İçeriğe geç

العدل

30. isim

el-Adl

Tam adaletli

İsim dersi · 30. isim

el-Adl: Adaletin Kendisi

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Adl, tam adaletli, hiçbir zaman zulmetmeyen, her şeyi yerli yerine koyan demektir. İsim bir sıfat kalıbında değil, bir mastar olarak gelir: "adaletli olan" değil, "adalet"in kendisi. Arapçada birine "o adalettir" demek, onun adaletle bir olduğunu söylemenin en güçlü yoludur. el-Hakem dersinde hükmü gördük; Adl ismi, o hükmün hiçbir zaman zulme dönüşmediğini anlatır. Bu ders ismi, "zulmü kendime haram kıldım" diyen bir kudsî hadisle, hardal tanesini tartan terazilerle ve insanın kendi aleyhine bile adaleti ayakta tutma ödeviyle okur.

Temel

Kelime. Adl, a-d-l kökünden gelir. Kökün temel anlamı "denk olmak, eşit ağırlıkta olmak, dengelemek"tir. Bir yükü hayvanın iki yanına eşit ağırlıkta paylaştırmak bu kökle anlatılır. Türkçede adalet, âdil, itidal (ölçülülük), mutedil (ılımlı), muadil (denk, eşdeğer) ve tadil (düzeltme, dengeleme) bu köktendir. Adalet böylece bir denge, bir yerli yerindelik olarak anlaşılır: Her şeye hakkını vermek, hiçbir şeyi eksik ya da fazla tartmamak. Adl ismi Kur'an'da isim olarak geçmez; Tirmizî'nin esmâ listesinde yer alır ve Kur'an'daki "adaleti emreder" gibi ayetlerle ve zulmün Allah'tan nefyedildiği ayetlerle desteklenir.

Zulmü kendime haram kıldım. Adl isminin en güçlü ifadesi, bir kudsî hadisin ilk cümlesidir:

Hadis iki cümle kurar. Birincisi Allah'ın kendisi hakkındadır: Zulüm O'nun fiillerinde yoktur, çünkü onu kendine haram kılmıştır. İkincisi kullar hakkındadır: Aynı zulüm aranızda da haramdır. Adl isminin kula yönelen emri buradan çıkar: Allah'ın kendine haram kıldığını kul başkasına yapamaz.

Zerre kadar. Kur'an, ilahî adaletin en küçük ölçüye kadar indiğini söyler:

Allah zerre kadar haksızlık yapmaz; ama zerre kadar bir iyiliği kat kat artırır. Ayet adaletin iki yönünü birlikte gösterir: Kötülükte haksızlık yoktur, iyilikte ise adaletin ötesinde bir lütuf vardır. Adl, kimsenin hakkını eksiltmez; Kerîm ise hakkından fazlasını verir.

Adaleti, iyiliği ve yakınlara bakmayı. Kur'an'ın en kapsamlı ahlâk ayetlerinden biri adaletle başlar:

Bu ayet, İslâm dünyasında asırlardır Cuma hutbelerinin sonunda okunur. Emredilen üç şey vardır: adalet (adl), iyilik (ihsan) ve yakınlara yardım. Yasaklanan üç şey de vardır: hayasızlık, kötülük ve haddi aşmak. Adalet listenin başındadır; iyilik ondan sonra gelir. Adalet olmadan yapılan iyilik, bir başkasının hakkından verilen bir bağış gibidir.

Nurdan minberler. Hz. Peygamber, adaletin gündelik hayattaki alanlarını şöyle saymıştır:

Hadis adaleti üç alana yayar: hüküm verirken, aile içinde ve yönetilenlere karşı. Adalet yalnız mahkemede değil, evin içinde, iş yerinde ve bir çocuğun karşısında da sınanır.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Adl ismini açıklarken, kulun adaletinin önce kendi içinde başladığını söyler: Şehveti ve öfkeyi akla ve dine tâbi kılmak, içteki güçleri yerli yerine koymaktır. Sonra ailesine, sonra yönettiklerine karşı adalet gelir. Gazâlî bir şey daha ekler: Adl ismini tanıyan kul, Allah'ın fiillerine itiraz etmez; başına gelen bir şeyi anlamasa bile, onun bir zulüm olmadığını bilir.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Adl ismi, kâinattaki dengeye dikkat çeker. Dünya güneş etrafında dönerken, merkezden kaçma ile çekim arasında bir denge vardır; biri ağır basarsa ya güneşe düşer ya da uzaya savrulur. Vücut ısısı, kandaki şeker, tuz ve su oranı dar bir denge içinde tutulur. Doğada avcı ile av arasındaki sayı dengesi kendiliğinden kurulur. Kâinat bir terazi üzerine kurulmuştur.

