Muhsî, her şeyi tek tek bilen, sayısını ve ayrıntısını kuşatan, hiçbir şeyi toplu bir bilgiyle geçiştirmeyen demektir. İnsan çok büyük sayıları ancak yuvarlayarak düşünebilir: "Binlerce yıldız", "milyonlarca insan", "sayısız yaprak". Her yaprağı ayrı ayrı, her insanı adıyla, her nefesi tek tek bilmek, insanın aklının sınırını aşar. Muhsî ismi, bu sınırın Allah için bulunmadığını anlatır. Bu ders ismi, çakıl taşlarıyla sayan eski Araplarla, kıyamet günü Rabbine "tek başına" gelecek her insanla, insanların unuttuğu ama Allah'ın saydığı amellerle ve saymaya kalkınca bitiremediğimiz nimetlerle okur.
Temel
Kelime. Muhsî, h-s-y kökünden gelen ihsâ fiilinin ism-i fâilidir. Kökteki hasâ kelimesi Arapçada "çakıl taşı" demektir. Eski Araplar büyük sayıları çakıl taşlarıyla sayar, her birim için bir taş ayırırdı; bu yüzden "saymak" anlamındaki ihsâ, kelime anlamıyla "çakıl taşlarıyla tek tek saymak"tır. Türkçede ihsâ (sayım) ve ihsâiyat (istatistik, sayım bilgisi) kelimeleri bu köktendir; Osmanlı döneminde nüfus sayımına da ihsâ denirdi. Kelime, yalnız bir toplamı bilmeyi değil, toplamı oluşturan her birimi tek tek bilmeyi anlatır. Muhsî ismi Kur'an'da bu kalıpla geçmez; ancak fiili, Allah'ın her şeyi tek tek saydığını anlatan birçok ayette kullanılır.
Her şeyi bir bir. Cin sûresinin sonu, Allah'ın gaybı bilmesini ve her şeyi saymasını birlikte anar:
Ayetin son cümlesi, Muhsî isminin kaynağıdır: "Onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve her şeyi bir bir sayar." İki fiil yan yana gelir: kuşatmak ve saymak. Kuşatmak bütünü bilmektir; saymak ise o bütünün her parçasını ayrı ayrı bilmek. Muhsî'nin bilgisinde bütün, parçaları gözden kaçırmaz.
Tek başına gelecek. Meryem sûresi, bu sayımın insan için ne anlama geldiğini söyler:
Göklerde ve yerde olan her şey O'na kul olarak gelecektir. O, hepsinin sayısını bilmiş ve teker teker saymıştır. Kıyamet günü ise her biri O'na tek olarak gelecektir. Kalabalıkta kaybolmak mümkün değildir; çünkü sayan, her birini ayrı ayrı saymıştır. İnsan dünyada bir kalabalığın parçası olabilir; hesapta ise yalnızdır.
Onlar unuttu, O saydı. Kur'an, insanın unutkanlığı ile Muhsî'nin sayımını karşı karşıya koyar:
"Allah onları bir bir saymıştır, fakat kendileri unutmuşlardır." İnsan dün yaptığını bugün unutur; bir yıl önce söylediği bir sözü hatırlamaz. Muhsî ise hiçbir şeyi unutmaz. Bu, hem bir uyarıdır hem de bir teselli: Unutulan kötülük silinmiş değildir; ama unutulan iyilik de kaybolmamıştır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Muhsî'yi, her bilineni sayısıyla, miktarıyla ve ayrıntısıyla bilen diye açıklar ve bu ismi Alîm'in bir yüzü olarak görür: Bilgi, bilinenlerin tek tek ayrıntısına yöneldiğinde ihsâ adını alır. Kulun bu isimden payı, kendi amellerini saymak, küçük görünen bir iyiliği ya da kötülüğü küçümsememek ve bilgisini ayrıntıya kadar sağlam tutmaktır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Muhsî ismi, sayılamayanın karşısında okunur:
İnsan nimetleri saymaya kalksa bitiremez: her nefes, her kalp atışı, her lokma, gözün her görüşü ayrı bir nimettir. Bir ağacın yapraklarını, bir kumsalın kum tanelerini, bir gecenin yıldızlarını sayamayız. Muhsî ise hepsini tek tek bilir. İnsanın sayamadığı, O'nun saydığıdır. Sayamamak bir acizlik olduğu kadar bir davettir: Saymaya çalışan, her adımda yeni bir nimet fark eder.
Derin
Derin
Apaçık bir kitapta. Kur'an, sayımın bir kayıtla birlikte yapıldığını söyler:
Ayette üç şey birlikte anılır: ölülerin diriltilmesi, işlenenlerin ve "eserlerin" yazılması, her şeyin apaçık bir kitapta sayılması. Müfessirler "eserler" (âsâr) kelimesini, insanın ölümünden sonra da süren izleri diye açıklamıştır: Öğrettiği bir bilgi, başlattığı bir iyilik ya da kötülük, yetiştirdiği bir çocuk. Sayım, insanın ölümüyle bitmez; bıraktığı izler de sayılır.
