İçeriğe geç

العليم

20. isim

el-Alîm

Her şeyi bilen

İsim dersi · 20. isim

el-Alîm: Her Şeyi Bilen

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Alîm, gizli ve açık, küçük ve büyük, olmuş ve olacak her şeyi eksiksiz bilen demektir. Bilgisi öğrenilmiş değildir, artmaz, eksilmez, unutmaz ve hiçbir şey onun dışında kalmaz. Kur'an'da en sık anılan isimlerden biridir; birçok ayet "Allah her şeyi bilendir" cümlesiyle kapanır. Bu ders ismi ilahî bilginin genişliğiyle, bu bilginin insana verdiği hem korku hem güvenle ve insanın kendi bilgisinin sınırıyla okur.

Temel

Kelime. Alîm, a-l-m kökünden gelir. Kökün anlamı "bilmek, bir şeyi gerçekliğiyle kavramak"tır. Türkçede ilim, âlim, malûm (bilinen), muallim (öğretmen), talim (öğretim), âlem (evren) ve alâmet (işaret) bu köktendir. Âlem ile ilim arasındaki köken bağı ilginçtir: Âlem, yaratıcısının bilinmesine işaret eden bir alâmetler bütünüdür. Alîm, fa'îl kalıbında bir sıfattır ve bilginin kalıcı ve kuşatıcı olduğunu anlatır. Aynı kökten Âlim (bilen) ve Allâm (çok bilen, özellikle "gaybları çok bilen" anlamında allâmü'l-guyûb) kalıpları da Kur'an'da geçer.

Öğrettiğinden başka bilgimiz yok. İnsanın yaratılış kıssasında Allah Âdem'e isimleri öğretir ve meleklere o isimleri sorar. Meleklerin cevabı, ilmin kaynağını bildiren bir cümledir:

Melekler bilmediklerini söylemekten çekinmez ve bilginin tek kaynağına işaret eder: "Öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur." Ardından iki ismi anarlar: el-Alîm ve el-Hakîm. Bu cümle, bilgi karşısındaki doğru tavrı öğretir: Bilmediğini bilmek, bilgiyi kendinden bilmemek, ve öğrendiğini Öğretene nispet etmek. İnsanın en büyük bilgisi bile, ona öğretilmiş bir bilgidir.

Yaratan bilmez mi? Kur'an, Allah'ın bilgisini yaratmasına dayandıran bir soru sorar:

Sorunun mantığı basit ve güçlüdür: Bir şeyi yapan, onu bilir. Bir saatçi yaptığı saatin her dişlisini tanır; insanı ve kalbini yaratan, kalbin içinden geçeni de bilir. Sözün gizli ya da açık söylenmesi fark etmez. Alîm isminin bu ayetteki yüzü, insanın hiçbir şeyi saklayamayacağı bir bakıştır.

Şah damarından yakın. Kur'an, ilahî bilginin yakınlığını çarpıcı bir benzetmeyle anlatır:

Allah, insanın kendi içinde fısıldayan düşünceleri bilir; ona şah damarından daha yakındır. Bu yakınlık bir mesafe değil, bir bilgi ve kuşatma yakınlığıdır. İnsan kendine bile söyleyemediği şeyleri, kendinden daha iyi bilen birinin önünde taşır.

Kuşun gagası. Mûsâ ile Hızır'ın yolculuğunda, gemiye binerken bir kuş gelir ve gagasını denize daldırır. Hızır, Mûsâ'ya bunu şöyle açıklar:

İki peygamberin bilgisi bir araya getirilse, Alîm'in bilgisi karşısında bir kuşun gagasındaki su damlası kadardır. Hızır bu cümleyi, kendini "yeryüzünde en bilgili" sanan Mûsâ'ya söyler.

