İçeriğe geç

الغني

88. isim

el-Ganiyy

Hiçbir şeye muhtaç olmayan

İsim dersi · 88. isim

el-Ganiyy: Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

el-Ganiyy, hiçbir şeye muhtaç olmayan, zâtında da sıfatlarında da başkasına ihtiyaç duymayan demektir. Kur'an'da bu isim çoğu zaman Diyanet mealinde "müstağni" diye çevrilir: kimseye ve hiçbir şeye gereksinim duymayan. el-Hamîd dersinde bu ismin Hamîd ile yan yana gelişi, yani zenginliğin övgüye layık bir cömertlikle birleşmesi işlenmişti. Bu ders başka bir soruya bakar: Allah hiçbir şeye muhtaç değilse, O'na yapılan ibadet, verilen sadaka ve gösterilen şükür kimin içindir? Kur'an'ın cevabı açıktır ve insanın ibadete bakışını değiştirir: Hepsi kulun kendisi içindir. Bu ders ayrıca insanın kendini müstağni sanmasının, yani sahte zenginliğin, neden azgınlığa açılan bir kapı olduğunu da ele alır.

Temel

Kelime. el-Ganiyy, g-n-y kökünden gelir. Gınâ, ihtiyaçsızlık, yeterlilik ve zenginliktir; ganî ise ihtiyacı olmayan, zengin kişidir. İstiğnâ, kendini ihtiyaçsız görmek ya da bir şeye tenezzül etmemektir; müstağni bu hâlde olan kişidir. Türkçede ağniya (zenginler), istiğna (tenezzül etmeme) ve müstağni (kimseye eğilmeyen, gönlü tok) kelimeleri bu köktendir. Arapçada zenginliğin asıl anlamı mal çokluğu değil, ihtiyaçsızlıktır. Bu yüzden Allah'ın zenginliği, başkalarınınkiyle karşılaştırılabilecek bir mal çokluğu değil, hiçbir şeye ihtiyaç duymamaktır.

İbadet kimin için? Kur'an, cihadı, yani Allah yolunda gösterilen her türlü çabayı anlatırken şöyle der:

Çaba gösteren, kendisi için çaba göstermiş olur. Allah, âlemlerin çabasına muhtaç değildir. Aynı ilke haccın farz kılındığı ayette de tekrarlanır:

Ayet, Kâbe'nin nitelikleriyle başlar ve hac yükümlülüğünü bildirir; ardından, kim inkâr ederse Allah'ın âlemlerden müstağni olduğunu söyler. Hac, yolculuğun, masrafın ve yorgunluğun en ağır olduğu ibadettir. Böyle bir ibadetin hemen yanında Allah'ın ihtiyaçsızlığının anılması, bu yükün Allah için değil, kul için olduğunu hatırlatır. Şükür için de aynısı söylenir; eş-Şekûr dersinde işlenen Lokmân 12, şükredenin kendisi için şükrettiğini bildirir. Namaz, oruç, hac ve şükür, Allah'ın bir eksiğini tamamlamaz; kulu tamamlar.

İnkâra razı olmamak. Ancak Allah'ın ihtiyaçsızlığı, kullarına karşı ilgisizlik demek değildir:

Ayet iki şeyi birlikte söyler: Allah inkâr edenlerden müstağnidir ve buna rağmen kullarının inkârından hoşnut olmaz. Muhtaç olmayan, yine de ilgilenir. İnsanlar arasında ihtiyaç duymadığımız kişilere ilgi göstermemiz zordur; Allah'ın ilgisi ise hiçbir ihtiyaçtan doğmaz. el-Mâcid dersinde işlenen kudsî hadisin başka bir bölümü de bunu söyler (Müslim, Birr): Bütün insanlar ve cinler en takvalı kalbe sahip bir kişi gibi olsa, bu Allah'ın mülküne bir şey katmaz; hepsi en günahkâr kalbe sahip bir kişi gibi olsa, mülkünden bir şey eksiltmez.

