İçeriğe geç

الحق

52. isim

el-Hakk

Varlığı gerçek ve sabit

İsim dersi · 52. isim

el-Hakk: Gerçeğin Ta Kendisi

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Hakk, varlığı gerçek, sabit ve değişmez olan; kendisinden başka her şeyin varlığını O'ndan aldığı demektir. Türkçede "hak" kelimesi günlük hayatta en çok bir alacağı ya da bir adaleti anlatır: "hakkını almak", "hak etmek". İsim olarak ise kelime, bütün bu kullanımların kaynağına işaret eder: Gerçek olan, kaybolmayan, sonunda yerini bulan. Bu ders ismi, bir gece namazı duasıyla, putları deviren bir ayetle, bir şairin tek mısraıyla ve "Hak yalnız Allah'tır" cümlesiyle okur.

Temel

Kelime. Hakk, h-k-k kökünden gelir. Kökün temel anlamı "sabit olmak, yerinde durmak, gerçekleşmek ve gerekli olmak"tır. Arapçada bir şeyin gerçekleşmesi de, birinin bir şeye hak kazanması da bu kökle söylenir. Türkçede hakikat (gerçeklik), tahkik (bir şeyin gerçeğini araştırmak), muhakkak (kesinleşmiş), istihkak (hak ediş), hakkaniyet ve hukuk (hakların çoğulu) bu köktendir. Kelimenin karşıtı bâtıldır: boşa çıkan, tutunamayan, sonunda kaybolan. Kur'an'da hak ile bâtıl sık sık yan yana gelir ve biri sabitliği, öbürü geçiciliği anlatır.

Gerçek Rabbiniz. Kur'an, Hakk ismini müşriklerle yapılan bir konuşmanın sonunda kullanır:

Önce sorular sorulur: Rızkı veren, kulağın ve gözün sahibi, diriyi ölüden çıkaran, işi düzenleyen kimdir? Muhataplar cevabı kendileri verir: Allah. Sonuç da buradan çıkar: "İşte gerçek Rabbiniz Allah budur." İsim burada bir iddianın değil, kabul edilmiş bir cevabın adıdır. Ardından gelen cümle ise kesindir: Gerçeğin dışında yalnız sapıklık vardır; ikisi arasında üçüncü bir yer yoktur.

Hak ve bâtıl. Aynı karşıtlık Lokmân sûresinde de geçer:

Ayete göre Allah'ın dışında tapınılan her şey bâtıldır; yani kendi başına bir gerçekliği, bir tutunacak yeri yoktur.

Gece namazında. Hz. Peygamber, gece namazına kalktığında okuduğu duada Hakk ismini defalarca tekrarlardı:

Duanın kuruluşu dikkat çekicidir: Önce "Sen Hak'sın" denir, sonra Allah'tan gelen her şey tek tek sayılır. Hak olan her şey, hakkını Hakk'tan alır.

Her hak sahibine hakkını ver. Hakk isminin günlük hayattaki karşılığı, bir sahâbînin sözüyle Hz. Peygamber'in onayından geçmiştir. Selmân-ı Fârisî, kardeşlik bağı kurulan Ebü'd-Derdâ'nın gece gündüz ibadet edip ailesini ihmal ettiğini görünce ona şöyle demiştir:

Ebü'd-Derdâ durumu Hz. Peygamber'e anlatınca, "Selmân doğru söylemiş" cevabını almıştır. Hakk'a yönelmek, başkalarının haklarını çiğnemek demek değildir.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Hakk'ı, bâtılın karşıtı olarak açıklar: Varlığı kendi zâtından ve zorunlu olan tek varlık Hakk'tır; başka her şey kendi başına düşünüldüğünde yokluğa mahkûmdur, varlığını ise O'ndan alır. Kulun bu isimden payı, kendini ve dünyayı bu gözle görmek, kalbini bâtıl olana bağlamamak ve sözünde, işinde hakikate bağlı kalmaktır.

Kâinattaki izi. Kur'an, kâinatın da bir hak üzere yaratıldığını söyler:

Gökler ve yer bir oyun olsun diye yaratılmamıştır. Kâinatın düzeni, yasalarının sabitliği ve her şeyin bir ölçüyle işlemesi, onun bir hak üzere kurulduğunun işaretidir.

