Hamîd, her hâliyle övülmeye layık olan, kimse övmese de övgüye layık olmaktan bir şey kaybetmeyen demektir. Müslüman güne elhamdülillâh ile başlar, yemeğin sonunda, bir iyiliğin ardından, bir sıkıntıdan kurtulunca da aynı kelimeyi söyler. Kur'an da ilk sûresinin ilk ayetine bu kelimeyle başlar. Hamîd ismi, bütün bu hamdlerin kime yöneldiğini ve neden yöneldiğini anlatır. el-Mecîd dersinde bu ismin Mecîd ile birlikte salavatın sonunda geçtiğini görmüştük; bu ders ise Hamîd'in kendisine, Allah'ın kimseye muhtaç olmadan övülmeye layık oluşuna ve kulun ağzındaki hamdin anlamına bakar.
Temel
Kelime. Hamîd, h-m-d kökünden gelir. Kökün temel anlamı "birini güzel bir niteliği ya da güzel bir işi sebebiyle, sevgi ve saygıyla övmek"tir. Türkçede hamd, tahmîd (hamd etmek, elhamdülillâh demek), mahmûd (övülmüş), hamîde (övülmeye değer) ve Muhammed ile Ahmed adları bu köktendir. Muhammed, "çokça ve tekrar tekrar övülen", Ahmed ise "en çok öven" ya da "en çok övülen" anlamına gelir. Hamîd, fa'îl kalıbında bir sıfattır ve hem "övülen" hem de "öven" anlamına gelebilir; âlimler Allah için ilk anlamı esas almış, ikinci anlamı da, kullarının güzel işlerini övmesi ve karşılıksız bırakmaması yönüyle kabul etmiştir. Kur'an'da Hamîd ismi çoğunlukla Ganî (müstağni) ismiyle birlikte gelir.
Hepiniz nankörlük etseniz. Hamîd isminin en çarpıcı geçtiği yerlerden biri, Mûsâ'nın kavmine söylediği sözdür:
Bu cümle, övgünün Allah'a bir şey katmadığını söyler. Bütün insanlar ve yeryüzündeki her şey nankörlük etse, Allah yine de övülmeye layık olandır. Hamîd'in övülmeye layık oluşu, övenlerin sayısına bağlı değildir. İnsan için övgü bir ihtiyaçtır; övülmeyen insan kendini değersiz hisseder. Hamîd ise övgüye muhtaç değildir; övgü, O'nun hakkı olduğu için O'na yönelir.
Muhtaç olan kimdir? Fâtır sûresi aynı gerçeği bir karşılaştırmayla anlatır:
İki ismin yan yana gelmesi önemlidir: Allah müstağnidir (Ganî) ve övülmeye layıktır (Hamîd). İnsanlar arasında zengin olan her zaman övülmeye layık değildir; zenginliği cimrilik ya da kibirle birleşebilir. Allah ise hem kimseye muhtaç değildir hem de bu zenginliği, kullarına vererek övülmeye layık bir biçimde kullanır.
Mizanı doldurur. Hz. Peygamber, hamdin ağırlığını şöyle anlatmıştır:
Kısa bir kelime, terazinin bütün kefesini doldurur. Hamd, dilde hafif, mizanda ağırdır.
Yiyip içtikten sonra. Hz. Peygamber, hamdin en sade anlarını da değerli saymıştır:
Hamd ve selam. Kur'an, Hz. Peygamber'e bir konuşmaya nasıl başlayacağını da öğretir:
Ayet, geçmiş peygamberlerin kıssalarının anlatılmasından sonra gelir. Önce hamd edilir, sonra Allah'ın seçtiği kullara selam verilir, sonra asıl soru sorulur. Müslümanların hutbelere, kitaplara ve mektuplara hamd ve salavatla başlama geleneği de bu sıralamayı izler: Söze önce övülmeye layık olanı anarak başlamak.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Hamîd'i "övülen" diye açıklar: Allah, ezelde kendi kendini övmüş, ebede kadar da kulları tarafından övülen olmuştur. Kulun bu isimden payı, inancı, ahlâkı ve işleri övülmeye layık olan bir insan olmaktır. Gazâlî, bu anlamda kullar arasında övülmeye en layık olanın, adı da bu kökten gelen Hz. Muhammed olduğunu söyler.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Hamîd ismi, kâinatın bir övgü içinde olduğunu hatırlatır. İsrâ 44, yedi göğün, yerin ve bunların içindekilerin Allah'ı hamd ile tesbih ettiğini ve hiçbir şeyin bu tesbihin dışında olmadığını söyler; ancak insanlar bu tesbihi anlamaz. Kuşun ötüşü, suyun akışı, ağacın yaprak açışı, kendi dillerince bir övgüdür.
Derin
Derin
Hamd dünyada da ahirette de. Kur'an, hamdin bir zamanla sınırlı olmadığını söyler:
Sebe' sûresi de hamdi, göklerin ve yerin sahibi olmaya bağlar:
Hamd, sahiplikle birlikte anılır: Her şey O'nun olduğuna göre, her şeydeki güzellik de O'na döner ve her övgü sonunda O'na ulaşır.
