğini en açık biçimde şu ayette söyler:
Ayet, adaletin kişinin kendisi, anne babası ve yakınları aleyhine de olsa ayakta tutulmasını emreder; zengin ya da fakir olmak hükmü değiştirmez. "Adaletinizde heveslere uymayın" cümlesi, adaletsizliğin kaynağını gösterir: Heva, yani kişinin kendi arzusu. Bu ayet, İslâm hukuk düşüncesinde tanıklığın ve yargının bağımsızlığı için temel dayanaklardan biri olarak anılmıştır.
Mu'tezile'nin adalet ilkesi. Mu'tezile kendini "adalet ve tevhid ehli" (ehlü'l-adl ve't-tevhîd) diye adlandırmıştır; adalet, beş temel ilkelerinden biriydi. Onlara göre Allah kötülüğü yaratmaz ve kullarını yapamayacakları şeyle yükümlü tutmaz; insan kendi fiillerini kendisi yaratır, aksi hâlde onu cezalandırmak adalete aykırı olurdu. Ehl-i Sünnet kelâmcılarının bir kısmı, özellikle Eş'arîler, farklı bir yol izlemiştir: Zulüm, başkasının mülkünde izinsiz tasarruftur; her şey Allah'ın mülkü olduğu için O'nun hiçbir fiili zulüm olamaz. Mâtürîdîler ise Allah'ın fiillerinin hikmetli olduğunu ve O'nun zulümden münezzeh olduğunu, aklın da bunu kavrayabileceğini vurgulamıştır. İki taraf da Allah'ın zâlim olmadığında birleşir; ayrıldıkları yer, adaletin ölçüsünün ne olduğu ve insan aklının bu ölçüyü nasıl bildiğidir.
Sözün adaleti. Kur'an, Allah'ın sözünü de adaletle niteler:
Rabbin sözü "doğruluk ve adaletle" tamamlanmıştır: Haberlerinde doğru, hükümlerinde adil. Âlimler bu ayetten, Kur'an'ın hükümlerinin adaletin ölçüsü olduğu sonucunu çıkarmıştır.
Kalbin eşitsizliği. Kur'an, insanın gücü dışında kalan bir adaletsizliği de açıkça kabul eder:
Ayet, birden fazla eşi olan bir kişinin kalbî eğilimde tam eşitlik sağlayamayacağını söyler; istenen, birini "askıda bırakacak" kadar bir tarafa meyletmemektir. Adl ismi insanı gücünün yetmediği şeyle yükümlü tutmaz; gücünün yettiği ölçüde dengeyi ister.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Adl
el-Adl, Kur'an'da Allah'a isim olarak nispet edilmez; dayanağı Tirmizî listesidir. Bu sayfanın Kur'an'da bölümü kelimenin 14 geçişini gösterir, ama bunlar adaletin kendisini, bir fidyeyi ya da adil şahitleri anlatır. Kök 28 kelimeyle dar ama şaşırtıcı bir aile kurar: Aynı kök hem adaleti hem de Allah'a denk tutmayı, yani şirki anlatır. Bu dersin İlmî seviyesi Nisâ 135'teki adaleti, Mu'tezile'nin adalet ilkesini, sözün adaletini ve kalbin eşitsizliğini anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: denk tutmanın üç yüzü |
| Hattâbî (ö. 388/998) | Şe'nü'd-duâ | Dil: mastarla isimlendirme |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: Rablerine denk tutanlar |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: İnfitâr 7'deki iki okuyuş |
Zeccâc: Denk tutmanın üç yüzü. Dilci şârihler kökün temel anlamını, dersin Temel seviyesinde anlatılan denk ağırlıktan kurar. Bu anlam Kur'an'da üç ayrı yüzle görünür. Birincisi adalettir: İki tarafı denk tutmak. İkincisi bir şeyin karşılığıdır: Bakara 48 ve 123'te kıyamet günü kimseden bir fidye alınmayacağı söylenir; Mâide 95'te ise bir cezanın oruçla denk karşılığından söz edilir. Üçüncüsü şaşırtıcıdır: En'âm 1 ve 150 ile Neml 60'ta aynı fiil, Allah'a başka şeyleri denk tutmayı anlatır. Dilci için sonuç açıktır: Adaletin özü, her şeyi kendi ağırlığında tartmaktır. Yaratılmışı Yaratan'la aynı kefeye koymak, bu tartının en büyük bozulmasıdır.
