Kerîm, istenmeden veren, verdiğini saymayan, verirken kimin hak ettiğine bakmayan, gücü yettiğinde affeden ve kendisinden isteyeni boş çevirmekten hayâ eden demektir. Cömertliğin en yüksek hâli olan kerem, yalnız vermeyi değil, veriş biçimindeki asaleti de anlatır. Kur'an'ın ilk inen ayetlerinde Allah kendini bu kökten bir isimle tanıtır: "Rabbin en cömert olandır." Bu ders ismi ilk vahyin sözleriyle, insana verilen şerefle, İbrahim'in ikram ettiği misafirlerle ve kerem sahibinin nitelikleriyle okur.
Temel
Kelime. Kerîm, k-r-m kökünden gelir. Kökün anlamı "cömert, soylu, değerli ve şerefli olmak"tır. Türkçede kerem (cömertlik, lütuf), ikram (ağırlama, cömertçe verme), keramet (evliyanın olağanüstü hâli; kelime anlamıyla "ikram edilen şey"), mükerrem (şerefli kılınmış), tekrim (saygı gösterme) ve "Kur'ân-ı Kerîm" ifadesi bu köktendir. Arapçada kerîm yalnız cömert insan için değil, değerli bir taş, bereketli bir toprak ya da soylu bir at için de kullanılır: Kendi türünün en iyisi. Kerîm, fa'îl kalıbında bir sıfattır ve Kur'an'da üç yerde Allah'ın ismi olarak geçer; ayrıca Alak 3'te el-Ekrem (en cömert) kalıbıyla gelir.
Oku, Rabbin en cömerttir. Kerîm isminin en anlamlı geçişi, ilk inen ayetlerdedir:
Hira mağarasında inen ilk ayetler, Allah'ı iki fiille tanıtır: yaratmak ve öğretmek. İlk emir "Oku!"dur; ikinci kez tekrarlandığında Rabbin bir niteliği eklenir: "en büyük kerem sahibi" (el-Ekrem). Hemen ardından bu keremin ne olduğu söylenir: "Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren." Kerîm'in insana ilk ikramı bilgidir. Vahyin ilk kelimeleri, keremin en yüce biçiminin öğretmek olduğunu gösterir.
Rabbim Ğaniyy'dir, Kerîm'dir. Süleyman, Sebe' melikesinin tahtı göz açıp kapayıncaya kadar önüne getirildiğinde şöyle der:
Süleyman bu büyük nimeti kendi gücüne değil, Rabbinin lütfuna bağlar ve onu bir sınav olarak görür: şükür mü, nankörlük mü? Ardından iki isim anar: Ğaniyy ve Kerîm. Allah şükre muhtaç değildir; ama şükredene de nankörlük edene de keremle davranır. Kerîm'in vermesi, alanın layık olmasına bağlı değildir.
İnsanoğlunu şerefli kıldık. Kur'an, kökün bir fiilini insanın yaratılışındaki değer için kullanır:
Mealin "şerefli kıldık" diye çevirdiği fiil kerremnâdır: "keremimize nail ettik, değerli kıldık". İnsanoğlunun şerefi, yalnız müminlere değil, bütün Âdemoğullarına verilmiştir. Bu ayet, insan onurunun bir kazanç değil, Kerîm'den gelen bir ikram olduğunu söyler. Hiçbir insan, bu ikramın dışında bırakılamaz.
Kerîm oğlu kerîm. Hz. Peygamber'e insanların en kerîminin kim olduğu sorulunca şöyle cevap vermiştir:
Dört kuşak peygamber, bir kerem zinciri olarak anılır. Yûsuf'un kardeşlerini affedip onlara ikram etmesi, bu zincirin en görünür halkasıdır.
