Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Apte prāṇa'ya on dört ayrı anlam veriyor; sözcük hem bütün yaşamsal havaların ortak adı hem de onlardan birinin adı.
Atharvaveda'da prāṇa yağmuru yağdıran, bitkiyi büyüten kozmik bir güç.
Duyuların yarışında yetiler prāṇa'nın üstünlüğünü kabul ediyor ve hepsi "prāṇalar" diye anılır oluyor.
Kauṣītaki'de prāṇa yaşam, bilinç ve ölümsüzlükle özdeş; Praśna'da ātman'dan doğan bir gölge ve öteki havaları yöneten bir kral.
Haṭha metinlerinde prāṇa denetlenecek bir hava; qi ve pneuma ile eşitlemek ise modern bir karşılaştırma.
Açılış sahnesi
Bir yayınevinde bir çevirmen, İngilizceden Türkçeye aktardığı bir yoga tarihi kitabının son düzeltmelerini yapıyor. Editör kenar notuna tek bir soru yazmış: "prāṇa" sözcüğünü neden kitabın bir yerinde "nefes", bir yerinde "can", bir başka yerinde "yaşam gücü" diye çevirdin? Okur bunları üç ayrı şey sanacak.
Çevirmen sayfaları tek tek açıyor. İlk sayfada eski bir Upaniṣad masalı anlatılıyor: bedenin yetileri, hangisinin en üstün olduğu konusunda kavga ediyor ve sonunda hepsi prāṇa'nın önünde eğiliyor. Burada "nefes" demek masalı küçültüyor gibi geliyor ona. Başka bir sayfada ortaçağdan bir Haṭha el kitabı nefesi tutmayı ve yönlendirmeyi anlatıyor; orada "can" demek tuhaf kaçıyor. Kitabın sonundaki bir bölümde ise modern bir yoga öğretmeninin evrene yayılmış bir enerjiden söz ettiği aktarılıyor.
Çevirmen editöre yanıt olarak şunu yazıyor: sözcük aynı, ama her sayfada başka bir yüzyılın dilini konuşuyor. Tek bir karşılık seçersem, okura sözcüğün bir tarihi olmadığını söylemiş olurum.
Bu derste ne olacak
Prāṇa'yı bu derste bir tanımla değil, katmanlarıyla ele alacağız. Önce sözcüğün kendisine ve sözlüklerin ona verdiği anlam genişliğine bakacağız. Sonra Veda ilahilerinden Upaniṣadların yaşam bilgisine, oradan bedeni yöneten bir güce ve Haṭha metinlerinin denetlenecek havasına uzanan yolu izleyeceğiz. En sonda bugün sık kullanılan "evrensel enerji" diliyle bu katmanların ilişkisini tartacağız.
Sıfır noktası
Y4.09 prāṇa'yı bu serinin sözlüğüne soluk ile canlılığı birlikte taşıyan bir gelenek kavramı olarak yazmıştı. Aynı ders Kena ve Kaṭha dizelerinde nefesin bir teknik olarak değil, bir soru olarak durduğunu göstermişti. Bu ders o temelin üzerine kuruluyor ve başka bir soru soruyor: aynı sözcüğün taşıdığı yük, metinden metne ve dönemden döneme nasıl değişiyor?
Y4.89'da Gārgī diyaloğunda bu değişimin bir ucunu görmüştük: orada prāṇa bedenin içine ve dışına dağılmış, yoganın öncelikle farkına varıp denetlemesi gereken bir hava. Bu dersin sonunda o tabloya geri döneceğiz; ama önce çok daha eski bir sahneye gidiyoruz.
Mekanizma
Bir sözcük, on dört anlam
Wikipedia'nın Prana maddesi, Sanskritçe sözlükçü Apte'nin bu sözcüğe on dört ayrı anlam verdiğini aktarıyor. Aralarında soluk ya da solunum, yaşam soluğu, yaşamsal hava, yaşam ilkesi, enerji ya da canlılık, hatta ruh var. Apte yaşam ilkesi anlamında sözcüğün genellikle çoğul kullanıldığını da not ediyor: genellikle beş yaşamsal hava varsayılıyor, ama üç, altı, yedi, dokuz, hatta on tane sayan metinler de var.