Faydasız ilim. Hz. Peygamber, bilginin her türünün iyi olmadığını bir duasında öğretmiştir:

Dua bilgiyi kalple, nefisle ve duayla birlikte anar. Kalbi yumuşatmayan, nefsi terbiye etmeyen bilgi, sahibine faydadan çok yük olur.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Alîm'in bilgisi ile kulun bilgisi arasında üç fark sayar. Birincisi kapsamdır: Allah'ın bilgisi sonsuzdur, kulunki sınırlı. İkincisi açıklıktır: Allah her şeyi olduğu gibi, tam bir açıklıkla bilir; kul ise çoğu şeyi eksik ve bulanık görür. Üçüncüsü kaynaktır: Kulun bilgisi eşyadan çıkar, eşyaya bakarak öğrenir; Allah'ın bilgisi ise eşyanın kaynağıdır, eşya O'nun bilgisiyle var olur. Kulun bu isimden payı ilimdir; Gazâlî'ye göre en şerefli ilim, Allah'ı bilmektir, çünkü bilginin değeri bilinen şeyin değerine göredir.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Alîm ismi, kâinattaki bilginin izlerine dikkat çeker. Bir hücrenin çekirdeğinde bir canlının bütün yapısını belirleyen bilgi saklıdır. Bir kuş, hiç görmediği binlerce kilometrelik göç yolunu bulur. Bir örümcek ağını, öğrenmeden, matematiksel bir düzenle örer. Kâinat, bilgi taşıyan ama bu bilgiyi kendi yapmamış varlıklarla doludur.

Derin

Derin

Ayetü'l-kürsî'de ilim. Kur'an'ın en büyük ayeti olarak bilinen Ayetü'l-kürsî, ilahî bilgiyi insanın bilgisiyle karşılaştırır:

Ayet iki bilgiyi karşı karşıya koyar. Allah "onların işlediklerini ve işleyeceklerini", yani önlerindekini ve arkalarındakini bilir; insanlar ise "O'nun dilediğinden başka ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar." İnsanın bilgisi, Alîm'in bilgisinden izin verilen bir paydır. Bilim ve keşif de bu açıdan, Alîm'in dilediği ölçüde açtığı bir kapıdır.

İlmimi artır. Kur'an, Peygamber'e bir dua öğretir:

Âlimler, Kur'an'ın Peygamber'e bir şeyin artmasını istemeyi yalnız bu konuda emrettiğine dikkat çekmiştir: bilgi. Dua bir acele uyarısıyla birlikte gelir: Vahiy bitmeden tekrarda acele etme. Bilgi sabırla ve yavaş yavaş gelir; "ilmimi artır" duası, bilginin bir süreç olduğunu kabul eden bir duadır.

Her bilenin üstünde bir bilen. Yûsuf kıssasında, kardeşini yanında alıkoymak için kurduğu plan anlatıldıktan sonra bir kural bildirilir:

"Her ilim sahibinden üstün bir bilen bulunur." Bilgi basamak basamaktır ve her basamağın üstünde bir başkası vardır; bu zincirin sonunda Alîm'in bilgisi durur. Bu ayet, bilgisiyle övünen birine alçakgönüllülüğü, bilgisinden utanan birine ise ilerlemenin mümkün olduğunu öğretir.

Bitmeyen sözler. Kur'an, ilahî bilginin ve sözün sonsuzluğunu bir benzetmeyle anlatır:

Yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem, bütün denizler ve yedi misli deniz daha mürekkep olsa, Allah'ın sözleri bitmez. Aynı benzetme Kehf sûresinin sonunda da geçer: Deniz Rabbin sözleri için mürekkep olsa, bir o kadarı daha eklense bile, sözler tükenmeden deniz tükenir. Ayet sonsuzu sonluyla anlatmanın imkânsızlığını gösterir.

