el-Câmi', toplayan, bir araya getiren demektir. Allah insanları şüphe götürmeyen bir günde toplar; dağılmış kemikleri bir araya getirir; birbirine yabancı kalpleri uzlaştırır; birbirine zıt şeyleri tek bir düzende bir arada tutar. Bu isim, dağınıklığın karşısında durur. İnsan hayatı çoğu zaman dağılmayla geçer: zaman parçalanır, dikkat bölünür, aileler ve dostluklar uzaklaşır, insan kendi içinde bile birbirine uymayan istekler taşır. el-Câmi' ismi, bütün bu parçaların sonunda bir araya geleceğini ve bir araya getirenin kim olduğunu hatırlatır. Bu ders, ismin üç alanına bakar: toplanma günü, kalplerin birleşmesi ve zıtların bir aradalığı.
Temel
Kelime. el-Câmi', c-m-' kökünden gelir. Cem', dağınık olanı bir araya getirmek, toplamaktır; el-Câmi' bu fiilin ism-i fâilidir: toplayan. Türkçede cami (insanları namaz için toplayan yer), cemaat (toplanmış topluluk), cemiyet (dernek, toplum), cem' (toplam), mecmua (derleme, dergi), içtima (toplantı) ve Cuma (toplanma günü) kelimeleri bu köktendir. Cuma gününün adı bile bu ismin kökünden gelir: Müminlerin bir araya geldiği gün. Kur'an bu günün adını Cuma sûresinin dokuzuncu ayetinde, namaza çağrı yapıldığında alışverişin bırakılmasını emrederken anar. Mahalledeki cami, adını taşıdığı kelimeyle, bu ismin her gün beş kez tekrar edilen bir işaretidir. el-Câmi' ismi Kur'an'da iki yerde isim olarak geçer; bunlardan biri bir duadır:
Bu dua, el-Vehhâb dersinde işlenen "Rabbimiz! Kalplerimizi eğriltme" duasının hemen ardından gelir. Kalbin sebatı istendikten sonra, toplanma gününe iman dile getirilir. İsmin öbür geçtiği yer ise bir uyarıdır: Allah'ın münafıkları ve kâfirleri cehennemde toplayacağını bildiren Nisâ 140. Toplamak, hem ödüle hem hesaba açılan bir kapıdır.
Toplanma günü. Kur'an, kıyamet gününe "toplanma günü" (yevmü'l-cem') adını verir:
Ayetin anlattığı gün, hem bir toplanma hem bir ayrışma günüdür. Herkes bir araya getirilir; sonra kimin aldandığı ortaya çıkar. Sûrenin adı da bu kelimeden gelir: Teğâbün, karşılıklı aldanış demektir. Mürselât sûresi de o günü, "sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günü" diye anar (Mürselât 38). İlk insandan son insana kadar herkes aynı yerde bulunur.
Cevâmiu'l-kelim. Hz. Peygamber, kendisine verilen bir özelliği bu kökten bir kelimeyle anlatmıştır:
Cevâmiu'l-kelim, az sözle çok anlam toplayan ifadeler demektir. Âlimler, Hz. Peygamber'in kısa ama geniş anlamlı sözlerini bu başlık altında derlemiştir. Toplamak yalnız eşyada değil, sözde de olur: Dağınık anlamları kısa bir cümlede bir araya getirmek.
Cemaat. İsmin kökü, ibadetin en görünür biçimlerinden birinde de yaşar. Hz. Peygamber, cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan yirmi yedi derece üstün olduğunu bildirmiştir (Buhârî, Ezân; Müslim, Mesâcid). Namaz tek başına da kılınır; ama bir araya gelmek, ona ayrı bir değer katar. Cami, cemaat ve Cuma, bu isimden aldıkları kelimelerle, müminlerin dağınıklığa karşı her gün yeniden toplanmasını anlatır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da el-Câmi'i, benzer, farklı ve zıt şeyleri bir araya getiren olarak açıklar. İnsanları toplanma gününde bir araya getirmesi benzerleri toplamasıdır; gökleri, yıldızları, havayı, yeri ve denizleri tek bir âlemde düzenlemesi farklıları toplamasıdır; bir canlının bedeninde sıcak ile soğuğu, yaş ile kuruyu dengede tutması ise zıtları toplamasıdır. Gazâlî'ye göre kulun bu isimden payı, dış davranışlarının edebi ile iç dünyasının hakikatlerini kendinde toplamaktır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, bir arada duran zıtlarda okunur. Bir ağaç, topraktaki suyu ve havadaki ışığı kendinde toplar ve meyveye çevirir. İnsan bedeni, birbirine hiç benzemeyen dokuları, kemiği ve kanı, sinirleri ve kasları tek bir hayat içinde bir arada tutar.
