Hakîm, her şeyi yerli yerine koyan, hiçbir işi boş ve amaçsız yapmayan, yarattığı her şeyde bir hikmet bulunan demektir. el-Hakem dersinde aynı kökün "hüküm" yönünü gördük; Hakîm ismi aynı kökün "hikmet" yönünü öne çıkarır. Hüküm bir anlaşmazlığı çözer; hikmet ise bir işin neden öyle olduğunu, neden başka türlü olmadığını açıklar. Kur'an'da en sık anılan isimlerden biridir ve çoğu zaman Azîz ya da Alîm ile birlikte gelir. Bu ders ismi, "sizi boşuna mı yarattık?" sorusuyla, Hızır'ın anlaşılmayan işleriyle ve kula verilen hikmetle okur.
Temel
Kelime. Hakîm, h-k-m kökünden gelir. el-Hakem dersinde kökün ilk anlamının "gem vurmak, bozulmaktan alıkoymak" olduğunu gördük. Hikmet, bu anlamın bilgi ve eylemdeki karşılığıdır: İnsanı yanlıştan ve boşuna iş yapmaktan alıkoyan bilgi, işleri yerli yerine koyma kabiliyeti. Türkçede hikmet, hakîm (bilge), hekim (hikmet sahibi; tabip) ve muhkem (sağlam, düzgün) bu köktendir. Eski dilde hekime "hekim" denmesi, tıbbın bedeni yerli yerinde tutma bilgisi sayılmasındandır. Hakîm, fa'îl kalıbında bir sıfattır ve Kur'an'da doksandan fazla yerde geçer; en çok Azîz ile birlikte (el-Azîzü'l-Hakîm): güçlü ve hikmetli. Güç hikmetsiz olursa zulme, hikmet güçsüz olursa acze döner; ikisi birlikte olunca kusursuz bir iş ortaya çıkar.
Kime hikmet verilmişse. Kur'an, hikmetin bir insana verilebilecek en büyük hayırlardan biri olduğunu söyler:
Hikmet bir mal gibi kazanılmaz; Hakîm onu dilediğine verir. Ama verildiğinde "çokça hayır" verilmiş olur. Ayetin son cümlesi, hikmetten ancak "akıl sahiplerinin" (ülü'l-elbâb) ibret alacağını söyler: Hikmet, onu taşıyacak bir aklı ve kalbi gerektirir.
Sizi boşuna mı yarattık? Kur'an, Hakîm isminin en temel anlamını, yaratılışın amaçsız olmadığını bir soruyla anlatır:
Diyanet iki ayeti tek meal olarak verir. Ahirette insanlara sorulan soru, bütün hayata yönelik bir sorudur: "Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" Hakîm, hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. İnsanın hayatının bir amacı ve bir dönüşü vardır. Hikmet, bu amacın varlığını bilmek ve ona göre yaşamaktır.
İki kişiye gıpta. Hz. Peygamber, hikmet verilen kişiyi gıpta edilecek iki insandan biri saymıştır:
Hadis hikmetin iki yönünü gösterir: Onunla hükmetmek, yani kendi hayatında uygulamak; ve onu öğretmek, yani başkalarıyla paylaşmak. Hikmet, saklanan bir hazine değil, paylaşıldıkça çoğalan bir bilgidir.
