İçeriğe geç

ذو الجلال والإكرام

85. isim

Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm

Celâl ve ikram sahibi

İsim dersi · 85. isim

Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm: Celâl ve İkram Sahibi

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm, hem celâl, yani yücelik, azamet ve heybet sahibi olan, hem de ikram, yani cömertlik, lütuf ve ağırlama sahibi olan demektir. İsim iki karşıt gibi görünen niteliği bir araya getirir: Heybetiyle insanı titreten ve cömertliğiyle insanı ağırlayan. İnsanlar arasında bu ikisi nadiren birlikte bulunur; heybetli olan çoğu zaman uzak durur, cömert olan çoğu zaman heybetini kaybeder. Bu isim, ikisinin eksiksiz birleştiği yeri anlatır. el-Celîl dersinde bu ismin geçtiği Rahmân 26–27 ve 78 ile "Yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm" duasına sarılma öğüdü işlenmişti; el-Kerîm dersinde ikramın yönleri ele alınmıştı. Bu ders, iki niteliğin birlikteliğine bakar: yaşlı bir müslümana gösterilen saygıyla, cennete girerken "keşke kavmim bilseydi" diyen bir adamla ve "şerefli kılınmış kullar" olan meleklerle.

Temel

Kelime. İsim üç parçadan oluşur. Zû, "sahip" demektir. Celâl, c-l-l kökünden gelir ve "yücelik, büyüklük, heybet" anlamı taşır; el-Celîl isminin kökü de budur. İkrâm ise k-r-m kökünden gelir ve "cömertçe ağırlamak, şereflendirmek, lütufta bulunmak" demektir; el-Kerîm isminin kökü de budur. Türkçede celâl (heybet, azamet), ikram (bir şey sunmak, ağırlamak), mükerrem (saygıdeğer) ve tekrim (saygı gösterme) bu köklerden gelir. Bu isim, Kur'an'da iki yerde, ikisi de Rahmân sûresinde geçer: Rahmân 27 ve Rahmân 78. Sûrenin başı ise bu ikramın ilk biçimlerini sayar:

Rahmân olan Allah önce Kur'an'ı öğretmiş, sonra insanı yaratmış ve ona konuşmayı öğretmiştir. Sûre, Allah'ın insana ikramıyla açılır ve Rabbin celâl ve ikram sahibi adının yüceltilmesiyle kapanır (Rahmân 78); Diyanet meali oradaki ifadeyi "büyük ve pek cömert" diye çevirir. Başı ikram, sonu celâl ve ikramdır. Sayılan ilk ikram dikkat çekicidir: Yaratılıştan önce öğretim anılır. Kur'an'ın öğretilmesi, insanın yaratılmasından önce zikredilir; müfessirler bu sıralamayı, insanın asıl şerefinin bilgiyle ve vahiyle olduğuna bir işaret olarak yorumlamıştır. Ardından gelen "konuşmayı öğretti" ifadesi (beyân) de insanı diğer canlılardan ayıran ikramı adlandırır: düşündüğünü söze dökebilmek. Böylece sûre, insana verilen en büyük ikramları, yani vahyi, varlığı ve dili, birbirine bağlayarak sayar.

İclâl ve ikram. İsmin iki parçası, Hz. Peygamber'in bir sözünde insan ilişkilerine indirilir. Ebû Dâvûd'un Sünen'inde (Edeb) aktarılan bir rivayette Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Allah'ı yüceltmekten (iclâl) biri de, ak saçlı müslümana, Kur'an'ı taşıyıp onda aşırılığa ve ihmale gitmeyene ve adil yöneticiye ikram etmektir." Allah'ın celâline saygı, O'nun kullarına ikramla gösterilir. Yaşlıyı ağırlamak, Kur'an'ı yaşayanı onurlandırmak ve adaleti savunanı desteklemek, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm isminin insan hayatındaki karşılığıdır.

Namazın ardından. Hz. Peygamber, namazdan selam verdikten sonra kısa bir dua okurdu ve bu dua "Tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm" (Ey celâl ve ikram sahibi, Sen yücesin) diye biterdi (Müslim, Mesâcid). es-Selâm dersinde bu dua işlenmişti. Her namaz, bu ismin anılmasıyla kapanır.

