Şekûr, kulun yaptığı küçük bir iyiliği görüp ona kat kat karşılık veren, az amele büyük mükâfat veren demektir. Şükür genellikle kuldan Allah'a yönelen bir şey olarak düşünülür; Şekûr ismi bunun tersini de söyler: Allah da kulunun amelini "şükürle" karşılar, yani görür, değer verir ve artırarak karşılık verir. Bu ders ismi, bir köpeğe su veren adamın hikâyesiyle, "şükrederseniz artırırım" vaadiyle ve şükrün üç katıyla okur.
Temel
Kelime. Şekûr, ş-k-r kökünden gelir. Kökün temel anlamı "bir iyiliği fark edip onu açığa vurmak, karşılığını vermek"tir. Arapçada az otla beslendiği hâlde semiren ya da bol süt veren hayvana dâbbe şekûr denir: Aldığından fazlasını verir. Türkçede şükür, teşekkür, şâkir (şükreden) ve meşkûr (şükre değer) bu köktendir. Şekûr, fa'ûl kalıbında mübalağa bildiren bir isimdir: Az olana çok karşılık veren. Kur'an'da dört yerde Allah'ın ismi olarak geçer; üçünde Ğafûr ile, birinde Halîm ile birlikte. Aynı kökten Şâkir ismi de Allah için iki yerde kullanılır.
Tükenmeyecek bir kazanç. Kur'an, Şekûr ismini bir ticaret benzetmesiyle anar:
Kitap'a uyan, namaz kılan ve rızıktan gizli ve açık veren insanlar, "tükenmeyecek bir kazanç" umabilir. Allah onların ecirlerini tam verir ve lütfuyla artırır; çünkü O Ğafûr'dur, Şekûr'dur. Ayet iki ismi birlikte anarak bir dengeyi gösterir: Ğafûr, amelin kusurlarını örter; Şekûr, iyi yanını büyütür. Kulun ameli eksik ve kusurlu olsa da, bu iki isim sayesinde tam ve artmış olarak karşılık görür.
Bir köpeğe su veren adam. Hz. Peygamber, Şekûr isminin anlamını şaşırtıcı bir hikâyeyle anlatmıştır:
Hadisteki "şükürle karşıladı" (şekerallâhu lehû) ifadesi, Şekûr isminin fiilidir. Bir kuyuya inip ayakkabısıyla su taşımak, dünyanın ölçüsünde küçük bir iştir; bir hayvana su vermek, çoğu insanın gözünde önemsiz bir iyiliktir. Ama Şekûr bu küçük amelin karşılığını bağışlanma olarak vermiştir. Sahâbe "Hayvanlar için de bize ecir var mı?" diye sorunca Peygamber, "Her canlıya yapılan iyilikte ecir vardır" buyurmuştur.
Şükrederseniz artırırım. Kur'an, kulun şükrüne verilecek karşılığı bir yeminle bildirir:
Şükür, nimetin artmasının sebebidir; nankörlük ise onun kaybının. Şekûr ismi burada iki yönlü işler: Kul şükrettiğinde, Şekûr bu şükrü de bir amel olarak kabul eder ve onu nimetin artmasıyla karşılar. Şükür bir döngü kurar: Nimet şükrü doğurur, şükür nimeti artırır.
Şükreden bir kul olmayayım mı? Hz. Âişe, Peygamber'in gece namazını anlatır: Ayakları şişinceye kadar ayakta dururdu. Âişe ona, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmışken neden bu kadar yorulduğunu sorar. Cevap kısadır:
İbadet burada bir korkudan ya da bir borçtan değil, şükürden doğar. Bağışlanmış olmak, ibadeti bırakmak için değil, onu artırmak için bir sebeptir.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Şekûr'u, az amele kat kat, sınırlı günlerde yapılan amele sınırsız bir hayat ve nimet veren diye açıklar. Kulun bu isimden payı şükürdür; Gazâlî başka eserlerinde şükrün üç parçadan oluştuğunu anlatır: kalbin nimeti ve veren tanıması, dilin onu hamd ile anması ve bedenin nimeti verenin razı olacağı yerde kullanması. Şükür yalnız "elhamdülillah" demek değil, gözü, eli ve malı yerli yerinde kullanmaktır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Şekûr ismi, kâinattaki "fazlasıyla karşılık verme" düzenine dikkat çeker. Toprağa atılan tek bir buğday tanesi, yedi başak ve yüzlerce tane olarak geri döner. Bir tohum, küçük bir ilgiyle bir ağaca dönüşür ve yıllarca meyve verir. Kâinat, aldığından fazlasını veren bir düzenle kurulmuştur.
Derin
Derin
Üzüntüyü gideren. Kur'an, cennet ehlinin ilk sözlerini Şekûr ismiyle anar:
Cennete giren insanların ağzından çıkan ilk cümle bir hamddir: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun." Dünya hayatının bütün hüznü geride kalmıştır. Ardından iki isim anılır: Ğafûr ve Şekûr. Cennet ehli, oraya kendi amelleriyle değil, bu iki ismin işleyişiyle girdiklerini bilir: Kusurları örtülmüş, küçük iyilikleri büyütülmüştür. Ahiretin ilk hamdi, Şekûr'un şükrüne bir cevaptır.