Derin
Derin
Toplanılacak gün. Kur'an, o günü bir kez de edilgen bir kelimeyle anar: İnsanların kendisi için "toplanmış" olduğu gün.
Arapçasında yevmün mecmû'un lehü'n-nâs, yani "insanların onun için toplandığı gün" ifadesi geçer. Ayetin ikinci yarısı, o günün "görülecek" (meşhûd) bir gün olduğunu söyler: Herkes orada hazır bulunur ve her şey görünür. Toplanmak, gizlenmenin sona ermesidir. Dünyada insanlar birbirinden uzak, birbirinin hâlinden habersiz yaşar; o gün ise herkes aynı yerde, birbirinin gözü önündedir.
Kemikleri toplamak. el-Kâdir dersinde, dirilişi inkâr eden insana verilen cevap işlenmişti: "İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor?" (Kıyâme 3–4). O derste vurgu gücün üzerindeydi. Bu isimde ise ayetteki fiile, yani toplamak (nec'ame) kelimesine dikkat çekilebilir. Dağılmış kemikleri bir yığın hâline getirmek değil, onları eski düzenleriyle yeniden kurmak kastedilir. el-Muîd dersinde işlenen yeniden yaratma, burada toplama kelimesiyle anlatılır.
Vahyi toplamak. Aynı sûrede, bu kez vahiy için aynı kelime kullanılır:
Meal "kalbine yerleştirmek" der; Arapçasında "onu toplamak" (cem'ahû) ifadesi geçer. Hz. Peygamber vahiy gelirken unutmamak için acele ederdi; ayet, vahyin onun kalbinde toplanmasını Allah'ın üstlendiğini bildirir. Bu kelime daha sonra, Kur'an'ın yazılı bir mushafta toplanmasını anlatan cem'u'l-Kur'ân teriminde de kullanılmıştır. el-Hafîz dersinde işlendiği gibi, Buhârî'nin aktardığı rivayete göre Yemâme Savaşı'nda birçok hâfız şehit düşünce Hz. Ebû Bekir, Zeyd b. Sâbit'e dağınık hâldeki yazılı parçaları ve hâfızların ezberini bir araya toplatmıştır. Kalpte toplanan vahiy, böylece sayfalarda da toplanmıştır.
Kalpleri uzlaştırmak. Toplamanın en zor biçimi, kalpleri bir araya getirmektir:
Ayet, yeryüzündeki her şey harcansa bile kalplerin parayla uzlaştırılamayacağını söyler. Müfessirler bu ayeti, Medine'de uzun yıllar birbiriyle çatışmış toplulukların İslâm'dan sonra kardeşleşmesine bağlamıştır. Kalpleri toplayan, el-Câmi'dir. Ayetteki fiil ellefe, yani ülfet kurmak, alıştırıp kaynaştırmaktır. Toplamak burada yalnız aynı yerde bulunmak değil, birbirine ısınmaktır. Aynı camide yan yana duran insanlar, aynı şehirde yaşayan komşular ya da aynı sofraya oturan aile fertleri, bedenen bir arada olup kalben uzak kalabilir. Ayet, asıl toplamanın kalpte olduğunu ve bunun insanın elinde olmadığını hatırlatır. Kula düşen, bu uzlaşmanın yollarını açmak ve sonucu O'ndan beklemektir.