Sana icabet edildi. Tirmizî'nin Sünen'inde (Deavât) Muâz b. Cebel'den aktarılan bir rivayete göre Hz. Peygamber, bir adamın dua ederken "Yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm" dediğini işitmiş ve ona "Sana icabet edildi, iste" buyurmuştur. el-Celîl dersinde işlenen "Yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm'a sarılın" öğüdüyle birlikte bu rivayet, ismin dua âdabındaki yerini gösterir: Kul, isteğini söylemeden önce istediği kapının sahibini tanıdığını söyler. Celâl, istenenin büyüklüğünü; ikram, verenin cömertliğini hatırlatır. Heybetinden dolayı ondan çekinilen ama cömertliğinden dolayı kapısı çalınan bir Sahibe yönelmek, duanın iki kanadı gibidir.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da bu ismi şöyle açıklar: Hiçbir celâl ve kemal yoktur ki O'na ait olmasın; hiçbir ikram ve lütuf yoktur ki O'ndan yaratılmışlara taşmış olmasın. Celâl O'nun zâtında, ikram ise O'ndan halka doğru akandadır. Bu açıklamadan kul için çıkan ders, hem vakarlı hem cömert olmaktır: Kendi onurunu koruyup başkalarını onurlandırmak. Vakarı olmayan cömertlik küçümsenir, cömertliği olmayan vakar ise kibre döner.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, kâinatın iki yüzünde okunur. Bir yanda fırtınanın, yıldırımın, okyanusun ve yıldızlı gökyüzünün heybeti vardır; insanı küçük düşürür ve susturur. Öbür yanda bir çiçeğin rengi, bir meyvenin tadı, bir sabahın serinliği vardır; insanı ağırlar ve sevindirir. İkisi aynı kâinatta, aynı Sahibin eserleridir.

Derin

Derin

Keşke kavmim bilseydi. Yâsîn sûresi, bir şehre gönderilen elçileri ve onları yalanlayan halkı anlatır. Tam o sırada şehrin öbür ucundan bir adam koşarak gelir:

Tefsir geleneğinde bu adamın adı Habîb en-Neccâr olarak geçer; ayette adı anılmaz. Kavmine, karşılık beklemeden doğru yolu gösterenlere uymalarını öğütler. Müfessirlerin çoğunluğuna göre kavmi onu bu yüzden öldürür. Kur'an onun cennete girerken söylediği sözü aktarır:

Adamın ilk sözü, kendi kavmine dairdir: Keşke onlar da Rabbinin kendisini bağışladığını ve "ikrama mazhar olanlardan" kıldığını bilseydi. Kendisini öldürenlere karşı kin değil, onların da bu ikramı görmesi arzusu vardır. Âlimler bu ayeti, müminin öldükten sonra bile kavmine iyilik dilediğinin bir örneği saymıştır. İkram edilen, ikramı başkalarının da tatmasını ister. Ayetteki sıralama da dikkat çeker: Adam önce bağışlanmayı, sonra ikramı anar. Bağışlanma bir yükün kaldırılmasıdır; ikram ise yükü kalkmış olanın ağırlanmasıdır. Celâl sahibi önce kusuru örter, sonra onurlandırır. Kul da affettiği birini yalnız bağışlamakla kalmayıp ona yeniden değer verdiğinde, bu ismin sırasını kendi hayatında izlemiş olur.

Şerefli kılınmış kullar. Kur'an, meleklerin Allah'ın çocukları olduğu iddiasını reddederken onları "ikram edilmiş" diye anar:

Diyanet meali "şerefli kılınmış kullar" der; Arapçasında ibâdün mükramûn, yani "ikram edilmiş kullar" ifadesi geçer. Melekler ilah değil, kuldur; ama ikram edilmiş kullardır. İkram, bir kulu kulluktan çıkarmaz; onu kulluğu içinde onurlandırır.

