el-Muksit, adaletle hükmeden, herkese hakkını ve payını veren, mazlumun hakkını zalimden alan demektir. el-Adl dersinde adaletin kendisi, yani ölçünün ve dengenin Allah'a ait oluşu işlenmişti. el-Muksit ise adaletin uygulanmasına bakar: Bir anlaşmazlığın ortasına girip kimin payının ne olduğunu belirleyen, eksik bırakılanı tamamlayan, fazla alanı durduran. Aynı kökten gelen bir kelime Kur'an'da tam tersi anlamda, haktan sapanlar için kullanılır; bu ders, tek bir harfin adaleti zulümden nasıl ayırdığına da bakacaktır. Bu isimle kul, terazinin başında duran bir tüccar, iki kardeşin arasını bulan bir aile büyüğü ya da bir karar veren bir yönetici olarak kendi hayatına döner.
Temel
Kelime. el-Muksit, k-s-t kökünden gelir. Kıst, pay, hisse ve bu payın doğru verilmesi, yani adalettir. Aksata fiili "adaletle davrandı, herkese payını verdi" demektir; el-Muksit bu fiilin ism-i fâilidir: adaletle davranan. Türkçede taksit (bir borcun paylara bölünmüş kısmı), kıst (hisse) ve mukassat (taksitli) kelimeleri bu köktendir. Taksit kelimesi, kökün asıl anlamını iyi gösterir: Bir bütünü parçalara bölüp her parçayı yerine koymak. el-Muksit ismi Kur'an'da isim olarak geçmez; ama Kur'an, "Allah adil davrananları (el-muksitîn) sever" cümlesini üç yerde tekrar eder: Mâide 42, Hucurât 9 ve Mümtehine 8. İsim, bu fiilden ve Allah'ın kıst ile hükmettiğini bildiren ayetlerden alınmıştır.
Arayı bulmak. Bu üç ayetten biri, iki mümin topluluğun çatışmasını anlatır:
Ayetin sırası dikkat çeker. Önce ara bulunur (ıslah); saldıran taraf durdurulur; döndüğünde ise ara "adaletle" bulunur ve adil davranılır. Burada iki kelime birlikte gelir: adl ile ara bulmak ve kıst ile davranmak. Barış, taraflardan birinin haklı çıkması değil, her birinin payını alarak aynı masaya dönmesidir. Ayet, Allah'ın bu şekilde davrananları sevdiğini söyleyerek biter. Mümtehine 8 ise aynı sevgiyi, savaşmayan gayrimüslimlere karşı iyilik ve adaleti anlatırken tekrar eder; el-Berr dersinde bu ayet işlenmişti.
Kötü bilinene bile. Bir diğeri, Hz. Peygamber'e hakemliği için gelebilecek, yalana kulak veren bir topluluktan söz eder:
Onlar yalana kulak veren, haram yiyen kimselerdir; buna rağmen hüküm verilecekse adaletle verilmelidir. Adalet, karşıdakinin iyi biri olmasına bağlı değildir. Hz. Peygamber'e hüküm verip vermemekte serbestlik tanınır; ama hüküm vermeyi seçerse ölçü değişmez. Hakem, davayı getirenin kim olduğuna göre değil, davanın kendisine göre karar verir. Mâide 8 de aynı ilkeyi, bir topluluğa duyulan öfkenin adaletsizliğe itmemesi gerektiğini söyleyerek genel bir kural hâline getirir; el-Adl dersinde bu ayet işlenmişti.