Hamd, dünyada da ahirette de O'nundur. Dünyada insan hamdi çoğu zaman bir nimetin ardından, bazen de sıkıntının içinden söyler. Ahirette ise hamd, her şeyin açığa çıktığı bir yerde söylenir.
Son söz: Elhamdülillâh. Kur'an, ahiretin iki sahnesini hamdle bitirir. Birincisi hesabın sonudur:
İnsanlar arasında adaletle hüküm verilmiş, her şey yerini bulmuştur. O anda söylenen söz bir hamddir: Adaletin tamamlanması da bir övgü sebebidir. İkinci sahne ise cennettir:
Cennet ehlinin duası tesbihle başlar, selamla sürer ve hamdle biter. Kur'an Fâtiha'da hamdle başlar; cennetteki duanın sonu da aynı cümleyle biter. İnsanın yolculuğu, bir hamdden bir hamde doğru gider.
Övülecek makam. Kur'an, Hz. Peygamber'e gece namazıyla birlikte bir müjde verir:
Ayetteki "övülecek makam" (makâmen mahmûden) aynı köktendir. Bu makamın ne olduğunu Buhârî'deki bir rivayet açıklar:
Müfessirlerin çoğu da bu makamı, Hz. Peygamber'in kıyamet günü bütün insanlar için yapacağı büyük şefaatle açıklamıştır. Adı "övülen" anlamına gelen Peygamber, gece namazında Rabbini överek "övülecek" bir makama yükseltilir. Tirmizî'nin Sünen'inde aktarılan bir rivayette de Hz. Peygamber, kıyamet günü "hamd sancağının" (livâü'l-hamd) kendi elinde olacağını haber vermiştir.
İlmî
İlmî
Hamd, medh ve şükür. Cürcânî, et-Ta'rîfât'ta bu üç kavramı birbirinden ayırır. Medh (övgü), bir şeyin güzelliğini anlatmaktır; güzellik kişinin elinde olmasa da övülebilir: Bir incinin parlaklığı da övülür. Hamd ise saygı ve sevgiyle, iradeye bağlı bir güzelliği övmektir. Şükür ise bir nimete karşılık olarak nimeti vereni dille, kalple ve organlarla tanımaktır. Buna göre hamd, şükürden daha geniştir: Şükür yalnız nimete karşılık yapılır; hamd ise nimet olsun olmasın, övülmeye layık olan için yapılır. Öte yandan şükür, dil ile sınırlı olmadığı için bir başka yönden hamdden geniştir.
Hakîm ve Hamîd. Kur'an'ı anlatan ayetler de bu isimle biter:
Kur'an, "hakîm ve övülmeye layık olan" Allah katından indirilmiştir. Âlimler, Hamîd isminin burada bir güvence olduğunu belirtmiştir: Övülmeye layık olanın indirdiği sözde, onu geçersiz kılacak bir eksik bulunmaz.
Hamdin önceliği. Fâtiha'nın hamdle başlaması üzerine müfessirler uzun açıklamalar yapmıştır. Hamdin "el-" takısıyla gelmesi (el-hamdü), bütün övgü türlerinin ve bütün övgülerin Allah'a ait olduğu anlamına gelir. Başkasına yöneltilen her övgü de, o güzelliği yaratan asıl sahibine döner.
Sıkıntıda hamd. Hadis kaynakları, hamdin yalnız sevinçte değil, acı anlarda da söylendiğini gösterir. İbn Mâce'nin Sünen'inde (Edeb) aktarılan bir rivayete göre Hz. Peygamber hoşuna giden bir şey görünce "Nimetiyle iyilikler tamamlanan Allah'a hamd olsun", hoşuna gitmeyen bir şey görünce de "Her hâlükârda Allah'a hamd olsun" derdi. Tirmizî'nin Sünen'inde (Cenâiz) aktarılan ve Tirmizî'nin "hasen garîb" dediği bir rivayette ise çocuğu ölen kul hamd edip innâ lillâh deyince, Allah'ın meleklerine onun için cennette bir ev yapmalarını ve adını "hamd evi" koymalarını emrettiği anlatılır. Acının içinde söylenen hamd, Hamîd'in övülmeye layıklığının hiçbir duruma bağlı olmadığını en açık biçimde tanımaktır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Hamîd
el-Hamîd Kur'an'da 17 ayette, 14 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Kök ve dil bölümü bu ismin en sık eşini öne çıkarır: Hamîd on ayette Ganiyy ile birliktedir. Kök 68 kelimedir; hamd 43 kez geçer. Kökün az geçen kalıpları da dikkat çeker: Tevbe 112'de müminlerin bir sıfatı olan hâmidûn, Âl-i İmrân 188'de yapmadıkları bir şeyle övülmek isteyenleri anlatan edilgen fiil ve Peygamber'in adları. Bu dersin İlmî seviyesi hamd, medh ve şükür ayrımını, Hakîm ile Hamîd'i, hamdin önceliğini ve sıkıntıda hamdi anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: zengin ve övülen |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: yapmadığıyla övülmek |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | Letâifü'l-işârât | İşârî tefsir: hamd edenler |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Kelâm: övülen mi, öven mi |
Zeccâc: Zengin ve övülen. Dilci şârihler ismin en sık eşine dikkat eder: Ganiyy ve Hamîd on ayette birlikte gelir. Dersin Temel seviyesindeki İbrâhîm 8 ve Fâtır 15 bu ikilinin örnekleridir. İki isim birlikte bir şey söyler: Allah zengindir ve zenginliğiyle övülür. İnsanlar arasında zenginlik çoğu zaman övgüyü değil, kıskançlığı ya da korkuyu doğurur; zengin, zenginliğini kendisi için kullandığı ölçüde övgüden uzaklaşır. Allah ise hiçbir şeye muhtaç olmadığı hâlde verir; bu yüzden zenginliği övgünün kendisidir. Dilci için ikilinin sırası da anlamlıdır: Önce ihtiyaçsızlık, sonra o ihtiyaçsızlıktan doğan övgü.
