İçeriğe geç

الحميد

57. isim

el-Hamîd

Övülmeye layık

İsim dersi · 57. isim

el-Hamîd: Övülmeye Layık Olan

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Hamîd, her hâliyle övülmeye layık olan, kimse övmese de övgüye layık olmaktan bir şey kaybetmeyen demektir. Müslüman güne elhamdülillâh ile başlar, yemeğin sonunda, bir iyiliğin ardından, bir sıkıntıdan kurtulunca da aynı kelimeyi söyler. Kur'an da ilk sûresinin ilk ayetine bu kelimeyle başlar. Hamîd ismi, bütün bu hamdlerin kime yöneldiğini ve neden yöneldiğini anlatır. el-Mecîd dersinde bu ismin Mecîd ile birlikte salavatın sonunda geçtiğini görmüştük; bu ders ise Hamîd'in kendisine, Allah'ın kimseye muhtaç olmadan övülmeye layık oluşuna ve kulun ağzındaki hamdin anlamına bakar.

Temel

Kelime. Hamîd, h-m-d kökünden gelir. Kökün temel anlamı "birini güzel bir niteliği ya da güzel bir işi sebebiyle, sevgi ve saygıyla övmek"tir. Türkçede hamd, tahmîd (hamd etmek, elhamdülillâh demek), mahmûd (övülmüş), hamîde (övülmeye değer) ve Muhammed ile Ahmed adları bu köktendir. Muhammed, "çokça ve tekrar tekrar övülen", Ahmed ise "en çok öven" ya da "en çok övülen" anlamına gelir. Hamîd, fa'îl kalıbında bir sıfattır ve hem "övülen" hem de "öven" anlamına gelebilir; âlimler Allah için ilk anlamı esas almış, ikinci anlamı da, kullarının güzel işlerini övmesi ve karşılıksız bırakmaması yönüyle kabul etmiştir. Kur'an'da Hamîd ismi çoğunlukla Ganî (müstağni) ismiyle birlikte gelir.

Hepiniz nankörlük etseniz. Hamîd isminin en çarpıcı geçtiği yerlerden biri, Mûsâ'nın kavmine söylediği sözdür:

Bu cümle, övgünün Allah'a bir şey katmadığını söyler. Bütün insanlar ve yeryüzündeki her şey nankörlük etse, Allah yine de övülmeye layık olandır. Hamîd'in övülmeye layık oluşu, övenlerin sayısına bağlı değildir. İnsan için övgü bir ihtiyaçtır; övülmeyen insan kendini değersiz hisseder. Hamîd ise övgüye muhtaç değildir; övgü, O'nun hakkı olduğu için O'na yönelir.

Muhtaç olan kimdir? Fâtır sûresi aynı gerçeği bir karşılaştırmayla anlatır:

İki ismin yan yana gelmesi önemlidir: Allah müstağnidir (Ganî) ve övülmeye layıktır (Hamîd). İnsanlar arasında zengin olan her zaman övülmeye layık değildir; zenginliği cimrilik ya da kibirle birleşebilir. Allah ise hem kimseye muhtaç değildir hem de bu zenginliği, kullarına vererek övülmeye layık bir biçimde kullanır.

Mizanı doldurur. Hz. Peygamber, hamdin ağırlığını şöyle anlatmıştır:

Kısa bir kelime, terazinin bütün kefesini doldurur. Hamd, dilde hafif, mizanda ağırdır.

Yiyip içtikten sonra. Hz. Peygamber, hamdin en sade anlarını da değerli saymıştır:

Hamd ve selam. Kur'an, Hz. Peygamber'e bir konuşmaya nasıl başlayacağını da öğretir:

Ayet, geçmiş peygamberlerin kıssalarının anlatılmasından sonra gelir. Önce hamd edilir, sonra Allah'ın seçtiği kullara selam verilir, sonra asıl soru sorulur. Müslümanların hutbelere, kitaplara ve mektuplara hamd ve salavatla başlama geleneği de bu sıralamayı izler: Söze önce övülmeye layık olanı anarak başlamak.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Hamîd'i "övülen" diye açıklar: Allah, ezelde kendi kendini övmüş, ebede kadar da kulları tarafından övülen olmuştur. Kulun bu isimden payı, inancı, ahlâkı ve işleri övülmeye layık olan bir insan olmaktır. Gazâlî, bu anlamda kullar arasında övülmeye en layık olanın, adı da bu kökten gelen Hz. Muhammed olduğunu söyler.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Hamîd ismi, kâinatın bir övgü içinde olduğunu hatırlatır. İsrâ 44, yedi göğün, yerin ve bunların içindekilerin Allah'ı hamd ile tesbih ettiğini ve hiçbir şeyin bu tesbihin dışında olmadığını söyler; ancak insanlar bu tesbihi anlamaz. Kuşun ötüşü, suyun akışı, ağacın yaprak açışı, kendi dillerince bir övgüdür.

Derin

Derin

Hamd dünyada da ahirette de. Kur'an, hamdin bir zamanla sınırlı olmadığını söyler:

Sebe' sûresi de hamdi, göklerin ve yerin sahibi olmaya bağlar:

Hamd, sahiplikle birlikte anılır: Her şey O'nun olduğuna göre, her şeydeki güzellik de O'na döner ve her övgü sonunda O'na ulaşır.

Hamd, dünyada da ahirette de O'nundur. Dünyada insan hamdi çoğu zaman bir nimetin ardından, bazen de sıkıntının içinden söyler. Ahirette ise hamd, her şeyin açığa çıktığı bir yerde söylenir.

Son söz: Elhamdülillâh. Kur'an, ahiretin iki sahnesini hamdle bitirir. Birincisi hesabın sonudur:

İnsanlar arasında adaletle hüküm verilmiş, her şey yerini bulmuştur. O anda söylenen söz bir hamddir: Adaletin tamamlanması da bir övgü sebebidir. İkinci sahne ise cennettir:

Cennet ehlinin duası tesbihle başlar, selamla sürer ve hamdle biter. Kur'an Fâtiha'da hamdle başlar; cennetteki duanın sonu da aynı cümleyle biter. İnsanın yolculuğu, bir hamdden bir hamde doğru gider.

Övülecek makam. Kur'an, Hz. Peygamber'e gece namazıyla birlikte bir müjde verir:

Ayetteki "övülecek makam" (makâmen mahmûden) aynı köktendir. Bu makamın ne olduğunu Buhârî'deki bir rivayet açıklar:

Müfessirlerin çoğu da bu makamı, Hz. Peygamber'in kıyamet günü bütün insanlar için yapacağı büyük şefaatle açıklamıştır. Adı "övülen" anlamına gelen Peygamber, gece namazında Rabbini överek "övülecek" bir makama yükseltilir. Tirmizî'nin Sünen'inde aktarılan bir rivayette de Hz. Peygamber, kıyamet günü "hamd sancağının" (livâü'l-hamd) kendi elinde olacağını haber vermiştir.

İlmî

İlmî

Hamd, medh ve şükür. Cürcânî, et-Ta'rîfât'ta bu üç kavramı birbirinden ayırır. Medh (övgü), bir şeyin güzelliğini anlatmaktır; güzellik kişinin elinde olmasa da övülebilir: Bir incinin parlaklığı da övülür. Hamd ise saygı ve sevgiyle, iradeye bağlı bir güzelliği övmektir. Şükür ise bir nimete karşılık olarak nimeti vereni dille, kalple ve organlarla tanımaktır. Buna göre hamd, şükürden daha geniştir: Şükür yalnız nimete karşılık yapılır; hamd ise nimet olsun olmasın, övülmeye layık olan için yapılır. Öte yandan şükür, dil ile sınırlı olmadığı için bir başka yönden hamdden geniştir.

Hakîm ve Hamîd. Kur'an'ı anlatan ayetler de bu isimle biter:

Kur'an, "hakîm ve övülmeye layık olan" Allah katından indirilmiştir. Âlimler, Hamîd isminin burada bir güvence olduğunu belirtmiştir: Övülmeye layık olanın indirdiği sözde, onu geçersiz kılacak bir eksik bulunmaz.

