Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Kaivalya Yoga Sūtra'da üç yerde, üç farklı yönden tanımlanıyor.
Elli beşinci sūtraya göre kaivalya güçleri olan için de olmayan için de gelebiliyor.
Ayrımı gören için "Ben kimdim, ne olacağım" soruları cevaplanmıyor, diniyor.
Son sūtra aynı sonu bir kez doğanın, bir kez bilincin tarafından anlatıyor.
Vācaspati'ye göre özgürleşmeyi evren çözülmesinden ayıran, ilişkinin bir daha kurulmaması.
Açılış sahnesi
Bir hafta sonu felsefe atölyesinin kapanış çemberinde, emekli bir hemşire elini kaldırıyor. "Bütün hafta sonu 'kaivalya' dedik," diyor. "Kitaptaki karşılığı 'yalıtılmışlık'. Ben bu sözcüğü yıllarca yoğun bakımda duydum; hastayı yalıtırız, kimse yanına giremez. Yoganın son hedefi bu mu? Tek başına, dokunulmaz bir hâl?"
Çemberde kısa bir sessizlik oluyor. Atölyeyi yürüten öğretmen cevap vermek yerine iki kitabı yan yana açıyor. Birinde aynı sūtra "Isolation" diye çevrilmiş, ötekinde "Pure spiritual life". Hemşireye dönüyor: "İki çevirmen aynı sözcüğe bu kadar farklı adlar verdiyse, sorunuz sözlükle çözülmez. Metnin kendisine bakmamız gerekecek."
Bu ders o bakışı yapıyor.
Bu derste ne olacak
Önce kaivalya sözcüğünün Yoga Sūtra'da hangi üç yerde tanımlandığını göreceğiz: ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümün sonlarında. Sonra dördüncü bölümün son sūtralarından önceki birkaç cümleye, zihnin kimin için var olduğuna, ayrımı görene ne olduğuna ve zihnin nereye aktığına bakacağız. Ardından son sūtranın çifte tanımını ve Vācaspati'nin "yeniden" sözcüğüne yüklediği ağırlığı okuyacağız. En sonda iki çevirinin bu tanımı nasıl birbirinden uzaklaştırdığını tartışacağız.
Sıfır noktası
Y3.68'de kaivalya'yı Klasik Yoga'nın hedef adı olarak tanımış ve onu samādhi ile karıştırmamak gerektiğini görmüştük. Y4.46'da ilk bölümün tanım üçlüsünü okumuş, üçüncü sūtranın görenin kendi biçiminde durmasını söylediğini not etmiştik. Y4.68'de ise guṇaların amaçlarını tamamlayıp nedenlerine karışmasını izlemiştik.
Bu ders bu üç ipi birleştiriyor. Metnin başında bir cümle olarak beliren "kendi biçiminde durma", sonunda bir hedefin adına dönüşüyor.
Mekanizma
Üç yerde bir tanım
Kaivalya Yoga Sūtra'da tek bir yerde tanımlanmıyor. Harvard çevirisinde ikinci bölümün yirmi beşinci sūtrası şöyle: görmeme ortadan kalkınca bağ da kalkıyor; bu kaçış, görenin yalıtılmışlığı. Vyāsa'nın açıklamasıyla bu, bağlılığın tümden bitişi; benliğin karışmamış hâli, yani guṇalarla yeniden ilişkiye girmediği durum.
Üçüncü bölümün elli beşinci sūtrası ikinci bir tanım veriyor: sattva'nın arılığı puruṣa'nınkine eşitlendiğinde yalıtılmışlık gelir. Dördüncü bölümün otuz dördüncü sūtrası ise üçüncüsünü, iki parçalı bir tanımı veriyor.
Eşit saflık
Elli beşinci sūtranın yorumu dikkat çekici. Vyāsa'ya göre sattva, rajas ve tamas'ın lekesinden arındığında, puruṣa'dan farkını kavramaktan başka bir işi kalmadığında ve kendi içindeki kleśa tohumları yandığında, puruṣa'nınkine eşit bir arılığa giriyor. Bu noktada arılık, puruṣa'ya yanlışlıkla yüklenen deneyimin dinmesi demek.
Vyāsa burada bir cümle daha ekliyor: bu durumda yalıtılmışlık, güçlere sahip olan için de olmayan için de geliyor. Kleśaları yanık tohuma dönmüş birinde içgörü varsa, hiçbir olağanüstü güce ihtiyaç kalmıyor. Güçler ve içgörü, yalnızca sattva'yı arındırmanın araçları olarak tartışmaya alınmış.