Derin

Derin

Hak geldi. Kur'an'ın en bilinen cümlelerinden biri, hakkın gelişini ve bâtılın kaçınılmaz sonunu anlatır:

Ayet, bir duanın hemen ardından gelir: Girilecek yere de çıkılacak yere de hoşnutlukla girip çıkmayı ve Allah katından destekleyici bir güç istemeyi öğreten bir dua. Müfessirler bu duayı çoğunlukla hicretle ilişkilendirmiştir: Mekke'den çıkış ve Medine'ye giriş. Yıllar sonra bu çıkışın sonu, ayetin ikinci cümlesiyle gelmiştir. Mekke'nin fethedildiği gün Hz. Peygamber Kâbe'ye girdiğinde, çevresinde üç yüz altmış put vardı. Elindeki çubukla onlara dokunurken bu ayeti okuyordu (Buhârî, Meğâzî; Müslim, Cihâd). Ayetin Arapçasında bâtıl için kullanılan kelime (zehûkâ), "tabiatı gereği yok olmaya mahkûm" anlamı taşır; bâtılın yıkılması bir kaza değil, onun doğasıdır.

Bir şairin mısraı. Hz. Peygamber, câhiliye döneminin şairlerinden Lebîd'in bir mısraını övmüştür:

Mısra, Hakk isminin tersinden bir tanımıdır: Allah'tan başka her şey kendi başına bâtıldır. Kasas sûresinin son ayeti de aynı gerçeği söyler:

Hakların hakkı. Hz. Peygamber, Muâz b. Cebel'e bir soru sormuştur: "Allah'ın kullar üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?" Cevabı da kendisi vermiştir:

Hadisin dikkat çeken yanı, kullara da Allah üzerinde bir "hak" tanınmasıdır. Âlimler bunu, Allah'ın kendi vaadiyle üstlendiği bir hak olarak açıklamıştır: Kimse Allah'a bir şey borçlandıramaz; ama O, kendi vaadini kendine hak kılmıştır.

Hevese uyan gerçek. Kur'an, gerçeğin insanların isteğine göre şekillenmediğini de açıkça söyler:

Ayet, hakkın sabitliğini kâinatın düzenine bağlar: Gerçek her insanın hevesine göre değişseydi, gökler ve yer ayakta kalamazdı. Hak, beğenilmek için değil, uyulmak için vardır. Kula düşen de onu kendi işine gelecek biçimde eğmemektir:

İki yasak birlikte gelir: hakkı bâtılla karıştırmak ve bile bile gizlemek. Birincisi gerçeği bulandırmak, ikincisi susarak onu örtmektir.

İlmî

İlmî

Hak ve sıdk. Cürcânî, et-Ta'rîfât'ta hak ile sıdk (doğruluk) arasındaki farkı şöyle belirtir: Bir hüküm, gerçeğe uygun olduğu yönüyle düşünüldüğünde sıdk, gerçeğin hükme uygun olduğu yönüyle düşünüldüğünde hak adını alır. Biri sözden gerçeğe, öbürü gerçekten söze bakar. Hakk isminde ağırlık ikinci yöndedir: Allah, kendisine uyulması gereken gerçeğin kendisidir; ölçü O'dur, ölçülen değil.

Apaçık hak. Nûr sûresinde Allah, el-Hakku'l-mübîn, "apaçık hak" diye anılır (Nûr 25). Kelâmcılar, Allah'ın varlığının zorunlu (vâcibü'l-vücûd), diğer her şeyin varlığının ise mümkün olduğunu söylerken bu ismin anlamını felsefî bir dile aktarmıştır: Varlığı kendinden olan, gerçek anlamda "var" olandır.