İlmî

İlmî

Allah tikelleri bilir mi? İslâm düşünce tarihinin en ünlü tartışmalarından biri, İbn Sînâ ve onu izleyen filozofların ilahî bilgi anlayışı üzerinedir. Filozoflara göre Allah değişen tikel olayları, değişime uğramamak için, doğrudan değil "küllî bir tarzda", yani sebepleri ve genel yasalarıyla bilir; aksi hâlde bilgisi de olaylarla birlikte değişir ve bu O'nun zâtına değişim getirirdi. Gazâlî Tehâfütü'l-felâsife'de bu görüşü, filozofları tekfir ettiği üç meseleden biri olarak eleştirmiştir; ona göre bu görüş, Kur'an'ın "düşen yaprağı bilir" diyen açık ifadelerine aykırıdır. Kelâmcılar, ilahî bilginin değişmeden değişenleri bilebileceğini, çünkü değişimin bilinende olduğunu, bilgide olmadığını savunmuştur.

Bilgi zorlar mı? İkinci önemli tartışma, ilahî bilgi ile insan iradesinin ilişkisidir. Allah insanın ne yapacağını önceden biliyorsa, insan başka türlü davranabilir mi? Kelâmcıların yaygın cevabı, "ilim malûma tâbidir" ilkesidir: Bilgi bilinen şeyi belirlemez, onu olduğu gibi yansıtır. Allah insanın özgür tercihiyle ne yapacağını bilir; bilmesi o tercihi zorunlu kılmaz. Bir öğretmenin öğrencisinin sınavda başarısız olacağını önceden bilmesi, başarısızlığın sebebi değildir; ama bu benzetme de, ilahî bilginin kesinliği karşısında eksik kalır.

İlim sıfatının önceliği. Kelâmcılar ilim sıfatını, irade ve kudret sıfatlarından mantıken önce sayar: Allah önce bilir, bildiğini diler, dilediğini yaratır. Hâlık dersinde gördüğümüz "takdir" ile "îcâd" ayrımı da bu sıraya dayanır; takdir ilim ve iradeye, îcâd kudrete döner.

İlmin kapsamı, kudretin kapsamı. Kelâmcılar sıfatların neye yöneldiğini (taalluk) ayrıca incelemiştir. Kudret yalnız mümkün olana, yani var olması da olmaması da düşünülebilen şeylere yönelir; imkânsız olanı yaratmak kudretin konusu değildir, çünkü o bir "şey" değildir. İlim ise çok daha geniştir: Zorunlu olanı zorunlu olarak, mümkün olanı mümkün olarak, imkânsız olanı da imkânsız olarak bilir. Bu yüzden Alîm ismi, kudret isimlerinden daha kuşatıcı bir alanı anlatır: Olmuş, olacak, hiç olmayacak ve olsaydı nasıl olacağı bile ilahî bilginin içindedir.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Alîm

el-Alîm Kur'an'da isim kalıbıyla en sık geçen isimlerden biridir: Bu sayfanın Kur'an'da bölümüne göre 163 kez, 43 sûrede. Kök ise Kur'an'ın en büyük köklerinden biridir; bilmek fiili tek başına 382 kez gelir. Kök ve dil bölümü iki eşleşmeyi de öne çıkarır: Alîm 36 ayette Hakîm ile, 32 ayette Semî' ile birliktedir. Bu dersin İlmî seviyesi tikellerin bilinmesini, bilginin zorlayıp zorlamadığını, ilmin önceliğini ve taallukunu anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Zeccâc (ö. 311/923)Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâDil: üç kalıp ve kullanılmayan kelime
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: "bilelim diye" ayetleri
Kuşeyrî (ö. 465/1072)Letâifü'l-işârâtİşârî tefsir: katından öğretilen ilim
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybTefsir: Semî' ile sıralama