Hamdin önceliği. Fâtiha'nın hamdle başlaması üzerine müfessirler uzun açıklamalar yapmıştır. Hamdin "el-" takısıyla gelmesi (el-hamdü), bütün övgü türlerinin ve bütün övgülerin Allah'a ait olduğu anlamına gelir. Başkasına yöneltilen her övgü de, o güzelliği yaratan asıl sahibine döner.

Sıkıntıda hamd. Hadis kaynakları, hamdin yalnız sevinçte değil, acı anlarda da söylendiğini gösterir. İbn Mâce'nin Sünen'inde (Edeb) aktarılan bir rivayete göre Hz. Peygamber hoşuna giden bir şey görünce "Nimetiyle iyilikler tamamlanan Allah'a hamd olsun", hoşuna gitmeyen bir şey görünce de "Her hâlükârda Allah'a hamd olsun" derdi. Tirmizî'nin Sünen'inde (Cenâiz) aktarılan ve Tirmizî'nin "hasen garîb" dediği bir rivayette ise çocuğu ölen kul hamd edip innâ lillâh deyince, Allah'ın meleklerine onun için cennette bir ev yapmalarını ve adını "hamd evi" koymalarını emrettiği anlatılır. Acının içinde söylenen hamd, Hamîd'in övülmeye layıklığının hiçbir duruma bağlı olmadığını en açık biçimde tanımaktır.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Hamîd

el-Hamîd Kur'an'da 17 ayette, 14 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Kök ve dil bölümü bu ismin en sık eşini öne çıkarır: Hamîd on ayette Ganiyy ile birliktedir. Kök 68 kelimedir; hamd 43 kez geçer. Kökün az geçen kalıpları da dikkat çeker: Tevbe 112'de müminlerin bir sıfatı olan hâmidûn, Âl-i İmrân 188'de yapmadıkları bir şeyle övülmek isteyenleri anlatan edilgen fiil ve Peygamber'in adları. Bu dersin İlmî seviyesi hamd, medh ve şükür ayrımını, Hakîm ile Hamîd'i, hamdin önceliğini ve sıkıntıda hamdi anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Zeccâc (ö. 311/923)Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâDil: zengin ve övülen
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: yapmadığıyla övülmek
Kuşeyrî (ö. 465/1072)Letâifü'l-işârâtİşârî tefsir: hamd edenler
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybKelâm: övülen mi, öven mi

Zeccâc: Zengin ve övülen. Dilci şârihler ismin en sık eşine dikkat eder: Ganiyy ve Hamîd on ayette birlikte gelir. Dersin Temel seviyesindeki İbrâhîm 8 ve Fâtır 15 bu ikilinin örnekleridir. İki isim birlikte bir şey söyler: Allah zengindir ve zenginliğiyle övülür. İnsanlar arasında zenginlik çoğu zaman övgüyü değil, kıskançlığı ya da korkuyu doğurur; zengin, zenginliğini kendisi için kullandığı ölçüde övgüden uzaklaşır. Allah ise hiçbir şeye muhtaç olmadığı hâlde verir; bu yüzden zenginliği övgünün kendisidir. Dilci için ikilinin sırası da anlamlıdır: Önce ihtiyaçsızlık, sonra o ihtiyaçsızlıktan doğan övgü.

Taberî: Yapmadığıyla övülmek. Kökün edilgen fiili Kur'an'da yalnız bir kez geçer ve bir kusuru anlatır. Âl-i İmrân 188, yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları şeylerle övülmekten hoşlananları uyarır. Taberî'nin aktardığı rivayetlerden birine göre ayet, bildiklerini gizleyip başka bir şey söyleyen ve buna rağmen övgü bekleyen bir topluluk hakkındadır; Buhârî bu rivayeti İbn Abbâs'tan aktarır. Ayet Hamîd isminin karşısına bir sahte övgüyü koyar: İnsan övgüyü sever, ama övgü yalnız gerçek bir iyiliğe yakışır. Hamîd ise övgüyü bir iddiayla değil, gerçek bir kemal ile hak eder.