Yaygın yanlışKaivalya'ya ulaşmak için siddhilere sahip olmak gerekir.
Vyāsa'nın elli beşinci sūtra yorumuna göre yalıtılmışlık güçlere sahip olan için de olmayan için de gelebiliyor.
Zihin kimin için
Dördüncü bölümün yirmi dördüncü sūtrası, son tanıma giden yolda bir öncül kuruyor. Woods'un çevirisine göre zihin, sayısız bilinçaltı izlenimle çeşitlense de başkası için var; çünkü doğası birleşimler üretmek. Vyāsa bir ev görüntüsüyle açıklıyor: bir ev nasıl kendisi için değil içinde yaşayan için varsa, parçalardan kurulmuş zihin de kendisi için değil. Hazlı zihin kendi hazzı için, düşünen zihin kendi düşüncesi için değil.
Vyāsa burada adı verilmemiş bir karşı görüşe de dokunuyor. Woods'un "Destructionists" dediği bu okulun ileri sürdüğü her "başka", yine bir birleşim olacağı için yine bir başkası için var olacaktır. Y4.44'te dördüncü bölümün tartışmacı dizelerini okumuştuk; bu cümle de o tartışmanın bir uzantısı gibi duruyor.
Kendi varlığını sorgulamanın bitişi
Yirmi beşinci sūtra kısa: ayrımı gören için kendi varlığı üzerine düşünme sona eriyor. Vyāsa önce bir çıkarım kuruyor: yağmurda bir ot filizlendiğinde tohumun varlığını çıkarırız. Aynı şekilde özgürleşme yolunu dinlerken tüyleri diken diken olan, gözleri dolan birinde de bu yola yatkın bir karmanın varlığını çıkarırız. Böyle birinde kendi varlığı üzerine düşünme kendiliğinden başlıyor.
Vyāsa bu düşünmenin içeriğini de veriyor: Ben kimdim? Nasıldım? Bu doğum nedir? Ne olacağız, nasıl olacağız? Ama ayrımı gören için bu sorular diniyor, çünkü bu çeşitli değişimi geçiren zihin; avidyā kalkınca puruṣa zihnin koşullarından etkilenmiyor.
Bu sūtranın ilginç bir yanı, sorgulamayı hem bir başlangıç hem bir bitiş olarak konumlaması. Soruları soran, yolun başında; soruların dindiği kişi, yolun sonunda. Arada soruların kendisi değil, soruların kime ait olduğu değişiyor.
Yaygın yanlışKaivalya, "Ben kimim?" sorusuna bir cevap bulmaktır.
Yirmi beşinci sūtraya göre ayrımı gören için bu soru cevaplanmıyor, diniyor; çünkü sorunun konusu olan değişim zihne ait.
Ayrıma doğru akan zihin
Yirmi altıncı sūtra zihnin yönünün değiştiğini söylüyor. Vyāsa'ya göre bir zamanlar duyu nesnelerine doğru, düşünmemeye doğru akan zihin, şimdi ayrımdan doğan düşünceye doğru, yalıtılmışlığa doğru akıyor. Bu, Y4.48'deki iki yönlü nehir imgesinin son durağı: nehrin öteki kolu artık baskın.
Ama yirmi yedinci sūtra bir gerçekçilik ekliyor: bu zihnin aralıklarında, eski izlerden gelen başka düşünceler de beliriyor. Vyāsa bunları sayıyor: "Bu benim", "Bu bana ait", "Düşünüyorum", "Düşünmüyorum". Kaynakları, incelen tohumlar, eski dışa dönüklük izleri.
Vācaspati bu sūtraya bir itirazla ulaşıyor: ayrımı gören kişinin zihni hiç dışa dönmemeli; oysa sadaka toplamaya çıkan bir yoginin zihninin dışa döndüğünü görüyoruz. Cevap, ara düşünceler. Bu, ileri bir uygulayıcının da gündelik işlerde "ben" ve "benim" diye düşünebileceğini, bunun yolun bittiği anlamına gelmediğini kabul eden bir cevap.
Çifte tanım ve "yeniden"
Otuz dördüncü sūtra, Y4.68'de ilk yarısını okuduğumuz son cümle. Woods'un İngilizcesiyle yalıtılmışlık ya guṇaların ters doğuşu ya da kendinde temellenmiş bilinç gücü. Sūtradaki "ya da" iki tanımı yan yana koyuyor.