Hattâbî: Mastarla isimlendirme. Dua şerhleri, Adl isminin kalıbına dikkat eder. Kelime bir sıfat değil, bir mastardır; Arapçada birine "o adalettir" demek, "o adildir" demekten daha güçlü bir övgüdür. Hattâbî'ye nispet edilen açıklamaya göre isim bu mübalağayla anlaşılmalıdır: Allah adalet sahibi olmanın ötesinde, adaletin ölçüsüdür. Aynı kalıp Kur'an'da insanlar için de kullanılır: Mâide 106 ve Talâk 2'de şahitlerin adalet sahibi iki kişi olması istenir. İnsanda adalet, şahitliği kabul edilecek kadar güvenilir olmak demektir; Allah'ta ise bütün şahitliklerin ölçüsüdür.
Taberî: Rablerine denk tutanlar. En'âm sûresi bir hamd cümlesiyle başlar ve bir şaşkınlıkla devam eder: Gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a hamdolsun; buna rağmen inkâr edenler Rablerine başkalarını denk tutarlar. Taberî'nin aktardığı görüşler bu fiili Allah'a ortak koşmak olarak açıklar. Neml 60 da aynı fiille biter: Bahçeleri yeşerten Allah'ın yanında başka bir ilah mı vardır? Onlar denk tutan bir topluluktur. Taberî'nin okuduğu ayetler, adaletin tevhidle başladığını gösterir. Rabbine denk tutan, ilk tartıda adaleti kaybetmiştir.
Râzî: İnfitâr 7'deki iki okuyuş. İnfitâr 7'de Allah'ın insanı yaratıp düzenlediği ve dengeli kıldığı söylenir. Bu ayette kıraat farkı vardır: Fiil şeddeli okunduğunda insanı dengeli ve orantılı kılmak anlamına gelir; şeddesiz okunduğunda ise onu dilediği bir surete yöneltmek anlamı da öne çıkar. Râzî'nin tefsirinde iki okuyuş birlikte değerlendirilir. İki okuyuşun ortak noktası, insanın yaratılışındaki dengenin bir rastlantı değil, bir adalet eseri olmasıdır. Bir sonraki ayet de dilediği surette insanı terkip ettiğini söyler. Adl isminin kâinattaki izi, insanın kendi bedenindeki dengededir.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı kökün dört yüzüne bakar. Dilci adaletin, fidyenin ve şirkin aynı tartıdan doğduğunu, Hattâbî mastarla isimlendirmenin gücünü, müfessir adaletin tevhidle başladığını, Râzî ise insanın yaratılışındaki dengeyi öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Adl her şeyi kendi ağırlığında tartar; kulun adaleti de önce Rabbini hiçbir şeyle aynı kefeye koymamakla başlar.
Durup düşün
- Sevmediğin birine karşı adil olabiliyor musun? Mâide 8 sana hangi durumu hatırlatıyor?
- Kendi aleyhine olsa bile doğruyu söylediğin son zaman ne zamandı?
- Hayatındaki küçük terazilerde, çocukların, iş arkadaşların ya da ailen arasında, eşit tartıyor musun?
Uygulama
Bugün birinin, özellikle sevmediğin ya da seninle anlaşmazlığı olan birinin, haklı olduğu bir noktayı açıkça kabul et. Gün içinde iki kişi arasında bir karar verdiğinde, Müslim'deki hadisi hatırla: hükümlerde, ailede ve idare altındakilere karşı. Akşam Tefekkür Defteri'ne, bugün adaletten saptığın ya da saptırılmaya çalışıldığın bir anı yaz.
Kendini sına
- Adl isminin bir mastar olarak gelmesi ne anlatır?
- Kudsî hadiste Allah zulüm hakkında ne buyurur?
- Müslim'deki hadise göre adaletin üç alanı hangileridir?
- Mu'tezile ile Eş'arîler Allah'ın adaleti konusunda nasıl ayrılır?