Kebîr, zâtı ve sıfatları bakımından her şeyden büyük, büyüklüğü hiçbir şeyle kıyaslanamayan demektir. Müslümanın dilinde en sık tekrar eden cümlelerden biri bu isimden gelir: "Allâhu ekber", Allah en büyüktür. Ezan bu cümleyle başlar, namaz bu cümleyle açılır, bayram bu cümleyle karşılanır. el-Mütekebbir dersinde büyüklüğün yalnız Allah'a yakıştığını ve kulun kibrinin bir haddini aşma olduğunu gördük; Kebîr dersi ise Kur'an'ın "en büyük" (ekber) dediği şeylerin peşine düşer: en büyük şahitlik, en büyük rıza, en büyük zikir.
Temel
Kelime. Kebîr, k-b-r kökünden gelir. Kökün anlamı "büyük olmak, büyümek, yaşça ilerlemek"tir. Türkçede kebir (büyük), ekber (en büyük, daha büyük), tekbir (Allah'ı büyük tanımak, "Allâhu ekber" demek), kibriyâ (büyüklük, ululuk), kibir (büyüklenme) ve mütekebbir (büyüklenen; Allah için: büyüklüğü gerçek olan) bu köktendir. Aynı kökten iki zıt anlam doğar: Allah için kibriyâ bir kemaldir, kul için kibir bir kusur. Kebîr, fa'îl kalıbında bir sıfattır ve Kur'an'da altı yerde Allah'ın ismi olarak geçer; beşinde Aliyy ile, birinde Müteâl ile birlikte.
Gizli ve açık, gece ve gündüz. Kur'an, Kebîr ismini ilahî bilginin genişliğiyle birlikte anar:
Diyanet iki ayeti tek meal olarak verir. Allah görüleni ve görülmeyeni bilir; O büyüktür, yücelerin yücesidir (el-Kebîrü'l-Müteâl). Bu büyüklük karşısında, sözünü gizleyen ile açığa vuran, geceye bürünerek saklanan ile gündüz ortada dolaşan arasında hiçbir fark yoktur. Kebîr'in büyüklüğü, insanın küçük gizlenme çabalarını anlamsız kılar.
Şahit olarak hangi şey daha büyüktür? Kur'an, Peygamber'e inkâr edenlerle tartışmasında bir soru öğretir:
"Şahit olarak hangi şey daha büyüktür (ekber)?" Cevap aynı ayette verilir: "Allah benimle sizin aranızda şahittir." İnsanlar bir davayı kanıtlamak için tanıklar arar; en güvenilir tanık, her şeyi gören ve bilen Kebîr'dir. Peygamber davasını insanların şahitliğine değil, Allah'ın şahitliğine dayandırır.
Allah'ı anmak en büyüktür. Kur'an, namazın etkisini anlattıktan sonra bir cümleyle her şeyi toplar:
Namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar; ama ayetin asıl vurgusu son cümlededir: "Allah'ı anmak en büyüktür (ekber)." Âlimler bu cümleyi iki şekilde okumuştur: Allah'ı anmak, bütün ibadetlerden daha büyüktür; ya da Allah'ın kulunu anması, kulun Allah'ı anmasından daha büyüktür. Her iki okumada da zikir, Kebîr'e en yakın duruştur.
Gök kapıları açıldı. Müslim'in rivayetine göre bir sahâbî, namaza başlarken şu sözleri söyledi: "Allâhu ekberu kebîrâ, ve'l-hamdü lillâhi kesîrâ, ve sübhânallâhi bükraten ve asîlâ." Namazdan sonra Peygamber bu sözleri kimin söylediğini sordu ve şöyle dedi:
İlk cümle, "Allah en büyüktür, pek büyük", Kebîr ismini iki kez anar. Bir kulun samimi tekbiri, göğün kapılarını açar.