Adil hakem. Buhârî'nin rivayet ettiği bir hadiste bu ismin kökü bir sıfat olarak geçer:
Hadiste "adil hakem" diye çevrilen ifade hakemen muksitendir. Hüküm veren (hakem) ile adaletle payı veren (muksit) yan yana gelir: Hüküm vermek yetmez, hükmün herkese payını vermesi gerekir.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da el-Muksit'i, mazlumun hakkını zalimden alan diye tarif eder ve bu işin en kâmil hâlinin, zalimi de mazlumu da razı ederek hakkı yerine koymak olduğunu söyler. Kulun bu isimden payı, önce kendi nefsine, sonra ailesine, sonra idaresi altındakilere karşı adil olmaktır. el-Adl dersinde işlenen "nurdan minberler" hadisi de adaleti bu üç alanda sayar: hükümde, ailede ve idare edilenlere karşı.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, paylaştırılmış bir düzende okunur. Güneş ışığı dünyanın her yerine aynı biçimde düşmez; ama her iklim kendi payını alır ve kendi canlılarını besler. Bir ağacın gövdesi suyu kökten alır ve dallara, yapraklara, meyvelere dağıtır; hiçbir dal bütün suyu kendine alıp ötekileri kurutmaz. Kâinatta her şey kendi payını alır ve payını aşmaz.
Derin
Derin
Kitap, ölçü ve demir. Kur'an, peygamberlerin gönderilme amacını kıst ile ilişkilendirir:
Meal "insanların doğru (adaletli) hareket etmeleri için" der; Arapçasında "insanlar kıstı ayakta tutsunlar diye" (li-yekûme'n-nâsü bi'l-kıst) ifadesi geçer. Ayette üç şey birlikte indirilir: kitap, ölçü (mîzân) ve demir. Müfessirler bu üçlüyü, adaletin bilgiye (kitap), ölçüye (mizan) ve gerektiğinde onu koruyacak güce (demir) ihtiyaç duyduğu şeklinde yorumlamıştır. Kıst, yalnız bir duygu ya da iyi niyet değildir; kurallı ve korunan bir düzendir.
Çarşıdaki kıst. Kur'an, adaleti en gündelik yerde, terazinin başında arar. Şuayb peygamberin kavmine söyledikleri bunun örneğidir:
Şuayb, önce tevhide çağırır, hemen ardından ölçü ve tartıyı tam yapmayı söyler. İnanç ile ticaret aynı nefeste anılır. Mutaffifîn sûresi de aynı konuyla açılır:
Burada kınanan, alırken tam, verirken eksik tartan kişidir. Sûreye adını veren mutaffif kelimesi, dilcilere göre "az, önemsiz miktar" anlamındaki tafîften gelir: Kınanan, büyük bir soygun değil, fark edilmeyecek kadar küçük bir eksiltmedir. Kıst, en küçük payda bile sınanır. Hûd 85'teki "insanlara eşyalarını eksik vermeyin" (lâ tebhasû) ifadesi ise tartının ötesine geçer: Başkasının malını, emeğini ya da değerini olduğundan düşük göstermek de payı kısmaktır. Kendi hakkını eksiksiz isteyip başkasının hakkını kısmak, kıstın tam tersidir. Rahmân sûresi de tartıyı doğru yapmayı emreder (Rahmân 9).
Ahirette kıst. Yûnus sûresi, iki ayette ahiretteki hükmü kıst ile tarif eder: Her ümmet ile peygamberi arasında adaletle hüküm verilir ve hakları yenmez (Yûnus 47); haksızlık edenler azabı görünce pişman olur, "haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmolunmuştur" (Yûnus 54). el-Kayyûm dersinde işlenen "Allah uyumaz... teraziyi indirir ve yükseltir" hadisindeki terazi kelimesi de rivayette kıst ile gelir.
İlmî
İlmî
Bir harfin farkı. Arapçada aynı kökten iki fiil tam zıt anlamlara gelir. Kasata (hemzesiz) "haktan saptı, zulmetti" demektir ve ondan gelen kâsit, zalim anlamına gelir. Aksata (hemzeli) ise "adaletle davrandı" demektir ve ondan gelen muksit, adil anlamına gelir. Dilciler, hemzeli kalıbın burada kökteki anlamı ortadan kaldırma (selb) işlevi gördüğünü söyler: Aksata, "sapmayı giderdi" demektir. Kur'an bu farkı cinlerin kendi aralarındaki konuşmada gösterir:
Meal el-kâsitûnu "yazık edenler" diye çevirir; kelime haktan sapanları anlatır. Aynı kökten bir kelime cehennemin odunu olanlar için, öbürü Allah'ın sevdikleri için kullanılır.