Taberî: Yapmadığıyla övülmek. Kökün edilgen fiili Kur'an'da yalnız bir kez geçer ve bir kusuru anlatır. Âl-i İmrân 188, yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları şeylerle övülmekten hoşlananları uyarır. Taberî'nin aktardığı rivayetlerden birine göre ayet, bildiklerini gizleyip başka bir şey söyleyen ve buna rağmen övgü bekleyen bir topluluk hakkındadır; Buhârî bu rivayeti İbn Abbâs'tan aktarır. Ayet Hamîd isminin karşısına bir sahte övgüyü koyar: İnsan övgüyü sever, ama övgü yalnız gerçek bir iyiliğe yakışır. Hamîd ise övgüyü bir iddiayla değil, gerçek bir kemal ile hak eder.
Kuşeyrî: Hamd edenler. Tevbe 112, canlarını ve mallarını Allah'a satan müminlerin sıfatlarını sayar: tövbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler, O'nun uğrunda gezenler, rükû ve secde edenler, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar. Hâmidûn kelimesi Kur'an'da yalnız bu ayette geçer. İşârî tefsir geleneği bu sıralamaya dikkat çeker. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde hamd, ibadetten hemen sonra ve diğer amellerden önce gelen bir hâl olarak okunur: Kulun bütün amelleri, bir hamd kalbinden doğduğunda anlam kazanır.
Râzî: Övülen mi, öven mi? Fa'îl kalıbı, Hafîz ve Hakîm'de olduğu gibi, hem etken hem edilgen anlam taşıyabilir. Râzî'nin tefsirinde bu iki anlam Hamîd için birlikte değerlendirilir: Allah hem övülendir hem de övendir. Kur'an'da Allah kullarını da över: Sâd 30'da Süleyman, Sâd 44'te Eyyûb için ne güzel kul denir. Râzî'nin okumasında iki anlam birbirini tamamlar: Allah'ın övmesi kulun değerini belirler, kulun övmesi ise Allah'ın değerini tanır. Hamd böylece iki yönlü bir ilişkiye dönüşür.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci zenginliğiyle övülen Ganiyy ve Hamîd'i, müfessir yapmadığıyla övülmek isteyenlerin sahte övgüsünü, işârî müfessir amellerin hamd kalbinden doğmasını, Râzî ise hem övülen hem öven Hamîd'i öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Hamîd'e yakışan övgü gerçek bir kemalden doğar; kul da övgüyü iddiayla değil, iyilikle ve hamdle kazanır.
Durup düşün
- "Elhamdülillâh" dediğin son anı hatırla. Bir nimetin ardından mı, yoksa bir sıkıntının içinde mi söyledin?
- İbrâhîm 8'e göre Allah'ın övgüye ihtiyacı yoksa, hamd etmek kimin ihtiyacıdır?
- Hayatında övülmeye layık olan hangi işlerin var? Onları kim için yapıyorsun?
Uygulama
Bugün her yemeğin ve her içeceğin sonunda, Müslim'deki hadisi hatırlayarak "elhamdülillâh" de. Bir sıkıntıyla karşılaştığında da aynı kelimeyi söylemeyi dene ve kalbindeki etkisini gözle. Akşam Tefekkür Defteri'ne, bugün hamd ettiğin üç şeyi ve bunlardan hangisinin bir nimet, hangisinin bir sıkıntı olduğunu yaz.
Kendini sına
- Muhammed ve Ahmed adları hangi köktendir ve ne anlama gelir?
- İbrâhîm 8'de Mûsâ, kavmine hangi gerçeği hatırlatır?
- Müslim'deki hadise göre "elhamdülillâh" neyi doldurur?
- Cürcânî'ye göre hamd ile şükür arasındaki fark nedir?