Aliyy, derecesi her şeyin üstünde olan, hiçbir şeyin O'na eşit olamadığı ve O'nun üstünde hiçbir şeyin bulunmadığı yüce demektir. Bu yücelik bir mekânın yüksekliği değil, bir makamın, bir rütbenin, bir mertebenin yüceliğidir. Müslüman bu ismin bir biçimini her secdede anar: "Sübhâne rabbiye'l-a'lâ." Başın yere konduğu an, en Yüce'nin anıldığı andır. Bu ders ismi secdedeki bu paradoksla, "en yüce rabbiniz benim" diyen bir hükümdarla ve Allah'ın sözünün yüceliğiyle okur.
Temel
Kelime. Aliyy, a-l-v kökünden gelir. Kökün anlamı "yüksek olmak, yükselmek, üstün gelmek"tir. Türkçede âlî (yüce), ulvî (yüce, manevî), a'lâ (en yüce, en iyi), muallâ (yüceltilmiş), teâlâ ("Allah teâlâ": yüce olan) ve istilâ (üstün gelip ele geçirmek) bu köktendir. Aliyy, fa'îl kalıbında bir sıfattır ve yüceliğin kalıcı ve eksiksiz olduğunu anlatır. Kur'an'da sekiz yerde Allah'ın ismi olarak geçer; genellikle Azîm, Kebîr ya da Hakîm ile birlikte. Aynı kökten el-A'lâ (en yüce) ve el-Müteâl (yüceler yücesi) de Allah için kullanılır. Türkçede Allah'ın adından sonra söylenen "teâlâ" kelimesi de bu köktendir; "Allah teâlâ" ya da "Hak teâlâ" diyen kişi, farkında olmadan her seferinde Aliyy ismini anar: "yüce olan Allah".
Hak yalnız Allah'tır. Kur'an, Aliyy ismini hak ile bâtılın ayrıldığı bir cümlede anar:
Allah haktır; O'nu bırakıp tapılan her şey bâtıldır. Ayet bunu "Allah Aliyy'dir, Kebîr'dir" diye bitirir. Yüceliğin ölçüsü burada hakikattir: Hak olan yücedir, bâtıl olan ne kadar yükselmiş görünürse görünsün aşağıdadır. Bu ayet, dünyada yüksek görünen bâtılların gerçek yerini gösterir.
Rabbinizin yüce adını tesbih et. Kur'an, bir sûrenin açılışında Allah'ın yüceliğini anar:
Sûre, adını bu kelimeden alır: el-A'lâ, en yüce. Rivayetlere göre bu ayet inince Hz. Peygamber secdede "Sübhâne rabbiye'l-a'lâ" demeyi emretmiştir. Rükûda Azîm, secdede A'lâ anılır: İnsan önce eğilip büyüklüğü, sonra alnını yere koyup yüceliği tanır. Bedenin en alçak hâli, dilin en yüce ismi andığı hâldir.
Allah daha yücedir. Uhud Savaşı'nın sonunda Mekkelilerin komutanı Ebû Süfyân, bir tepeden bağırarak kendi putlarını över. Buhârî'nin aktardığı rivayete göre Hz. Peygamber sahâbesine cevap vermelerini söyler:
Uhud, müminlerin yenilgiye uğradığı bir savaştı. Yaralı ve yorgun bir topluluğa öğretilen cevap, bir üstünlük iddiası değil, bir hakikatin ilanıdır: Savaşın sonucu ne olursa olsun, Allah daha yücedir.