Vyāsa'nın açıklamasında ikinci yarı bir sürekliliği anlatıyor: düşünme gücü kendine dayanıyor, aklın arı yönüyle bir daha bağ kurmuyor ve bu hâl sonsuza dek sürüyor. Vācaspati ise okuru olası bir karışıklığa karşı uyarıyor. Kozmik bir dağılma döneminde, bütün evrenin dengeye çekildiği uzun gecede de düşünme gücü kendine dayalı kalıyor; yine de kimse bu döneme kurtuluş demiyor. Aradaki farkı sūtradaki küçük bir sözcük taşıyor: bir daha.
Bu ölçüt, Y4.68'deki iki kalıcılık ayrımıyla birlikte okunduğunda anlam kazanıyor. Evren çözülmesinde guṇalar geçici olarak dengeye dönüyor ve yeni bir evrenle yeniden açılıyor. Kaivalya'da ise o puruṣa için bir sonraki açılış yok.
Örneklerden okuma
Y4.45'te kılık değiştirmiş kavramı tanımıştık: bir çevirinin bir kavramı başka bir düşünce sisteminin giysisiyle sunması. Johnston'ın "Pure spiritual life" seçimi ve uzlaştırıcı okuması, bu kavramın son sūtradaki bir örneği olarak okunabilir.
Usta katmanı
Yoga Sūtra kaivalya sözcüğüyle bitiyor ve bu sözcük metnin başındaki tanıma geri bağlanıyor. İlk bölümün üçüncü sūtrası görenin kendi biçiminde durmasından söz ediyordu; son sūtra aynı durmayı bir hedefin adıyla yeniden söylüyor. Aradaki iki yüze yakın sūtra, bu tek cümlenin nasıl gerçekleşeceğini anlatan bir yol haritası gibi okunabilir.
Usta bir okur için kaivalya'nın üç tanımı üç farklı giriş kapısı. İkinci bölümdeki tanım acının nedenine, bağa odaklanıyor; üçüncü bölümdeki tanım zihnin arınmasına; dördüncü bölümdeki tanım doğanın ve bilincin iki ayrı hikâyesine. Bir öğretmen hangi kapıdan girdiğini bilmeli; çünkü her kapı kaivalya'yı farklı bir imgeyle, kaçış, arılık ya da geri dönüş olarak, öğrencinin zihnine yerleştiriyor.
Son olarak çeviri sorunu. "Yalıtılmışlık" sözcüğü Türkçede bir yalnızlık ve kopukluk çağrışımı taşıyor; "özgürleşme" bu çağrışımı gideriyor ama ayrışma vurgusunu yitiriyor; "saf manevi yaşam" ise Sāṅkhya'nın ikiciliğini neredeyse görünmez kılıyor. Hiçbir karşılık bütün tanımları taşımıyor. Usta bir öğretmen bir karşılık seçtiğinde onun neyi kaybettirdiğini de söyler.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışKaivalya, puruṣa'nın evrenle ya da mutlakla birleşmesidir.
Sāṅkhya ve Yoga çerçevesinde hedef bir ayrışma: puruṣa'nın guṇalarla yeniden ilişkiye girmemesi.
Yaygın yanlışKaivalya ile samādhi aynı şeydir.
Samādhi sekiz uzvun sonuncusu ve bir yoğunlaşma hâli; kaivalya ise bu yolun vardığı son durum.
Uygulama
Aklında kalsın
Kaivalya Yoga Sūtra'da üç yerde, üç farklı yönden tanımlanıyor.
Elli beşinci sūtraya göre kaivalya güçleri olan için de olmayan için de gelebiliyor.
Ayrımı gören için "Ben kimdim, ne olacağım" soruları cevaplanmıyor, diniyor.
Son sūtra aynı sonu bir kez doğanın, bir kez bilincin tarafından anlatıyor.
Vācaspati'ye göre özgürleşmeyi evren çözülmesinden ayıran, ilişkinin bir daha kurulmaması.
Sonraki derse köprü
Bu derste Vyāsa'nın, kleśaları yanık tohuma dönmüş biri için hiçbir olağanüstü güce ihtiyaç kalmadığını söylediğini gördük. Güçler, klasik yorumda yalnızca zihni arındırmanın araçları olarak tartışmaya alınmıştı. Oysa bugün pek çok popüler anlatım bu sırayı ters çeviriyor: güçleri yolun hedefi, kaivalya'yı ise belirsiz bir arka plan gibi sunuyor.
Sıradaki ders modern "süper güç" okumalarının eleştirisini ele alıyor.
Soru şu: üçüncü bölümün güç listesi, metnin kendi uyarıları ve kaivalya tanımı göz ardı edildiğinde nasıl bir vaade dönüşüyor ve bu dönüşümü okurken hangi ölçütleri kullanabiliriz?