Cennetlerde ikram. Kur'an, ikram edilecekleri tarif eder:

Ayetin öncesinde bu kimselerin nitelikleri sayılır: emanetlerini ve sözlerini yerine getirenler, şahitliklerini gereği gibi yapanlar ve namazlarına riayet edenler (Meâric 32–34). İkram, bir sadakatin karşılığıdır. Sâffât sûresi de aynı ikramı, içtenlikle bağlı kullara ayırır:

Karşılıklı tahtlar, ikramın yalnız bir nimet değil bir buluşma olduğunu da gösterir: İkram edilenler yan yana, birbirine dönük oturur. Dünyada birbirine ikram edenlerin ahirette birlikte ağırlanması, ismin iki yüzünü birleştirir.

İlmî

İlmî

Celâl ve cemâl. Tasavvuf literatüründe Allah'ın isimleri çoğu zaman iki gruba ayrılmıştır: celâl isimleri (Kahhâr, Cebbâr, Müntakim gibi) ve cemâl isimleri (Rahmân, Latîf, Vedûd gibi). Kuşeyrî, er-Risâle'nin "heybet ve üns" bölümünde, kulun kalbinde bu iki tecellinin iki farklı hâl doğurduğunu anlatır: Celâl tecellisi heybet (saygıyla karışık korku), cemâl tecellisi ise üns (yakınlık ve huzur) doğurur. Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm ismi, bu iki grubun tek bir isimde buluştuğu yer olarak okunmuştur.

Zû ve zî. İsmin iki geçtiği yerde küçük bir dil inceliği vardır. Rahmân 27'de ifade zü'l-celâli ve'l-ikrâm biçimindedir ve Rabbin vechine, yani zâtına sıfat olur: Kalıcı olan, celâl ve ikram sahibi olan zâttır. Rahmân 78'de ise ifade zi'l-celâli ve'l-ikrâm biçimindedir ve doğrudan Rab kelimesine sıfat olur: Yüce olan, celâl ve ikram sahibi Rabbin adıdır. Arapçada sıfat, nitelediği kelimenin durumuna uyar; bu yüzden aynı ifade iki ayette iki farklı hâlde okunur. Âlimler buradan, ismin hem zâta hem Rabbe ait olarak anıldığını çıkarmıştır.

"Zû" ile kurulan isimler. Esmâ listesinde birkaç isim, "sahip" anlamındaki zû kelimesiyle kurulur: Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm ve Kur'an'da geçen Zü'l-Arş (arş sahibi), Zü'l-Fadl (lütuf sahibi), Zü'r-Rahme (rahmet sahibi) gibi ifadeler. Âlimler bu kuruluşu, niteliğin Allah'a ait bir mülk gibi, O'ndan ayrılmaz biçimde bulunmasının ifadesi olarak açıklamıştır.

İnsana ikram. Kur'an, Âdemoğlunun şerefli kılındığını söyler (İsrâ 70); el-Kerîm dersinde bu ayet işlenmişti. Âlimler, Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm isminin kul için en somut anlamının bu olduğunu belirtmiştir: İnsan, Celâl sahibinin ikramıyla şerefli kılınmış bir varlıktır. İnsanın onuru, kendi başarısından değil, bu ikramdan gelir; bu yüzden hiçbir insanın onuru bir başkası tarafından keyfî olarak çiğnenemez.

İsm-i a'zam görüşü. Allah ismini anlatan ilk derste, ism-i a'zamın hangisi olduğu konusunda âlimlerin ayrıldığı belirtilmişti. Bu isme sarılma öğüdü ve duada anılınca icabet müjdelenmesi, bazı âlimlerin ism-i a'zamın Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm olduğunu da öne sürmesine yol açmıştır. Bu, ayrılığın içindeki görüşlerden biridir; kesin bir hüküm değildir.