Allah'a en sevimli sözler. Hz. Peygamber, tekbiri en sevimli sözler arasında saymıştır:
Bu dört söz, Allah'ı dört yönden anar: eksiklikten uzak olduğunu, her övgüye layık olduğunu, tek olduğunu ve en büyük olduğunu.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Kebîr'i, varlığı kendinden olan, başlangıcı ve sonu olmayan ve her varlığın O'ndan geldiği diye açıklar; varlığın kemali O'ndadır. İnsanlar arasında da bir "büyüklük" vardır: Gazâlî'ye göre büyük insan, yalnız kendisi kâmil olan değil, kemali başkalarına da taşan, bilgisi ve iyiliği başkalarına ulaşan kişidir. Kulun Kebîr isminden payı, kibirle büyüklenmek değil, ilim ve ahlâkla olgunlaşıp başkalarına faydalı olmaktır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Kebîr ismi, ölçek duygusuna dikkat çeker. Bir dağın eteğinde duran insan küçük hisseder; aynı dağ uzaydan bakıldığında bir kırışıklıktır; Dünya, Güneş'in yanında küçük bir kürecik, Güneş ise galaksideki yüz milyarlarca yıldızdan biridir. Her büyüklük, daha büyük bir şeyin yanında küçülür; Kebîr ise hiçbir şeyin yanında küçülmeyendir.
Derin
Derin
Allah'ın rızası en büyüktür. Kur'an, cennetin nimetlerini saydıktan sonra hepsinin üstünde bir şey anar:
Mümin erkeklere ve kadınlara ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vaat edilir. Ama ayet sayımı burada bitirmez: "Allah'ın hoşnut olması (rıdvân) en büyük şeydir." Cennetin bütün nimetleri, Allah'ın kulundan razı olmasının yanında küçük kalır. Bir hadiste de cennet ehline bütün nimetlerden sonra "Size rızamı helal kılıyorum, artık size hiç gazap etmeyeceğim" denileceği Buhârî'de aktarılır. Kebîr'in verdiği en büyük şey, bir yer ya da bir nimet değil, bir hoşnutluktur.
Etleri ve kanları ulaşmaz. Kur'an, kurban ibadetini tekbirle ilişkilendirir:
Kurbanın ne eti ne kanı Allah'a ulaşır; Allah'a ulaşan, kalpteki takvadır. Ayet kurbanın bir amacını da söyler: "Size doğru yolu gösterdiği için Allah'ı yüceltmeniz (li-tükebbirullâh)." Bayram tekbirlerinin kökü bu ayettedir. Tekbir, bir hayvanın kesilmesi değil, kalbin Kebîr'e yönelmesidir.
Oruçtan sonra tekbir. Kur'an, Ramazan orucunu anlatırken aynı fiili kullanır:
Oruç ayı tamamlandığında, Allah'ın yol göstermesine karşılık O'nu "ululamak" (li-tükebbirullâh) istenir. Ramazan bayramının tekbirleri buradan gelir. Hac 37 ile Bakara 185, İslâm'ın iki bayramını aynı fiile bağlar: Her iki bayram da bir tekbirle, Allah'ın büyüklüğünü ilan ederek karşılanır.
Yokuş çıkarken tekbir. Buhârî'nin Cihâd bölümünde Câbir b. Abdullah şöyle anlatır: "Yokuş çıkarken tekbir getirir, inerken tesbih ederdik." Bu küçük sünnet, Kebîr isminin gündelik bir uygulamasıdır. İnsan yükselirken, bir tepeye çıkarken, bir başarıya ulaşırken kendini büyük hissetmeye yatkındır; tam o anda "Allâhu ekber" demek, büyüklüğün kime ait olduğunu hatırlatır. İnerken söylenen "Sübhânallâh" ise, aşağı inmenin, küçülmenin ve kaybın her türlü eksiklikten uzak olan Allah'ın bilgisi içinde olduğunu anar.
