Müteâlî, yaratılmışların niteliklerinden, insanların O'na yakıştırdığı her türlü eksiklikten ve ortak koşulan her şeyden son derece yüce olan demektir. Müslümanların dilinde bu isim en sık bir sıfat olarak yaşar: "Allah Teâlâ", "Hak Teâlâ", "Sübhânehû ve teâlâ". Bu kullanımların hepsi aynı kökten gelir ve aynı şeyi söyler: O, anlatılabilecek her şeyin üstündedir. el-Aliyy dersinde yüceliğin kendisi, el-Kebîr dersinde ise büyüklüğü işlenmişti. Müteâlî, bu yüceliği özellikle bir yöne bakarak anlatır: İnsanların O'nun hakkında söylediği yanlış sözlerin, uydurduğu ortakların ve benzetmelerin hepsinden yüce olmak. Bu ders ismi, Kur'an'da defalarca tekrarlanan "Allah, koştukları eşlerden yücedir" cümlesiyle, cinlerin ağzından gelen bir tesbihle, namazın başında okunan bir duayla ve yokuş çıkarken tekbir getiren sahâbeyle okur.
Temel
Kelime. Müteâlî, '-l-v kökünden gelir; el-Aliyy isminin de kökü budur. Kökün temel anlamı "yüksek olmak, yükselmek"tir. Müteâlî, tefâ'ul kalıbından bir ism-i fâildir. Bu kalıp, fiilin yoğun ve sürekli biçimde gerçekleşmesini anlatır; burada "yüceliğin son derecesinde olmak" anlamı taşır. Türkçede âlî (yüce), ulüvv (yücelik), i'lâ (yüceltme), istilâ (üstün gelme) ve teâlâ (yücedir) kelimeleri bu köktendir. Müteâlî ismi Kur'an'da bir kez, Ra'd 9'da geçer; ama aynı kökten gelen "teâlâ" (yücedir) fiili Allah için birçok ayette tekrarlanır.
Pek büyük, pek yüce. İsmin geçtiği ayet, Allah'ın bilgisini ve yüceliğini birlikte anar:
Diyanet meali Müteâlî'yi "yücelerin yücesi" diye çevirir. el-Kebîr dersinde bu ayet büyüklük yönüyle okunmuştu; burada ise yücelik yönü öne çıkar. İsmin gaybı ve görüneni bilmekle birlikte gelmesi dikkat çekicidir: O'nun yüceliği uzaklık değildir. Her şeyi bilen, her şeyden yücedir; ve yüce olduğu hâlde, gizlenenle açığa vuranı eşit derecede bilir.
Rabbimizin yüceliği. Kur'an, Kur'an'ı dinleyen bir grup cinin sözlerini aktarır:
Cinler, Kur'an'ı dinledikten sonra ilk olarak Rabbin yüceliğini ilan eder ve O'nun eş ve çocuk edinmediğini söyler. Ayetteki fiil (teâlâ) yine aynı köktendir. Rabbin yüceliği, O'nu insana benzeten her tasavvurdan uzak olmasıdır.
Namazın başında. Hz. Ömer, namaza başlarken şu duayı sesli okurdu ve insanlar onu ondan öğrenirdi:
Müslümanların çoğunun "Sübhâneke" diye bildiği bu dua, Müteâlî isminin fiilini taşır: "Senin şanın yücedir." Her namaz, bu yüceliğin ilanıyla açılır.
Yokuşta tekbir, inişte tesbih. Câbir b. Abdullah, yolculuklardaki bir alışkanlığı anlatır:
Âlimler bu âdabı şöyle açıklamıştır: İnsan yükseğe çıktığında kendini büyük hissedebilir; o anda gerçek yüceliğin Allah'a ait olduğunu söyler. İnişte ise Allah'ı her türlü alçalıştan tenzih eder.