Derin

Derin

Doğru teraziler. Kur'an, ahirette adaletin nasıl işleyeceğini bir teraziyle anlatır:

Teraziler "doğru" (kıst) olarak kurulur; hardal tanesi kadar bir amel bile tartıya konur. Ayetin son cümlesi, "Hesap gören olarak Biz yeteriz", bu adaletin başka bir denetçiye ihtiyaç duymadığını söyler. Hardal tanesi, gözle zor görülen küçüklüğüyle, hiçbir şeyin hesaba girmeyecek kadar önemsiz olmadığını anlatır.

Defter ve haksızlık. Kur'an, amel defterinin açıldığı anı da anlatır:

Suçlular defterin "küçük büyük hiçbir şeyi" bırakmadan saydığını görünce şaşırır. Ayetin son cümlesi Adl isminin özüdür: "Rabbin kimseye haksızlık etmez." Defterde yazılı olan, insanın kendi yaptığıdır; hiçbir şey eklenmemiş, hiçbir şey eksiltilmemiştir.

Göğün terazisi, yerin terazisi. Kur'an, kâinattaki dengeyi insanın ticaretteki terazisine bağlar:

Gök yükseltilmiş ve terazi (mîzân) konulmuştur; hemen ardından insana emir gelir: "Tartıda haddi aşmayın, tartıyı doğru yapın, eksik tutmayın." Kâinatın büyük dengesi ile pazardaki küçük terazi aynı kelimeyle anılır. İnsan, kâinatın adaletini kendi elindeki terazide sürdürmekle yükümlüdür.

Kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Kur'an, adaletin en zor sınavını bildirir:

Sevdiğine karşı adil olmak kolaydır; sevmediğine karşı adil olmak zordur. Ayet bu zorluğu açıkça adlandırır: Bir topluluğa duyulan öfke, onlara karşı adaletsizliğe gerekçe olamaz. "Adil olun; bu, takvaya daha yakındır." Adalet burada takvanın bir ölçüsü olarak anılır.

Adl ve kıst. Kur'an adalet için iki kelime kullanır. Adl, iki kefeyi denk tutmak, eşitliği ve dengeyi gözetmektir. Kıst ise herkese payını, hissesini vermektir; Enbiyâ 47'deki "doğru teraziler" (mevâzîne'l-kıst) ve Rahmân 9'daki "tartıyı doğru yapın" (bi'l-kıst) bu kelimeyle gelir. Mâide 8 ikisini aynı ayette kullanır: "Kıst ile şahitlik edin... adil olun (i'dilû)." Biri ölçünün doğruluğunu, öteki payın hakkaniyetini anlatır. Aynı kökten gelen el-Muksit ismi, ileride ayrı bir derste okunacaktır.

İlmî

İlmî

Kendi aleyhine bile. Kur'an, adaletin çıkar ve yakınlıkla bozulmaması gerektiğini en açık biçimde şu ayette söyler:

Ayet, adaletin kişinin kendisi, anne babası ve yakınları aleyhine de olsa ayakta tutulmasını emreder; zengin ya da fakir olmak hükmü değiştirmez. "Adaletinizde heveslere uymayın" cümlesi, adaletsizliğin kaynağını gösterir: Heva, yani kişinin kendi arzusu. Bu ayet, İslâm hukuk düşüncesinde tanıklığın ve yargının bağımsızlığı için temel dayanaklardan biri olarak anılmıştır.