Siz üstünsünüz. Kur'an, aynı savaştan sonra müminlere şöyle seslenir:
"Gevşemeyin, üzülmeyin; inanmışsanız siz en üstünsünüz (el-a'levn)." Yenilginin hemen ardından gelen bu ayet, üstünlüğün ölçüsünün savaşın sonucu değil, iman olduğunu bildirir. Aliyy'e inanan, yenilgide bile yüce bir yerde durur; çünkü yüceliği, kaybedilen bir savaşa değil, kaybedilmeyen bir imana bağlıdır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Aliyy'i, derecesinin üstünde bir derece bulunmayan ve bütün derecelerin O'ndan aşağıda kaldığı diye açıklar ve bu yüceliğin mekân değil, rütbe yüceliği olduğunu vurgular. Kulun bu isimden payı, ilim ve amelle derecesini yükseltmektir; ama bunu başkalarının üstüne çıkmak için değil, Aliyy'e yaklaşmak için yapmaktır. İnsanın gerçek yüceliği, kendini aşağı çeken arzuların üstüne çıkmaktır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Aliyy ismi, kâinattaki yönelişe dikkat çeker. Bitkiler ışığa doğru yükselir; en karanlık yere ekilen tohum bile filizini yukarı gönderir. Duman ve buhar yukarı çıkar. İnsan başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, farkında olmadan yüceye bakar. Kâinatta her şeyin bir "yukarı"sı vardır; Aliyy ise bütün yukarıların üstündedir.
Derin
Derin
En yüce rabbiniz benim. Kur'an, yücelik iddiasının en uç örneğini Firavun'un sözünde anlatır:
Firavun halkını toplar ve bağırır: "Sizin en yüce rabbiniz (rabbükümü'l-a'lâ) benim." Firavun'un kullandığı kelime, A'lâ sûresinin başındaki kelimedir. Bir insan, yalnız Allah'a ait bir yüceliği kendine nispet etmiştir. Kur'an bu iddianın sonunu da anlatır: Kendini en yüce ilan eden, denizin dibine batmıştır; ve boğulurken ona şöyle denir:
"En yüce rab" olduğunu söyleyen adamın bedeni, sonrakilere bir ibret olarak kıyıya bırakılır. Yüceliği kendine nispet edenin sonu, aşağıların aşağısında bir işaret olmaktır. Aliyy isminin karşısındaki en büyük günah, kulun kendini Rabbinin yerine koymasıdır; ve bu günah her çağda, farklı kılıklarda yeniden ortaya çıkar.
Allah'ın sözü yücedir. Kur'an, hicret gecesini anlatırken yüceliği Allah'ın sözüne bağlar:
Peygamber ve Ebû Bekir mağarada saklanırken, onları arayanlar mağaranın ağzına kadar gelmişti. Peygamber arkadaşına "Üzülme, Allah bizimledir" der. Ayet olayı bir kuralla bitirir: İnkâr edenlerin sözü alçaltılmıştır, "Allah'ın sözü ise yücedir (hiye'l-ulyâ)." Mağaradaki iki kişi dünyanın ölçüsüyle en zayıf konumdaydı; ama yücelik, sayıda ve güçte değil, Allah'ın sözünün yanında olmaktaydı. Hz. Peygamber de Buhârî'de aktarılan bir hadiste, Allah yolunda mücadelenin ölçüsünü "Allah'ın sözü en yüce olsun diye" çaba göstermek olarak tarif etmiştir.
Perde arkasından. Kur'an, Allah'ın insanla nasıl konuştuğunu anlatırken Aliyy ismini anar:
Allah bir insanla doğrudan, yüz yüze konuşmaz; ya vahiyle, ya perde arkasından ya da bir elçi göndererek konuşur. Ayet bunu "O Aliyy'dir, Hakîm'dir" diye bitirir. Aliyy'in yüceliği, insanın O'nu doğrudan kuşatamamasıdır; Hakîm'in hikmeti ise bu yüceliğe rağmen insanla konuşmanın yollarını açmasıdır. Kur'an'ın kendisi, Yüce olanın perdeyi aşarak insana ulaşan sözüdür; ve okuyana her gün yeniden seslenir.
İlmî
İlmî
"Rabbiniz ne söyledi?" Kur'an, şefaat sahnesinde meleklerin hâlini Aliyy ismiyle anar:
Allah'ın katında izin verilmeden kimse şefaat edemez. Kalplerindeki korku giderildiğinde birbirlerine "Rabbiniz ne söyledi?" diye sorarlar; "Hak söyledi" derler. Âlimler bu ayeti, vahyin inişi sırasında meleklerin Allah'ın sözü karşısında duyduğu heybetle ilişkilendiren rivayetleri aktarmıştır. Ayetin son cümlesi, "O Aliyy'dir, Kebîr'dir", bu heybetin kaynağını gösterir.