Gereğince yaratılmış. Aynı yücelik ilanı, yaratılışın anlatıldığı yerlerde de tekrarlanır:
Gökleri ve yeri "gereğince", yani hak ve hikmetle yaratan, onların ortak koştuklarından yücedir. Yaratılışın düzeni, onu yaratanın hiçbir ortağa ihtiyacı olmadığını gösterir. Nahl sûresinin başında bu cümlenin yaratılışla birlikte gelmesi, Müteâlî'nin yüceliğinin soyut bir iddia değil, kâinatın düzenine dayanan bir gerçek olduğunu hatırlatır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Müteâlî'nin Aliyy ile aynı anlamı taşıdığını, ancak onda bir mübalağa bulunduğunu söyler. Kulun bu isimden payı, kendini yüce görme eğilimini kırmak ve yüceliği yalnız Allah'a nispet etmektir. Allah için bir kemal olan bu isim, kul için bir tehlikenin adıdır: Kendini yüceltmek, kulun en büyük kusurlarından biridir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Müteâlî ismi, gökyüzünün yüksekliğinde okunur. İnsan bir dağın tepesine çıktığında kendini yüksekte hisseder; ama başını kaldırdığında gökyüzünün hâlâ uzakta olduğunu görür. Her yükseklik, üstünde daha yüksek bir şey olduğunu hatırlatır. Müteâlî, bu zincirin hiçbir yerinde durmayan yüceliktir.
Derin
Derin
Ortak koştuklarından yücedir. Kur'an, farklı bağlamlarda aynı cümleyi küçük farklarla tekrar eder: Allah, ortak koşulan her şeyden yücedir. Bu tekrar, Müteâlî isminin en sık rastlanan izidir:
Karanın ve denizin karanlıklarında yol gösteren, rüzgârları rahmetinin önünde gönderen Allah'ın yanında başka bir ilah var mıdır? Cevap aynı cümlededir: Allah, koştukları eşlerden yücedir. Aynı ifade başka bağlamlarda da tekrarlanır. Yûnus sûresinde şefaatçi sayılan putlar söz konusudur:
İnsanlar, Allah ile kendileri arasına aracılar koyar ve onların kendilerine fayda sağlayacağını umar. Ayet, bu aracıların ne fayda ne zarar verebileceğini söyler ve cümleyi yine yücelikle bitirir. Mü'minûn sûresi ise aynı tenzihi gaybı ve görüneni bilmekle birlikte anar:
Gaybı bilen, koştukları ortaklardan yücedir; çünkü ortaklar bilmez, O ise bilir. Bilmeyen bir şeye ilahlık yakıştırmak, onu olduğundan yüksekte görmektir; Müteâlî ise bu yakıştırmaların hepsinden yücedir.
Söylediklerinden yüce. İsrâ sûresi, birden fazla ilah iddiasını bir akıl yürütmeyle çürütür ve tenzihle bitirir:
Ayetin sonunda üç kelime art arda gelir: münezzeh, yüce, ulu. Diyanet meali ayetin Arapçasındaki teâlâ uluvven kebîran ifadesini "Yüce'dir, Ulu'dur" diye çevirir; ifade, yüceliğin katlanarak anlatılmasıdır.
Uydurdukları vasıflardan. Kur'an, Allah'a çocuk nispet edenlerin iddiasını da aynı kökle reddeder:
Müfessirler bu ayeti, câhiliye Araplarının cinlere tapınmasını ve melekleri "Allah'ın kızları" saymasını anlatan bir eleştiri olarak açıklamıştır; Kur'an bu inancı başka sûrelerde de reddeder (Necm 19–22). İnsanlar, Allah'ı kendi deneyimlerinin kalıplarıyla düşünmeye yatkındır: Çocuğu olan, eşi olan, yorulan, dinlenen bir varlık. Müteâlî ismi, bu kalıpların hepsinden yüce olmayı anlatır. Allah hakkında konuşurken insanın kullandığı kelimeler bile yetersizdir; O, bu kelimelerin de üstündedir.