Mu'tezile'nin adalet ilkesi. Mu'tezile kendini "adalet ve tevhid ehli" (ehlü'l-adl ve't-tevhîd) diye adlandırmıştır; adalet, beş temel ilkelerinden biriydi. Onlara göre Allah kötülüğü yaratmaz ve kullarını yapamayacakları şeyle yükümlü tutmaz; insan kendi fiillerini kendisi yaratır, aksi hâlde onu cezalandırmak adalete aykırı olurdu. Ehl-i Sünnet kelâmcılarının bir kısmı, özellikle Eş'arîler, farklı bir yol izlemiştir: Zulüm, başkasının mülkünde izinsiz tasarruftur; her şey Allah'ın mülkü olduğu için O'nun hiçbir fiili zulüm olamaz. Mâtürîdîler ise Allah'ın fiillerinin hikmetli olduğunu ve O'nun zulümden münezzeh olduğunu, aklın da bunu kavrayabileceğini vurgulamıştır. İki taraf da Allah'ın zâlim olmadığında birleşir; ayrıldıkları yer, adaletin ölçüsünün ne olduğu ve insan aklının bu ölçüyü nasıl bildiğidir.

Sözün adaleti. Kur'an, Allah'ın sözünü de adaletle niteler:

Rabbin sözü "doğruluk ve adaletle" tamamlanmıştır: Haberlerinde doğru, hükümlerinde adil. Âlimler bu ayetten, Kur'an'ın hükümlerinin adaletin ölçüsü olduğu sonucunu çıkarmıştır.

Kalbin eşitsizliği. Kur'an, insanın gücü dışında kalan bir adaletsizliği de açıkça kabul eder:

Ayet, birden fazla eşi olan bir kişinin kalbî eğilimde tam eşitlik sağlayamayacağını söyler; istenen, birini "askıda bırakacak" kadar bir tarafa meyletmemektir. Adl ismi insanı gücünün yetmediği şeyle yükümlü tutmaz; gücünün yettiği ölçüde dengeyi ister.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Adl

el-Adl, Kur'an'da Allah'a isim olarak nispet edilmez; dayanağı Tirmizî listesidir. Bu sayfanın Kur'an'da bölümü kelimenin 14 geçişini gösterir, ama bunlar adaletin kendisini, bir fidyeyi ya da adil şahitleri anlatır. Kök 28 kelimeyle dar ama şaşırtıcı bir aile kurar: Aynı kök hem adaleti hem de Allah'a denk tutmayı, yani şirki anlatır. Bu dersin İlmî seviyesi Nisâ 135'teki adaleti, Mu'tezile'nin adalet ilkesini, sözün adaletini ve kalbin eşitsizliğini anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Zeccâc (ö. 311/923)Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâDil: denk tutmanın üç yüzü
Hattâbî (ö. 388/998)Şe'nü'd-duâDil: mastarla isimlendirme
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: Rablerine denk tutanlar
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybTefsir: İnfitâr 7'deki iki okuyuş

Zeccâc: Denk tutmanın üç yüzü. Dilci şârihler kökün temel anlamını, dersin Temel seviyesinde anlatılan denk ağırlıktan kurar. Bu anlam Kur'an'da üç ayrı yüzle görünür. Birincisi adalettir: İki tarafı denk tutmak. İkincisi bir şeyin karşılığıdır: Bakara 48 ve 123'te kıyamet günü kimseden bir fidye alınmayacağı söylenir; Mâide 95'te ise bir cezanın oruçla denk karşılığından söz edilir. Üçüncüsü şaşırtıcıdır: En'âm 1 ve 150 ile Neml 60'ta aynı fiil, Allah'a başka şeyleri denk tutmayı anlatır. Dilci için sonuç açıktır: Adaletin özü, her şeyi kendi ağırlığında tartmaktır. Yaratılmışı Yaratan'la aynı kefeye koymak, bu tartının en büyük bozulmasıdır.

Hattâbî: Mastarla isimlendirme. Dua şerhleri, Adl isminin kalıbına dikkat eder. Kelime bir sıfat değil, bir mastardır; Arapçada birine "o adalettir" demek, "o adildir" demekten daha güçlü bir övgüdür. Hattâbî'ye nispet edilen açıklamaya göre isim bu mübalağayla anlaşılmalıdır: Allah adalet sahibi olmanın ötesinde, adaletin ölçüsüdür. Aynı kalıp Kur'an'da insanlar için de kullanılır: Mâide 106 ve Talâk 2'de şahitlerin adalet sahibi iki kişi olması istenir. İnsanda adalet, şahitliği kabul edilecek kadar güvenilir olmak demektir; Allah'ta ise bütün şahitliklerin ölçüsüdür.