İlmî
İlmî
Cem' ve fark. Tasavvuf literatüründe cem' ve fark birbirini tamamlayan iki kavramdır. Kuşeyrî, er-Risâle'de bu iki kavramı açıklar: Fark, kulun kendi fiillerini, ibadetini ve kulluğunu görmesidir; cem' ise bütün fiillerde Allah'ın tasarrufunu görmesidir. Kuşeyrî'nin aktardığı ölçüye göre farksız cem', kulun sorumluluğunu inkâra; cem'siz fark ise Allah'ın fiilini görmemeye götürür. Doğru olan, ikisini birlikte tutmaktır. el-Câmi' ismi, bu dengede bir aradalığın kaynağı olarak okunmuştur.
Zıtların bir aradalığı. Kur'an, iki denizin birbirine kavuşup karışmadığını anlatır:
Acı ve tatlı su yan yana durur ama birbirinin sınırını aşmaz. Âlimler bu ayeti, Allah'ın zıtları bir arada ama birbirini yok etmeden tuttuğuna bir örnek olarak okumuştur. Toplamak, her şeyi tek bir karışıma çevirmek değildir; her birinin kendi sınırını koruyarak aynı düzende yer almasıdır.
Cem' ve tevfîk. Kökün İslâmî ilimlerde teknik bir kullanımı daha vardır. Birbiriyle çelişir gibi görünen iki hadis ya da iki delil karşısında âlimler önce onları cem' etmeye, yani ikisinin de geçerli olduğu bir anlam bulmaya çalışmıştır. İmam Şâfiî'nin İhtilâfü'l-Hadîs adlı eseri bu çabanın ilk örneklerindendir. Şâfiî usulünde çelişki görünen delillerde öncelik cem'dedir; ancak bu yapılamazsa nesih ya da tercihe gidilir. Hanefî usulcüler bu sıralamayı farklı kurmuştur; ama hepsi, delillerin birbirini yok etmeden bir arada tutulmasını esas almıştır. Bu yaklaşım, el-Câmi' isminin ilimdeki bir yansıması olarak okunabilir: Zıt görünenleri ayırıp birini atmak yerine, önce ikisini bir arada anlamaya çalışmak.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Câmi'
el-Câmi' kalıbı Kur'an'da üç ayette, üç sûrede geçer: Âl-i İmrân 9, Nisâ 140 ve Nûr 62; bu sayfanın Kur'an'da bölümü üçünü de gösterir. Bunlardan ikisinde kelime Allah'ın toplamasını anlatır; Nûr 62'de ise insanları bir araya getiren bir işin sıfatıdır. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi c-m-' kökü Kur'an'da 129 kez geçer: cemî' (hepsi) 53, ecma' 26, ceme'a fiili 22 kez. Bu dersin İlmî seviyesi cem' ile farkı, zıtların bir aradalığını ve iki delili cem' etmeyi anlattı. Bu bölüm, ismin ve kökün dersin işlemediği ayetlerine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: aynı meclis, aynı yer |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Ahkâm: toplayan bir iş |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: toplanma gününün adı |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: iki denizin buluştuğu yer |
Taberî: Aynı meclis, aynı yer. Nisâ 140, müminlere Allah'ın ayetlerinin inkâr edilip alaya alındığı bir mecliste oturmamalarını hatırlatır: Yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Ayet şöyle biter: Doğrusu Allah münafıkları ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır (câmi'). Taberî'nin açıklamasına göre böyle bir mecliste söylenene ses çıkarmadan oturmak, ona razı olmak gibidir; ayet bu yüzden oturanı söyleyenle bir tutar. Ayetin sırası bu açıklamayı destekler: Dünyada aynı mecliste bir araya gelenler, ahirette de aynı yerde toplanır. Câmi' isminin bu ayetteki anlamı bir uyarıdır: İnsan kiminle bir araya geldiğini seçerken, nerede toplanacağını da seçer.
Kurtubî: Toplayan bir iş. Nûr 62'de müminlerin, Peygamber'le birlikte toplu bir iş için bir araya geldiklerinde ondan izin almadan gitmedikleri anlatılır. Toplu iş diye çevrilen ifade emrun câmi'dir, yani insanları bir araya toplayan iş. Kurtubî bir ahkâm müfessiri olarak bu işin ne olduğunu tartışır: Aktarılan açıklamalara göre bu, cuma ve bayram gibi toplu ibadetler, savaş için toplanma ya da bir istişare olabilir. Kurtubî ayetten, toplu bir iş için bir araya gelenlerin onu yönetenin izni olmadan dağılmaması gerektiği hükmünü çıkaranları da aktarır. Bu ayette câmi' kelimesi Allah'ın değil, bir işin sıfatıdır; ama ders aynıdır: Bir araya getiren bir iş, onu dağıtmamak için bir edep ister.
