Veliyy, kullarına yakın olan, onları seven, işlerini üstlenen ve onlara yardım eden dost demektir. İnsan dost dediği kişide üç şey arar: yakınlık, sevgi ve darda kaldığında yanında durmak. Bu üçü insanlar arasında nadiren bir arada bulunur; biri yakındır ama güçsüzdür, öbürü güçlüdür ama uzaktır. Veliyy ismi, üçünün eksiksiz buluştuğu dostu anlatır. Bu ders ismi, karanlıktan aydınlığa çıkarılan müminlerle, korkusu ve üzüntüsü olmayan Allah dostlarıyla, kulunun gören gözü ve işiten kulağı olan Rabbin kudsî sözüyle ve Uhud'un akşamında yükselen bir cevapla okur.
Temel
Kelime. Veliyy, v-l-y kökünden gelir. Kökün temel anlamı "iki şeyin arasında başka bir şey kalmayacak biçimde yakın olmak, bitişik olmak, birbiri ardınca gelmek"tir. Arapçada bir şeyin hemen yanındaki şeye, onun "velî"si denir. Bu yakınlık anlamından iki anlam daha doğar: sevgi ve dostluk, bir de bir işi üstlenip yürütmek. Türkçede velî (dost, Allah dostu; çocuğun sorumluluğunu taşıyan kişi), evliyâ (velînin çoğulu), velâyet (dostluk, yakınlık), vilâyet (yönetim bölgesi), vâli (bir bölgeyi yöneten), mevlâ (sahip, efendi, dost), tevellî (yüz çevirmek ya da birini dost edinmek) ve veliaht (tahtın sonraki sahibi) bu köktendir. "Velinimet" deyimi de, nimetini üstlenen, iyiliğini sürdüren kişi anlamına gelir. Diyanet meali Veliyy'i çoğunlukla "dost" diye çevirir; bazı ayetlerde ise "sahip" karşılığı kullanılır.
Karanlıktan aydınlığa. Veliyy isminin en bilinen ayeti, dostluğun ne yaptığını gösterir:
Ayet, iki dostluğu karşı karşıya koyar. Allah inananların dostudur ve onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin dostları ise tâğuttur ve onları aydınlıktan karanlıklara sürükler. Dikkat çekici bir ayrıntı vardır: "Karanlıklar" çoğul, "aydınlık" tekildir. Müfessirler bunu, sapıklığın yollarının çok, doğrunun ise tek olmasına işaret olarak okumuştur. Dost, insanın yönünü belirler: Kimi dost edinirsen, seni onun yürüdüğü yere götürür.
Allah'ın dostları. Kur'an, velî kelimesinin kime yakıştığını da tarif eder:
Ayetin tarifi sadedir: Allah'ın dostları, inanan ve sakınanlardır. Velî olmak için olağanüstü bir hâl, bir keramet ya da bir unvan şart koşulmaz; iman ve takvâ yeterlidir. Karşılığı da iki kelimeyle anlatılır: korku yoktur, üzüntü yoktur.
Gören gözü, işiten kulağı. Hz. Peygamber, Allah'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir:
Hadis, velâyetin iki yönünü birlikte gösterir: Kul farzlarla ve nafilelerle yaklaşır; Allah da onu sevip ona dost olur. Âlimler "gören gözü, işiten kulağı olurum" ifadesini, kulun duyularının ve eylemlerinin Allah'ın rızasına uygun hâle gelmesi, O'nun yardımıyla yönelmesi diye açıklamıştır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Veliyy'i "seven ve yardım eden" diye tanımlar. Kulun bu isimden payı, Allah'ı ve O'nun dostlarını sevmek, onlara yardım etmek ve O'nun düşmanlarından uzak durmaktır. Gazâlî'ye göre kul, önce nefsine ve şeytana karşı kendi kalbinin dostu olur; sonra bu dostluğu başkalarına yayar.
Kâinattaki izi. Şûrâ sûresi, Veliyy ismini yağmurla birlikte anar: İnsanlar umudunu kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayan O'dur, O Veliyy ve Hamîd'dir (Şûrâ 28). Kuraklıktan sonra gelen yağmur, dostun darda kalana yetişmesinin kâinattaki en açık örneğidir: Beklenmedik anda gelir, kurumuş olanı yeniden canlandırır.
Derin
Derin
Benim dostum. Hz. Peygamber'e, putperestlerin tehditleri karşısında şöyle söylemesi emredilmiştir:
Bu cümle, bir tehdide verilen cevaptır. Putlarının kendisine zarar vereceğini söyleyenlere Peygamber, kendi dostunun kim olduğunu söyler: Kitabı indiren. Ayetin ikinci yarısı ise bu dostluğun yalnız peygambere ait olmadığını gösterir: Allah, iyileri de dost edinir.