Taberî: Rablerine denk tutanlar. En'âm sûresi bir hamd cümlesiyle başlar ve bir şaşkınlıkla devam eder: Gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a hamdolsun; buna rağmen inkâr edenler Rablerine başkalarını denk tutarlar. Taberî'nin aktardığı görüşler bu fiili Allah'a ortak koşmak olarak açıklar. Neml 60 da aynı fiille biter: Bahçeleri yeşerten Allah'ın yanında başka bir ilah mı vardır? Onlar denk tutan bir topluluktur. Taberî'nin okuduğu ayetler, adaletin tevhidle başladığını gösterir. Rabbine denk tutan, ilk tartıda adaleti kaybetmiştir.

Râzî: İnfitâr 7'deki iki okuyuş. İnfitâr 7'de Allah'ın insanı yaratıp düzenlediği ve dengeli kıldığı söylenir. Bu ayette kıraat farkı vardır: Fiil şeddeli okunduğunda insanı dengeli ve orantılı kılmak anlamına gelir; şeddesiz okunduğunda ise onu dilediği bir surete yöneltmek anlamı da öne çıkar. Râzî'nin tefsirinde iki okuyuş birlikte değerlendirilir. İki okuyuşun ortak noktası, insanın yaratılışındaki dengenin bir rastlantı değil, bir adalet eseri olmasıdır. Bir sonraki ayet de dilediği surette insanı terkip ettiğini söyler. Adl isminin kâinattaki izi, insanın kendi bedenindeki dengededir.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı kökün dört yüzüne bakar. Dilci adaletin, fidyenin ve şirkin aynı tartıdan doğduğunu, Hattâbî mastarla isimlendirmenin gücünü, müfessir adaletin tevhidle başladığını, Râzî ise insanın yaratılışındaki dengeyi öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Adl her şeyi kendi ağırlığında tartar; kulun adaleti de önce Rabbini hiçbir şeyle aynı kefeye koymamakla başlar.

Durup düşün

  • Sevmediğin birine karşı adil olabiliyor musun? Mâide 8 sana hangi durumu hatırlatıyor?

  • Kendi aleyhine olsa bile doğruyu söylediğin son zaman ne zamandı?

  • Hayatındaki küçük terazilerde, çocukların, iş arkadaşların ya da ailen arasında, eşit tartıyor musun?

Uygulama

Bugün birinin, özellikle sevmediğin ya da seninle anlaşmazlığı olan birinin, haklı olduğu bir noktayı açıkça kabul et. Gün içinde iki kişi arasında bir karar verdiğinde, Müslim'deki hadisi hatırla: hükümlerde, ailede ve idare altındakilere karşı. Akşam Tefekkür Defteri'ne, bugün adaletten saptığın ya da saptırılmaya çalışıldığın bir anı yaz.

Kendini sına

  1. Adl isminin bir mastar olarak gelmesi ne anlatır?
    Cevabı göster

    Allah'ın yalnız adaletli olmadığını, adaletin kendisi olduğunu; adaletle bir olduğunu anlatır.

  2. Kudsî hadiste Allah zulüm hakkında ne buyurur?
    Cevabı göster

    "Ben zulmü kendime haram kıldım ve onu aranızda da haram kıldım; birbirinize zulmetmeyin."

  3. Müslim'deki hadise göre adaletin üç alanı hangileridir?
    Cevabı göster

    Hükümlerde, ailede ve idare altındakilere karşı.

  4. Mu'tezile ile Eş'arîler Allah'ın adaleti konusunda nasıl ayrılır?
    Cevabı göster

    Mu'tezile'ye göre adalet, Allah'ın kötülüğü yaratmamasını ve insanın kendi fiillerini yaratmasını gerektirir. Eş'arîlere göre zulüm başkasının mülkünde tasarruftur; her şey Allah'ın mülkü olduğu için O'nun hiçbir fiili zulüm değildir.