Kuşeyrî: Hamd edenler. Tevbe 112, canlarını ve mallarını Allah'a satan müminlerin sıfatlarını sayar: tövbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler, O'nun uğrunda gezenler, rükû ve secde edenler, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar. Hâmidûn kelimesi Kur'an'da yalnız bu ayette geçer. İşârî tefsir geleneği bu sıralamaya dikkat çeker. Kuşeyrî'nin tefsiri gibi eserlerde hamd, ibadetten hemen sonra ve diğer amellerden önce gelen bir hâl olarak okunur: Kulun bütün amelleri, bir hamd kalbinden doğduğunda anlam kazanır.

Râzî: Övülen mi, öven mi? Fa'îl kalıbı, Hafîz ve Hakîm'de olduğu gibi, hem etken hem edilgen anlam taşıyabilir. Râzî'nin tefsirinde bu iki anlam Hamîd için birlikte değerlendirilir: Allah hem övülendir hem de övendir. Kur'an'da Allah kullarını da över: Sâd 30'da Süleyman, Sâd 44'te Eyyûb için ne güzel kul denir. Râzî'nin okumasında iki anlam birbirini tamamlar: Allah'ın övmesi kulun değerini belirler, kulun övmesi ise Allah'ın değerini tanır. Hamd böylece iki yönlü bir ilişkiye dönüşür.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci zenginliğiyle övülen Ganiyy ve Hamîd'i, müfessir yapmadığıyla övülmek isteyenlerin sahte övgüsünü, işârî müfessir amellerin hamd kalbinden doğmasını, Râzî ise hem övülen hem öven Hamîd'i öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Hamîd'e yakışan övgü gerçek bir kemalden doğar; kul da övgüyü iddiayla değil, iyilikle ve hamdle kazanır.

Durup düşün

  • "Elhamdülillâh" dediğin son anı hatırla. Bir nimetin ardından mı, yoksa bir sıkıntının içinde mi söyledin?

  • İbrâhîm 8'e göre Allah'ın övgüye ihtiyacı yoksa, hamd etmek kimin ihtiyacıdır?

  • Hayatında övülmeye layık olan hangi işlerin var? Onları kim için yapıyorsun?

Uygulama

Bugün her yemeğin ve her içeceğin sonunda, Müslim'deki hadisi hatırlayarak "elhamdülillâh" de. Bir sıkıntıyla karşılaştığında da aynı kelimeyi söylemeyi dene ve kalbindeki etkisini gözle. Akşam Tefekkür Defteri'ne, bugün hamd ettiğin üç şeyi ve bunlardan hangisinin bir nimet, hangisinin bir sıkıntı olduğunu yaz.

Kendini sına

  1. Muhammed ve Ahmed adları hangi köktendir ve ne anlama gelir?
    Cevabı göster

    h-m-d kökündendir; Muhammed çokça övülen, Ahmed ise en çok öven ya da en çok övülen anlamına gelir.

  2. İbrâhîm 8'de Mûsâ, kavmine hangi gerçeği hatırlatır?
    Cevabı göster

    Onlar ve yeryüzündekilerin hepsi nankörlük etse bile Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu.

  3. Müslim'deki hadise göre "elhamdülillâh" neyi doldurur?
    Cevabı göster

    Mizanı, yani amellerin tartılacağı teraziyi.

  4. Cürcânî'ye göre hamd ile şükür arasındaki fark nedir?
    Cevabı göster

    Şükür yalnız bir nimete karşılık yapılır; hamd ise nimet olsun olmasın, övülmeye layık olan için yapılır.

Kur'an'da el-Hamîd

Kelime (حَمِيد) Kur'an'da 17 kez, 17 ayette ve 14 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • İbrâhîm2
  • Hac2
  • Lokmân2
  • Bakara1
  • Nisâ1
  • Hûd1
  • Sebe'1
  • Fâtır1

ve 6 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 267

    يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّآ أَخْرَجْنَا لَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ ۖ وَلَا تَيَمَّمُوا۟ ٱلْخَبِيثَ مِنْهُ تُنفِقُونَ وَلَسْتُم بِـَٔاخِذِيهِ إِلَّآ أَن تُغْمِضُوا۟ فِيهِ ۚ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌ

    Ey İnananlar! Kazandıklarınızın temizlerinden ve size yerden çıkardıklarımızdan sarfedin; iğrenmeden alamıyacağınız pis şeyleri vermeye kalkmayın. Allah'ın müstağni ve övülmeye layık olduğunu bilin.