Gönül zenginliği. Hz. Peygamber, insan için gerçek zenginliğin ne olduğunu şöyle tarif etmiştir:

Hadis, kelimenin Arapçadaki asıl anlamına döner: Zenginlik ihtiyaçsızlıktır. Çok malı olup hâlâ daha fazlasına muhtaç hisseden fakirdir; azla yetinip kimseye el açmayan zengindir. Hadis Müslim'de de (Zekât) rivayet edilmiştir.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da el-Ganiyy'i, zâtında da sıfatlarında da hiçbir şeyle ilişkisine ihtiyaç duymayan diye tanımlar. Ona göre kul mutlak anlamda ganî olamaz, çünkü en azından Allah'a muhtaçtır. Ama Allah'tan başka her şeye ihtiyacı azaldıkça bu isimden pay alır. Kulun zenginliği, Allah'a muhtaç olup başkalarına muhtaç olmamaktır.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında bu isim, birbirine muhtaç bir kâinatta okunur. Bitki güneşe, hayvan bitkiye, insan hem bitkiye hem hayvana muhtaçtır. Yağmur buluta, bulut denize, deniz güneşe bağlıdır. Her şey bir başka şeye yaslanır; hiçbir halka kendi kendine yetmez. Bu uzun ihtiyaç zinciri, kendisi hiçbir şeye yaslanmayan bir Sahibe işaret eder.

Derin

Derin

Sahte zenginlik. Kur'an, insanın kendini müstağni görmesini bir tehlike olarak anlatır:

Aynı kökten gelen kelime, Allah için bir kemal sıfatı iken insan için bir azgınlık sebebidir. Allah gerçekten müstağnidir; insan ise kendini müstağni sanır. Ayet, azgınlığın sebebini tam olarak buraya bağlar: Kendini ihtiyaçsız görmek. Mal, makam ya da sağlık, insana bir süre kimseye muhtaç olmadığı duygusunu verir; ama bu duygu bir yanılsamadır. Bir hastalık, bir kayıp ya da bir yaşlılık, bu yanılsamayı dağıtır.

Cimrilik kendine karşıdır. Kur'an, Allah yolunda harcamaya çağırılanlara şöyle seslenir:

Cimrilik yapan, Allah'a karşı değil kendine karşı cimrilik etmiş olur; çünkü Allah zengindir ve insanlar fakirdir. Verilen sadaka Allah'ın hazinesine bir şey katmaz; verenin kendi ahiretine bir şey katar. Ayetin sonundaki uyarı da dikkat çeker: Yüz çevirenlerin yerine başka bir toplum getirilebilir. Müstağni olan, hiçbir topluluğa muhtaç değildir.

Kendini beğenen cimri. Hadîd sûresi, cimriliği kibirle yan yana anar:

Ayetler bir psikoloji çizer: Kaybettiğine aşırı üzülen ve kazandığıyla şımaran kişi, sahip olduklarını kendi eseri sanır. Bu kişi hem kendini beğenir hem cimrilik eder, hem de başkalarına cimriliği öğütler. Ayetin sonu yine el-Ganiyy ismine döner: Yüz çeviren, Allah'ı değil kendini yoksul bırakır.

İki istiğnâ. Aynı fiil, Kur'an'da bir kez de Allah için kullanılır:

Meal "Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını ortaya koymuştur" der; Arapçasında vestağnallâh, yani "Allah müstağni kaldı" ifadesi geçer. Alak 7'de insan için kullanılan fiil, burada Allah için kullanılır. Fark şudur: İnsanın istiğnâsı bir sanıdır ve azgınlık doğurur; Allah'ın istiğnâsı bir hakikattir ve peygamberleri reddedenlerin bu reddiyle O'na hiçbir zarar veremediğini gösterir.

Temizinden vermek. Muhtaç olmayan, verilen sadakanın niteliğine de bakar:

Kişi, kendisine verilse ancak gözünü yumarak alacağı şeyi başkasına vermemelidir. Ayet, Allah'ın müstağni olduğunu hatırlatarak biter: Sadakanın değeri Allah'ın ona ihtiyacından değil, verenin kalbinden gelir.