Yakînin üç derecesi. Âlimler ve sûfîler, kesin bilginin (yakîn) üç derecesini Kur'an'daki ifadelerden çıkarmıştır: ilme'l-yakîn (kesin bilgiyle bilmek) ve ayne'l-yakîn (gözüyle kesin olarak görmek) Tekâsür sûresinde geçer:

Üçüncü derece olan hakku'l-yakîn ise Vâkıa ve Hâkka sûrelerinde geçer ve Diyanet meali onu "kesin gerçek" diye çevirir (Vâkıa 95; Hâkka 51). Yaygın bir benzetmeye göre ateşin varlığını dumanından bilmek ilme'l-yakîn, ateşi görmek ayne'l-yakîn, ateşin içinde yanmak ise hakku'l-yakîndir. En yüksek derecenin "hak" kelimesiyle anılması, bilginin sonunda bilinenle yüz yüze gelmeye vardığını anlatır.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Hakk

el-Hakk kelimesi Kur'an'ın en sık geçen kelimelerindendir: Bu sayfanın Kur'an'da bölümüne göre 247 kez, 231 ayette ve 57 sûrede. Bu geçişlerin çok azı Allah'ın ismidir; büyük kısmı gerçeği, doğruyu ve bir hakkı anlatır. Kök 287 kelimedir ve iki nadir kalıp taşır: el-Hâkka, gerçekleşecek olan, kıyametin adlarından biridir; yuhıkku, Allah'ın hakkı sözleriyle gerçekleştirmesini anlatır. Bu dersin İlmî seviyesi hak ile sıdkı, apaçık hakkı, yakînin üç derecesini ve "Ene'l-Hak" tartışmasını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Zeccâc (ö. 311/923)Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâDil: gerçekleşen
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: sözleriyle gerçekleşen hak
Kuşeyrî (ö. 465/1072)Letâifü'l-işârâtİşârî tefsir: yalnız gerçeği söylemek
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybKelâm: Allah'ın kendine yazdığı hak

Zeccâc: Gerçekleşen. Dilci şârihler kökün temel anlamına, sabit olmaya ve gerçekleşmeye dikkat eder. Hâkka sûresi bu anlamla açılır: Gerçekleşecek olan! Nedir o gerçekleşecek olan? Sûrenin ilk üç ayeti aynı kelimeyi tekrarlar ve kıyameti, kaçınılmaz olarak vukû bulacak bir hakikat diye adlandırır. Dilci için bu kullanım ismin anlamını genişletir: Hakk, yalnız doğru olan değil, sonunda mutlaka gerçekleşen demektir. Bâtıl bir süre görünse de kalıcı değildir; Hakk ise gecikse bile vaki olur.

Taberî: Sözleriyle gerçekleşen hak. Enfâl 7–8, Bedir öncesini anlatır: Müminler silahsız kervanı ele geçirmek istiyordu; Allah ise sözleriyle hakkı gerçekleştirmek, bâtılı ortadan kaldırmak istiyordu. Taberî'nin aktardığı rivayetler sahneyi ayrıntısıyla anlatır: Kervan kaçmış, müminler beklemedikleri bir orduyla karşılaşmıştır. Aynı ifade Yûnus 82'de Mûsâ'nın sihirbazlara sözünde ve Şûrâ 24'te de geçer. Taberî'nin okuduğu ayetler bir ölçü verir: İnsanın tercih ettiği kolay yol ile Hakk'ın gerçekleştirdiği sonuç her zaman aynı değildir. Hakk, insanların istemediği yoldan da gerçekleşir.

Kuşeyrî: Yalnız gerçeği söylemek. A'râf 105'te Mûsâ Firavun'a, Allah hakkında ancak gerçeği söylemenin kendisine yaraştığını söyler. Kökün hakîk kalıbı Kur'an'da yalnız bu ayette geçer. İşârî tefsir geleneği bu sözü kulun hakla ilişkisinin özeti olarak okur. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde, Hakk'ı tanıyan kulun dilinin de hakka bağlanacağı anlatılır: Firavun'un sarayında, en büyük baskı altında bile Mûsâ'nın söyleyebileceği tek söz gerçek olandır. Dersin İlmî seviyesindeki hak ile sıdk ayrımı burada bir hâle dönüşür.