  2. Nisâ 131

    وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدًۭا

    Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. And olsun ki, sizden önce Kitap verilenlere ve size, Allah'tan sakınmanızı tavsiye ettik. İnkar ederseniz bilin ki, göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır.

  3. Hûd 73

    قَالُوٓا۟ أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ ۖ رَحْمَتُ ٱللَّهِ وَبَرَكَٰتُهُۥ عَلَيْكُمْ أَهْلَ ٱلْبَيْتِ ۚ إِنَّهُۥ حَمِيدٌۭ مَّجِيدٌۭ

    "Ey evin hanımı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşarsın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir" dediler.

  4. İbrâhîm 1

    الٓر ۚ كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ ٱلنَّاسَ مِنَ ٱلظُّلُمَٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ

    Elif, Lam, Ra; Bu, Allah'ın izniyle, insanları karanlıklardan aydınlığa, güçlü ve övülmeğe layık, göklerde ve yerde olanların sahibi Allah'ın yoluna çıkarman için, sana indirdiğimiz Kitaptır. Uğrayacakları çetin azabdan dolayı vay kafirlerin haline!

  5. İbrâhîm 8Derste işleniyor

    وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِن تَكْفُرُوٓا۟ أَنتُمْ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا فَإِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِىٌّ حَمِيدٌ

    Musa: "Siz ve yeryüzünde olanlar, hepiniz nankörlük etseniz, Allah yine de müstağni ve övülmeğe layık olandır" demişti.

  6. Hac 24

    وَهُدُوٓا۟ إِلَى ٱلطَّيِّبِ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَهُدُوٓا۟ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْحَمِيدِ

    Bu kimseler, sözün güzelini işitecek duruma ulaştırılmışlar, övülmeğe layık olan Allah'ın yoluna eriştirilmişlerdir.

  7. Hac 64

    لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ

    Göklerde olanlar, yerde olanlar O'nundur. Doğrusu Allah müstağnidir, övülmeğe layık olandır.

  8. Lokmân 12

    وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا لُقْمَٰنَ ٱلْحِكْمَةَ أَنِ ٱشْكُرْ لِلَّهِ ۚ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ حَمِيدٌۭ

    And olsun ki, Lokman'a, Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki, Allah her şeyden müstağnidir, övülmeğe layık olandır.

  9. Lokmân 26

    لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ

    Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Şüphesiz Allah müstağnidir, övülmeğe layıktır.

  10. Sebe' 6

    وَيَرَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ ٱلْحَقَّ وَيَهْدِىٓ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ

    Kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu, güçlü ve hamde layık olanın yolunu gösterdiğini bilirler.

  11. Fâtır 15Derste işleniyor

    ۞ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ أَنتُمُ ٱلْفُقَرَآءُ إِلَى ٱللَّهِ ۖ وَٱللَّهُ هُوَ ٱلْغَنِىُّ ٱلْحَمِيدُ

    Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız, Allah ise müstağnidir, övülmeğe layık olandır.

  12. Fussilet 42Derste işleniyor

    لَّا يَأْتِيهِ ٱلْبَٰطِلُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِۦ ۖ تَنزِيلٌۭ مِّنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍۢ

    Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.

Bütün geçişler (17 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

ح-م-دKur'an'da 68 kelime, 7 farklı türev

İlk resim: Övmek: bir iyiliği ve güzelliği dile getirmek.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
حَمْدhamd, övgüİsim43Fâtiha 2
حَمِيدisim kalıbıövülmeye layıkİsim17Bakara 267
مُحَمَّدMuhammed: çokça övülen, Peygamber’in adıİsim4Âl-i İmrân 144
يُحْمَدُövülürFiil1Âl-i İmrân 188
حامِدhamd edenİsim1Tevbe 112
مَحْمُودövülmüş (makam)İsim1İsrâ 79
أَحْمَدAhmed: Peygamber’in adıİsim1Saf 6

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.