Râzî: Toplanma gününün adı. Cuma 9, cuma günü namaza çağrıldığında Allah'ı anmaya koşmayı ve alışverişi bırakmayı emreder. Cuma (cum'a) kelimesi de aynı köktendir. Râzî'nin tefsirinde bu günün neden böyle adlandırıldığı hakkındaki görüşler aktarılır: Bir görüşe göre insanların namaz için bu günde bir araya gelmesinden, bir başka görüşe göre ise yaratılışın bu günde tamamlanıp toplanmasından. Râzî ilk açıklamayı öne çıkarır. Dersin Temel seviyesindeki Teğâbün 9 kıyameti toplanma günü (yevmü'l-cem') diye anmıştı. Bu okumada her hafta bir toplanma günü, büyük toplanma gününün küçük bir hatırlatıcısı olur.
Kuşeyrî: İki denizin buluştuğu yer. Kehf 60–61'de Mûsâ, iki denizin birleştiği yere (mecma'u'l-bahreyn) ulaşıncaya kadar yürümeye kararlı olduğunu söyler ve oraya ulaştığında Allah'ın kendisine katından bir ilim verdiği kulla karşılaşır. Kuşeyrî'nin işârî okumasında iki denizin buluştuğu yer, iki ilmin buluştuğu yere işarettir: Mûsâ'nın taşıdığı açık hükümler ile karşılaştığı kulun taşıdığı gizli hikmet. Dersin İlmî seviyesinde Rahmân 19–20'deki iki deniz okunmuştu: Yan yana durur ama birbirinin sınırını aşmaz. Kehf'teki iki deniz ise buluşur. Bu okumada Câmi', ayrı tuttuğu şeyleri yeri geldiğinde buluşturandır.
Karşılaştırma. Dört şârih toplamanın dört yüzüne bakar. Taberî dünyadaki bir araya gelişin ahiretteki toplanmayı belirlediğini, Kurtubî insanları bir araya getiren bir işin edebini, Râzî haftalık toplanma gününün büyük güne bir hatırlatma olduğunu, Kuşeyrî ise ayrı duran iki ilmin buluştuğu yeri öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Câmi' hem bu dünyada hem ahirette toplar; kula düşen, kiminle ve ne için bir araya geldiğini bilmektir.
Sıradaki isim. Toplayan, topladığı şeye muhtaç değildir. Sıradaki isim el-Ganiyy, hiçbir şeye muhtaç olmayan, bu muhtaç olmayışa bakacaktır: Her şey O'na muhtaçken O'nun hiçbir şeye muhtaç olmamasına.
Durup düşün
- Günün içinde dikkatin en çok nerede dağılıyor ve onu ne topluyor?
- Hayatında birbirinden uzaklaşmış iki insan var mı? Aralarını bulmak için neyi harcaman gerekir ve Enfâl 63 bu konuda ne söylüyor?
- İçinde birbirine zıt duran iki isteği, Rahmân 19–20'deki iki deniz gibi, birbirini yok etmeden taşıyabiliyor musun?
Uygulama
Bu hafta bir Cuma namazını ya da bir cemaati, adının "toplanma" anlamını düşünerek kıl. Gününün bir saatini tek bir işe ayır; o saatte başka bir pencere açma. Küs olduğun ya da uzaklaştığın birine bir adım at. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde neyin seni dağıttığını ve neyin topladığını yaz.
Kendini sına
- el-Câmi' isminin kökünden gelen Türkçe kelimelere üç örnek veriniz.
- Âl-i İmrân 9'da el-Câmi' ismi hangi bağlamda geçer?
- Gazâlî'ye göre el-Câmi' hangi üç tür şeyi bir araya getirir?
- Enfâl 63'e göre kalpleri uzlaştırmak neden parayla mümkün değildir?