Nebe' sûresi aynı gerçeği tek cümlede söyler:
Küçük büyük bırakmadan. Kur'an, amel defterinin açıldığı anı insanların kendi şaşkınlığıyla anlatır:
Suçluların şaşkınlığı, defterin "küçük büyük bir şey bırakmadan" saymış olmasıdır. İnsan küçükleri hesaba katmaz; defter katar. Ayetin son cümlesi ise sayımın adaletini güvenceye alır: Rabbin kimseye haksızlık etmez.
İyilik de sayılır. Sayım yalnız kötülükleri değil, iyilikleri de kapsar; hatta iyiliklerde daha cömerttir. Hz. Peygamber, Allah'ın iyilikleri ve kötülükleri nasıl yazdığını anlatmıştır:
Muhsî'nin sayımı eşit bir sayım değil, lütufla yapılan bir sayımdır: İyilikler katlanır, kötülük tek sayılır.
Hiçbir iyiliği küçümseme. Hz. Peygamber, sayılan her iyiliğin değerini şöyle hatırlatmıştır:
Sayamazsınız. Kur'an, insanın saymakta aciz kaldığı yeri de gösterir:
Nahl 18 bu cümleyi "Allah bağışlar, merhamet eder" diye bitirirken, İbrâhîm 34 "insan pek zalim ve çok nankördür" diye bitirir. İki ayet aynı acizliği iki ayrı yönden gösterir: İnsan nimetleri sayamaz ve çoğu zaman şükrünü de eksik bırakır; Allah ise bu eksikliği bağışlar. Âlimler, nimetleri saymaya çalışmanın bile bir şükür olduğunu söylemiştir; çünkü insan saydıkça sayamayacağını anlar.
Gece namazı ve takdir. Müzzemmil sûresinin son ayetinde de aynı fiil geçer: Allah, müminlerin gece namazının vakitlerini tam olarak takdir edemeyeceklerini (len tuhsûhu) bildiği için onlara kolaylık tanımıştır (Müzzemmil 20). Tam saymak Allah'a aittir; kula düşen, gücü yettiği kadarını yapmaktır.
İlmî
İlmî
İhsâ etmek. Allah ismini anlatan ilk derste, "Kim Allah'ın doksan dokuz ismini ihsâ ederse cennete girer" hadisinde geçen ihsâ kelimesinin katmanlarına değinmiştik. Muhsî ismi, bu kelimenin kendisidir. Hattâbî, Şe'nü'd-duâ'da ihsâ için birkaç anlam sayar: isimleri tek tek sayarak ezberlemek; anlamlarını bilmek ve onlara iman etmek; bu isimlerin gerektirdiği biçimde yaşamak. Hadisin bazı rivayetlerinde "ihsâ ederse" yerine "ezberlerse" ifadesi geçer. Âlimler, bu isimlerin kulun ağzında yalnız bir sayı olarak kalmamasını, her birinin hayata yansımasını ihsânın tamamı saymıştır.
Muhsî ve isimlerin listesi. Muhsî ismi, Kur'an'da isim kalıbıyla geçmediği için, onu fiillerden türeyen isimler arasında sayan âlimler olmuştur. Tirmizî'nin rivayet ettiği listede yer alır; bazı başka listelerde ise bulunmaz. Bu durum, o ilk derste ele alınan liste tartışmasının bir örneğidir: Anlamı Kur'an'da açıkça bulunur, adı ise hadis listesinden gelir.
İstikamet ve saymak. İbn Mâce'nin Sünen'inde (Tahâret) aktarılan bir rivayette Hz. Peygamber, "Dosdoğru olun; ama (sevabını) tam sayamazsınız" buyurmuştur. Rivayet, kulun amellerini sayma çabasının bir sınırı olduğunu, asıl sayanın Muhsî olduğunu hatırlatır.
Sayı ve ilim. Kur'an, Allah'ın bilgisini iki farklı ifadeyle anar: İlmi her şeyi kuşatmıştır (Tâhâ 98) ve her şeyi sayıca saymıştır (Cin 28). Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu'l-gayb'da Cin 28'i tefsir ederken, "her şeyi sayıca saymak" ifadesinin var olan şeylerin sayısının sınırlı olduğuna işaret edip etmediği tartışmasını aktarır. Kelâmcılar, Allah'ın bilgisinin hem var olanları tek tek sayısıyla hem de sınırsız olan mümkünleri kuşattığını kabul etmiş; ihsâyı bu bilginin ayrıntıya yönelen yüzü olarak anlamıştır. Cin 28'in sonundaki adeden kelimesi, Arap dilbilgisinde sayımın neyle yapıldığını açıklayan bir tamamlayıcıdır (temyîz): Sayım, bir tahmin ya da toplam olarak değil, birim birim yapılmıştır.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Muhsî
el-Muhsî, Kur'an'da isim kalıbıyla geçmez; bu sayfanın Kur'an'da bölümü boştur. İsim, ahsâ fiilinden alınır ve bu fiil Kur'an'da on bir kez geçer. Geçişlerin dağılımı ilginçtir: Fiil bazı ayetlerde Allah'ın her şeyi saymasını, bazılarında insanın sayamamasını, bazılarında da insana verilen bir sayma görevini anlatır. Bu dersin İlmî seviyesi ihsâ kelimesinin katmanlarını, ismin listelerdeki yerini, istikamet ile saymayı ve sayı ile ilmi anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Zeccâc (ö. 311/923) | Tefsîru esmâillâhi'l-hüsnâ | Dil: saymak ve tamamını saymak |
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: Mağara ehlinin sayısı |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Fıkıh: iddeti saymak |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: adımların yazılması |
Zeccâc: Saymak ve tamamını saymak. Dilci şârihler, Meryem 94'te iki fiilin yan yana gelmesine dikkat eder: Allah onları ihsâ etmiş ve tek tek saymıştır. Ayette add, yani saymak, ile ihsâ birlikte kullanılır. Dilciler iki kelimeyi şöyle ayırır: Add bir şeyi birer birer saymaktır; ihsâ ise sayımı sonuna kadar götürmek, hiçbir şeyi dışarıda bırakmadan kuşatmaktır. Dersin Temel seviyesinde anlatılan çakıl taşı kökeni de bu anlamı destekler: Taşlarla sayan, saydığı şeyin tamamını elinde tutar. Muhsî, sayımı hiçbir yerde yarım kalmayan demektir.