Güzelliğini artırırız. Kur'an, iyiliğin karşılığını bir "artırma" olarak anlatır:
"Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini artırırız." Şekûr'un karşılığı, amelin kendisinden daha güzeldir. Kul bir iyilik yapar; Şekûr onu hem sayar hem büyütür hem de güzelleştirir. Ayet bu vaadi yine Ğafûr ve Şekûr isimleriyle bitirir: Kulun iyiliği artırılır, kusuru bağışlanır.
Allah'a güzel bir ödünç. Kur'an, Şekûr ismini Halîm ile birlikte bir infak çağrısında anar:
Allah'a "güzel bir ödünç" vermek, O'nun rızası için harcamaktır. Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; ama kulun infakını bir ödünç gibi kabul eder ve onu kat kat geri verir. Şekûr ile Halîm'in birlikte gelmesi de anlamlıdır: Şekûr küçük infakı büyütür, Halîm infak etmeyenin cimriliğine hemen karşılık vermez.
Kullarımdan şükreden azdır. Kur'an, şükrün az bulunan bir erdem olduğunu açıkça söyler:
Dâvûd ve Süleyman'a büyük nimetler verilmişti; cinlerin yaptığı mabetler, havuz gibi çanaklar, yerinden kaldırılamayan kazanlar. Ayet bu nimetlerin ardından bir emirle biter: "Ey Dâvûd ailesi, şükredin!" ve bir tespit ekler: "Kullarımdan şükredenler pek azdır." Nimet çoğaldıkça şükür zorlaşır; çünkü insan çoğalan nimetleri sıradanlaştırır ve fark etmez olur. Şükür, fark etmekle başlar. Ayetin Arapçasında iki ince ayrıntı daha vardır. Emir "şükredin" değil, "şükür olarak amel edin" (i'melû ... şükrâ) biçimindedir: Şükür bir iş, bir çalışma olarak istenir. Ve ayetin son kelimesi eş-şekûr, ismin kendisidir; burada kul için kullanılır: Şekûr'un kulu, çok şükreden kuldur.
İlmî
İlmî
Allah'ın şükrü ne demektir? Kul için şükür, bir nimete karşılık teşekkür etmektir. Allah'ın ise hiçbir kuldan bir nimet almaya ihtiyacı yoktur. Bu yüzden âlimler "Allah şükreder" ifadesini, O'nun kulun amelini boşa çıkarmaması, onu övmesi ve kat kat karşılık vermesi olarak açıklamıştır. Nisâ 147 bu anlamı açıkça gösterir:
"Şükreder ve inanırsanız, Allah size niçin azap etsin? Allah şükrün karşılığını verendir (Şâkir) ve bilendir." Allah'ın kullarını azaba uğratmakta bir çıkarı yoktur; O, kulunun şükrünü ve imanını görür ve karşılığını verir.
Şükür kendisi içindir. Kur'an, şükrün faydasının Allah'a değil kula döndüğünü vurgular:
Lokmân'a hikmet verilmiştir; ve hikmetin ilk meyvesi şükürdür. "Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur." Allah Ğaniyy'dir, hiçbir şükre muhtaç değildir. Şükür, kulun nimeti tanıması ve ona uygun davranmasıdır; bu tanıma, kulun kendi hayatını değiştirir.
Hamd ile şükür. Âlimler hamd ile şükrü birbirinden ayırmıştır. Hamd daha geniştir: Bir nimete karşılık olsun ya da olmasın, bir güzelliği övmektir; Allah'a, kendisinden bir nimet gelmese de, zâtındaki kemal için hamd edilir. Şükür ise bir nimete karşılık olarak yapılır; ama dille sınırlı kalmaz, kalp ve bedenle de yapılır. Bu yüzden hamd şükürden daha genel, şükür ise vasıtaları bakımından hamdden daha geniştir.
İnsanlara teşekkür. Tirmizî'nin aktardığı ve hasen-sahih kabul ettiği bir hadiste Hz. Peygamber, "İnsanlara teşekkür etmeyen Allah'a şükretmez" buyurmuştur. Şükür, nimetin geldiği aracıları görmezden gelmek değil, onları da tanımaktır.