Yücelik ve yön. Kelâm tarihinde Aliyy ve A'lâ isimleriyle ilgili önemli bir tartışma, Allah'ın yüceliğinin bir yön (cihet) içerip içermediği sorusudur. Selef âlimlerinin ve Hanbelîlerin önemli bir kısmı, Allah'ın arşın üstünde olduğunu, bunun nasıl olduğunu sormadan (bilâ keyf) kabul etmiştir. Eş'arî ve Mâtürîdî kelâmcılar ise Allah'ın mekân ve yönden münezzeh olduğunu, "yücelik" (ulüvv) kelimesinin burada mekân değil rütbe ve kahr yüceliği anlamına geldiğini savunmuştur. İki taraf da Allah'ın yaratılmışlara benzemediğinde ve O'nun bir cisim olmadığında birleşir.
Hüküm yüce Allah'ındır. Kur'an, ahirette inkâr edenlere söylenecek sözü Aliyy ismiyle kapatır:
Dünyada Allah tek başına anıldığında inkâr eden, O'na ortak koşulduğunda inanan insanlara o gün şöyle denir: "Bugün hüküm, yüce ve büyük Allah'ındır." Dünyadaki bütün yüksek görünen hükümler o gün son bulur.
Aliyy ve Müteâl. Aynı kökten gelen el-Müteâl ismi ileride ayrı bir derste okunacaktır. Âlimler iki ismi şöyle ayırmıştır: Aliyy yüceliğin kendisini, Müteâl ise bu yüceliğin insanların yakıştırdığı her türlü eksik nitelemenin üstünde oluşunu anlatır. "Sübhânehû ve teâlâ" formülü de bu iki anlamı birleştirir: O her eksiklikten uzaktır ve her nitelemenin üstündedir.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Aliyy
el-Aliyy kalıbı Kur'an'da on bir ayette geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Sekizinde Allah'ın ismidir ve beşinde Kebîr ile birlikte gelir. Öbür üçü ise yüceliği başka şeylere verir: Meryem 50'de İbrâhîm ailesinin anılışı, Meryem 57'de İdrîs'in yükseltildiği yer, Zuhruf 4'te ise Kitabın kendisi yücedir. Bu dersin İlmî seviyesi Sebe' 23'teki melekleri, yücelik ve yön tartışmasını, Ğâfir 12'deki hükmü ve Aliyy ile Müteâl farkını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: Aliyy ve Kebîr |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: Ana Kitaptaki yüce Kitap |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: yüce bir anılış |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: bir ayetin sonundaki uyarı |
Zeccâc: Aliyy ve Kebîr. Dilci şârihler ismin en sık eşine bakar. Aliyy beş ayette Kebîr ile birlikte gelir: Nisâ 34, Hac 62, Lokmân 30, Sebe' 23 ve Ğâfir 12. Hac 62 ve Lokmân 30 neredeyse aynı cümledir: Hak Allah'tır, O'nu bırakıp taptıkları ise bâtıldır; Allah yücedir, büyüktür. Dilcinin dikkat çektiği nokta, iki ismin farklı bir şeyi ölçmesidir. Aliyy bir yükseklik, Kebîr bir büyüklük bildirir; biri derece, öbürü hacim çağrıştırır. İkisi birlikte, Allah'ın ne derece bakımından ne de büyüklük bakımından bir benzerinin bulunmadığını söyler. Bu yüzden ikili çoğu zaman bâtıl ilahların karşısında anılır.