Zeccâc: Üç kalıp ve bir yokluk. Dilci şârihler kökün Allah için kullanılan üç kalıbını ayırır. Âlim bilen demektir ve Kur'an'da çoğu zaman "gaybı ve görüneni bilen" ifadesinde gelir. Alîm bilginin kalıcı bir nitelik olduğunu anlatır. Allâm ise mübalağa kalıbıdır ve dört ayette yalnız "gaybları en iyi bilen" ifadesinde geçer: Mâide 109 ve 116, Tevbe 78, Sebe' 48. Dilcilerin dikkat çektiği bir yokluk da vardır: Bilgi için kullanılan bir başka kelime, ma'rifet kökü, Allah için isim olarak kullanılmaz. Gerekçe, bu kelimenin çoğu zaman bir bilmezlikten sonra gelen tanımayı çağrıştırmasıdır. İlahî bilgi önce bilinmeyip sonra öğrenilen bir bilgi değildir.

Taberî: "Bilelim diye" ayetleri. Kur'an'da Allah'ın bir şeyi "bilmek için" yaptığını söyleyen ayetler, müfessirleri bir soruyla karşılaştırmıştır: Her şeyi önceden bilen Allah neden bir şeyi bilmek için bir sınav koysun? Taberî'nin aktardığı açıklamalara göre bu ifadeler, Allah'ın önceden bildiği şeyin ortaya çıkıp görünür hâle gelmesini anlatır. Diyanet meali de bu ayetleri böyle çevirir. Bakara 143'te kıble değişikliğinin, Peygamber'e uyanları cayacaklardan ayırt etmek için olduğu söylenir. Âl-i İmrân 140'ta günlerin döndürülmesi, gerçek müminleri ortaya çıkarmak içindir. Muhammed 31'de sınavın amacı, cihada çıkanları ve sabredenleri meydana çıkarmaktır. Bu yorum dersin İlmî seviyesindeki ilkeyle örtüşür: İlahî bilgi değişmez; değişen, bilinenin dünyada görünür olmasıdır.

Kuşeyrî: Katından öğretilen ilim. Kehf 65'te Mûsâ'nın karşılaştığı kul için Allah'ın ona katından bir rahmet verdiği ve katından bir ilim öğrettiği söylenir. Dersin Temel seviyesindeki kuş gagası rivayeti bu kıssadandır. Sûfî müfessirler bu ayetteki "katından" ifadesini bir bilgi türünün adı olarak okumuştur: ilm-i ledünnî, yani öğrenmeyle değil, doğrudan Allah'ın öğretmesiyle gelen bilgi. Kuşeyrî'nin işârî tefsiri bu ayeti böyle bir açılımla okuyan eserlerdendir. Bu okuma Alîm isminin kula bakan yüzünü gösterir: Bütün bilgi O'ndandır, ama bir kısmı sebepler yoluyla, bir kısmı da sebepsiz verilir. Âlimlerin büyük kısmı bu tür bilginin şer'î bir hüküm doğurmadığını da vurgulamıştır.

Râzî: Semî' ile sıralama. Kök verisi bir düzen gösterir: İki isim 31 yerde yan yana gelir ve sıra hep aynıdır; önce Semî', sonra Alîm. Ters sıralı tek bir örnek yoktur. Râzî'nin tefsiri gibi eserlerde bu tür sıralamaların hikmeti sorulur. Verilen cevaplardan biri şudur: Bu ayetlerin çoğu bir söz, dua ya da yemin sahnesinden sonra gelir; önce sözün işitildiği, sonra da sözün arkasındaki niyetin bilindiği bildirilir. İşitme dile gelene, bilme ise dile gelmeyene de ulaşır. Böylece ikili, ilahî kuşatmanın görünenden görünmeyene doğru genişleyen iki basamağını anlatır.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci kökün üç kalıbını ve kullanılmayan kelimeyi, müfessir "bilelim diye" ayetlerinin anlamını, işârî müfessir katından öğretilen bilgiyi, Râzî ise Semî' ile kurulan sırayı öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Alîm'in bilgisi öğrenilmiş değil, kuşatıcıdır; kula düşen ise o bilginin görünür kıldığı şeye karşı uyanık olmaktır.

