İçeriğe geç

Y4.67·Vibhūti ve Kaivalya Pāda

Citta ve saṃskāra devamlılığı

sıfırdan ileri2.519 kelime15 uygulama örneği≈ 17 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Erdem doğanın akışını itmiyor, yalnızca önündeki seti kesiyor.

Beş güç kaynağından yalnızca yoğunlaşmadan doğan zihin iz bırakmıyor.

Yoginin karması ne beyaz ne siyah; iyinin bile meyvesinden vazgeçiliyor.

İzler zamanca yakınlığa göre değil, koşula uygunluğa göre uyanıyor.

Başı olmayan izler bile, dört dayanakları çekilince sönüyor.

Açılış sahnesi

Yirmi yıl aradan sonra bir yoga salonuna dönen bir kadın, ilk dersin sonunda şaşkın. Gençliğinde her sabah yaptığı bir oturuş sırasını, adlarını unuttuğu hâlde bedeni hatırlamış: öğretmen ilk hareketi söyler söylemez eli, ayağı, nefesi kendiliğinden yerine oturmuş. Aradaki yıllarda iki kez taşınmış, meslek değiştirmiş, çocuk büyütmüş. Hiçbiri bu sırayı silmemiş.

Ders sonrası çay molasında bunu öğretmenine anlatıyor. Öğretmen gülümseyip rafından bir kitap alıyor ve dördüncü bölümün dokuzuncu cümlesini gösteriyor. Cümleye göre bir iz, arasına başka yaşam biçimleri, başka ülkeler, başka çağlar girse de ipini koparmıyor.

Kadın cümleyi iki kez okuyor. "Benim yirmi yılım bunun yanında hiçbir şey," diyor.

Bu derste ne olacak

Dördüncü bölümün ilk on üç sūtrası, Woods'un bölüm özetinde tek bir başlık altında toplanıyor: bir doğumdan ötekine geçen izler ve onları taşıyan zihin. Bu ders o başlığı basamak basamak açıyor. Önce bir doğumun ötekine nasıl dönüştüğünü anlatan çiftçi benzetmesine bakacağız. Sonra yoginin yarattığı zihinler ve iz bırakmayan tek zihin türüyle karşılaşacağız. Ardından karmanın dört rengini, izlerin hangi koşulda uyandığını ve aradaki uzaklığa rağmen nasıl sürdüklerini okuyacağız. En sonda, başı olmayan bu zincirin yine de nasıl sona erebileceğine dair on birinci sūtrayı inceleyeceğiz.

Sıfır noktası

Y4.47'de saṃskāra'yı her deneyimin bıraktığı gizil iz olarak tanımlamıştık. Y4.58'de önceki doğum çıkarımını, Y4.59'da karma birikimini ve vāsanā'yı okumuştuk. İkinci bölüm bu kavramları bir yaşamın içinden, acının kaynağı olarak anlatıyordu. Dördüncü bölüm aynı kavramlara bir adım geriden bakıyor: izler bir yaşamdan ötekine nasıl geçiyor, hangi koşulda uyanıyor, ne zaman sönüyor?

Mekanizma

Setin kesilmesi

İlk sūtra güçlerin beş kaynağını sayıyor: doğum, bitkiler, büyü sözleri, çileci çaba ve yoğunlaşma. İkinci sūtra bir varlığın başka bir doğuma dönüşmesini, Woods'un sözcükleriyle, evrilen nedenin dolması olarak açıklıyor. Üçüncü sūtra ise bu dönüşümde erdem gibi dolaylı nedenlerin ne iş gördüğünü soruyor ve cevabı bir tarla görüntüsüyle veriyor.

Vyāsa'nın anlatımında bir çiftçi, suyu bir çayırdan ötekine geçirmek istediğinde suyu eliyle taşımıyor; iki çayırı ayıran toprak seti kesiyor. Set kesilince su kendiliğinden öteki tarafa akıyor. Aynı çiftçi, suyu tahılın köklerine zorla itemiyor; aradaki yabani otları söküyor, su da köklere kendi yolunu buluyor. Vyāsa'ya göre erdem de doğanın akışını itmiyor, yalnızca onun önündeki engeli, erdemsizliği, kesiyor.