Kur'an'da el-Adl

Kelime (عَدْل) Kur'an'da 14 kez, 12 ayette ve 7 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Bakara4
  • Mâide3
  • En'âm2
  • Nahl2
  • Nisâ1
  • Hucurât1
  • Talâk1

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 48

    وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًۭا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍۢ شَيْـًۭٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَٰعَةٌۭ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌۭ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.

  2. Bakara 123

    وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًۭا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍۢ شَيْـًۭٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌۭ وَلَا تَنفَعُهَا شَفَٰعَةٌۭ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

    Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden korunun.

  3. Bakara 282

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى فَٱكْتُبُوهُ ۚ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌۢ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَن يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُ ۚ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًۭٔا ۚ فَإِن كَانَ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُۥ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَٱسْتَشْهِدُوا۟ شَهِيدَيْنِ مِن رِّجَالِكُمْ ۖ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌۭ وَٱمْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحْدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَىٰهُمَا ٱلْأُخْرَىٰ ۚ وَلَا يَأْبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُوا۟ ۚ وَلَا تَسْـَٔمُوٓا۟ أَن تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦ ۚ ذَٰلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَٰدَةِ وَأَدْنَىٰٓ أَلَّا تَرْتَابُوٓا۟ ۖ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَٰرَةً حَاضِرَةًۭ تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلَّا تَكْتُبُوهَا ۗ وَأَشْهِدُوٓا۟ إِذَا تَبَايَعْتُمْ ۚ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبٌۭ وَلَا شَهِيدٌۭ ۚ وَإِن تَفْعَلُوا۟ فَإِنَّهُۥ فُسُوقٌۢ بِكُمْ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۖ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ

    Ey İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya aciz, ya da yazdıramıyacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahidler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahid tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir.

  4. Nisâ 58

    ۞ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا۟ ٱلْأَمَٰنَٰتِ إِلَىٰٓ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحْكُمُوا۟ بِٱلْعَدْلِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعًۢا بَصِيرًۭا

    Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür.

  5. Mâide 95

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقْتُلُوا۟ ٱلصَّيْدَ وَأَنتُمْ حُرُمٌۭ ۚ وَمَن قَتَلَهُۥ مِنكُم مُّتَعَمِّدًۭا فَجَزَآءٌۭ مِّثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ ٱلنَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِۦ ذَوَا عَدْلٍۢ مِّنكُمْ هَدْيًۢا بَٰلِغَ ٱلْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّٰرَةٌۭ طَعَامُ مَسَٰكِينَ أَوْ عَدْلُ ذَٰلِكَ صِيَامًۭا لِّيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِۦ ۗ عَفَا ٱللَّهُ عَمَّا سَلَفَ ۚ وَمَنْ عَادَ فَيَنتَقِمُ ٱللَّهُ مِنْهُ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌۭ ذُو ٱنتِقَامٍ

    Ey İnananlar! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehli hayvanlardan öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurbanı ödeme, yahut düşkünlere yemek yedirme şeklinde keffaret ya da yaptığının ağırlığını tatmak üzere bunlara denk oruç tutma vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah Güçlü'dür, Öçalıcı'dır.

  6. Mâide 106

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ شَهَٰدَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ حِينَ ٱلْوَصِيَّةِ ٱثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍۢ مِّنكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَأَصَٰبَتْكُم مُّصِيبَةُ ٱلْمَوْتِ ۚ تَحْبِسُونَهُمَا مِنۢ بَعْدِ ٱلصَّلَوٰةِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ إِنِ ٱرْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِى بِهِۦ ثَمَنًۭا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ ۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَٰدَةَ ٱللَّهِ إِنَّآ إِذًۭا لَّمِنَ ٱلْءَاثِمِينَ

    Ey İnananlar! Ölüm birinize geldiği zaman vasiyet ederken içinizden iki adil kimseyi; şayet yolculukta olup başınıza da ölüm musibeti gelmişse, namazdan sonra alıkoyacağınız, şüpheleniyorsanız, "Akraba bile olsa yeminle hiçbir değeri değiştirmeyeceğiz, Allah'ın şahidliğini gizlemeyeceğiz, yoksa şüphesiz günahkarlardan oluruz" diye yemin eden sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun.