İlmî
İlmî
"Allâhu ekber" neyden büyük? Arapçada ekber, "daha büyük" anlamında bir karşılaştırma kalıbıdır (ism-i tafdîl) ve normalde neyden daha büyük olduğunu gösteren bir kelimeyle kullanılır. "Allâhu ekber" cümlesinde ise karşılaştırılan şey söylenmez. Âlimler bu eksikliği, cümlenin anlamını genişleten bilinçli bir yapı olarak açıklamıştır. Bir açıklamaya göre anlam "Allah her şeyden daha büyüktür"; başka bir açıklamaya göre "Allah, O'nun hakkında düşünülebilecek ve söylenebilecek her şeyden daha büyüktür." İkinci anlam, tekbirin bir tenzih de içerdiğini gösterir: İnsanın Allah hakkında kurduğu en büyük düşünce bile O'nun büyüklüğünü kuşatamaz.
Kebîr ile Azîm. el-Azîm dersinde gördüğümüz gibi, âlimler bu iki isim arasında ince bir ayrım yapmıştır. Gazâlî'nin açıklamasına göre Kebîr, varlığın kemaline, yani zâtın kendinden var ve eksiksiz oluşuna işaret eder; Azîm ise bu kemalin akıllara ve kalplere yansıyan heybetini, kavranamazlığını anlatır.
Namazın açılışı. Namazın ilk tekbirine iftitah tekbiri ya da tahrîme tekbiri denir; bu tekbirle namaz dışındaki işler namaz boyunca kişiye "haram" olur. Hanefîler bu tekbiri namazın şartlarından, diğer mezhepler rükünlerinden saymıştır. Her iki görüşte de namaz, Kebîr'in anılmasıyla başlar: Kul dünyayı arkasına atarken ilk söylediği söz, O'nun her şeyden büyük olduğudur.
Kur'an'da başka "büyükler". Kök, Kur'an'da insan ve eşya için de kullanılır ve bu kullanımlar Kebîr isminin anlamını keskinleştirir. Yûsuf'un kardeşleri babalarını "yaşlı bir baba" (ebun şeyhun kebîr, Yûsuf 78) diye anar; insan için büyüklük çoğu zaman yaşlılık, yani bir zayıflık hâlidir. İbrahim ise putları kırdıktan sonra baltayı en büyük putun boynuna asar ve "Bunu şu büyükleri yaptı" (kebîruhum, Enbiyâ 63) der. Kavmi bu "büyüğün" ne konuşabildiğini ne de kendini koruyabildiğini kabul etmek zorunda kalır. İnsanların "büyük" diye tapındığı şey, bir taştan ibarettir; gerçek Kebîr ise hiçbir şeye muhtaç olmayandır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Kebîr
el-Kebîr kalıbı Kur'an'da 40 ayette, 24 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Bunların ancak birkaçı Allah'ın ismidir ve beşinde Kebîr, Aliyy ile birliktedir. Kök ise 161 kelimeyle çok geniştir; Mütekebbir dersinde görülen istekbere fiili ve ekber karşılaştırması da bu köktendir. Kelimenin dişil biçimi kebîre ise Kur'an'da büyüklük kadar ağırlık da anlatır. Bu dersin İlmî seviyesi "Allâhu ekber"in neyden büyük olduğunu, Kebîr ile Azîm farkını, namazın açılış tekbirini ve Kur'an'daki başka "büyükleri" anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: büyük ve ağır |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: "bu daha büyük" |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: en büyük ayetler |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Kelâm: büyük ve küçük günah |
Zeccâc: Büyük ve ağır. Dilci şârihler kökün iki yönüne dikkat eder: Büyüklük ve ağırlık. Allah için Kebîr, zâtının büyüklüğünü anlatır. Kul için ise aynı kökten gelen kebîre çoğu zaman bir şeyin ağır gelmesini anlatır. Bakara 45'te namazın, huşu duyanlardan başkasına ağır geldiği söylenir; Bakara 143'te kıblenin değiştirilmesinin, Allah'ın yola koyduklarından başkasına ağır geldiği bildirilir. Dilcinin çıkardığı sonuç şudur: Kebîr'in büyüklüğü, kula bazen bir ağırlık olarak dokunur. Ama aynı ayetler, bu ağırlığın huşu ve hidayetle hafiflediğini de söyler.