İlmî

İlmî

Çocuktan münezzeh. Kur'an, Allah'ın çocuk edindiği iddiasını reddederken el-Ganiyy ismini delil olarak kullanır:

Ayetin mantığı şudur: Çocuk bir ihtiyaçtan edinilir; soyun devamı, yardım, yalnızlığın giderilmesi ya da yaşlılıkta destek için. Hiçbir şeye muhtaç olmayanın çocuğa da ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde olan her şey zaten O'nundur.

Fiiller ve amaç. Kelâm âlimleri, Allah'ın ihtiyaçsızlığından hareketle O'nun fiillerinin bir amaca (garaz) bağlı olup olmadığını tartışmıştır. Eş'arîler, bir amaca bağlı fiilin o amaca bir ihtiyaç göstereceğini düşünerek Allah'ın fiillerinin bir amaçla sınırlandırılamayacağını savunmuştur. Mâtürîdîler, Allah'ın fiillerinin hikmetli olduğunu ama bu hikmetin O'nun bir ihtiyacından değil kulların yararından kaynaklandığını söylemiştir. Mu'tezile ise kullar için en uygun olanı gözetmeyi öne çıkarmıştır. Üç görüş de ortak bir noktada buluşur: Allah'ın yarattığı her şey O'nun bir eksiğini gidermek için değildir.

Fakr. Tasavvuf literatüründe fakr, kulun Allah'a muhtaçlığını bilmesi ve bunu bir kemal olarak kabul etmesidir. Kuşeyrî, er-Risâle'de fakra ayrı bir bölüm ayırır. Fâtır 15'teki "Siz Allah'a muhtaçsınız" (el-Hamîd dersinde işlenmişti) bu anlayışın dayanağıdır: Kulun fakrı ile Allah'ın gınâsı birbirinin aynasıdır.

Fakir mi, zengin mi? Âlimler, şükreden zengin ile sabreden fakirden hangisinin daha üstün olduğunu uzun uzun tartışmıştır. Gazâlî, İhyâ'nın fakr ve zühd bölümünde bu tartışmayı ele alır ve üstünlüğün mal durumuna değil, kalbin mala bağlanıp bağlanmamasına göre belirlendiğini vurgular. Bu yaklaşım, gönül zenginliği hadisiyle örtüşür: Önemli olan, elde ne olduğu değil, kalpte neye ihtiyaç duyulduğudur.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Ganiyy

el-Ganiyy kalıbı Kur'an'da 24 ayette, 18 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Kalıp bazı ayetlerde Allah'ın ismidir, bazılarında ise insanlardan zengin olanları anlatır. Kök ve dil bölümünün gösterdiği gibi isim on ayette el-Hamîd ile yan yanadır; Hamîd dersinin şerh bölümü bu eşleşmeyi okumuştu. Bu dersin İlmî seviyesi çocuktan münezzeh oluşu, fiiller ve amaç tartışmasını, fakrı ve fakir ile zengin arasındaki tercihi anlattı. Bu bölüm, kalıbın dersin ve öbür derslerin işlemediği ayetlerine şârihlerin sorduğu soruları yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: Allah fakir, biz zenginiz
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybTefsir: ihtiyaçsız ve rahmet sahibi
Kurtubî (ö. 671/1273)el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ânAhkâm: zenginler arasında dolaşmasın
Kuşeyrî (ö. 465/1072)Letâifü'l-işârâtİşârî tefsir: zengin olan iffetli olsun

Taberî: Allah fakir, biz zenginiz. Âl-i İmrân 181, Allah fakir, biz zenginiz diyenlerin sözünün işitildiğini ve yazılacağını bildirir. Taberî'nin aktardığı rivayetlere göre bu söz, Allah'a güzel bir borç vermeye çağıran Bakara 245 indiğinde söylenmiş bir alaydır: Borç isteyen fakirdir. Kâbız dersinde Bakara 245 okunmuştu. Taberî'nin aktardığı açıklama bu yanlış çıkarımı gösterir: Allah'ın borç istemesi bir ihtiyaçtan değil, kulun kendi hayrı için verdiği şeyi kat kat geri almasındandır. Ganiyy'in istemesi, bir muhtaçlığın değil, bir ikramın dilidir. Ayet ayrıca bu sözün peygamberleri öldürmekle aynı kayda yazıldığını söyler: Allah hakkında yanlış bir yargı, insanlar hakkında zulme dönüşebilir.