Misafire ikram. Hz. Peygamber, keremi gündelik hayata şöyle taşımıştır:
İkram, imanın bir göstergesi olarak anılır. Kapıya gelen misafire gösterilen cömertlik, Kerîm isminin kuldaki en yaygın yansımasıdır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Kerîm'i bir dizi nitelikle tarif eder: Gücü yettiğinde affeder, vaat ettiğinde sözünü tutar, verdiğinde ölçüyü aşar ve kime ne kadar verdiğine aldırmaz; kendisinden başkasına başvurulmasından hoşlanmaz, ihtiyaç sahibini boş çevirmez ve kendisine sığınanı zayi etmez. Kulun bu isimden payı, bu niteliklerden gücü yettiğince pay almaktır: affetmek, sözünde durmak, verirken saymamak, istemeyi beklemeden vermek.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Kerîm ismi, kâinattaki "fazlasıyla verme" hâline dikkat çeker. Bir elma ağacı, kendisine gereken tohumdan kat kat fazla meyve verir. Güneş, Dünya'ya ulaşan ışığın milyarlarca katını boşluğa saçar. Bir tarla, ekilen tohumun onlarca katını verir. Kâinat, hesapsız bir cömertlikle kurulmuş bir sofradır.
Derin
Derin
İbrahim'in misafirleri. Kur'an, keremin en canlı tablosunu İbrahim'in misafirperverliğinde çizer:
Diyanet 26 ve 27. ayetleri tek meal olarak verir. İbrahim'in misafirleri "ikram edilmiş" (mükramîn) diye anılır. İbrahim onları tanımaz; ama selamlarını alır, hemen ailesine gider ve "semiz bir buzağı" getirir. Ayetlerde keremin incelikleri görünür: Misafire ne istediği sorulmaz, en iyisi hazırlanır; yemek hemen getirilir ve misafirin önüne konur; ve ikram bir emirle değil, bir soruyla sunulur: "Yemez misiniz?" Kerem, yalnız vermek değil, vermenin inceliğidir.
Şerefli kılındım mı, hor mu görüldüm? Kur'an, insanın ikramı nasıl yanlış okuduğunu anlatır:
İnsan nimet verildiğinde "Rabbim beni şerefli kıldı" (ekramen) der; rızkı daraltıldığında "Rabbim bana hor baktı" der. Ayet ikisine de "Hayır" diye cevap verir. Bolluk bir ikram belgesi, darlık da bir aşağılanma değildir; ikisi de bir sınavdır. Ardından asıl mesele söylenir: "Yetime karşı cömert davranmıyorsunuz." Kök burada üçüncü kez geçer: İnsan Kerîm'in ikramını beklerken, kendisi yetime ikram etmez. Keremin ölçüsü, alınan değil, verilendir.
Bugün azarlanacak değilsiniz. "Kerîm oğlu kerîm" diye anılan Yûsuf, kendisini kuyuya atan kardeşleriyle yıllar sonra karşılaştığında şöyle der:
Diyanet iki ayeti tek meal olarak verir. Yûsuf güçlü, kardeşleri muhtaçtır; hesap sorabilecek durumdadır. Ama ilk sözü bir affetmedir: "Bugün azarlanacak değilsiniz." Gazâlî'nin Kerîm tanımındaki ilk nitelik, "gücü yettiğinde affetmek", burada canlı bir örneğe kavuşur.
Kur'ân-ı Kerîm. Kur'an, kendisini de bu sıfatla anar:
Diyanet 77–80. ayetleri tek meal olarak verir. Kur'an "kerîm" bir Kitap'tır: Faydası bol, değeri yüce, okuyana cömertçe veren. Âlimler bu sıfatı, Kur'an'ın her okuyana, her okuyuşta yeni bir anlam ve bereket vermesi olarak açıklamıştır. Kerîm'in sözü de kerîmdir.
Seni aldatan nedir? Musavvir dersinde okuduğumuz İnfitâr 6'da Kur'an insana şu soruyu sorar: "Ey insan, seni kerîm olan Rabbine karşı aldatan nedir?" Soruda anılan isim Kerîm'dir. Bazı âlimler bu ayetin bir ince yönüne dikkat çekmiştir: Allah soruyu Kerîm ismiyle sorarak, kulun cevabını da öğretmektedir; kul "Beni aldatan, Senin keremindir" diyebilir. Bu yorum bir ümidi dile getirir, ama keremi günah için bir bahane yapmayı da uyarır: Kerîm'in cömertliği, kulun gafletinin gerekçesi değil, dönüşünün sebebidir.