İbrahim'e en yakın olanlar. Yahudiler ve hıristiyanlar İbrahim'i kendilerinden sayınca Kur'an şöyle cevap verir:
Tefsir kaynakları bu ayetleri, Medine'de Necrân hıristiyanlarından gelen heyet ve Medine yahudileriyle yapılan İbrahim tartışmasıyla ilişkilendirir. Ayette "en yakın" diye çevrilen kelime (evlâ) de aynı köktendir. Bir peygambere yakınlık, soy ya da isimle değil, onun yolunu izlemekle olur. Ve ayet, bu yakınlığı en üstteki dostluğa bağlar: Allah inananların dostudur.
Uhud'un akşamı. Uhud savaşının sonunda Ebû Süfyân, müslümanlara seslenerek "Bizim Uzzâ'mız var, sizin Uzzâ'nız yok" demiştir. Hz. Peygamber ashabına ona şöyle cevap vermelerini söylemiştir:
Bu cevap, yenilginin ağırlığı altında söylenmiştir; yine de sarsılmaz bir dostluğu ilan eder. Cevabın dayandığı ayet de açıktır:
Diyanet meali burada mevlâ kelimesini "sahip" diye çevirir. Bir savaşın sonucu ne olursa olsun, müminin sahibi ve dostu değişmez.
Ne güzel dost. Kur'an, bu dostluğu bir övgüyle de anar:
Ayet, Bedir savaşı çevresinde inen Enfâl sûresindedir ve bir ihtimali karşılar: Karşı taraf yüz çevirse, uzlaşma kapıları kapansa bile müminlerin dostu yerindedir. Dost ile yardımcının yan yana gelmesi, Gazâlî'nin tanımını hatırlatır: seven ve yardım eden. İnsanlar arasında seven her zaman yardım edemez, yardım eden de her zaman sevmez; ayet, ikisinin tek bir dostta buluştuğunu söyler.
Zalimlerin dostluğu. Kur'an, dostluğun iki tarafını birbirinden ayırır:
Zalimler de birbirinin dostudur; ama bu dostluk, ortak bir çıkara dayanır ve çıkar bitince dağılır. Kıyamet sahnelerini anlatan ayetlerde, dünyada birbirine dost olanların o gün birbirinden uzaklaştığı sık sık hatırlatılır. Sakınanların dostu ise Allah'tır ve bu dostluk, hiçbir çıkara bağlı olmadığı için dağılmaz.
İlmî
İlmî
Velînin iki anlamı. Kuşeyrî, er-Risâle'nin velâyet bölümünde velî kelimesinin iki anlamını ayırır. Birincisinde kelime edilgen anlamdadır: İşlerini Allah'ın üstlendiği, Allah'ın onu kendi hâline bırakmadığı kimse. İkincisinde etken anlamdadır: Allah'a ibadeti ve itaati üstlenen, onu aralıksız sürdüren kimse. Kuşeyrî'ye göre gerçek velî, her iki anlamı birlikte taşıyandır: Hem Allah'ın hakkını gözetir hem de Allah onu korur.
Velâyet düşüncesinin gelişimi. Hakîm et-Tirmizî, üçüncü/dokuzuncu yüzyılda yazdığı Sîretü'l-evliyâ (Hatmü'l-evliyâ adıyla da bilinir) adlı eserinde velâyeti sistemli biçimde ele alan ilk sûfîlerden biri olmuştur. Sonraki yüzyıllarda velâyet ile nübüvvet arasındaki ilişki, kerametin anlamı ve velînin bilinip bilinemeyeceği gibi meseleler tasavvuf ve kelâm eserlerinde uzun uzun tartışılmıştır. Ehl-i sünnet âlimleri, hiçbir velînin bir peygamberin derecesine ulaşamayacağında birleşmiştir.
Veliyy, Mevlâ ve Vâlî. Aynı kökten gelen üç isim farklı vurgular taşır. Veliyy, yakınlık ve sevgi yönünü; Mevlâ, sahiplik ve yardım yönünü; ilerideki el-Vâlî ismi ise işleri yönetme ve düzenleme yönünü öne çıkarır. Şûrâ 9, bu isimlerin gerçek sahibini tek cümlede söyler:
Hac sûresinin son ayeti de aynı ismi, müminlere verilen görevlerin sonuna yerleştirir:
Ayette önce bir dizi görev sayılır: Allah uğrunda çaba göstermek, namaz kılmak, zekât vermek ve Allah'a sarılmak. Sonra bütün bu görevlerin dayanağı söylenir: O sizin sahibinizdir. Görevler ağır görünse de, onları yükleyen, aynı zamanda yardımcıdır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Veliyy
el-Veliyy kalıbı Kur'an'da 86 kez, 80 ayette ve 30 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Kök 232 kelimeyle çok geniştir ve kökün ikinci en sık kelimesi şaşırtıcıdır: tevellâ, 78 kez geçer ve çoğu ayette yüz çevirmek, sırt dönmek anlamına gelir. Aynı kök hem yakınlığı hem de uzaklaşmayı anlatır. Bu dersin İlmî seviyesi velînin iki anlamını, velâyet düşüncesinin gelişimini ve Veliyy, Mevlâ ve Vâlî farkını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: yönelmek ve yüz çevirmek |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: velâyet ve vilâyet |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Fıkıh: daha yakın olan |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: zayıf düzen |
Zeccâc: Yönelmek ve yüz çevirmek. Dilci şârihler kökün temel anlamını, iki şeyin arasında başka bir şey kalmayacak biçimde bitişik olmasını, iki yöne açar. Bir şeye yüzünü dönen ona bitişir; sırtını dönen de ona bitişik kalır ama yüzü başka yöndedir. Bu yüzden tevellâ fiili hem dost edinmek hem de yüz çevirmek anlamına gelebilir; hangisinin kastedildiğini cümle belirler. Enfâl 16'da savaş günü düşmana arkasını dönen kişi bu fiille anılır. Dilci için bu ikilik bir ders taşır: İnsan bir şeye yöneldiğinde başka bir şeyden yüz çevirmiş olur. Veliyy'e yönelen, O'ndan başkasının dostluğundan bağımsızlaşır.