Râzî: İhtiyaçsız ve rahmet sahibi. En'âm 133 iki niteliği birlikte anar: Rabbin müstağni ve rahmet sahibidir. Dilerse sizi giderir, dilediğini yerinize getirir. Râzî'nin tefsirinde bu iki niteliğin birlikteliği üzerinde durulur: İhtiyaçsız olan, kullarını bir ihtiyaçtan ötürü yaratmamıştır; onları yaratması ve var tutması rahmetindendir. Bu yüzden onları giderebilir ve bundan bir şey kaybetmez; onları bırakması ise rahmetinin sonucudur. Dersin İlmî seviyesindeki fiiller ve amaç tartışması burada bir sonuca bağlanır: Ganiyy'in fiilinin bir amacı varsa, o amaç O'nun değil, kulların yararınadır.

Kurtubî: Zenginler arasında dolaşmasın. Haşr 7, savaşmadan elde edilen malların kimlere ayrılacağını sayar ve gerekçesini söyler: Ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir şey olmasın. Elden ele dolaşan diye çevrilen kelime dûle'dir. Kurtubî bir ahkâm müfessiri olarak bu ayetin hükmünü ve gerekçesini tartışır: Malın yalnız zenginler arasında dönüp durması, yoksulları ondan mahrum bırakır; ayet malın dağılımını bu yüzden yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara açar. Bu okumada Ganiyy ismi, insanlar arasındaki zenginliğe bir ölçü koyar: Zenginlik kendi içinde kapalı bir daire olmamalıdır.

Kuşeyrî: Zengin olan iffetli olsun. Nisâ 6, yetimlerin mallarını yöneten velilere seslenir: Zengin olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. el-Hasîb dersinde ayetin son cümlesi, er-Reşîd dersinde ise yetimin olgunluğu (rüşd) okunur; bu cümle ise velinin kendisine bakar. Kuşeyrî'nin işârî okumasında ayet zenginliği bir mal miktarıyla değil, bir tavırla tanımlar: Zengin, elinin altındaki başkasına ait maldan uzak durabilendir. Dersin Temel seviyesindeki gönül zenginliği hadisi buraya bağlanır: Gerçek zenginlik malın çokluğu değil, gönlün tokluğudur. Ganiyy'den kula düşen pay, ihtiyaç duymadığı şeye uzanmamaktır.

Karşılaştırma. Dört şârih zenginliğin dört yüzüne bakar. Taberî Allah'ın istemesinin bir muhtaçlık sanılmasını, Râzî ihtiyaçsızlıkla rahmetin birlikteliğini, Kurtubî zenginliğin yalnız zenginler arasında dönmemesini, Kuşeyrî ise zenginin iffetini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Ganiyy'in zenginliği kimseden bir şey almaz, herkese verir; kulun zenginliği de elindekini tutmakta değil, ihtiyaç duymadığından uzak durmakta ve muhtaç olana açılmaktadır.

Sıradaki isim. el-Ganiyy zengin olandır; sıradaki isim el-Muğnî ise zengin kılandır. O ders, Allah'ın kullarını neyle zengin kıldığına bakacaktır: malla mı, gönülle mi?

Durup düşün

  • İbadetlerini Allah'a bir şey veriyormuşsun gibi mi, yoksa kendi ihtiyacını karşılıyormuşsun gibi mi yaşıyorsun?

  • Kendini en çok ne zaman müstağni hissettin? O duygu seni nasıl değiştirdi?

  • Hayatında, sahip olduğun hâlde hâlâ daha fazlasına muhtaç hissettiğin bir alan var mı?