Râzî: Allah'ın kendine yazdığı hak. Yûnus 103, Allah'ın peygamberlerini ve müminleri kurtardığını söyler ve ekler: Müminleri kurtarmamız bize bir haktır. Rûm 47 de müminlere yardımın Allah üzerinde bir hak olduğunu bildirir. Râzî'nin tefsirinde bu ifadeler kelâmdaki bir tartışmayla birlikte okunur: Allah'ın üzerinde bir şey vacip olabilir mi? Ehl-i Sünnet'in yaygın cevabına göre hiçbir şey Allah'a dışarıdan vacip kılınamaz; bu hak, Allah'ın lütfuyla kendine yazdığı bir vaattir. Dersin Derin seviyesindeki Muâz hadisi de aynı ilkeyi taşır: Kulların Allah üzerindeki hakkı, O'nun ihsanıyla verdiği bir sözdür.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci sonunda mutlaka gerçekleşeni, müfessir insanların istemediği yoldan gerçekleşen hakkı, işârî müfessir hakkı tanıyanın dilinin de hakka bağlanmasını, Râzî ise Allah'ın lütfuyla kendine yazdığı hakkı öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Hakk hem var olanın en gerçeği hem de sözü mutlaka gerçekleşendir; kul ise gerçeği söyleyerek O'na bağlanır.

Durup düşün

  • Hayatında bâtıl olduğu hâlde, yani sonunda kaybolacak olduğu hâlde, kalbini bağladığın bir şey var mı?

  • "Hakkını aramak" ile "Hakk'ı aramak" arasında nasıl bir ilişki görüyorsun?

  • Gece namazı duasındaki "Senin vaadin haktır" cümlesi, bugün beklediğin bir şeye nasıl bakmanı sağlar?

Uygulama

Bugün bir konuşmada ya da bir kararda, işine gelen yerine gerçek olanı söyle; küçük de olsa bir "hak" gözet. Gece yatmadan önce Buhârî'deki gece duasının ilk cümlesini oku: "Sen Hak'sın; Senin vaadin haktır." Akşam Tefekkür Defteri'ne, bugün bâtıl olduğunu fark ettiğin bir kaygıyı ya da isteği yaz.

Kendini sına

  1. h-k-k kökünün temel anlamı nedir ve karşıtı hangi kelimedir?
    Cevabı göster

    Sabit olmak, gerçekleşmek ve gerekli olmak; karşıtı bâtıldır.

  2. Yûnus 32'de "İşte gerçek Rabbiniz Allah budur" sonucuna nasıl varılır?
    Cevabı göster

    Rızkı verenin, kulak ve gözün sahibinin, işleri düzenleyenin kim olduğu sorulur; muhataplar "Allah" diye cevap verir.

  3. Hz. Peygamber, Mekke'nin fethinde putları devirirken hangi ayeti okuyordu?
    Cevabı göster

    "Hak geldi, batıl ortadan kalkmaya mahkumdur" (İsrâ 81).

  4. Cürcânî'ye göre hak ile sıdk arasındaki fark nedir?
    Cevabı göster

    Hükmün gerçeğe uygunluğu sıdk, gerçeğin hükme uygunluğu haktır.

Kur'an'da el-Hakk

Kelime (حَقّ) Kur'an'da 247 kez, 231 ayette ve 57 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Bakara22
  • Yûnus19
  • A'râf13
  • Âl-i İmrân12
  • En'âm12
  • Mâide7
  • Enfâl7
  • Mü'minûn7

ve 49 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 26

    ۞ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسْتَحْىِۦٓ أَن يَضْرِبَ مَثَلًۭا مَّا بَعُوضَةًۭ فَمَا فَوْقَهَا ۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًۭا ۘ يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرًۭا وَيَهْدِى بِهِۦ كَثِيرًۭا ۚ وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلْفَٰسِقِينَ

    Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.

  2. Bakara 42Derste işleniyor

    وَلَا تَلْبِسُوا۟ ٱلْحَقَّ بِٱلْبَٰطِلِ وَتَكْتُمُوا۟ ٱلْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

    Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.

  3. Bakara 61

    وَإِذْ قُلْتُمْ يَٰمُوسَىٰ لَن نَّصْبِرَ عَلَىٰ طَعَامٍۢ وَٰحِدٍۢ فَٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ مِنۢ بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا ۖ قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ ٱلَّذِى هُوَ أَدْنَىٰ بِٱلَّذِى هُوَ خَيْرٌ ۚ ٱهْبِطُوا۟ مِصْرًۭا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ ۗ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ وَٱلْمَسْكَنَةُ وَبَآءُو بِغَضَبٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّۦنَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ ۗ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ

    "Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin" demiştiniz de, "Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır" demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah'ın gazabına uğradılar. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı.

