Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
En yüce kavrayıştan bile kazanç beklemeyen yogide bilinebilirlerin yağmur bulutu doğuyor.
Kleśalar ve karma dinince bilge daha yaşarken özgürleşmiş sayılıyor.
Guṇalar, amacını tamamladıkları puruṣa için artık ürün vermiyor.
Dizi, ancak dönüşümün sonunda fark ediliyor; eski giysi gibi.
Ters doğuşta guṇalar çıktıkları sıranın tersinden nedenlerine karışıyor.
Açılış sahnesi
Bir terzi, dükkânını devretmeden önce raflarını boşaltıyor. En üst rafta, yıllar önce bir müşteri için diktiği ama teslim edemediği bir ceket duruyor. Kumaşı hiç giyilmemiş, naylonla sarılı, özenle saklanmış. Yine de terzi ceketi ışığa tuttuğunda omuz dikişlerinin solduğunu, astarın sarardığını görüyor.
Çırağı şaşırıyor: "Hiç giyilmedi ki, nasıl eskidi?"
Terzi omuz silkiyor. "Eskime bir günde olmaz. Her gün biraz olur, ama biz ancak sonunda görürüz."
Bu cümle, dördüncü bölümün sonlarındaki bir sūtranın yorumunda neredeyse aynı biçimde geçiyor. Bu ders o yorumdan başlayıp doğanın bir yogi için nasıl geri çekildiğini okuyor.
Bu derste ne olacak
Önce bu sürecin başlatıcısı sayılan yoğunlaşmayı, yirmi dokuzuncu sūtranın adlandırdığı bilinebilirlerin yağmur bulutunu tanıyacağız. Sonra otuzuncu ve otuz birinci sūtraların bu yoğunlaşmanın sonuçları olarak saydıklarına bakacağız: kleśaların ve karmanın dinmesi, sınırsızlaşan bilgi. Ardından otuz ikinci ve otuz üçüncü sūtralarla guṇaların neden durduğunu ve "dizi" sözcüğünün burada ne anlama geldiğini okuyacağız. En sonda otuz dördüncü sūtranın ilk yarısını, çözülmenin hangi sırayla gerçekleştiğini inceleyeceğiz.
Sıfır noktası
Y4.35'te sattva, rajas ve tamas'ı tanımış, guṇa'nın ne sıradan bir nitelik ne de bir töz olduğunu görmüştük. Y4.36'da Sāṅkhya'nın nedensellik görüşünü, Y4.30 ve Y4.31'de buddhi, ahaṃkāra ve manas'ın doğadan hangi sırayla çıktığını okumuştuk. Bu ders o çıkış sırasını tersinden okuyor.
İkinci bölümde de bu tersine hareketin bir izi vardı. Y4.57'de onuncu sūtrayı okurken, incelmiş kleśaların Woods'un "inverse-propagation" dediği bir süreçle aşılacağını görmüştük. Dördüncü bölümün son sūtraları bu süreci kleśaların ötesine, doğanın bütününe taşıyor.
Mekanizma
Karşılık beklemeyen yogi
Yirmi dokuzuncu sūtra bir tutumla başlıyor. Woods'un İngilizcesiyle, en yüce kavrayış karşısında bile "tefeci" olmayan, yani ondan bir kazanç beklemeyen biri için ayırt edici bilgi her durumda sürüyor ve bilinebilirlerin yağmur bulutu denen yoğunlaşma ortaya çıkıyor.
Vyāsa açıklıyor: bu kişi o kavrayıştan bile bir şey ummuyor; ona karşı da tutkusuz. Eşik altı izlenimlerin tohumları yok olduğu için ona artık başka düşünceler gelmiyor. Vācaspati bir örnek veriyor: böyle biri bütün şeyler üzerinde egemenlik gibi bir ödül beklemiyor; tersine, değişkenliğin kusurlarını gördüğü için o kavrayışa bile soğuyor.
Y4.66'da kibir tuzağını okumuştuk. Yirmi dokuzuncu sūtra aynı uyarıyı en ileri basamağa taşıyor: yalnızca güçlerden değil, ayırt edici bilginin kendisinden de bir kazanç beklememek. Tefeci benzetmesi bu yüzden seçilmiş gibi görünüyor: tefeci her verdiğinden fazlasını bekler.
Kökünden sökülme
Otuzuncu sūtra kısa: bundan sonra kleśalar ve karma diniyor. Vyāsa'ya göre bilinebilirlerin yağmur bulutuna ulaşıldığında avidyā ve öteki kleśalar kökleriyle birlikte sökülüyor, iyi ya da kötü karma birikimleri de kökünden yok oluyor. Bu noktada bilge kişi, Harvard çevirisinin sözcükleriyle, daha yaşarken özgürleşmiş oluyor.
