Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Benzetme, bilinen bir kaynaktan bir özelliği bedene taşır.
Kaynağın birden çok özelliği vardır; öğrenci öğretmenin kastetmediğini taşıyabilir.
Öğrencinin tanımadığı bir kaynak, anlaşılan ama harekete dönüşmeyen bir sözcük olarak kalır.
Bazı öğrenciler zihinde görüntü kuramaz; her görsel benzetmenin bir eylem karşılığı hazır olmalıdır.
Benzetme hareketin niteliğini, eylem cümlesi yönünü ve yerini taşır; ikisi birlikte en sağlam çalışır.
Açılış sahnesi
Bir dağ duruşunda öğretmen sınıfa bir görüntü veriyor: "Başının tepesinden çıkan bir ip seni yukarı doğru çekiyor." Ön sıradaki bir öğrenci boynunu uzatıyor, çenesi hafifçe geriye kayıyor, bütün bedeni bir santim uzuyor. Arka sıradaki bir başka öğrenci ise topuklarını yerden kaldırıp parmak uçlarına çıkıyor; ona göre bir ip çekiyorsa, beden yerden kalkmalı. Üçüncü bir öğrenci hiçbir şey yapmıyor. Dersten sonra öğretmene, kafasında bir ip göremediğini, "ip" sözcüğünü duyduğunu ama bunun bedeninde hiçbir şeye dönüşmediğini söylüyor.
Tek bir benzetme, üç öğrencide üç ayrı sonuç verdi. Birinde hedeflenen hareketi üretti, birinde başka bir hareketi, birinde hiçbir şeyi.
Bu derste ne olacak
Y5.16'da yönergenin dikkati nereye gönderdiğini tartıştık. Bu derste dikkatin gerçek bir nokta yerine hayali bir görüntüye gönderildiği yönergelere, benzetmelere bakıyoruz. Önce bir benzetmenin nasıl çalıştığını, bilinen bir şeyin bir özelliğini bedene taşıyan bir köprü olarak göreceğiz. Sonra aynı benzetmenin neden bazı öğrencilerde yanlış harekete, bazılarında hiçbir harekete dönüşmediğini inceleyeceğiz: yanlış özelliğin taşınması, öğrencinin tanımadığı bir kaynak ve zihinde görüntü kurma yetisindeki farklar. En sonda bir benzetmenin nasıl sınanacağını ve eylem diliyle nasıl eşleştirileceğini çalışacağız.
Sıfır noktası
Y5.15'te bir yönergenin fiil, yön ve beden yeri taşıdığında açık olduğunu gördük. Benzetme bu üçünü doğrudan söylemez; bir görüntü verir ve öğrencinin o görüntüden bir hareket çıkarmasını bekler. Bu, benzetmenin hem gücü hem riskidir. Doğru çalıştığında tek bir görüntü, üç ayrı yönergenin söyleyeceğini bir anda söyler. Yanlış çalıştığında, öğretmen ne istediğini hiç söylememiş olur.
Y3.60'ta imgeleme farkını, yani duyumları ve görüntüleri zihinde canlandırma kolaylığının kişiden kişiye büyük ölçüde değiştiğini gördük. Bu ders o farkın bir öğretmenin yönerge diline ne getirdiğini soruyor.
Mekanizma
Bir benzetme ne taşır
Benzetme maddesi benzetmeyi, iki şey arasında, paylaştıkları kabul edilen üçüncü bir öğe nedeniyle kurulan bir karşılaştırma ya da karşılık olarak tanımlıyor. Madde, daha geniş anlamda benzetmeli akıl yürütmenin, bir konunun, yani kaynağın, anlamını ya da bilgisini başka bir konuya, yani hedefe aktaran bir bilişsel süreç olduğunu yazıyor.
Dilbilimde bu aktarımı ayrıntılı inceleyen bir yaklaşım vardır. Kavramsal metafor maddesi, bu yaklaşımı bir fikrin ya da kavramsal alanın başka bir alan üzerinden anlaşılması olarak tanımlıyor ve George Lakoff ile Mark Johnson'ın bin dokuz yüz sekseninde yayımlanan kitabının bu konuyu ilk kez kapsamlı biçimde incelediğini yazıyor. Madde, ifadelerin alındığı alanı kaynak alan, anlaşılmaya çalışılan alanı hedef alan olarak adlandırıyor ve kaynağın hedefin özelliklerini nasıl izleyip betimlediğine eşleme diyor.
Yanlış özellik taşındığında
Açılış sahnesinde parmak uçlarına çıkan öğrenci, ipin başka bir özelliğini taşıdı: bir ip bir şeyi yerden kaldırır. Öğretmen yalnızca yukarı yöndeki uzamayı kastediyordu; öğrenci ise bütün bedenin yükselmesini anladı. Bir benzetmenin kaynağı ne kadar zengin olursa, taşınabilecek özellik o kadar çoktur ve öğretmenin kastetmediği bir özelliğin taşınma olasılığı da o kadar artar.
Paylaşılmayan kaynak
Bir benzetme, öğrencinin kaynağı tanıdığını varsayar. Öğretmenin gündelik hayatından gelen bir görüntü, başka bir kuşaktan, başka bir bölgeden ya da başka bir dilden gelen bir öğrenci için boş kalabilir.