Hikmetle çağır. Kur'an, hikmeti bir davet yöntemi olarak da emreder:
Rabbin yoluna çağırmanın üç yolu sayılır: hikmet, güzel öğüt ve en güzel biçimde tartışma. Hikmet ilk sırada gelir: Kime, ne zaman, nasıl ve ne kadar söyleneceğini bilmek. Doğru bir söz, yanlış zamanda ya da yanlış biçimde söylendiğinde hikmetini kaybeder.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da hikmeti, en değerli şeyleri en değerli bilgiyle bilmek diye tanımlar. En değerli varlık Allah'tır; en değerli bilgi de O'nu bilmektir. Bu yüzden gerçek anlamda Hakîm yalnız Allah'tır; insanlar arasında ise Allah'ı en iyi tanıyan kişi hikmete en yakın olandır. Gazâlî, dünya işlerinde ustalığı da bir tür hikmet sayar, ama asıl hikmetin, insanı ebedî mutluluğa götüren bilgi olduğunu vurgular. Kulun payı, işlerini yerli yerine koymak ve bilgisini Allah'ı tanımaya yöneltmektir.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Hakîm ismi, kâinattaki amaçlılığa dikkat çeker. Göz görmek, kulak işitmek, kalp kanı pompalamak için vardır; en küçük organın bile bir görevi bulunur. Bir ağacın kökü suyu, yaprağı ışığı, çiçeği arıyı arar. Kâinatta hiçbir şey yersiz ve boşuna değildir; her parça, bir bütünün içinde bir yere yerleştirilmiştir.
Derin
Derin
Anlaşılmayan işlerin iç yüzü. Kur'an, hikmetin çoğu zaman görünmeyen bir yüzü olduğunu Mûsâ ile Hızır'ın yolculuğunda anlatır. Hızır üç şaşırtıcı iş yapar: bir gemiyi deler, bir çocuğun hayatına son verir ve yıkılmak üzere olan bir duvarı ücretsiz onarır. Mûsâ her birine itiraz eder. Yolculuğun sonunda Hızır açıklamasını yapar:
Gemi, peşlerinde bir zorba hükümdar olan yoksul insanlarındı; kusurlu bir gemi el konulmaktan kurtulacaktı. Çocuğun anne babası müminlerdi ve onları inkâra sürükleyecek bir hayattan korunmuşlardı. Duvarın altında iki yetimin hazinesi vardı ve babaları salih biriydi. Hızır'ın son sözü, bütün kıssanın anahtarıdır: "Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin içyüzleri budur." Kıssa, dışarıdan bakıldığında zarar gibi görünen şeylerin arkasında bir hikmet olabileceğini gösterir. Ama bu bilgi Hızır'a vahiyle verilmişti; insan kendi tahminine dayanarak başkalarının acısına "hikmet" diyemez.
Hoşlanmadığınız bir şey. Kur'an, hikmetin insan bilgisini aştığını genel bir ilkeyle söyler:
"İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir." Ayet bir savaş hükmünün ortasında gelir; ama söylediği ilke hayatın her alanını kapsar. İnsan olayları anlık sonuçlarıyla değerlendirir; Hakîm ise onları bütün sonuçlarıyla bilir.
Kitabı ve hikmeti öğreten. İbrahim ve İsmail, Kâbe'yi inşa ederken bir peygamber için dua eder:
İstenen peygamberin dört görevi sayılır: ayetleri okumak, Kitabı öğretmek, hikmeti öğretmek ve arındırmak. Dua "Güçlü ve Hakîm olan ancak Sensin" diye biter. Hikmet, Kitap'tan ayrı olarak anılır: Bilgiyi bilmek bir şey, onu yerli yerinde uygulamak başka bir şeydir.
İlmî
İlmî
Allah'ın fiilleri bir amaca bağlı mıdır? Kelâm tarihinde, Allah'ın fiillerinin bir amaca ve hikmete bağlı olup olmadığı tartışılmıştır. Mu'tezile, Allah'ın fiillerinin kulların yararına olan hikmetlere bağlı olduğunu, hatta Allah'ın en uygun olanı yapmakla yükümlü olduğunu savunmuştur. Eş'arîler, Allah'ın fiillerinin kendisini zorunlu kılan bir amaca (garaz) bağlı olmadığını, çünkü bunun Allah'ı bir şeye muhtaç göstereceğini söylemiş; ama O'nun fiillerinin hikmetsiz ve abes olmadığını da kabul etmiştir. Mâtürîdîler ise hikmeti Allah'ın bir sıfatı olarak ele almış, O'nun fiillerinde hikmet bulunduğunu, abes olanın O'ndan sâdır olmayacağını vurgulamıştır. Üç görüş de Mü'minûn 115'teki soruda birleşir: Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmamıştır.