Taberî: Velâyet ve vilâyet. Kehf 44, iki bahçe sahibinin kıssasının sonunda bir hüküm verir: Orada velâyet gerçek olan Allah'ındır. Kıraat kitapları bu kelimenin iki okunuşunu kaydeder: Fethalı okunduğunda dostluk ve yardım anlamına, esreli okunduğunda ise hâkimiyet ve yönetim anlamına gelir. Diyanet meali ikinci anlamı tercih ederek kelimeyi kudret ve hâkimiyet diye çevirir. Taberî'nin aktardığı görüşler iki okunuşu da açıklar. Kıssanın bağlamı ikisini birleştirir: Bahçesine güvenen adam ne bir dost ne de bir hâkimiyet bulabilmiştir; o gün her ikisi de yalnız Allah'a aittir.
Kurtubî: Daha yakın olan. Kökün evlâ, daha yakın ve daha hak sahibi kalıbı, Ahzâb 6'da iki hükümde geçer. Birincisinde Peygamber'in müminlere kendi nefislerinden daha yakın olduğu bildirilir; Diyanet meali bunu, müminlerin Peygamber'i kendi nefislerinden çok sevmeleri gerektiği şeklinde açıklayarak çevirir. İkincisinde akrabaların mirasta birbirine daha yakın olduğu söylenir. Kurtubî'nin hüküm tefsirinde bu ikinci hükümden, hicretin ilk yıllarındaki kardeşlik bağıyla yapılan mirasın kaldırıldığı sonucu çıkarılır. Velâyet kökü burada bir hukuk ilkesi olur: Yakınlığın derecesi, hak ve sorumluluğun derecesini belirler.
Râzî: Zayıf düzen. Nisâ 76, müminlerin Allah yolunda, inkâr edenlerin ise tâğût yolunda savaştığını söyler ve ekler: Şeytanın dostlarıyla savaşın; şeytanın düzeni zayıftır. Râzî'nin tefsirinde bu ifade, Allah'ın dostluğu ile şeytanın dostluğu arasındaki farkın bir ölçüsü olarak okunur. el-Metîn dersinde Allah'ın düzeninin sağlam olduğu görüldü; burada şeytanın düzeninin zayıf olduğu söylenir. İki ifade bir karşıtlık kurar: Veliyy'in dostluğu sağlam bir düzene, şeytanın dostluğu ise çöken bir düzene bağlar. Kul, kimi dost edindiğiyle hangi düzene ait olduğunu seçer.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı kökün dört yüzüne bakar. Dilci yönelmek ile yüz çevirmenin aynı kökten doğduğunu, müfessir dostluk ile hâkimiyetin o gün yalnız Allah'a ait olduğunu, fakih yakınlığın hak ve sorumluluğu belirlediğini, Râzî ise iki dostluğun iki ayrı düzene bağladığını öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Veliyy'e yönelen kul, O'nun dostluğunu ve sağlam düzenini seçmiş olur.
Durup düşün
- Kimi dost edindiğin, seni hangi yöne götürüyor: karanlıklardan aydınlığa mı, aydınlıktan karanlıklara mı?
- Yûnus 63'teki tarife göre velâyet sana ne kadar uzak, ne kadar yakın görünüyor?
- Bir yenilgi ya da kayıp anında "Allah bizim mevlâmızdır" diyebildiğin oldu mu?
Uygulama
Bugün farzlarına ek olarak küçük bir nafile ibadet seç: iki rekât namaz, birkaç ayet ya da bir sadaka. Kudsî hadisteki "Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder" sözünü hatırla. Bir de, darda olan bir dostunu ara ve ona yardımcı olmaya çalış. Akşam Tefekkür Defteri'ne, hayatındaki dostlukların seni nereye götürdüğünü yaz.
Kendini sına
- v-l-y kökünün temel anlamı nedir ve bu anlamdan hangi anlamlar doğar?
- Bakara 257'ye göre Allah inananlar için ne yapar?
- Yûnus 63'e göre Allah'ın dostları kimlerdir?
- Kuşeyrî'ye göre velî kelimesinin iki anlamı nedir?