Görüntü kuramayan öğrenci
Açılış sahnesindeki üçüncü öğrenci, ipi zihninde göremediğini söyledi. Afantazi maddesi bu olguyu, zihinde isteyerek görüntü canlandıramama olarak tanımlıyor. Madde, olgunun ilk kez Francis Galton tarafından bin sekiz yüz seksende tarif edildiğini, ama iki bin on beşte nörolog Adam Zeman'ın Exeter Üniversitesi'ndeki ekibinin yayımladığı bir çalışmaya kadar pek incelenmediğini, terimin de bu ekip tarafından konduğunu yazıyor.
Madde, iki bin yirmi iki tarihli bir çalışmanın, görsel imge kuramayan kişilerin nüfusun yaklaşık yüzde birinin altında, görüntüsü hiç olmayan ya da soluk ve belirsiz olan kişilerin ise yaklaşık yüzde dördü dolaylarında olduğunu tahmin ettiğini aktarıyor. Bu sayılar tek bir tarama çalışmasına dayanıyor; ama bir öğretmen için anlamı açıktır: kalabalık bir sınıfta görsel benzetmeden hiçbir şey çıkaramayan bir öğrencinin bulunması olağandışı değildir.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Benzetme, bir öğretmenin elindeki en güçlü ve en kaygan araçlardan biridir. Güçlüdür, çünkü tek bir görüntü bir hareketin niteliğini, hızını ve duygusunu birkaç eylem cümlesinin taşıyamayacağı biçimde taşıyabilir. Kaygandır, çünkü öğretmen yalnızca kaynağı verir; hangi özelliğin taşınacağını öğrenci seçer.
Olgun bir öğretmen benzetmelerini üç soruyla sınar. Birincisi: bu kaynağın hangi özelliğini taşımak istiyorum, ve öğrencinin taşıyabileceği başka özellikler neler? İkincisi: bu kaynak sınıfımdaki öğrencilerin deneyiminde var mı? Üçüncüsü: görüntü kuramayan bir öğrenci için aynı hareketi söyleyen bir eylem cümlem hazır mı? Bu üç soru, Y5.16'daki odak seçimi gibi, benzetmeyi bir alışkanlık olmaktan çıkarıp bilinçli bir seçime dönüştürür.
Bir benzetmenin ömrü de sınırlıdır. Aynı görüntüyü haftalarca duyan bir öğrenci için benzetme bir görüntü olmaktan çıkıp bir işarete dönüşebilir: "ip" dendiğinde öğrenci artık ipi düşünmez, yalnızca başının tepesini yukarı uzatır. Bu kötü bir şey değildir; benzetme işini yapmış ve bir kısaltmaya dönüşmüştür. Ama yeni gelen bir öğrenci için aynı sözcük hâlâ bir görüntüdür ve öğretmen, sınıfın bir kısmı için kısaltma olan şeyin geri kalanı için hâlâ açıklama gerektirdiğini unutmamalıdır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışİyi bir benzetme her öğrencide aynı görüntüyü ve aynı hareketi üretir.
Kavramsal metafor maddesindeki eşleme kavramına göre bir benzetme kaynağın özelliklerini hedefe taşır ve bir kaynağın birden çok özelliği vardır; her öğrenci farklı bir özelliği taşıyabilir.
Yaygın yanlışHerkes zihninde bir görüntü canlandırabilir; canlandıramayan öğrenci yeterince dikkat etmiyordur.
Afantazi maddesine göre bazı kişiler zihinde isteyerek görüntü canlandıramaz ve bu bir dikkat eksikliği değil, Galton'dan beri tarif edilen bir farktır.
Yaygın yanlışBenzetme, eylem dilinin yerine geçen daha zengin bir yönerge biçimidir.
Benzetme hareketin niteliğini taşıyabilir ama yönünü ve yerini her zaman taşımaz; bu yüzden bir benzetme en sağlam biçimde bir eylem cümlesiyle birlikte çalışır.
Uygulama
Aklında kalsın
Benzetme, bilinen bir kaynaktan bir özelliği bedene taşır.
Kaynağın birden çok özelliği vardır; öğrenci öğretmenin kastetmediğini taşıyabilir.
Öğrencinin tanımadığı bir kaynak, anlaşılan ama harekete dönüşmeyen bir sözcük olarak kalır.
Bazı öğrenciler zihinde görüntü kuramaz; her görsel benzetmenin bir eylem karşılığı hazır olmalıdır.
Benzetme hareketin niteliğini, eylem cümlesi yönünü ve yerini taşır; ikisi birlikte en sağlam çalışır.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir hareketi bir görüntüyle anlatmayı konuştuk. Örneklerin birinde öğrenciler, benzetmeden sonra öğretmene baktı: ne yapacaklarını görmek istediler. Sözün yetmediği yerde öğretmen bedeniyle gösterir.
Sıradaki ders gösterimin yararını ve sınırını ele alıyor.
Soru şu: bir öğretmenin bir duruşu kendi bedeniyle göstermesi öğrenciye ne kazandırır, ve öğretmenin bedeni öğrencinin bedeninden farklı olduğunda gösterim neyi yanlış öğretebilir?