İlmî

Klasik şerhlerde Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm

Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm Kur'an'da iki ayette geçer, ikisi de Rahmân sûresindedir: 27 ve 78. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi celâl kelimesi Kur'an'da yalnız bu iki yerde yer alır; k-r-m kökü ise 47 kez geçer ve bunun 30'u kerîm'dir. el-Celîl dersinin şerh bölümü bu iki ayeti dört yönden okumuştu: celâl ile tecellî farkı, iki ayetteki iki dilbilgisi hâli, heybet ile üns ve Rahmân 26'daki fânilik. Bu dersin İlmî seviyesi de celâl ve cemâli, zû ile kurulan isimleri, insana ikramı ve ism-i a'zam görüşünü anlattı. Bu bölüm, aynı isme şârihlerin sorduğu başka soruları yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybKelâm: mübarek olan isim
Hattâbî (ö. 388/998)Şe'nü'd-duâDua: isme sarılmak
Beyhakî (ö. 458/1066)el-Esmâ ve's-sıfâtTasnif: bir isimde iki sıfat
Kuşeyrî (ö. 465/1072)Letâifü'l-işârâtİşârî tefsir: kalıcı olan yüz

Râzî: Mübarek olan isim. Rahmân 78 sûreyi şu cümleyle bitirir: Büyük ve pek cömert olan Rabbinin adı ne yücedir! Arapçada tebâreke'smu rabbik, yani Rabbinin ismi mübarektir. Râzî bu ayeti, kelâmda ismin müsemmâ ile, yani adlandırılanla aynı olup olmadığı tartışmasında ele alır. Bir görüş, ayette övülenin isim olduğunu ve ismin müsemmânın kendisi olduğunu söylemiştir. Râzî ise bu ayetten başka bir sonuç çıkarır: İsim bile mübarek ve yüce ise, ismin sahibi evleviyetle öyledir; ayet ismi yücelterek sahibini yüceltir. Bu tartışmanın bir uygulaması da vardır: Allah'ın isimleri saygıyla anılır, çünkü onlar O'na çıkan yoldur.

Hattâbî: İsme sarılmak. el-Celîl dersinde, bu isme sarılmayı öğütleyen rivayet okunmuştu. Arapçası elizzû'dur. Hattâbî Şe'nü'd-duâ'da bu kelimenin anlamını açıklar: İlzâz, bir şeye yapışmak, onu bırakmamak ve sürekli tekrar etmektir. Bu açıklamaya göre öğüt, ismi bir kez anmak değil, duada ona devam etmektir. Hattâbî'nin bakışında bu ismin seçilmesinin bir sebebi de vardır: İsim, Allah'ın hem yüceliğini hem cömertliğini tek bir hitapta toplar. Duacı, istediği kapının hem heybetini hem de açıklığını aynı sözle anar. Dersin Temel seviyesindeki Muâz rivayeti, bu sarılmanın karşılığını haber verir.

Beyhakî: Bir isimde iki sıfat. Beyhakî el-Esmâ ve's-sıfât'ta isimleri dayandıkları sıfatlara göre gruplar: Bir kısmı Allah'ın zâtına ait ezelî sıfatlara, bir kısmı ise fiillerine dayanır. Muktedir dersinin şerh bölümünde bu ayrım okunmuştu. Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm bu ayrımın iki yanını tek bir isimde birleştirir: Celâl, zâtın yüceliğidir ve O'nun kendisine aittir; ikrâm ise bir fiildir ve kullara yönelir. Bu yüzden isim, hem Allah'ın kendisi hakkında hem de yarattıklarıyla ilişkisi hakkında bir şey söyler. Dersin Temel seviyesindeki iclâl hadisi bu bağlantıyı insana taşır: Allah'ın celâline saygı, O'nun kullarına ikramla gösterilir.

Kuşeyrî: Kalıcı olan yüz. Rahmân 27, yeryüzündeki her şeyin yok olacağını, yalnız Rabbin celâl ve ikram sahibi zâtının (vech) kalacağını söyler. Celîl dersinin şerh bölümünde Taberî'nin bu kelimeyi zât diye açıkladığı okunmuştu. Kuşeyrî'nin işârî okumasında ayet kula da bir şey söyler: Kulun yaptıklarından kalıcı olan, O'na yönelik olanıdır. Kendi adına yapılan her şey yeryüzündeki her şey gibi geçer; O'nun rızası gözetilerek yapılan ise O'nun bekasıyla anılır. Bu okumada celâl, geçici olanın karşısında duran kalıcılığı; ikram ise kulun amelini bu kalıcılığa bağlayan lütfu anlatır.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı isme dört soru sorar. Râzî ismin kendisinin de mübarek olmasının ne anlama geldiğini, Hattâbî isme sarılmanın dua içindeki anlamını, Beyhakî bir ismin hem zâtî hem fiilî bir sıfatı nasıl taşıdığını, Kuşeyrî ise kulun amelinden neyin kalacağını sorar. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Celâl O'nun kendisine, ikram O'nun kullarına bakar; kul bu ismi anarken hem saygıyla geri durur hem de güvenle yaklaşır.