Aynı madde bu anlamların çevirilere nasıl dağıldığını da gösteriyor. Bhattacharyya nefes denetimini işleyen Sanskritçe metinler için "yaşamsal hava" karşılığını kullanıyor; McEvilley ise sözcüğü "ruh-enerji" diye çeviriyor. Maddeye göre gelenekte nefes, prāṇa'nın en ince maddi biçimi sayılıyor; ama prāṇa'nın kanda da bulunduğu, en yoğun biçimde de üreme sıvılarında toplandığı düşünülüyor. Y4.80'de gördüğümüz bindu modeliyle bu inancın bağı burada görünür oluyor.
Sözcüğün ilk anlamı konusunda bile araştırmacılar anlaşamıyor. Madde, Böhtlingk'e göre prāṇa'nın başlangıçta nefes almayı, apāna'nın nefes vermeyi anlattığını; Deussen'e göre ise tam tersinin doğru olduğunu yazıyor. İki taraf yalnızca bir noktada birleşiyor: sonraki dönemlerde bu iki sözcük, bedenin farklı bölgelerindeki havaları anlatır oldu; prāṇa üst bölgelerle, apāna alt bölgelerle ilişkilendirildi.
Yaygın yanlışPrāṇa sözcüğünün ilk ve kesin anlamı nefes almaktır.
Wikipedia maddesine göre Böhtlingk prāṇa'yı nefes alma, Deussen ise nefes verme olarak yorumluyor; araştırmacılar yalnızca sonraki dönemde bu sözcüklerin bedenin farklı bölgelerindeki havalara bağlandığında uzlaşıyor.
Ekinleri sulayan güç
Wikipedia maddesi en eski katmandan bir örnek veriyor: Atharvaveda'nın on birinci kitabındaki prāṇa ilahisi. Madde ilahiden şu dizeleri aktarıyor: prāṇa büyük toprağı yağmurla suladığında bitkiler filizlenir; sulanan bitkiler hep bir ağızdan ona seslenir, sen ömrümüzü uzattın, bizi güzel kokulu kıldın, der. İlahinin bir başka yerinde bir genç için dua ediliyor: prāṇa ile apāna burada güçlü kalsın, bu gençten ayrılmasın, onu dolu bir ömre ulaştırsın.
Bu katmanda prāṇa bir insanın göğsüne sığmıyor. Yağmuru yağdıran, bitkiyi büyüten, insanı hayatta tutan tek bir güç. Bir ilahi bu gücü övüyor, ondan ayrılmamasını diliyor.
Duyuların yarışı
Upaniṣadlarda prāṇa'nın üstünlüğünü anlatan bir masal birkaç farklı biçimde karşımıza çıkıyor. Müller'in Chāndogya çevirisindeki bir dipnota göre aynı masal Bṛhadāraṇyaka'da, Aitareya Āraṇyaka'da, Kauṣītaki'de ve Praśna'da da anlatılıyor.
Chāndogya'nın beşinci bölümündeki biçim şöyle: beş yeti, yani konuşma, göz, kulak, zihin ve nefes, hangisinin en üstün olduğu konusunda kavgaya tutuşuyor. Babaları Prajāpati'ye gidiyorlar. Prajāpati, ayrıldığında bedeni en kötü duruma düşüren hanginizse en üstün odur, diyor. Konuşma bir yıl bedenden ayrılıyor; döndüğünde ötekiler dilsizler gibi, ama soluyarak, görerek, işiterek, düşünerek yaşadıklarını söylüyor. Göz, kulak ve zihin de sırayla gidip dönüyor; beden her birinin yokluğunda eksik ama canlı kalıyor. Sonra nefes gitmeye davranıyor: Müller'in çevirisinde, yola çıkmaya hazırlanan bir atın bağlı olduğu kazıkları sökmesi gibi öteki yetileri yerinden söküyor. Hepsi ona gelip yalvarıyor: efendimiz ol, bizden ayrılma.
Masalın son cümlesi sözcüğün tarihi için önemli. Müller'in çevirisine göre insanlar artık bu yetilere diller, gözler, kulaklar, zihinler demiyor, hepsine birden "prāṇalar" diyor, çünkü hepsi prāṇa'dır. Yani sözcük burada yalnızca nefesi değil, bütün canlı yetileri kapsayan bir ad hâline geliyor.
Kauṣītaki'nin ikinci bölümündeki biçim masalı tersinden kuruyor. Bu kez yetiler bedenden çıkınca beden odun gibi kuru ve soluksuz kalıyor. Konuşma geri giriyor, beden konuşuyor ama kalkmıyor; göz, kulak, zihin de giriyor, beden yine yatıyor. Prāṇa girince beden bir anda ayağa kalkıyor.