Uygulama

Bir kâğıda, bir gün boyunca olmadan yapamayacağını düşündüğün beş şeyi yaz. Bu hafta bunlardan birinden bir gün uzak durmayı dene. Sadaka verirken, Bakara 267'yi hatırlayarak, kendin için seçeceğin kalitede bir şey ver. Akşam Tefekkür Defteri'ne, gün içinde kime ve neye muhtaç olduğunu, kime ise muhtaç olmadığını fark ettiğini yaz.

Kendini sına

  1. Arapçada "gınâ" kelimesinin asıl anlamı nedir?
    Cevabı göster

    İhtiyaçsızlık ve yeterliliktir; mal çokluğu değildir.

  2. Ankebût 6'ya göre Allah yolunda çaba gösteren kimin için çaba göstermiş olur?
    Cevabı göster

    Kendisi için; çünkü Allah âlemlerden müstağnidir.

  3. Alak 6–7'ye göre insanın azgınlığının sebebi nedir?
    Cevabı göster

    Kendini müstağni, yani kimseye muhtaç olmayan biri olarak görmesidir.

  4. Yûnus 68'de el-Ganiyy ismi hangi iddiayı reddetmek için kullanılır?
    Cevabı göster

    Allah'ın çocuk edindiği iddiasını; hiçbir şeye muhtaç olmayanın çocuğa da ihtiyacı yoktur.

Kur'an'da el-Ganiyy

Kelime (غَنِيّ) Kur'an'da 24 kez, 24 ayette ve 18 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Bakara3
  • Nisâ3
  • Âl-i İmrân2
  • Lokmân2
  • En'âm1
  • Tevbe1
  • Yûnus1
  • İbrâhîm1

ve 10 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 263

    ۞ قَوْلٌۭ مَّعْرُوفٌۭ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌۭ مِّن صَدَقَةٍۢ يَتْبَعُهَآ أَذًۭى ۗ وَٱللَّهُ غَنِىٌّ حَلِيمٌۭ

    Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eza gelen bir sadakadan daha iyidir. Allah müstağnidir, Halim'dir.

  2. Bakara 267Derste işleniyor

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّآ أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ ۖ وَلَا تَيَمَّمُوا۟ ٱلْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِـَٔاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغْمِضُوا۟ فِيهِ ۚ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌ

    Ey İnananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin; iğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin.

  3. Bakara 273

    لِلْفُقَرَآءِ ٱلَّذِينَ أُحْصِرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًۭا فِى ٱلْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ ٱلْجَاهِلُ أَغْنِيَآءَ مِنَ ٱلتَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُم بِسِيمَٰهُمْ لَا يَسْـَٔلُونَ ٱلنَّاسَ إِلْحَافًۭا ۗ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ

    Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adayıp yeryüzünde dolaşamayanlara, hayalarından dolayı, kendilerini tanımayanların zengin saydıkları yoksullara verin. Onları yüzlerinden tanırsın, insanlardan yüzsüzlük ederek bir şey istemezler. Sarfettiğiniz iyi bir şeyi Allah şüphesiz bilir.

  4. Âl-i İmrân 97Derste işleniyor

    فِيهِ ءَايَٰتٌۢ بَيِّنَٰتٌۭ مَّقَامُ إِبْرَٰهِيمَ ۖ وَمَن دَخَلَهُۥ كَانَ ءَامِنًۭا ۗ وَلِلَّهِ عَلَى ٱلنَّاسِ حِجُّ ٱلْبَيْتِ مَنِ ٱسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًۭا ۚ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ

    Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kabe'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; doğrusu Allah alemlerden müstağnidir.

  5. Âl-i İmrân 181

    لَّقَدْ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوْلَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ فَقِيرٌۭ وَنَحْنُ أَغْنِيَآءُ ۘ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا۟ وَقَتْلَهُمُ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّۢ وَنَقُولُ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْحَرِيقِ

    And olsun ki, Allah: "Allah fakir; biz zenginiz" diyenlerin sözünü işitmiştir. Dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürdüklerini elbette yazacağız, "Yakıcı azabı tadın" diyeceğiz.