Durup düşün

  • Kimsenin bilmediğini düşündüğün bir niyetin, bir düşüncen var mı? Kâf 16 bunu nasıl değiştirir?

  • Bildiğin şeylerden hangisi seni daha alçakgönüllü, hangisi daha kibirli yaptı?

  • Bir konuda "bilmiyorum" demekte zorlanıyor musun? Meleklerin cevabı sana ne öğretir?

Uygulama

Bugün yeni bir şey öğren ve öğrenirken Tâhâ 114'teki duayı oku: "Rabbim, ilmimi artır." Gün içinde bilmediğin bir şey sorulduğunda "bilmiyorum" demekten çekinme. Akşam Tefekkür Defteri'ne bugün öğrendiğin şeyi ve onun seni Allah'a mı yoksa kendine mi yaklaştırdığını yaz. Müslim'deki "faydasız ilimden" sığınma duasını da günün sonunda oku.

Kendini sına

  1. Meleklerin Bakara 32'deki cevabı bilgi karşısında hangi tavrı öğretir?
    Cevabı göster

    Bilmediğini bilmeyi ve bilginin kaynağını Allah'a nispet etmeyi: "Öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur."

  2. Mülk 14'teki soru Allah'ın bilgisini neye dayandırır?
    Cevabı göster

    Yaratmaya: Yaratan, yarattığını bilir; insanı ve kalbini yaratan kalpte olanı da bilir.

  3. Gazâlî'ye göre kulun bilgisi ile Allah'ın bilgisi arasındaki üçüncü fark nedir?
    Cevabı göster

    Kaynak farkı: Kulun bilgisi eşyadan çıkar, Allah'ın bilgisi ise eşyanın kaynağıdır.

  4. "İlim malûma tâbidir" ilkesi hangi soruya cevap verir?
    Cevabı göster

    İlahî bilginin insan iradesini zorlayıp zorlamadığı sorusuna: Bilgi bilineni belirlemez, onu olduğu gibi yansıtır; Allah'ın bilmesi insanın tercihini zorunlu kılmaz.

Kur'an'da el-Alîm

Kelime (عَلِيم) Kur'an'da 163 kez, 163 ayette ve 43 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Bakara21
  • Nisâ17
  • Tevbe11
  • Nûr10
  • Âl-i İmrân9
  • Yûsuf8
  • En'âm7
  • Enfâl7

ve 35 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 29

    هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ لَكُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ ٱسْتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَسَوَّىٰهُنَّ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍۢ ۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ

    Yerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.

  2. Bakara 32Derste işleniyor

    قَالُوا۟ سُبْحَٰنَكَ لَا عِلْمَ لَنَآ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَآ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَلِيمُ ٱلْحَكِيمُ

    Cevap verdiler: "Sen münezzehsin, öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen hem bilensin, hem Hakim'sin".

  3. Bakara 95

    وَلَن يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًۢا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ

    Bunu, önceden işlediklerinden ötürü, asla dilemeyeceklerdir. Allah zalimleri bilir.

  4. Bakara 115

    وَلِلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ ۚ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا۟ فَثَمَّ وَجْهُ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ وَٰسِعٌ عَلِيمٌۭ

    Doğu da batı da Allah'ındır, nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.

  5. Bakara 127

    وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَٰهِۦمُ ٱلْقَوَاعِدَ مِنَ ٱلْبَيْتِ وَإِسْمَٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّآ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    İbrahim ve İsmail, Kabenin temellerini yükseltiyordu: "Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Şüphesiz ki, Sen hem işitir hem bilirsin"

  6. Bakara 137

    فَإِنْ ءَامَنُوا۟ بِمِثْلِ مَآ ءَامَنتُم بِهِۦ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ ۖ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا هُمْ فِى شِقَاقٍۢ ۖ فَسَيَكْفِيكَهُمُ ٱللَّهُ ۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    Sizin inandığınız gibi inanmış olsalar, doğru yolu bulmuş olurlar. Yüz çevirirlerse, şüphesiz onlar çıkmazdadırlar. Onlara karşı sana Allah yetecektir. O, işitir ve bilir.