Bu benzetme, yoga pratiğinin nasıl işlediğine dair bir sezgi de taşıyor. Pratik bir şeyi yoktan üretmiyor; var olan bir akışın önünü açıyor.

Yaratılmış zihinler

Dördüncü ve beşinci sūtralar bir güç anlatısına dönüyor. Yogi birden fazla beden yarattığında, bu bedenlerin her birinin kendi zihni olmalı. Woods'un çevirisine göre bu zihinler yalnızca benlik duygusundan, asmitā'dan, doğuyor; eylemler çeşitlense de hepsini yöneten tek bir zihin var.

Vācaspati bu noktada bir itirazı anıyor: çok sayıda zihin varsa aralarında bir amaç birliği ve ortak bir bellek nasıl olacak? Cevap, hepsini yöneten tek bir zihnin de yaratılması. Bu tartışma ilk bakışta bir mucize öyküsü gibi okunuyor; ama altında zihnin birliği ve belleğin sürekliliği üzerine bir soru yatıyor.

İz bırakmayan zihin

Altıncı sūtra beş güç kaynağına geri dönüyor ve bir ayrım yapıyor. Woods'un çevirisine göre bunlardan yalnızca yoğunlaşmadan doğan zihin iz bırakmıyor. Vyāsa açıklıyor: yalnızca bu zihinde tutku ve benzeri hâllerle harekete geçen bir iz yok; bu yüzden erdemle ya da kötülükle bağı yok, çünkü yoginin kleśaları incelip tükenmiş. Öteki dört kaynaktan doğan zihinlerde ise karmanın izi duruyor.

Bu sūtra, Y4.42'de okuduğumuz beşli listeyi bir değerlendirmeye çeviriyor. Liste güçlerin kaynağının tek olmadığını söylüyordu; altıncı sūtra ise bu kaynakların eşit olmadığını ekliyor. Bir güç bitkiyle de ortaya çıkabilir, ama iz bırakmadan ortaya çıkan yalnızca yoğunlaşmadan doğanı.

Yaygın yanlışDördüncü bölümün ilk sūtrası bütün güç kaynaklarını eşit sayar.
Doğrusu

Altıncı sūtra yalnızca yoğunlaşmadan doğan zihnin iz bırakmadığını söyleyerek bu kaynakları ayırıyor.

Karmanın dört rengi

Yedinci sūtra bu ayrımı karmaya taşıyor. Harvard çevirisinde yoginin karması ne beyaz ne siyah; ötekilerin karması ise üç türlü. Vyāsa dört türü sayıyor: siyah karma kötülük yapanlarda; beyaz-siyah karma dış araçlarla elde ediliyor ve başkasına zarar ya da yarar üzerinden birikiyor; beyaz karma çile, kutsal metin okuma ve tefekkürle uğraşanlarda, yalnızca zihne bağlı olduğu ve başkasına zarar vermediği için; ne beyaz ne siyah karma ise kleśaları tükenmiş ve bu bedenleri son bedenleri olan feragat ehlinde.

Vyāsa dördüncü türün nedenini de söylüyor: yoginin karması beyaz değil, çünkü iyinin bile meyvesinden vazgeçmiş; siyah değil, çünkü kötüye hiç yönelmiyor. Bu, Gītā okurlarına tanıdık gelecek bir fikir: eylemin kendisi sürüyor, ama meyvesine bağlılık bırakılıyor.

Yaygın yanlışYoginin karması beyazdır.
Doğrusu

Vyāsa'ya göre beyaz karma bile bir meyve üretir; yoginin karması, meyvesinden vazgeçildiği için beyazın da ötesinde.