İlmî
Klasik şerhlerde eş-Şekûr
eş-Şekûr kalıbı Kur'an'da on ayette geçer ve bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Bunların dördü Allah'ın ismidir: Fâtır 30 ve 34, Şûrâ 23 ve Teğâbün 17. Altısı ise kullar hakkındadır. İsrâ 3'te Nûh çok şükreden bir kul olarak anılır, Sebe' 13'te kullardan çok şükredenin az olduğu söylenir. Dört ayette ise kalıp aynı ikiliyle gelir: çok sabreden ve çok şükreden. Bu dersin İlmî seviyesi Allah'ın şükrünün anlamını, şükrün kula dönen faydasını, hamd ile şükür farkını ve insanlara teşekkürü anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: aynı kalıp, iki özne |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: teşekkür beklemeyenler |
| Beyhakî (ö. 458/1066) | Şuabü'l-îmân | Delil: sabır ve şükür |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: şükre değer çalışma |
Zeccâc: Aynı kalıp, iki özne. Dilci şârihler, bir mübalağa kalıbının hem Allah'a hem kula verildiği yerlerde anlamın nasıl değiştiğini sorar. Kul için Şekûr, nimeti çokça tanıyan ve karşılığında çokça teşekkür eden demektir. Allah için ise aynı kalıp, kulun az amelini çok görüp karşılığını kat kat veren demektir. Kökün öbür kalıbı Şâkir de aynı ikiliği taşır: Bakara 158 ve Nisâ 147'de Allah için, başka ayetlerde kullar için kullanılır. Dilci için kalıbın iki yöne işlemesi anlamlıdır: Şükür iki taraflı bir ilişkidir. Kul nimeti tanır, Allah da kulun tanımasını tanır.
Taberî: Teşekkür beklemeyenler. Kökün bir başka kelimesi, şükûr, İnsân 9'da geçer. Yoksulu, yetimi ve esiri doyuranlar, yalnız Allah rızası için doyurduklarını ve ne bir karşılık ne de bir teşekkür beklediklerini söylerler. Taberî'nin aktardığı görüşler arasında dikkat çekici bir açıklama vardır: Onlar bu sözü dilleriyle söylememiş, Allah kalplerinde olanı bildiği için onları böyle övmüştür. Bu yorum ayete bir incelik ekler: Teşekkür beklemeden vermek, bunu söylemeye bile gerek duymamaktır. Kulun Şekûr isminden payı burada tersinden görünür: Kendisi şükreder ama başkasından şükür beklemez.
Beyhakî: Sabır ve şükür. Dört ayette tekrarlanan ikili, çok sabreden ve çok şükreden, hep aynı bağlamda gelir: Bunlarda deliller vardır. İbrâhîm 5, Lokmân 31, Sebe' 19 ve Şûrâ 33 bu ifadeyi taşır. Beyhakî imanın şubelerini topladığı Şuabü'l-îmân'da sabrı ve şükrü ayrı ayrı ele alır ve imanın bir yarısının sabır, öbür yarısının şükür olduğunu söyleyen bir sözü de aktarır; bu söz Peygamber'e değil, sahâbeye nispet edilen ve sıhhati tartışılan bir rivayettir. Ayetlerin kendisi ise açıktır: Delilleri ancak sıkıntıda sabreden ve nimette şükreden görür.
Râzî: Şükre değer çalışma. Kökün edilgen kalıbı meşkûr, şükre değer, Kur'an'da iki kez geçer. İsrâ 19'da ahireti isteyip inanarak onun için çalışanların çalışmasının şükre değer olduğu söylenir. İnsân 22'de ise cennet ehline, çalışmalarının şükre değer olduğu bildirilir. Râzî'nin tefsirinde bu ifade, Allah'ın şükrünün anlamıyla birlikte açıklanır: Allah'ın bir çalışmayı şükre değer bulması, onu kabul etmesi ve karşılığını vermesidir. İsrâ 19 üç şart sayar: istemek, inanmak ve çalışmak. Şekûr'un şükrü, bu üçünün buluştuğu çabaya yönelir.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci şükrün iki yönlü bir ilişki olduğunu, müfessir teşekkür beklemeden vermeyi, delil derleyici sabır ile şükrün imandaki yerini, Râzî ise şükre değer bulunan çalışmayı öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Şekûr kulun azını çok görür; kul da elindekini O'ndan bilerek şükreder ve başkasından şükür beklemez.
Durup düşün
- Bugün sana verilen nimetlerden kaçını fark ettin? Sıradanlaşmış bir nimet var mı?
- Küçük gördüğün ve yapmaktan vazgeçtiğin bir iyilik oldu mu? Köpeğe su veren adamın hikâyesi sana ne söylüyor?
- Sana iyilik eden birine en son ne zaman gerçekten teşekkür ettin?
Uygulama
Bugün, kimsenin fark etmeyeceği küçük bir iyilik yap: bir hayvana su koy, bir bitkiyi sula, bir yabancıya yol göster. Gün içinde sana iyilik eden en az üç kişiye açıkça teşekkür et. Akşam Tefekkür Defteri'ne, bugün fark ettiğin beş nimeti ve bunlardan birini nasıl yerli yerinde kullandığını yaz.
Kendini sına
- Arapçada "dâbbe şekûr" ne demektir ve bu ifade Şekûr ismini nasıl açıklar?
- Köpeğe su veren adamın hikâyesinde Allah bu amele nasıl karşılık vermiştir?
- Gazâlî'ye göre şükür hangi üç parçadan oluşur?
- Hamd ile şükür arasındaki fark nedir?