İlmî
İlmî
Aliyy, A'lâ ve Müteâlî. Aynı kökten gelen üç isim farklı vurgular taşır. Aliyy, yüceliğin kendisini; A'lâ (A'lâ sûresinin başında geçen "en yüce"), karşılaştırmalı üstünlüğü; Müteâlî ise yaratılmışların vasıflarından ve ortakların iddialarından uzaklığı, yani tenzihi öne çıkarır. Müteâlî ismi Kur'an'da yalnız bir kez geçse de, aynı kökten gelen teâlâ fiilinin Kur'an'da neredeyse her zaman bir ortak koşma ya da yanlış vasıflandırma bağlamında gelmesi, âlimlerce bu tenzih anlamının delili sayılmıştır.
Tefâ'ul kalıbı ve kul. Tefâ'ul kalıbı, insan için kullanıldığında çoğu zaman olumsuz bir anlam taşır: teâlî, bir insanın kendini başkalarından üstün görmesi, büyüklenmesidir. Kur'an, ahiret yurdunun yeryüzünde üstünlük (ulüvv) ve bozgunculuk istemeyenlere verileceğini söyler (Kasas 83); el-Hâfıd dersinde bu ayet işlenmişti. el-Mütekebbir dersinde görüldüğü gibi, Allah için bir kemal olan nitelik, kul için bir kusura dönüşür; çünkü kulun gerçek bir yüceliği yoktur, olan yüceliği de ödünçtür.
Tesbih ve teâlâ. Kur'an'da ve dualarda sübhân (tenzih) ile teâlâ (yücedir) çoğu zaman birlikte gelir: "Sübhânehû ve teâlâ". Âlimler bu birlikteliği, tenzihin iki yönü olarak açıklamıştır: Sübhân eksiklikleri reddeder, teâlâ ise bu eksikliklerden uzak olan yüceliği ilan eder.
Kulun "ulüvv"ü. Kur'an, insanın kendini yüceltmesini en açık biçimde Firavun'da gösterir:
Diyanet meali "memleketin başına geçti" der; ayetin Arapçasında ise Firavun'un yeryüzünde "yükseldiği", büyüklük tasladığı (alâ fi'l-ard) söylenir. Müteâlî'nin kökünden gelen bu fiil, bir insana nispet edildiğinde zulme dönüşmüştür: Kendini yücelten Firavun, halkını fırkalara ayırmış ve bir kısmını ezmiştir. Aynı kök, Allah için bir kemal, insan için bir sapmanın adıdır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Müteâlî
el-Müteâlî Kur'an'da yalnız bir ayette geçer: Ra'd 9'da, el-Kebîr ile yan yana; Diyanet meali ikisini birlikte yücelerin yücesi büyük Allah diye çevirir. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi '-l-v kökü ise Kur'an'da 70 kez geçer: teâlâ 14, aliyy 11, a'lâ 9 kez; teâle (gel) emri de 8 kez aynı kökten gelir. Bu dersin İlmî seviyesi Aliyy, A'lâ ve Müteâlî farkını, tefâ'ul kalıbını, tesbih ile teâlâ birlikteliğini ve Firavun'un yeryüzündeki yükselişini anlattı. Bu bölüm, kökün öbür kalıplarına şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Dil: gel emrinin aslı |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: iyilerin defteri nerede |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: bana karşı yücelik taslamayın |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: korkma, sen üstünsün |
Kurtubî: Gel emrinin aslı. Âl-i İmrân 64, Kitap ehlini ortak bir söze çağırır: Ancak Allah'a kulluk etmek, O'na bir şeyi eş koşmamak, birbirimizi rab edinmemek. Gelin diye çevrilen kelime teâlev'dir ve Müteâlî ile aynı köktendir. Kurtubî'nin aktardığı dil açıklamalarına göre bu emrin aslı yüksek bir yere çık demektir; kelime zamanla genel olarak gel anlamında kullanılır olmuştur. Bu açıklama ayete bir derinlik katar: Tevhide çağrı, alçak bir yerden yüksek bir yere çağrıdır. Ayetin içeriği de bunu söyler: İnsanların birbirini rab edinmesi bir alçalmadır; yalnız Allah'a kulluk ise insanı bu alçalmadan yukarı çıkarır.