Vācaspati buraya Nyāya geleneğinden bir destek ekliyor. Woods'un dipnotuna göre Nyāya Sūtra'dan aktarılan cümle şu: tutkudan arınmış kişilerin doğmadığını görüyoruz. Bir yorumcunun başka bir okulun metnine başvurması, Y4.67'de kurban benzetmesinde gördüğümüz yönteme benziyor.
Yaygın yanlışYoga Sūtra'ya göre özgürleşme yalnızca ölümden sonra gerçekleşir.
Vyāsa'nın otuzuncu sūtra yorumu, bilgenin daha yaşarken özgürleşmiş sayıldığını açıkça söylüyor.
Gökteki ateş böceği
Otuz birinci sūtra bilginin durumunu anlatıyor. Woods'un çevirisine göre bütün örtücü lekelerden arınmış bilginin sonsuzluğu yüzünden bilinecek şey azalıyor. Vyāsa'nın açıklamasında sattva, tamas'ın örtüsü altında kalmış ve yalnızca rajas'la oraya buraya itilmişken, örtüden kurtulunca sınırsızlaşıyor. Bilinecek olan, gökyüzündeki bir ateş böceği kadar kalıyor.
Vācaspati bir sonbahar görüntüsü ekliyor: yoğun bulut örtüsünden kurtulmuş ay ışığı her yöne yayıldığında, aydınlatılacak su testileri o ışığın yanında önemsiz kalıyor.
Burada guṇa'ların Y4.35'te öğrendiğimiz rolleri yeniden karşımıza çıkıyor. Sattva ışık, tamas örtü, rajas hareket. Bilginin sınırsızlaşması yeni bir şeyin eklenmesiyle değil, örtünün kalkmasıyla anlatılıyor; bu, Y4.67'deki setin kesilmesi benzetmesiyle aynı mantık.
Yaygın yanlışOtuz birinci sūtra yoginin her şeyi bildiğini söyler.
Sūtra bilinecek olanın azaldığını söylüyor; vurgu bilginin her şeyi kapsamasında değil, örtünün kalkmasıyla bilinecek olanın önemsizleşmesinde.
Amacını tamamlamış guṇalar
Otuz ikinci sūtra dersin başlığını taşıyor. Woods'un çevirisine göre bundan sonra guṇalar amaçlarını yerine getirmiş olarak dönüşümlerinin son noktasına varıyor. Vyāsa'ya göre deneyimi ve özgürleşmeyi tamamlamış guṇalar artık bir an bile oyalanamıyor.
Vācaspati bir itirazı anıyor: guṇaların doğası zaten ürün vermek; kleśalar ve karma sökülse bile, neden bu yogi için yine bir beden ve duyular üretmesinler? Cevap: guṇaların doğası, belirli bir puruṣa için amacını tamamladığında o puruṣa için etkin olmayı sürdürmemek.
Bu cevap Y4.29'da okuduğumuz Sāṅkhya çerçevesine dayanıyor: doğa kendi için değil, puruṣa için etkin. Amaç bitince etkinlik de bitiyor. Ama bu bitiş yalnızca o puruṣa için; başka puruṣalar için doğa etkin olmayı sürdürüyor.
Yaygın yanlışGuṇalar geri çekildiğinde dünya ortadan kalkar.
Vācaspati'nin yorumuna göre guṇalar yalnızca amacını tamamladıkları puruṣa için etkinliklerini bitiriyor; ötekiler için doğa sürüyor.
Dizi ve eski giysi
Otuz üçüncü sūtra bir kavramı tanımlıyor. Woods'un çevirisine göre dizi, anlara karşılık gelen ve dönüşümün son noktasında fark edilen şey. Vyāsa açıklıyor: dizi, kesintisiz bir anlar zinciri; ama ancak dönüşümün sonunda tanınıyor. Yeni bir giysi, anlar dizisinden geçmeden eskimez.
Vācaspati görüntüyü genişletiyor: özenle saklanan yeni bir giysi bile bir süre sonra eski görünüyor. Bu noktaya varılmadan önce en hafiften en belirgine uzanan eskime basamaklarının zaten var olduğu çıkarsanıyor. Açılış sahnesindeki terzinin cümlesi, bu yorumun gündelik bir karşılığı.
Vyāsa burada bir ayrım daha yapıyor: iki tür kalıcılık var. Biri hiç değişmeyen kalıcılık, puruṣa'nınki; öteki değişim içindeki kalıcılık, guṇaların ki. Bir şey, dönüşümlerden geçerken özü yok olmuyorsa kalıcı sayılıyor.