Taberî: "Bu daha büyük". En'âm 76–78'de İbrâhîm önce bir yıldızı, sonra ayı, sonra güneşi görür ve her birine bu benim Rabbim der; güneş için bir de bu daha büyük diye ekler. Hepsi batınca, ortak koştukları şeylerden uzak olduğunu söyler. Taberî'nin aktardığı görüşler bu sahnenin mahiyetini tartışır. Bir görüşe göre İbrâhîm burada bir arayışın içindedir. Başka bir görüşe göre ise kavmiyle tartışmakta ve onların inancını, onların diliyle çürütmektedir. Hangi yorum alınırsa alınsın, ayet Kebîr isminin anlamına bir ölçü getirir: Batıp giden hiçbir şey gerçekten büyük değildir.
Kuşeyrî: En büyük ayetler. Necm 17–18, Peygamber'in mi'racda gördüklerini anlatır: Gözü ne kaydı ne de aştı; Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü. İşârî tefsir geleneği bu iki ayeti bir edep dersi olarak okur. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde gözün kaymaması ve aşmaması, en büyük ayetler karşısında bile ölçüyü kaybetmemek diye açıklanır. Kebîr'in büyüklüğüne en yakın olan kul, o büyüklük karşısında ne bakışını başka yere çevirir ne de haddini aşar.
Râzî: Büyük ve küçük günah. Nisâ 31'de büyük günahlardan kaçınanların kusurlarının örtüleceği söylenir. Bu ayet, günahların büyük ve küçük diye ayrılmasının dayanaklarından biridir. Râzî'nin tefsirinde bu ayrım tartışılır ve Eş'arî kelâmcılardan bazılarının ilginç bir görüşü de aktarılır: Bir günah, karşısında işlendiği Allah'ın büyüklüğüne göre ölçülürse, hiçbir günah küçük değildir. Âlimlerin çoğunluğu ise ayetin açık ifadesine dayanarak ayrımı kabul etmiştir. Tartışma Kebîr isminin bir yüzünü gösterir: Günahın ağırlığı yalnız fiilin kendisinde değil, kime karşı işlendiğinde de aranır.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci büyüklüğün kula bir ağırlık olarak dokunduğunu, müfessir batıp gidenin büyük olamayacağını, işârî müfessir en büyük ayetler karşısındaki edebi, Râzî ise günahın ağırlığının kime karşı işlendiğine bağlı olduğunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Kebîr'i tanıyan kul, neyin büyük, neyin geçici olduğunu da O'nun ölçüsüyle ayırır.
Durup düşün
- "Allâhu ekber" derken kalbinde küçülen bir şey oluyor mu? Hangi korku, kaygı ya da arzu, tekbirle ölçüsünü yeniden bulmalı?
- Hayatında "en büyük" saydığın şey nedir? Tevbe 72'deki ölçüyle karşılaştır.
- Bir davanı insanların şahitliğine mi, Allah'ın şahitliğine mi dayandırıyorsun?
Uygulama
Bugün namaza başlarken söylediğin ilk tekbirde bir an dur ve hangi düşünceleri arkanda bıraktığını fark et. Gün içinde seni kaygılandıran bir şey olduğunda "Allâhu ekber" de ve o şeyin ölçüsünün değişip değişmediğine bak. Akşam Tefekkür Defteri'ne Ankebût 45'teki "Allah'ı anmak en büyüktür" cümlesini yaz ve bugün O'nu kaç kez gerçekten anabildiğini düşün.
Kendini sına
- K-b-r kökünden hangi iki zıt anlam doğar?
- Kur'an'da "ekber" (en büyük) diye anılan üç şey hangileridir?
- Hac 37 ve Bakara 185 hangi ibadetleri tekbirle ilişkilendirir?
- "Allâhu ekber" cümlesinde karşılaştırılan şeyin söylenmemesi nasıl açıklanmıştır?