Taberî: Mağara ehlinin sayısı. Kehf sûresi sayma fiiliyle açılan bir kıssa anlatır. Kehf 12'de Allah, iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesapladığını ortaya koymak için gençleri uyandırdığını söyler. Kıssanın devamında insanlar hem gençlerin sayısını hem de kaldıkları süreyi tartışır: Kehf 22'de üç, beş, yedi gibi tahminler aktarılır ve sayıyı en iyi bilenin Rab olduğu söylenir; Kehf 26'da kaldıkları süreyi en iyi Allah'ın bildiği bildirilir. Taberî'nin aktardığı görüşler bu tartışmanın kıssadaki işlevine dikkat çeker. İnsanlar sayılar üzerinde tartışırken asıl sayan Muhsî'dir.
Kurtubî: İddeti saymak. Talâk 1'de kula bir sayma görevi verilir: Kadınları boşadığınızda iddetlerini sayın. Fiil, Allah'ın her şeyi saymasını anlatan fiilin aynısıdır. Kurtubî'nin hüküm tefsirinde bu ayetten iddetin başlangıcının ve bitişinin dikkatle hesaplanması gerektiği, bu hesabın hem kadının hem de kocanın hakkını koruduğu sonucu çıkarılır. Ayet aynı cümlede Allah'tan sakınmayı da emreder. Muhsî isminin kuldaki payı burada somutlaşır: Kul, başkasının hakkına dokunan bir sayımı eksik bırakmamakla yükümlüdür.
Râzî: Adımların yazılması. Yâsîn 12, Allah'ın insanların işlediklerini ve eserlerini yazdığını söyler. Dersin Derin seviyesinde eserler kelimesi, insanın ölümünden sonra süren izleri olarak açıklandı. Râzî'nin tefsirinde başka bir açıklama da aktarılır: Eserler, insanın ayak izleri, yani bir iyiliğe giderken attığı adımlardır. Bu açıklama Müslim'in bir rivayetiyle ilişkilendirilir: Mescide uzakta oturan bir topluluk mescidin yakınına taşınmak isteyince Hz. Peygamber onlara, evlerinde kalmalarını, adımlarının yazıldığını söylemiştir. Muhsî'nin sayımında, bir iyiliğe giden yol da sayılır.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Dilci sayımın sonuna kadar götürülmesini, müfessir insanların sayılar üzerindeki tartışmasını, fakih kula verilen hak koruyan sayma görevini, Râzî ise iyiliğe atılan adımların bile sayılmasını öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Muhsî hiçbir şeyi eksik saymaz; kul da kendisine düşen sayımı eksiksiz yapmakla ve hiçbir iyiliği küçük görmemekle yükümlüdür.
Durup düşün
- Kendini değerlendirirken "genel olarak" mı bakıyorsun, yoksa tek tek anlara mı?
- Mücâdele 6'daki "onlar unuttu, O saydı" cümlesi, unuttuğun hangi iyiliği ya da kötülüğü hatırlatıyor?
- Ölümünden sonra da sayılmaya devam edecek hangi "eser"i bırakıyorsun?
Uygulama
Bugün akşam, yatmadan önce günü tek tek anlar hâlinde hatırla: sabahtan akşama yaptığın iyilikleri ve hataları ayrı ayrı yaz. Sonra bir de o gün sana verilen nimetleri saymaya çalış ve bir yerde bitiremeyeceğini fark ettiğinde dur. Tefekkür Defteri'ne, bıraktığın ve bırakmak istediğin bir "eseri" not et.
Kendini sına
- h-s-y kökündeki hasâ kelimesi ne demektir ve "saymak" anlamıyla nasıl ilişkilidir?
- Meryem 95'e göre kıyamet günü herkes O'na nasıl gelecektir?
- Mücâdele 6'da insanların amelleri hakkında ne söylenir?
- Yâsîn 12'de yazılan "eserler" müfessirlerce nasıl açıklanmıştır?