Vyāsa bu bağlamda bir soru türleri listesi de veriyor. Doğan herkes ölecek mi? Evet. Ölen herkes yeniden doğacak mı? Ayırt edici bilgiye ulaşmış ve arzusu tükenmiş olan doğmayacak, öteki doğacak. Bu yeniden doğum çarkının bir sonu var mı? Bu soru, Vyāsa'ya göre olduğu gibi sorulursa cevaplanamaz; ama iyi kişi için ve ötekiler için diye ikiye ayrılırsa cevaplanabilir.
Çözülme sırası
Otuz dördüncü sūtranın ilk yarısı guṇaların geri çekilişini adlandırıyor: Woods'un İngilizcesiyle yalıtılmışlık, benlik tarafından artık bir amaçla donatılmayan guṇaların ters yönde doğuşu. Vācaspati bu ters doğuşun sırasını veriyor: yoğunlaşma izleri zihne, zihin benlik duygusuna, benlik duygusu Woods'un "çözülebilir" dediği ilk madde düzeyine, o da "çözülemez" dediği en derin düzeye karışıyor.
Bu sıra, Y4.30 ve Y4.31'de okuduğumuz çıkış sırasının aynası. Sāṅkhya'da doğa belirsiz kökten akla, akıldan benlik duygusuna, oradan zihne ve duyulara açılıyordu. Ters doğuşta aynı basamaklar tersinden kapanıyor. Satkāryavāda burada da işliyor: bir ürün yok olmuyor, geldiği nedene geri karışıyor.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Dördüncü bölümün son altı sūtrası bir basamak dizisi kuruyor: kazanç beklemeyen tutum, kesintisiz ayırt edici bilgi, bilinebilirlerin yağmur bulutu, kleśaların ve karmanın dinmesi, bilginin sınırsızlaşması, guṇaların amacını tamamlaması ve ters doğuş. Her basamak bir öncekinin sonucu olarak sunuluyor; metnin sonu, başındaki tanıma, zihnin dalgalanmalarının dinmesine, çok daha geniş bir ölçekte geri dönüyor.
Usta bir okur için burada iki incelik var. Birincisi, guṇaların geri çekilmesi bir yok oluş değil. İki kalıcılık ayrımı bunu açıkça söylüyor: guṇaların özü sürüyor, yalnızca bir puruṣa için biçim üretmeyi bırakıyor. İkincisi, bu geri çekilme bir eylemle değil bir bitişle anlatılıyor. Yogi guṇaları geri çekmiyor; guṇalar amaçları bittiği için kendiliğinden geri çekiliyor.
Bu ikinci incelik, bütün Yoga Sūtra'nın örtük bir ilkesini açığa çıkarıyor. Pratik bir şeyi zorla üretmiyor, engelleri kaldırıyor; sonuç, engeller kalkınca kendiliğinden geliyor. Setin kesilmesi, ateş böceği ve ters doğuş, aynı düşüncenin üç farklı görüntüsü.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışGuṇaların geri çekilmesi doğanın yok olması demektir.
İki kalıcılık ayrımına göre guṇaların özü sürüyor, yalnızca amacını tamamladıkları puruṣa için ürün vermeyi bırakıyorlar.
Yaygın yanlışYogi guṇaları iradesiyle geri çeker.
Otuz ikinci sūtra ve Vācaspati'nin yorumu geri çekilmeyi guṇaların amaçlarını tamamlamasına bağlıyor.
Uygulama
Aklında kalsın
En yüce kavrayıştan bile kazanç beklemeyen yogide bilinebilirlerin yağmur bulutu doğuyor.
Kleśalar ve karma dinince bilge daha yaşarken özgürleşmiş sayılıyor.
Guṇalar, amacını tamamladıkları puruṣa için artık ürün vermiyor.
Dizi, ancak dönüşümün sonunda fark ediliyor; eski giysi gibi.
Ters doğuşta guṇalar çıktıkları sıranın tersinden nedenlerine karışıyor.
Sonraki derse köprü
Otuz dördüncü sūtranın ikinci yarısı yalıtılmışlığa ikinci bir tanım veriyor: kendinde temellenmiş bilinç gücü. Vyāsa'ya göre bu güç artık buddhi'nin sattva'sıyla yeniden ilişki kurmuyor. Vācaspati ise bir incelik ekliyor: bilinç gücü büyük bir evren çözülmesinde de kendinde temellenmiş, ama o özgürleşme değil; bu yüzden sūtradaki "yeniden" sözcüğü önemli.
Sıradaki ders kaivalya'yı ele alıyor.
Soru şu: yalıtılmışlık neden iki ayrı tanımla veriliyor ve bir evren çözülmesindeki kendinde durmakla özgürleşmedeki kendinde durmak arasındaki fark nedir?