Sıradaki isim. Ebû Dâvûd'daki iclâl hadisi, ikram edilecekler arasında adil yöneticiyi sultân-ı muksit diye anar. Sıradaki isim el-Muksit, bu kelimenin köküne, yani adaletle hükmetmeye ve hakkı yerine koymaya bakacaktır.

Durup düşün

  • Hayatında hem saygı duyduğun hem de yakınlık hissettiğin biri var mı? Onda celâl ile ikramı nasıl birlikte görüyorsun?

  • Ebû Dâvûd'daki hadise göre, bugün hangi yaşlıya ya da hangi değerli insana ikram edebilirsin?

  • Yâsîn 26–27'deki adam gibi, sana kötülük edenlerin de iyiliği görmesini dileyebiliyor musun?

Uygulama

Bugün bir yaşlıyı ziyaret et ya da ona bir ikramda bulun; Ebû Dâvûd'daki "Allah'ı yüceltmekten biri" sözünü hatırla. Namazlarından sonra "Allâhümme ente's-selâm ve minke's-selâm, tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm" duasını anlamını düşünerek oku. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde gördüğün bir heybet ve bir ikram anını yaz.

Kendini sına

  1. Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm isminin parçaları nelerdir ve her biri ne anlama gelir?
    Cevabı göster

    Zû (sahip), celâl (yücelik, azamet, heybet) ve ikrâm (cömertlik, ağırlama, şereflendirme).

  2. Bu isim Kur'an'da hangi sûrede ve kaç yerde geçer?
    Cevabı göster

    Rahmân sûresinde, iki yerde (Rahmân 27 ve 78).

  3. Yâsîn 26–27'deki adam cennete girerken ne dilemiştir?
    Cevabı göster

    Kavminin, Rabbinin kendisini bağışladığını ve ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilmesini.

  4. Kuşeyrî'ye göre celâl ve cemâl tecellileri kulun kalbinde hangi hâlleri doğurur?
    Cevabı göster

    Celâl tecellisi heybet, cemâl tecellisi ise üns (yakınlık ve huzur) doğurur.

Kur'an'da Zü'l-Celâli ve'l-İkrâm

Kelimeler (جَلال, إِكْرام) Kur'an'da 4 kez, 2 ayette ve 1 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Rahmân4

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Allah ismi dışında aynı ayette başka bir isim geçmez.

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Rahmân 27

    وَيَبْقَىٰ وَجْهُ رَبِّكَ ذُو ٱلْجَلَٰلِ وَٱلْإِكْرَامِ

    Ancak, yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bakidir.

  2. Rahmân 78

    تَبَٰرَكَ ٱسْمُ رَبِّكَ ذِى ٱلْجَلَٰلِ وَٱلْإِكْرَامِ

    Büyük ve pek cömert olan Rabbinin adı ne yücedir!

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

ج-ل-لKur'an'da 2 kelime, 1 farklı türev

İlk resim: Büyüklük ve ululuk; bir şeyin kadrinin yüce olması.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
جَلالisim kalıbıcelal, ululukİsim2Rahmân 27

ك-ر-مKur'an'da 47 kelime, 8 farklı türev

İlk resim: Bir şeyin kendi türünde en değerli, en şerefli olması.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
كَرِيمşerefli, değerli; cömertİsim30Nisâ 31
مُكْرَمikram görmüş, değerli kılınmışİsim5Enbiyâ 26
أَكْرَمَikram etti, değer verdiFiil4Yûsuf 21
كَرَّمْşerefli kıldıFiil2İsrâ 62
أَكْرَمen cömert; en değerliİsim2Hucurât 13
إِكْرامisim kalıbıikram, ağırlamaİsim2Rahmân 27
مُكْرِمikram edenİsim1Hac 18
مُكَرَّمَةşerefli kılınmışİsim1Abese 13

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.