  6. Nisâ 6

    وَٱبْتَلُوا۟ ٱلْيَتَٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُوا۟ ٱلنِّكَاحَ فَإِنْ ءَانَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًۭا فَٱدْفَعُوٓا۟ إِلَيْهِمْ أَمْوَٰلَهُمْ ۖ وَلَا تَأْكُلُوهَآ إِسْرَافًۭا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُوا۟ ۚ وَمَن كَانَ غَنِيًّۭا فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ وَمَن كَانَ فَقِيرًۭا فَلْيَأْكُلْ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَٰلَهُمْ فَأَشْهِدُوا۟ عَلَيْهِمْ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبًۭا

    Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olmağa çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahid bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.

  7. Nisâ 131

    وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدًۭا

    Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik. İnkar ederseniz bilin ki, göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır.

  8. Nisâ 135

    ۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ بِٱلْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ أَوِ ٱلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ ۚ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًۭا فَٱللَّهُ أَوْلَىٰ بِهِمَا ۖ فَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلْهَوَىٰٓ أَن تَعْدِلُوا۟ ۚ وَإِن تَلْوُۥٓا۟ أَوْ تُعْرِضُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًۭا

    Ey İnananlar! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allah için şahit olarak adaleti gözetin; ister zengin, ister fakir olsun, Allah onlara daha yakındır. Adaletinizde heveslere uymayın. Eğer eğriltirseniz veya yüz çevirirseniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır.

  9. En'âm 133

    وَرَبُّكَ ٱلْغَنِىُّ ذُو ٱلرَّحْمَةِ ۚ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنۢ بَعْدِكُم مَّا يَشَآءُ كَمَآ أَنشَأَكُم مِّن ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ ءَاخَرِينَ

    Rabbin müstağni ve rahmet sahibidir. Dilerse, sizi başka bir milletin soyundan getirdiği gibi, sizi yok eder, dilediğini yerinize getirir.

  10. Tevbe 93

    ۞ إِنَّمَا ٱلسَّبِيلُ عَلَى ٱلَّذِينَ يَسْتَـْٔذِنُونَكَ وَهُمْ أَغْنِيَآءُ ۚ رَضُوا۟ بِأَن يَكُونُوا۟ مَعَ ٱلْخَوَالِفِ وَطَبَعَ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Sorumluluk ancak, zengin oldukları halde senden izin isteyen, geride kalan kadınlarla bulunmaya razı olanlara ve Allah kalblerini mühürlemiş olduğu için bilmeyenleredir.

  11. Yûnus 68Derste işleniyor

    قَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًۭا ۗ سُبْحَٰنَهُۥ ۖ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ۖ لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ إِنْ عِندَكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بِهَٰذَآ ۚ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    "Allah çocuk edindi" dediler; haşa; O müstağnidir; göklerde ve yerde olanlara sahiptir. Elinizde, onun çocuk edindiğine dair bir delil yoktur, bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı nasıl söylüyorsunuz?

  12. İbrâhîm 8

    وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِن تَكْفُرُوٓا۟ أَنتُمْ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا فَإِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِىٌّ حَمِيدٌ

    Musa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeğe layık olandır" demişti.

Bütün geçişler (24 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

غ-ن-يKur'an'da 73 kelime, 5 farklı türev

İlk resim: Yeterlik: bir şeyin başkasına ihtiyaç duymaması.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
أَغْنَتْfayda verdi, yettiFiil28Âl-i İmrân 10
غَنِيّisim kalıbızengin; hiçbir şeye muhtaç olmayanİsim24Bakara 263
أَغْنَىzengin kıldı; fayda verdiFiil15A'râf 48
اسْتَغْنَىkendini yeterli gördüFiil4Teğâbün 6
مُغْنيfayda veren, yetecek olanİsim2İbrâhîm 21

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.