Uygun izin uyanışı

Sekizinci sūtra bir seçicilikten söz ediyor. Woods'un çevirisine göre bu üç tür karmadan, yalnızca onun meyvesine karşılık gelen izler belirir. Vyāsa'nın örneğiyle, tanrı doğumuna yol açan karma meyve verirken cehennem, hayvan ya da insan doğumuna ait izleri harekete geçirmiyor; yalnızca kendine karşılık gelenleri uyandırıyor.

Bu, açılış sahnesindeki kadının deneyimine şaşırtıcı ölçüde uyuyor. Yirmi yıl boyunca o oturuş sırası uyumuş; salona dönüp aynı koşulla karşılaştığında, yalnızca o koşula uygun izler uyanmış.

Uzaklığa rağmen süreklilik

Dokuzuncu sūtra dersin merkezinde duruyor. Woods'un İngilizcesinde cümle bir ilişkiyi adlandırıyor: aralarına türler, mekânlar ve anlar girse de izlerin nedensel ilişkisi kesilmiyor; bunu mümkün kılan, bellek ile eşik altı izlenim arasındaki uygunluk.

Vyāsa bir örnek veriyor: araya yüz tür, uzak mekânlar ya da yüz çağ girse bile, bir kedi doğumuna yol açan karma yeniden meyve vermeye başladığında, çok önceki bir kedi doğumunun izleri bir anda beliriyor. Neden? Çünkü izler deneyimlere benziyor, bellek de izlere benziyor; bellek izden doğuyor, iz de yeniden bellekten.

Vācaspati bir itirazı anıyor: ölümünden hemen sonra kedi olarak doğan bir insanda, en yakın geçmiş olan insan izlerinin belirmesi beklenmez mi? Cevap, sekizinci sūtranın seçiciliği: belirecek olan zamanca en yakın iz değil, meyve veren karmaya karşılık gelen iz.

Vācaspati bir itiraza daha cevap veriyor: deneyimler geçici ise, onlardan doğan izler neden kalıcı olsun? Cevabı bir kurban görüntüsü: kurban bir anlık bir eylem, ama ondan doğan görünmez etki kalıcı sayılıyor; iz de bir anlık deneyimden doğsa da kalıcı.

Yaygın yanlışBir iz ne kadar yakın zamanda bırakılmışsa o kadar önce uyanır.
Doğrusu

Dokuzuncu sūtraya göre uyanışı belirleyen zamanca yakınlık değil, koşulun o ize karşılık gelmesi.

Başsız zincir, sonlu zincir

Onuncu sūtra izlerin bir başlangıcı olmadığını söylüyor, çünkü yaşama isteği kalıcı. Vyāsa'nın gerekçesi Y4.58'den tanıdık: hiç ölüm yaşamamış yeni doğmuş bir canlının ölüm korkusu, önceki bir deneyimin izini gösteriyor. Bu ders o çıkarımı yeniden kurmuyor; onun bu kez bir başlangıçsızlık savına dayanak yapıldığını not ediyor.

Ama başı olmayan bir zincir nasıl sona erecek? On birinci sūtra cevabı veriyor: izler neden, amaç, dayanak ve uyarıcıyla birbirine bağlı; bunlar ortadan kalkarsa izler de kalkar.

Vyāsa dördünü tek tek açıklıyor. Neden: doğru yaşamdan haz, yanlıştan acı; hazdan tutku, acıdan tiksinti; bunlardan çaba ve çabayla başkasına yarar ya da zarar. Böylece altı kollu bir çark dönüyor ve onu döndüren güç avidyā. Amaç, bir hâlin hangi insan amacı için şimdi işlediği. Dayanak, görevi tamamlanmamış zihin; zihnin görevi bitince dayanaksız kalan izler süremiyor. Uyarıcı ise bir izi harekete geçiren karşılaşılan nesne.