Yaşam bilgisi ve bilinçli benlik
Müller, Aitareya Āraṇyaka çevirisinin girişinde bu metinlerin ortak bir sorusunu özetliyor: dünya nereden geliyor? Yanıt bir süre boyunca prāṇa'ydı; Müller'e göre nefes ve yaşam anlamına gelen prāṇa, var olan her şeyin yeterli bir açıklaması sayılmıştı. Müller bu öğretiye prāṇavidyā, yani yaşam bilgisi adını veriyor ve temel amacını şöyle anlatıyor: içimizdeki yaşam ilkesinin güneşteki yaşam ilkesiyle aynı olduğunu göstermek.
Kauṣītaki'nin üçüncü bölümünde bu öğreti en keskin biçimine ulaşıyor. Müller'in çevirisine göre tanrı Indra, Pratardana'ya şunu söylüyor: ben prāṇa'yım; beni bilinçli benlik olarak, yaşam olarak, ölümsüzlük olarak düşün. Yaşam prāṇa'dır, prāṇa yaşamdır; bilinç prāṇa'dır, prāṇa bilinçtir.
Burada sözcüğün yükü en ağır hâline ulaşıyor. Soluk, yaşam, bilinç ve ölümsüzlük aynı adla anılıyor. Müller'e göre bu yanıt Brahmanları bir süre doyurdu, ama nihai bir çözüm değildi: nihai çözümü, her şeyin son nedeninin prāṇa değil ātman olduğunu öğreten Upaniṣad veriyordu. Y4.11'de gördüğümüz ātman öğretisi bu ilerleyişin öteki ucu.
Gölge ve kral
Praśna Upaniṣad prāṇa'yı hem yüceltiyor hem de ilk kez bir düzen içine yerleştiriyor. İkinci soruda yetiler yine üstünlük için tartışıyor. Müller'in çevirisinde prāṇa onlara şöyle diyor: aldanmayın, bu bedeni tek başıma, kendimi beşe bölerek ayakta tutuyorum. Yetiler inanmayınca bedenden çıkar gibi yapıyor; o çıkınca hepsi çıkıyor, o dönünce hepsi dönüyor. Metin bunu arı beyiyle çıkıp dönen arılara benzetiyor. Ardından yetilerin prāṇa'ya söylediği bir övgü geliyor; bu övgüde prāṇa ateş, güneş, yağmur, rüzgâr ve toprak olarak anılıyor; Atharvaveda'daki kozmik prāṇa'nın sesi burada yeniden duyuluyor.
Üçüncü soruda bir öğrenci prāṇa'nın nereden doğduğunu soruyor. Yanıt, önceki katmanlardan ayrılan bir sıra kuruyor: bu prāṇa benlikten, ātman'dan doğar; bir insanın üzerine düşen gölge gibi onun üzerine yayılır.
Hemen ardından prāṇa'nın bedende nasıl işlediği bir siyaset imgesiyle anlatılıyor: bir kral memurlarına şu köyleri ya da bu köyleri yönetin diye buyurduğu gibi, prāṇa da öteki prāṇaları her birini ayrı bir işe atayarak yerleştirir.
Denetlenecek hava
Sonraki metinlerde sözcüğün ağırlık merkezi kayıyor. Wikipedia maddesine göre Bhagavad Gītā'nın dördüncü bölümü, duyuların ve prāṇa'nın etkinliklerinin bilginin tutuşturduğu ateşte kurban edilmesini bir özdenetim yogası olarak anlatıyor. Madde, duyuların, zihnin ve prāṇa'nın fethinin yoga yolunda samādhi'ye giden temel bir adım, hatta yoganın amacı olarak görüldüğünü de ekliyor; Mālinīvijayottaratantra, duruşu, zihni, prāṇa'yı, duyuları, uykuyu, öfkeyi, korkuyu ve kaygıyı fethetmiş arayıcıya güzel ve sessiz bir mağarada yoga yapmasını öğütlüyor.
Burada prāṇa artık övülen bir kral değil, fethedilecek bir güç. Nefes tutmayı işleyen Y4.83'ün tekniklerinin ve Y4.89'daki Gārgī diyaloğunun "bedenin içine ve dışına dağılmış hava" tarifinin arkasında bu kayma var: yetilerin efendisi, yoginin denetim alanına giriyor.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Prāṇa'yı öğretirken öğretmenin karşısına çıkan asıl güçlük, sözcüğün her katmanının sonraki katmanın içinde hâlâ yaşaması. Bir Haṭha metni prāṇa'yı tutulacak bir hava olarak anlatırken bile Atharvaveda'nın kozmik gücünü ve Upaniṣadların yaşam bilgisini arka planda taşıyor. Bu yüzden "prāṇa aslında şudur" diye başlayan her cümle, katmanlardan birini seçip ötekileri susturuyor.