Adl ile kıst. el-Adl dersinde iki kelimenin ayrımı işlenmişti: adl dengeyi, kıst payı gözetir. Âlimler el-Adl ile el-Muksit arasında da benzer bir fark gözetmiştir. el-Adl, Allah'ın bütün fiillerinin adalet olduğunu bildirir; el-Muksit ise özellikle haksızlığa uğrayanın hakkını alan ve anlaşmazlıkta her tarafa payını veren olarak anlaşılmıştır. Bu yüzden el-Muksit ismi, kul için bir hakemlik ve ara bulma ahlakı olarak okunmuştur.
Gazâlî'nin örneği. Gazâlî, el-Muksit'in kemalini anlatırken, ahirette bir müminin kardeşinden hakkını isteyeceğini, Allah'ın ona cennetteki köşkleri gösterip bunların kardeşini affetmenin bedeli olduğunu bildireceğini, bunun üzerine onun kardeşini affedeceğini anlatan bir rivayeti örnek verir. Hadis âlimleri bu rivayetin senedini tenkit etmiştir; Gazâlî onu hüküm için değil, ismin anlamını göstermek için kullanır: Zalimin cezalandırılmasıyla değil, mazlumun razı edilmesiyle gelen bir adalet.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Muksit
el-Muksit kalıbı Kur'an'da üç ayette, üç sûrede geçer: Mâide 42, Hucurât 9 ve Mümtehine 8; üçünde de Allah'ın adaletle davrananları (muksitîn) sevdiği söylenir. Bu sayfanın Kur'an'da bölümü üçünü de gösterir. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi k-s-t kökü Kur'an'da 25 kez geçer: kıst 15, tuksitû 3, aksat (daha adil) 2, kâsit (zalim) 2 kez. Bu dersin İlmî seviyesi hemzeli ve hemzesiz fiilin zıt anlamlarını, adl ile kıst farkını ve Gazâlî'nin örneğini anlattı. Bu bölüm, kökün dersin ve el-Adl dersinin işlemediği ayetlerine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: kıstı emredenler |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Ahkâm: bir ayette kıst ve adl |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: yazmak en adil olandır |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: aslına nispet etmek |
Taberî: Kıstı emredenler. Âl-i İmrân 21, Allah'ın ayetlerini inkâr edenleri, haksız yere peygamberleri öldürenleri ve insanlardan adaleti emredenleri (ellezîne ye'murûne bi'l-kıst) öldürenleri anar. Taberî'nin aktardığı açıklamaya göre bu son grup, peygamberlerden sonra onların yolunu sürdüren, insanlara iyiliği ve adaleti emreden kimselerdir. Ayet onları peygamberlerin hemen yanında anar. Bu okumada kıstı emretmek, peygamberlik görevinin peygamber olmayanlara kalan bir parçasıdır. Ayet aynı zamanda bir uyarıdır: Kıstı emretmenin bir bedeli olabilir. Muksit'in sevdikleri, bazen bu bedeli ödeyenlerdir.
Kurtubî: Bir ayette kıst ve adl. Nisâ 3 iki ayrı kelime kullanır: Yetim kızlar hakkında kıst'ı gözetememekten (ellâ tuksitû) korkarsanız, ve eşler arasında adl'i gözetememekten (ellâ ta'dilû) korkarsanız. Diyanet meali ikisini haksızlık ve adaletsizlik diye çevirir. Kurtubî bir ahkâm müfessiri olarak ayetin hükümlerini tartışırken bu iki kelimenin farklı yerlerde kullanılmasına da dikkat çekilir: Yetimin hakkı, ona düşen payın, özellikle mehrinin eksiksiz verilmesidir; bu bir kıst meselesidir. Eşler arasındaki adalet ise birini öbürüne tercih etmemek, aralarında dengeyi korumaktır. Dersin İlmî seviyesindeki ayrım, adl dengeyi ve kıst payı gözetir, bu ayette aynı cümlenin içinde görünür.