"Mümkün olanın daha güzeli yoktur." Gazâlî, İhyâ'nın tevekkül bahsinde, Allah'ın hikmetini ve adaletini düşünen birinin şu sonuca varacağını söyler: "Mümkün olanda, olandan daha güzeli yoktur." Söz, kâinattaki düzenin, içindeki acılar ve eksikliklerle birlikte, Hakîm'in hikmetinin bir sonucu olduğunu anlatır. Sonraki yüzyıllarda bu söz uzun tartışmalara konu olmuştur: Bir kısım âlimler onu, Allah'ın kudretini sınırladığı gerekçesiyle eleştirmiş; bir kısmı ise onu, Allah'ın fiillerinin hikmetine duyulan güvenin bir ifadesi olarak savunmuştur. Tartışma, kötülük ve acının varlığı karşısında Hakîm isminin nasıl anlaşılacağı sorusunun İslâm düşüncesindeki en bilinen örneklerinden biridir.
Kitap ve hikmet. Kur'an'da birçok ayette "Kitap ve hikmet" birlikte anılır. İmam Şâfiî, er-Risâle'de bu ifadelerdeki "hikmet" kelimesinin Peygamber'in sünneti olduğunu savunmuştur: Kitap indirilen vahiydir, hikmet ise onun Peygamber tarafından nasıl uygulanacağını gösteren sünnettir. Başka âlimler hikmeti, dinin derin anlayışı, doğru söz ve doğru amel olarak da açıklamıştır.
Hakîm ve hekim. İslâm dünyasında filozoflara da "hakîm" denmiştir; Farâbî ve İbn Sînâ gibi düşünürler bu unvanla anılmıştır. Tıp ile felsefenin aynı unvanı paylaşması, ikisinin de bir düzeni koruma bilgisi sayılmasındandır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Hakîm
el-Hakîm Kur'an'da 97 ayette, 42 sûrede geçer ve bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. En sık eşleri Azîz ve Alîm'dir: 47 ayette Azîz, 36 ayette Alîm ile birliktedir. Kelime yalnız Allah'ı değil, Kur'an'ı da niteler: Yâsîn 2'de hakîm Kur'an'a yemin edilir, Yûnus 1'de hikmetli Kitabın ayetlerinden söz edilir. Hikmet kelimesi ise 20 kez geçer ve çoğunlukla Kitap ile birlikte gelir. Bu dersin İlmî seviyesi Allah'ın fiillerinin amaca bağlılığını, Gazâlî'nin "mümkün olanın daha güzeli yoktur" sözünü, Kitap ve hikmeti ve hakîm ile hekimi anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: hakîm Kitap |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: hikmetin listesi |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: fayda vermeyen uyarı |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: duanın ve cevabın sırası |
Zeccâc: Hakîm Kitap. Dilci şârihler, Hakîm kelimesinin Kur'an'ı nitelediği yerlerde fa'îl kalıbının iki anlamına dikkat eder. Hakîm Kitap, hikmet sahibi ve hikmet öğreten bir Kitap olabilir; ama kökün ilk anlamına göre sağlam kılınmış, bozulmaktan korunmuş bir Kitap da olabilir. Hûd 1'de ayetlerin sağlam kılındığının söylenmesi ikinci anlamı destekler. Dilci için iki anlam birleşir: Kitap hem hikmet taşır hem de bozulmaktan korunmuştur. Hakîm isminin Allah'a nispeti de aynı ikiliği taşır: Hem işleri yerli yerine koyan hem de onları bozulmaktan koruyandır.