Katmanları ayırmanın pratik bir yolu var: bir cümle duyduğunda, prāṇa'nın o cümlede neyle birlikte anıldığına bakmak. Yağmur ve bitkiyle anılıyorsa Veda ilahisinin kozmik gücüne, yetilerle yarışıyorsa Upaniṣad masalına, bilinçle özdeş tutuluyorsa Kauṣītaki'nin öğretisine, tutulan ve yönlendirilen bir hava olarak anılıyorsa Haṭha katmanına yakın duruyor. Qi ve pneuma ile yan yana diziliyorsa, büyük olasılıkla modern bir karşılaştırmalı dinler anlatısının içinde.
Bir öğretmen bu ayrımı yaptığında öğrencinin sorusuna dürüst bir yanıt verebilir: prāṇa'nın tek bir anlamı yok, ama her metinde hangi anlamda kullanıldığı okunabilir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışPrāṇa her metinde aynı şeyi, bedende dolaşan bir enerjiyi anlatır.
Bu derste Atharvaveda'da yağmur yağdıran kozmik bir güç, Chāndogya'da bütün yetileri kapsayan bir ad, Kauṣītaki'de bilinçle özdeş bir ilke, Haṭha metinlerinde ise denetlenecek bir hava olarak karşımıza çıktı.
Yaygın yanlışPrāṇa, qi ve pneuma aynı evrensel enerjinin farklı dillerdeki adlarıdır.
Wikipedia maddesi yalnızca bu kavramların benzer olduğunun ileri sürüldüğünü yazıyor; her birinin kendi metinleri ve kendi tarihi var.
Yaygın yanlışUpaniṣadlar prāṇa'yı egzersizle güçlendirmeyi öğretir.
Bu dersteki Upaniṣad pasajları prāṇa'nın üstünlüğünü bir masalla, özünü bir meditasyon öğretisiyle, kökenini bir benzetmeyle anlatıyor; hiçbirinde bir nefes tekniği yok.
Uygulama
Aklında kalsın
Apte prāṇa'ya on dört ayrı anlam veriyor; sözcük hem bütün yaşamsal havaların ortak adı hem de onlardan birinin adı.
Atharvaveda'da prāṇa yağmuru yağdıran, bitkiyi büyüten kozmik bir güç.
Duyuların yarışında yetiler prāṇa'nın üstünlüğünü kabul ediyor ve hepsi "prāṇalar" diye anılır oluyor.
Kauṣītaki'de prāṇa yaşam, bilinç ve ölümsüzlükle özdeş; Praśna'da ātman'dan doğan bir gölge ve öteki havaları yöneten bir kral.
Haṭha metinlerinde prāṇa denetlenecek bir hava; qi ve pneuma ile eşitlemek ise modern bir karşılaştırma.
Sonraki derse köprü
Praśna Upaniṣad'ın üçüncü sorusunda kral imgesinin hemen ardından bir görev dağılımı geliyor. Müller'in çevirisine göre apāna boşaltım ve üreme organlarında, prāṇa gözde ve kulakta, ağız ve burundan geçerek yer alıyor; ortada samāna var, vyāna kalpten yayılan damarlarda dolaşıyor, udāna ise bu damarlardan biriyle insanı iyi işlerle iyi, kötü işlerle kötü bir dünyaya yukarı taşıyor. Wikipedia maddesindeki bir tablo aynı beş adı Niśvāsatattvasaṃhitā'ya dayanarak bedenin bölgelerine yerleştiriyor, ama görev sütununda dolaşım sistemi, sinir sistemi, metabolizma gibi modern tıbbın sözcüklerini kullanıyor.
Sıradaki ders beş vāyu'yu ele alıyor.
Soru şu: Beş vāyu'nun yerleri ve işlevleri bir Upaniṣad'da bir kralın görev dağılımı ve öbür dünyaya gidiş yoluyla, bir ansiklopedi tablosunda ise modern organ sistemleriyle anlatılıyorsa, bu beş adı hangi metnin haritasıyla öğrettiğimizi söylemeden öğretebilir miyiz?