  7. Bakara 158

    ۞ إِنَّ ٱلصَّفَا وَٱلْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ ٱللَّهِ ۖ فَمَنْ حَجَّ ٱلْبَيْتَ أَوِ ٱعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَا ۚ وَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًۭا فَإِنَّ ٱللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ

    Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Kabe'yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa, karşılığını görür. Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir.

  8. Bakara 181

    فَمَنۢ بَدَّلَهُۥ بَعْدَمَا سَمِعَهُۥ فَإِنَّمَآ إِثْمُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُۥٓ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ

    Vasiyeti işittikten sonra değiştiren olursa, bunun günahı değiştirenin üzerinedir. Allah şüphesiz işitir ve bilir.

  9. Bakara 215

    يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ ۖ قُلْ مَآ أَنفَقْتُم مِّنْ خَيْرٍۢ فَلِلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ ۗ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌۭ

    Sana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: "Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir".

  10. Bakara 224

    وَلَا تَجْعَلُوا۟ ٱللَّهَ عُرْضَةًۭ لِّأَيْمَٰنِكُمْ أَن تَبَرُّوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَتُصْلِحُوا۟ بَيْنَ ٱلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ

    İnsanların arasını düzeltmeniz, günahtan sakınmanız ve iyi olmanız için, Allah'a yaptığınız yeminleri engel kılmayın, Allah işitir ve bilir.

  11. Bakara 227

    وَإِنْ عَزَمُوا۟ ٱلطَّلَٰقَ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ

    Şayet boşanmaya kararlı iseler, bilsinler ki Allah şüphesiz işitir ve bilir.

  12. Bakara 231

    وَإِذَا طَلَّقْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍۢ ۚ وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًۭا لِّتَعْتَدُوا۟ ۚ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۥ ۚ وَلَا تَتَّخِذُوٓا۟ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًۭا ۚ وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمَآ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ وَٱلْحِكْمَةِ يَعِظُكُم بِهِۦ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ

    Kadınları boşadığınızda, müddetleri sona ererken, onları güzellikle tutun, ya da güzellikle bırakın, haklarına tecavüz etmek için onlara zararlı olacak şekilde tutmayın; böyle yapan şüphesiz kendisine yazık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini de alaya almayın; Allah'ın üzerinize olan nimetini, öğüt vermek üzere size indirdiği Kitap ve hikmeti anın, Allah'tan sakının, Allah'ın her şeyi bildiğini bilin.

Bütün geçişler (163 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

ع-ل-مKur'an'da 854 kelime, 14 farklı türev

İlk resim: İz, işaret: bir şeyi başkasından ayırt ettiren belirti; yol işaretine “alem” denir.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
عَلِمَbildiFiil382Bakara 13
عَلِيمisim kalıbıher şeyi bilenİsim163Bakara 29
عِلْمilim, bilgiİsim105Bakara 32
عالَمâlemİsim73Fâtiha 2
أَعْلَمdaha iyi bilenİsim49Bakara 140
عَلَّمَöğrettiFiil41Bakara 31
عالِمbilenİsim18En'âm 73
مَعْلُومbilinen, belliİsim11Hicr 4
عَلّامçok iyi bilenİsim4Mâide 109
يَتَعَلَّمُöğrenirFiil2Bakara 102
مَعْلُومَةbilinen, belliİsim2Bakara 197
أَعْلامdağlar; yüksek işaretlerİsim2Şûrâ 32
عَلامَةişaret, belirtiİsim1Nahl 16
مُعَلَّمbaşkasından öğretilmişİsim1Duhân 14

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.