Taberî: İyilerin defteri nerede. Mutaffifîn 18–19, iyilerin defterinin yüksek katlarda (illiyyîn) olduğunu söyler ve sorar: O yüksek katların ne olduğunu sen bilir misin? Taberî bu kelime hakkında aktarılan açıklamaları toplar: Kimine göre yedinci gök, kimine göre arşın yakını, kimine göre de yüceliğin en üst noktası. Taberî kelimenin yüceliğin üstüne yücelik anlamı taşıdığını ve hangi yer olduğunun kesin olarak belirlenmediğini belirtir. Ayet, bir insanın amelinin de yükselebileceğini gösterir. Kulun yücelmesi kendini yüceltmesiyle değil, amelinin Müteâlî'nin katında yüksek bir yere yazılmasıyladır.
Râzî: Bana karşı yücelik taslamayın. Neml 30–31'de Sebe melikesine bırakılan mektup besmeleyle başlar ve tek bir istekle devam eder: Bana karşı baş kaldırmayın (lâ ta'lû) ve teslim olarak gelin. Râzî'nin tefsirinde mektubun kısalığı ve sırası üzerinde durulur: Önce Allah'ın adı, sonra yücelik iddiasının bırakılması, en son teslimiyet. Fiil yine aynı köktendir; bu kez bir insanın yapmaması istenen bir şey olarak gelir. Dersin İlmî seviyesinde Firavun'un yeryüzünde yükselişi okunmuştu; Neml 31 aynı yükseliş arzusunun bir mektupla nasıl durdurulmak istendiğini gösterir. Yücelik iddiası bırakılmadan teslimiyet gelmez.
Kuşeyrî: Korkma, sen üstünsün. Tâhâ 67–68'de Mûsâ sihirbazların ipleri karşısında içinde bir korku duyar ve ona şöyle denir: Korkma, sen muhakkak daha üstünsün (el-a'lâ). Kuşeyrî'nin işârî okumasında bu cümle, kulun üstünlüğünün kendisinden değil, Allah'ın vaadinden geldiğini gösterir: Mûsâ korkarken üstündür, çünkü üstünlüğü kendi gücüne değil, onu gönderene dayanır. Bu, dersin İlmî seviyesindeki ayrımın öbür yüzüdür: İnsanın kendini yüceltmesi bir zulümdür; Allah'ın bir kulunu üstün kılması ise bir emanettir ve bir teselli olarak gelir.
Karşılaştırma. Dört şârih kökün dört kullanımına bakar. Kurtubî gel emrinde gizli olan yükselişi, Taberî iyilerin amelinin yüksek katlara yazılışını, Râzî yücelik iddiasının teslimiyetten önce bırakılması gerektiğini, Kuşeyrî ise Allah'ın verdiği üstünlüğün kula bir teselli olduğunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Yücelik kendinden yalnız Müteâlî'ye aittir; kul ancak O'na çağrıldığında, O'nun katına yazıldığında ya da O'nun vaadiyle desteklendiğinde yükselir.
Durup düşün
- "Allah Teâlâ" dediğinde bu sözün anlamını düşünüyor musun?
- Hayatında kendini "yüksekte" hissettiğin anlarda, Buhârî'deki gibi, yüceliği kime nispet ediyorsun?
- Allah hakkında düşünürken, farkında olmadan O'nu insana benzettiğin oluyor mu?
Uygulama
Bugün namaza başlarken "Sübhâneke" duasını anlamını düşünerek oku ve "ve teâlâ ceddük" kısmında dur. Bir yokuş ya da merdiven çıkarken içinden "Allâhu ekber", inerken "Sübhânallâh" de. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde kendini başkalarından üstün gördüğün bir anı yaz.
Kendini sına
- Müteâlî ismi Kur'an'da nerede geçer ve hangi isimle birlikte gelir?
- Cin 3'te cinler Kur'an'ı dinledikten sonra ne söyler?
- Buhârî'deki hadise göre sahâbe bir yere yükselirken ve inerken ne derdi?
- Âlimlere göre Müteâlî isminin Aliyy'den farkı nedir?