  4. Bakara 71

    قَالَ إِنَّهُۥ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌۭ لَّا ذَلُولٌۭ تُثِيرُ ٱلْأَرْضَ وَلَا تَسْقِى ٱلْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌۭ لَّا شِيَةَ فِيهَا ۚ قَالُوا۟ ٱلْـَٰٔنَ جِئْتَ بِٱلْحَقِّ ۚ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا۟ يَفْعَلُونَ

    "Yeri sürüp, ekini sulayarak boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir sığır olduğunu söylüyor" dedi. "Şimdi gerçeği bildirdin" deyip sığırı boğazladılar; az kalsın bunu yapmayacaklardı.

  5. Bakara 91

    وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا۟ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ نُؤْمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَآءَهُۥ وَهُوَ ٱلْحَقُّ مُصَدِّقًۭا لِّمَا مَعَهُمْ ۗ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنۢبِيَآءَ ٱللَّهِ مِن قَبْلُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    Onlara, "Allah'ın indirdiğine inanın" denildiğinde "Bize indirilene inanırız" deyip ondan sonra gelen Kuran'ı inkar ederler; halbuki o, ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik eden hak bir Kitap'dır. Onlara "Eğer inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" diye sor.

  6. Bakara 109

    وَدَّ كَثِيرٌۭ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَوْ يَرُدُّونَكُم مِّنۢ بَعْدِ إِيمَٰنِكُمْ كُفَّارًا حَسَدًۭا مِّنْ عِندِ أَنفُسِهِم مِّنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ ٱلْحَقُّ ۖ فَٱعْفُوا۟ وَٱصْفَحُوا۟ حَتَّىٰ يَأْتِىَ ٱللَّهُ بِأَمْرِهِۦٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ

    Kitap ehlinin çoğu, hak kendilerine apaçık belli olduktan sonra, içlerindeki çekememezlikten ötürü, sizi, inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler. Allah'ın emri gelene kadar onları affedin, geçin. Allah muhakkak her şeye Kadir'dir.

  7. Bakara 119

    إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ بَشِيرًۭا وَنَذِيرًۭا ۖ وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ أَصْحَٰبِ ٱلْجَحِيمِ

    Doğrusu Biz, seni hak ile, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Sen, cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın.

  8. Bakara 121

    ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَتْلُونَهُۥ حَقَّ تِلَاوَتِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkar edenler ise kaybedenlerdir.

  9. Bakara 144

    قَدْ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى ٱلسَّمَآءِ ۖ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةًۭ تَرْضَىٰهَا ۚ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ۚ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ ۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

    Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın kıbleye seni elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Doğrusu Kitap verilenler, bunun Rab'lerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından gafil değildir.

  10. Bakara 146

    ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْرِفُونَهُۥ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمْ ۖ وَإِنَّ فَرِيقًۭا مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ ٱلْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğrusu bile bile hakkı gizlerler.

  11. Bakara 147

    ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ ۖ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ

    Gerçek Rabb'indendir, sakın şüphelenenlerden olma.

  12. Bakara 149

    وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ۖ وَإِنَّهُۥ لَلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    Her nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir, şüphesiz bu Rabbinden bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

Bütün geçişler (231 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

ح-ق-قKur'an'da 287 kelime, 7 farklı türev

İlk resim: Sabit ve sağlam olmak; bir şeyin gerçekleşip yerini bulması.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
حَقّisim kalıbıhak, gerçek; Allah için mutlak gerçekİsim247Bakara 26
حَقَّgerçekleşti, hak olduFiil20A'râf 30
أَحَقّdaha layıkİsim10Bakara 228
يُحِقَّgerçekleştirirFiil4Enfâl 7
حاقَّةHâkka: gerçekleşecek olan, kıyametİsim3Hâkka 1
اسْتَحَقَّhak ettiFiil2Mâide 107
حَقِيقlayıkİsim1A'râf 105

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.