Taberî: Ana Kitaptaki yüce Kitap. Zuhruf 4'te Kur'an'ın Allah katında Ana Kitapta bulunan, yüce ve hikmet dolu bir Kitap olduğu söylenir. Taberî'nin aktardığı görüşlerin çoğuna göre Ana Kitap, bütün yazılı olanın kaynağı olan Levh-i Mahfûz'dur. Kitabın yüce diye nitelenmesi ise onun şerefini ve bütün kitaplar üzerindeki üstünlüğünü anlatır. Bu ayet Aliyy isminin dışa yansıyan bir yüzünü gösterir: Yücelik O'nun sözüne de geçer. Dersin Derin seviyesindeki Tevbe 40'ta Allah'ın sözünün en yüce olduğunun bildirilmesi aynı anlamı taşır.
Kuşeyrî: Yüce bir anılış. Meryem 50'de İbrâhîm ve ailesine yüce bir doğruluk dili verildiği söylenir; Diyanet meali bunu onların her dilde üstün şekilde anılması diye çevirir. Bu ayet, İbrâhîm'in Şuarâ 84'teki duasının cevabıdır: Sonrakilerin beni güzel şekilde anmalarını sağla. İşârî tefsir geleneği bu iki ayeti birlikte okur. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde kulun yüceliği kendi elde ettiği bir mevki olarak değil, Aliyy'in onu anılır kılması olarak görülür. İbrâhîm yüceliği istememiştir; doğrulukla anılmayı istemiş ve yücelik ona bu anılışla verilmiştir.
Râzî: Bir ayetin sonundaki uyarı. Nisâ 34 aile içi geçimsizlikte atılacak adımları sayar ve Allah'ın yüce ve büyük olduğunu söyleyerek biter. Ayetin hükmü fıkıh ve tefsirde, sınırlarıyla birlikte uzun uzun tartışılmıştır; bu bölüm o tartışmaya girmez. Râzî'nin tefsirinde dikkat çekilen nokta ayetin sonudur: Bir aile içindeki sorumluluğu ve yetkiyi anlatan ayetin bu iki isimle bitmesi, yetki sahibine yöneltilmiş bir uyarı olarak okunur. Kendini bir başkasının üstünde gören kişi, kendi üstünde Aliyy ve Kebîr olanı unutmamalıdır. Ayetin hemen öncesindeki cümle de bunu destekler: Size uyuyorlarsa aleyhlerine yol aramayın.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci yüksekliği ve büyüklüğü birlikte söyleyen ikiliyi, müfessir yüceliğin Kitaba da geçtiğini, işârî müfessir kulun yüceliğinin bir anılış olduğunu, Râzî ise yetkinin sonunda hatırlatılan yüceliği öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Aliyy'in yüceliği, insanın kendi elindeki her üstünlüğü ölçtüğü bir sınırdır.
Durup düşün
- Hayatında "yüksekte görünmek" için ne kadar çaba harcıyorsun? Ya "yüce olmak" için?
- Secdede "Sübhâne rabbiye'l-a'lâ" derken alnının yerde olduğunu ve en Yüce'yi andığını düşündün mü?
- Kaybettiğin, yenildiğin bir anda Âl-i İmrân 139'daki "inanmışsanız siz en üstünsünüz" cümlesi sana ne söyler?
Uygulama
Bugün namazlarındaki secdelerden en az birini uzat ve "Sübhâne rabbiye'l-a'lâ" cümlesini anlamını düşünerek birkaç kez tekrar et. Gün içinde kendini birinden üstün gördüğün bir anı fark et ve Nâziât 24'ü hatırla. Akşam Tefekkür Defteri'ne, hayatında gerçekten yükselmek istediğin bir alanı yaz: bir bilgi, bir ahlâk, bir alışkanlık.
Kendini sına
- Aliyy isminin anlattığı yücelik hangi türden bir yüceliktir?
- Rükûda ve secdede hangi isimler anılır ve aralarındaki bağ nedir?
- Uhud'dan sonra Peygamber, Ebû Süfyân'ın "Yüksel Hübel!" sözüne nasıl cevap verilmesini istemiştir?
- Allah'ın yüceliğinin bir yön içerip içermediği konusunda iki görüş nedir?