İlmî
İlmî
Eli boş çevirmekten hayâ eden. Tirmizî'nin Daavât bölümünde aktardığı bir rivayette Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Tirmizî bu rivayet için "hasen garîb" demiştir. Hadis, Kerîm isminin dua ile bağını gösterir: Dua eden kul, bir kerem sahibinin kapısını çalmaktadır. Âlimler, duanın her zaman istenen biçimde kabul edilmese de hiçbir zaman karşılıksız kalmadığını, ya istenenin verildiğini, ya bir kötülüğün uzaklaştırıldığını, ya da ahiret için saklandığını vurgulamıştır.
Keramet. Keramet, kelime anlamıyla "ikram edilen şey"dir; terim olarak ise Allah'ın salih kullarına, peygamber olmadıkları hâlde, olağanüstü bir hâl ikram etmesidir. Ehl-i Sünnet âlimleri kerameti kabul etmiş, ama onu mucizeden ayırmıştır: Mucize peygamberliğin delilidir ve meydan okumayla gelir; keramet ise bir ikramdır ve sahibi onunla övünmez. Sûfîler en büyük kerametin istikamet, yani dosdoğru yolda sebat olduğunu söylemiştir; olağanüstü bir hâl göstermek değil, sıradan günlerde sözünde ve işinde doğru kalmak asıl ikramdır.
İnsan onuru. İsrâ 70'teki "Âdemoğlunu şerefli kıldık" ifadesi, İslâm hukuk düşüncesinde de karşılık bulmuştur. Hanefî âlimlerinin önemli bir kısmı, bir insanın canının ve malının dokunulmazlığının (ismet) temelini onun inancında değil, Âdemoğlu olmasında (âdemiyyet) görmüştür. Bu görüşe göre insan, yalnız insan olduğu için Kerîm'in ikramına ve korumasına mazhardır. Görüş, fakihler arasında tartışılmış ve diğer mezheplerde farklı biçimlerde ele alınmıştır; ama Kur'an'ın insanın değerini bütün Âdemoğullarına tanıyan diliyle doğrudan bağlantılıdır.
Ekrem ve Kerîm. Alak 3'teki el-Ekrem, "daha cömert, en cömert" anlamında bir karşılaştırma kalıbıdır. Âlimler, ilk vahyin bu kalıbı kullanmasını, hiçbir cömertliğin Allah'ın keremiyle kıyaslanamayacağına işaret olarak okumuştur; insanın en cömert anı bile, bu keremin küçük bir gölgesidir.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Kerîm
el-Kerîm kalıbı Kur'an'da 30 ayette, 21 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Bunların ancak birkaçı Allah'ın ismidir. Geri kalanında kelime pek çok şeyi niteler: cömertçe verilen rızık ve ecir, anne babaya söylenecek söz, yeryüzündeki bitkilerin çiftleri, bir mektup, bir elçi, bir makam ve Kur'an'ın kendisi. Bu dersin İlmî seviyesi eli boş çevirmekten hayâ eden Rabbi, kerameti, insan onurunu ve Ekrem ile Kerîm farkını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: türünün en iyisi |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: alaya dönen sıfat |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: vakarla geçmek |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: değerli bir mektup |
Zeccâc: Türünün en iyisi. Dilci şârihler, Kerîm kelimesinin neden bu kadar farklı şeyleri nitelediğini sorar. Cevap kelimenin geniş anlamındadır: Araplar her türün en iyisine, en değerlisine kerîm derdi. Şuarâ 7 ve Lokmân 10'da yeryüzünde bitirilen güzel çiftler bu sıfatla anılır. İsrâ 23'te anne babaya söylenecek söz de kerîm bir sözdür; Diyanet meali onu tatlı söz diye çevirir. Dilci için bu genişlik ismin anlamını belirler: Kerîm, cömertliği olduğu kadar her türlü değerin ve iyiliğin kaynağını da anlatır. Kulun eline geçen her güzel şey, bu kaynaktan bir pay taşır.