Vācaspati buradaki mantıksal inceliğe dikkat çekiyor: başı olmayan bir şeyin sonu olmayacağı sanılabilir, ama bu bir kural değil. Puruṣa'nın yok olmaması başlangıçsız olmasından değil, onu yok edecek bir neden bulunmamasından.

Yaygın yanlışBaşlangıcı olmayan bir şeyin sonu da olmaz.
Doğrusu

Vācaspati'ye göre bir şeyin sona ermesi başlangıcına değil, onu sürdüren koşulların varlığına bağlı.

Örneklerden okuma

Usta katmanı

Dördüncü bölümün ilk on üç sūtrası dağınık bir liste gibi görünse de bir yöne doğru yürüyor. Güçlerin kaynaklarıyla başlıyor, yoğunlaşmadan doğan zihnin iz bırakmadığını söylüyor, oradan karmanın dört türüne, izlerin seçici uyanışına, uzaklığa rağmen sürekliliğe ve sonunda bu sürekliliğin nasıl kesilebileceğine geçiyor. Güç anlatısı, aslında bir özgürleşme anlatısının girişi.

Usta bir okur için bu bölümün asıl sorusu şu: saṃskāra zinciri bu kadar dirençliyse, pratik onu nasıl kesebilir? Sūtraların cevabı iki katmanlı. Tek tek izler, dört dayanaktan biri çekildiğinde sönebilir; ama bütün zinciri kesmek, avidyā'nın, yani çarkı döndüren gücün ortadan kalkmasını gerektiriyor. Bu, Y4.54'te avidyā'nın bütün kleśaların toprağı sayılmasıyla birleşiyor.

Bir öğretmen için bu bölümün pratik dersi daha mütevazı. Öğrencilerin alışkanlıkları, bir anda silinecek şeyler değil; ama uyarıcılar değiştirilebilir, dikkat yeniden yönlendirilebilir, uygun izleri uyandıracak ortamlar kurulabilir. Setin kesilmesi benzetmesi burada da geçerli: öğretmen akışı itmiyor, önündeki engelleri kaldırmaya yardım ediyor.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışDördüncü bölüm yalnızca güçler ve tartışmalarla ilgilidir.
Doğrusu

İlk on üç sūtra izlerin sürekliliğini ve sonunu anlatan, özgürleşme anlatısını hazırlayan bir bütün oluşturuyor.

Yaygın yanlışSaṃskāra ile vāsanā aynı şeydir.
Doğrusu

Woods ikisine ayrı İngilizce karşılıklar veriyor; dokuzuncu sūtrada kesintisiz süren vāsanā'lar, bu sürekliliği sağlayan ise bellek ile saṃskāra arasındaki karşılıklılık.

Uygulama

Aklında kalsın

Erdem doğanın akışını itmiyor, yalnızca önündeki seti kesiyor.

Beş güç kaynağından yalnızca yoğunlaşmadan doğan zihin iz bırakmıyor.

Yoginin karması ne beyaz ne siyah; iyinin bile meyvesinden vazgeçiliyor.

İzler zamanca yakınlığa göre değil, koşula uygunluğa göre uyanıyor.

Başı olmayan izler bile, dört dayanakları çekilince sönüyor.

Sonraki derse köprü

On ikinci ve on üçüncü sūtralar, geçmişin ve geleceğin kendi biçimleriyle var olduğunu ve bütün bu biçimlerin özünün guṇalar olduğunu söylüyor. Bölümün sonuna doğru ise otuz ikinci sūtra, guṇaların amaçlarını tamamladıklarında dönüşüm dizisinin sınırına ulaştıklarını; otuz dördüncü sūtra da yalıtılmışlığın, benlik için artık bir amaç taşımayan guṇaların ters yönde geri dönüşü olduğunu söylüyor.

Sıradaki ders guṇaların geri çekilmesini ele alıyor.

Soru şu: amacını tamamlamış bir doğanın geri çekilmesi ne demek ve bu geri çekilme neden bir yok oluş değil de bir kaynağa dönüş olarak anlatılıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.