  7. En'âm 70

    وَذَرِ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَعِبًۭا وَلَهْوًۭا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا ۚ وَذَكِّرْ بِهِۦٓ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌۢ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِىٌّۭ وَلَا شَفِيعٌۭ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍۢ لَّا يُؤْخَذْ مِنْهَآ ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أُبْسِلُوا۟ بِمَا كَسَبُوا۟ ۖ لَهُمْ شَرَابٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ وَعَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ

    Dinlerini oyun ve eğlenceye alanları, dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Kuran ile öğüt ver ki, bir kimse kazandığıyla helake düşmeye görsün, o takdirde Allah'dan başka ona ne bir yardımcı, ne de bir kurtarıcı bulunur; her türlü fidyeyi de verse kabul olunmaz. Kazandıklarından ötürü yok olanlar işte bunlardır. İnkar etmelerinden dolayı kızgın içecek ve can yakıcı azab onlaradır.

  8. En'âm 115Derste işleniyor

    وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًۭا وَعَدْلًۭا ۚ لَّا مُبَدِّلَ لِكَلِمَٰتِهِۦ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    Rabbinin sözü, doğruluk ve adaletle tamamlandı. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitir ve bilir.

  9. Nahl 76

    وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًۭا رَّجُلَيْنِ أَحَدُهُمَآ أَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلَىٰ شَىْءٍۢ وَهُوَ كَلٌّ عَلَىٰ مَوْلَىٰهُ أَيْنَمَا يُوَجِّههُّ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ ۖ هَلْ يَسْتَوِى هُوَ وَمَن يَأْمُرُ بِٱلْعَدْلِ ۙ وَهُوَ عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ

    Allah iki adamı misal veriyor: Biri hiçbir şeye gücü yetmeyen bir dilsiz ki efendisine yüktür, nereye gönderse bir hayır çıkmaz; bu, doğru yolda olan, adaletle emreden kimse ile bir olabilir mi?

  10. Nahl 90Derste işleniyor

    ۞ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُ بِٱلْعَدْلِ وَٱلْإِحْسَٰنِ وَإِيتَآئِ ذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ وَٱلْبَغْىِ ۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.

  11. Hucurât 9

    وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱقْتَتَلُوا۟ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَهُمَا ۖ فَإِنۢ بَغَتْ إِحْدَىٰهُمَا عَلَى ٱلْأُخْرَىٰ فَقَٰتِلُوا۟ ٱلَّتِى تَبْغِى حَتَّىٰ تَفِىٓءَ إِلَىٰٓ أَمْرِ ٱللَّهِ ۚ فَإِن فَآءَتْ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَهُمَا بِٱلْعَدْلِ وَأَقْسِطُوٓا۟ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ

    Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever.

  12. Talâk 2

    فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ فَارِقُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍۢ وَأَشْهِدُوا۟ ذَوَىْ عَدْلٍۢ مِّنكُمْ وَأَقِيمُوا۟ ٱلشَّهَٰدَةَ لِلَّهِ ۚ ذَٰلِكُمْ يُوعَظُ بِهِۦ مَن كَانَ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۚ وَمَن يَتَّقِ ٱللَّهَ يَجْعَل لَّهُۥ مَخْرَجًۭا

    Kadınların iddet süreleri biteceğinde, onları ya uygun bir şekilde alıkoyun, ya da onlardan ayrılın; içinizden de iki adil şahit getirin; şahidliği Allah için yapın; işte bu, Allah'a ve ahiret gününe inanan kimseye verilen öğüttür. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınan kimseye kurtuluş yolu sağlar, ona beklemediği yerden rızık verir. Allah'a güvenen kimseye O yeter. Allah, buyruğunu yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü var etmiştir.

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

ع-د-لKur'an'da 28 kelime, 2 farklı türev

İlk resim: Eşit kılmak, denk tutmak; yükün iki yanının birbirine denk gelmesi.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
عَدْلisim kalıbıadalet; denk, karşılıkİsim14Bakara 48
عَدَلَadaletle davrandı; denk tuttu; saptı (eş koştu)Fiil14Nisâ 3

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.