Taberî: Alaya dönen sıfat. Duhân 47–50, cehenneme sürüklenen birine söylenen bir sözü aktarır: Tat bakalım, hani şerefli ve değerli olan yalnız sendin. Burada kelime bir övgü değil, bir alaydır. Taberî'nin aktardığı açıklamalara göre bu söz, dünyada kendisini kavminin en güçlüsü ve en değerlisi diye öven birine verilen bir cevaptır. Ayet Kerîm sıfatının bir sınırını gösterir: İnsanın kendine verdiği değer, bir gün tersine dönüp ona okunabilir. Yûsuf 31'de ise kadınlar, Yûsuf'u gördüklerinde onun bir insan olmadığını, ancak kerîm bir melek olabileceğini söylerler. Gerçek değer iddiayla değil, karakterle görünür.
Kuşeyrî: Vakarla geçmek. Furkân 72, Rahmân'ın kullarının bir niteliğini anlatır: Faydasız bir şeye rastladıklarında vakarla geçerler. Mealin vakar diye çevirdiği kelime de bu köktendir. İşârî tefsir geleneği bu ayeti kulun keremi olarak okur. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde kerem yalnız vermek değil, kendini değersiz şeylerden korumak diye de açıklanır. Kerîm kul, boş sözle uğraşmaz, ona karşılık vermek için kendini küçültmez, geçip gider. Bu okuma ismin kuldaki payını genişletir: Cömertlik eldekini vermektir, kerem ise insanın kendi onurunu da korumasıdır.
Râzî: Değerli bir mektup. Neml 29'da Sebe' melikesi, Süleyman'dan gelen mektubu ileri gelenlerine kerîm bir mektup olarak tanıtır. Râzî'nin tefsirinde melikenin neden bu sıfatı kullandığı sorulur ve birkaç cevap aktarılır. Bir görüşe göre mektup mühürlüdür ve mühürlü mektup değer taşır. Başka bir görüşe göre mektup Allah'ın adıyla başlamaktadır. Bir başka görüşe göre ise mektup güçlü bir hükümdardan gelmiştir. Er-Rahmân dersinde bu ayetler besmele bakımından okundu; burada dikkat çeken, bir inanmayanın bile bir mektuptaki değeri tanıyabilmesidir.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci kelimenin her türün en iyisini anlattığını, müfessir kendine verilen değerin alaya dönebileceğini, işârî müfessir kerem ile onurun bağını, Râzî ise bir mektuptaki değerin tanınmasını öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Kerîm her değerin kaynağıdır; kul ise değeri kendine yakıştırarak değil, iyiliği ve onuru birlikte taşıyarak O'nun keremine ortak olur.
Durup düşün
- Birine bir şey verirken onu küçük düşürdüğün ya da minnet altında bıraktığın oldu mu? Kerem ile cömertliğin farkını düşün.
- Kerîm'in sana ilk ikramı olarak bilgiyi, okuma ve öğrenme imkânını görüyor musun?
- En son ne zaman bir misafiri İbrahim gibi, sormadan ve en iyisiyle ağırladın?
Uygulama
Bugün birine istemeden bir şey ver: bir yemek, bir yardım, bir zaman. Verdiğini sayma ve kimseye anlatma. Bir dua ederken ellerini açtığında Tirmizî'deki hadisi hatırla. Akşam Tefekkür Defteri'ne, sana hak etmediğin hâlde verilmiş bir ikramı ve senin birine yapabileceğin bir ikramı yaz.
Kendini sına
- İlk inen ayetlerde Allah hangi isimle anılır ve bu keremin ilk görünümü nedir?
- İsrâ 70'e göre kimler şerefli kılınmıştır?
- Zâriyât 24–27'de İbrahim'in ikramında hangi incelikler görünür?
- Keramet ile mucize arasındaki fark nedir?