Râzî: Yazmak en adil olandır. Kur'an'ın en uzun ayeti olan Bakara 282, borcun yazılmasını emreder ve şöyle der: Bu, Allah katında en doğru, şahitlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. En doğru diye çevrilen kelime aksat'tır, yani en adil. Râzî'nin tefsirinde ayetin saydığı üç fayda üzerinde durulur: Yazı hakkı korur ve adalete en yakın sonucu verir; şahitliği unutulmaya karşı sağlamlaştırır; taraflar arasındaki şüpheyi giderir. Bu okumada kıst yalnız bir hâkimin vereceği hükümde değil, iki kişinin borç anlaşmasında da aranır. Muksit'e yakışan kul, anlaşmazlık çıkmadan önce payları açıkça yazar.
Kuşeyrî: Aslına nispet etmek. Ahzâb 5, evlatlıkların babalarına nispet edilmesini emreder: Bu, Allah katında en doğru olandır (hüve aksatu). Kuşeyrî'nin işârî okumasında bu hüküm genişletilir: Her şeyi kendi aslına nispet etmek kıstın kendisidir. Bir çocuğu gerçek babasına nispet etmek nasıl en adil olansa, kulun elindeki nimeti de gerçek sahibine nispet etmesi öyledir. Kendinde olanı kendinden bilen, bir nispet hatası yapar. Ayetin devamındaki ruhsat da dikkat çeker: Babası bilinmeyen din kardeşi sayılır ve yanılmalarda bir sorumluluk yoktur.
Karşılaştırma. Dört şârih kıstın dört alanına bakar. Taberî kıstı emretmeyi peygamberlik görevinin bir mirası olarak, Kurtubî kıst ile adlin aynı ayette nasıl ayrıldığını, Râzî kıstın bir borç anlaşmasında yazıyla nasıl korunduğunu, Kuşeyrî ise her şeyi aslına nispet etmenin kıst olduğunu öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Kıst, herkese ve her şeye kendi payını ve kendi yerini vermektir; Muksit bu ölçünün sahibidir, kul ise onu hayatın en gündelik işlerinde gözetir.
Sıradaki isim. Kıst ile hüküm, taraflar bir araya gelmeden verilemez. Sıradaki isim el-Câmi', toplayan, bu bir araya getirmeye bakacaktır: insanları bir gün için toplamaya ve zıt şeyleri bir düzende birleştirmeye.
Durup düşün
- Alırken tam, verirken eksik davrandığın bir alan var mı: zaman, emek, söz ya da para?
- İki sevdiğin insan arasında karar vermek zorunda kaldığında, birini haklı çıkarmakla ikisine payını vermek arasındaki farkı nasıl yaşadın?
- Sana düşmanlık besleyen birine karşı adil olmak senin için ne zaman zorlaştı?
Uygulama
Bu hafta, bir işte ya da alışverişte başkasına verdiğin şeyi, kendine verilmesini istediğin ölçüyle karşılaştır. Evde ya da işte paylaşılan bir sorumluluğu, herkesin payını açıkça yazarak yeniden düzenle. Akşam Tefekkür Defteri'ne, bugün kimin hakkını gözettiğini ve kimin hakkını kıstığını yaz.
Kendini sına
- el-Muksit isminin kökü nedir ve "kıst" ne anlama gelir?
- "Allah adil davrananları sever" cümlesi Kur'an'da hangi üç ayette geçer?
- Hadîd 25'e göre peygamberlerle birlikte indirilen üç şey nedir?
- Kâsit ile muksit arasındaki fark nedir?