Taberî: Hikmetin listesi. İsrâ 22–38, bir dizi emir ve yasak sayar: Allah'tan başkasına kulluk etmemek, anne babaya iyilik, akrabaya ve yoksula hakkını vermek, israf etmemek, çocukları öldürmemek, zinaya yaklaşmamak, haksız yere cana kıymamak, yetim malını korumak, ölçüyü doğru tutmak, bilmediğin şeyin ardına düşmemek ve yeryüzünde böbürlenmemek. İsrâ 39 bu listenin adını koyar: Bunlar Rabbinin sana bildirdiği hikmetlerdir. Taberî'nin aktardığı açıklamalarda bu ayet, hikmetin soyut bir bilgi değil, hayatı düzenleyen somut ahlâk ilkeleri olduğunu gösterir. Hakîm'in hikmeti, kulun gündelik hayatında bir yol olarak görünür.
Kuşeyrî: Fayda vermeyen uyarı. Kamer 5, önceki kavimlerin haberlerinde üstün bir hikmet bulunduğunu, ama uyarıların fayda vermediğini söyler. İşârî tefsir geleneği bu ayette hikmet ile kabul arasındaki mesafeye dikkat çeker. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde hikmetin kula ulaşması ile onun kalbe yerleşmesi ayrı şeyler olarak anlatılır. Hikmet bütünüyle verilmiştir; eksik olan, onu alacak kalbin açıklığıdır. Bakara 269'da hikmetin ancak akıl sahiplerinin düşünüp öğüt alacağı bir hayır olarak anılması da bu ayrımı destekler.
Râzî: Duanın ve cevabın sırası. Bakara 129'da İbrâhîm, gelecek peygamber için dua ederken bir sıra izler: Ayetleri okuyacak, Kitabı ve hikmeti öğretecek, onları arındıracak. Bu duanın gerçekleştiğini bildiren üç ayette ise sıra değişir: Bakara 151, Âl-i İmrân 164 ve Cuma 2'de arındırma, Kitabın ve hikmetin öğretilmesinden önce gelir. Râzî'nin tefsirinde bu farkın hikmeti sorulur ve bir açıklama öne çıkar: İnsan önce arınmalıdır ki hikmeti alabilsin. Bu okumada sıra değişikliği bir eğitim ilkesi taşır: Hikmet, hazırlanmamış bir kalbe değil, arınmış bir kalbe öğretilir.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci Kitabın hem hikmetli hem sağlam oluşunu, müfessir hikmetin somut ahlâk ilkeleri olduğunu, işârî müfessir hikmet ile kabul arasındaki mesafeyi, Râzî ise arınmanın öğrenmeden önce gelmesini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Hakîm'in hikmeti hem kâinatta hem Kitapta hem de kulun hayatında yerli yerine koymaktır; kul onu ancak arınmış bir kalple alabilir.
Durup düşün
- Hayatında hoşlanmadığın ama sonradan iyiliğine olduğunu anladığın bir olay var mı? Bakara 216 sana ne söylüyor?
- Doğru bir sözü yanlış zamanda ya da yanlış biçimde söyleyip etkisini kaybettiğin oldu mu?
- Hayatının amacını nasıl tarif edersin? Mü'minûn 115'teki soruya nasıl cevap verirsin?
Uygulama
Bugün birine bir öğüt ya da eleştiri vermen gerekirse Nahl 125'i hatırla: hikmetle, güzel sözle ve doğru zamanda. Anlamadığın ve seni zorlayan bir durumla karşılaştığında, Kehf 82'deki "dayanamadığın işlerin içyüzleri" ifadesini düşün. Akşam Tefekkür Defteri'ne, geçmişte anlamını sonradan fark ettiğin bir olayı yaz.
Kendini sına
- Hikmet ile hüküm arasındaki fark nedir?
- Hakîm isminin en sık birlikte geldiği isim hangisidir ve bu birliktelik ne anlatır?
- Hızır, Kehf 82'de yaptığı işler için ne der?
- İmam Şâfiî'ye göre "Kitap ve hikmet" ifadesindeki hikmet nedir?