Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Rāga, bir haz anısının ardından hazza ya da araçlarına duyulan istek.
Vācaspati'ye göre yeni bir nesne de benzerlik çıkarımıyla istek doğurabiliyor.
Rāga, Y4.47'deki anı ve çıkarım vṛtti'lerinin birleşmesiyle işliyor.
Kökü, avidyā'nın ortaya çıkardığı benlik duygusunda.
Johnston'a göre rāga, bir kılavuz duyumun kendi başına bir amaç hâline gelmesi.
Açılış sahnesi
Bir yoga öğretmeni uzun bir günün sonunda bir pastanenin önünden geçiyor. Vitrinde daha önce hiç görmediği bir tatlı duruyor. Tadına hiç bakmamış, ama bir anda onu istediğini fark ediyor.
Eve yürürken kendine soruyor: "Hiç tatmadığım bir şeyi nasıl isteyebilirim?" Biraz düşününce cevabı buluyor. Tatlının üstündeki karamel, yıllar önce sevdiği bir başka tatlıyı hatırlatmıştı. Zihni bir anda iki şeyi birbirine bağlamış, "bu da onun gibi olmalı" demiş ve isteği doğurmuştu.
Ertesi gün derste öğrencilerine bu küçük deneyimi anlatıyor. "İstek," diyor, "sandığımız kadar ani değil. Arkasında bir hatırlama ve bir tahmin var."
Bu ders, Yoga Sūtra'nın ve klasik yorumunun bu gözlemi yüzyıllar önce nasıl tanımladığını okuyor.
Bu derste ne olacak
Önce yedinci sūtranın rāga tanımını ve Vyāsa'nın ona eklediği iki kilit sözcüğü, hatırlamayı ve araçları, göreceğiz. Ardından alt yorumun, pastane vitrinindeki o anı neredeyse adım adım anlatan açıklamasına geçeceğiz. Ardından Johnston'ın aynı sūtraya getirdiği farklı bir bakışı, duyumun bir kılavuz olarak işlevini inceleyeceğiz. En sonda rāga'nın bu kursta neden bir ahlak kusuru olarak değil, bir işleyiş olarak ele alındığını tartışacağız.
Sıfır noktası
Y4.54'te beş kleśayı ve avidyā'nın öbürlerinin tarlası olduğunu, Y4.55'te asmitā'nın o tarlada ilk filizlenen kleśa olduğunu gördük. Rāga, üçüncü kleśa.
Bu dersin iki eski dersle özel bir bağı var. Zihin hâllerini beşe ayırdığımız derste tanıdığımız iki hâl, anı ve doğru bilginin bir kaynağı olan çıkarım, bu derste rāga'nın yapı taşları olarak karşımıza çıkacak. Y4.49'da ise tutkusuzluğu, adının içinde rāga'yı taşıyan vairāgya'yı incelemiştik. Bu ders, o tutkusuzluğun karşısında duran şeyi tanımlıyor.
Mekanizma
Hazza yaslanan
Harvard çevirisinde yedinci sūtra kısa: tutku, hazza yaslanandır. Woods "dwells upon", yani üzerinde durup kalan sözcüğünü seçiyor ve bir dipnotta bu sözcüğün yorumlarda hazzı izleyen, onu bir nesneye dönüştüren anlamında açıklandığını belirtiyor.
Vyāsa tanımı genişletiyor. Harvard çevirisiyle tutku, hazzı tanımış birinde, bir haz anısının ardından, ya hazzın kendisine ya da ona ulaşmanın araçlarına duyulan açgözlülük, susuzluk ya da istek.
Bu tanımda iki ayrıntı dikkat çekiyor. Birincisi, rāga hazzı zaten tanımış birinde ortaya çıkıyor. İkincisi, istek yalnızca hazzın kendisine değil, ona götüren araçlara da yönelebiliyor.
Anı ve çıkarım
Vācaspati bu tanımın içini açıyor ve açılış sahnesindeki deneyimi neredeyse adım adım anlatıyor. Harvard çevirisiyle hazzı tanımayan birinde haz anısı olamayacağı için metin "hazzı tanıyan" diyor. Tutku bir haz anısının ardından doğuyor. Ama haz o an yaşanırken hatırlamaya gerek yok; hatırlama, hazzın araçları söz konusu olduğunda devreye giriyor.
Sonra ince bir adım geliyor. Vācaspati'ye göre hazzın araçları ya hatırlanıyor ya da algılanıyor. Yeni bir araç algılandığında bile, kişi önce aynı türden bir şeyin haz kaynağı olduğunu hatırlıyor, sonra bu yeni şeyin de aynı türden olduğu için bir haz kaynağı olduğunu çıkarıyor. İstek bunun ardından geliyor.
Bryant da aynı mekanizmayı anlatıyor. Maddeye göre bu süreçteki kilit öge bellek: geçmişte haz yaşamış biri onu hatırlıyor ve deneyimi şimdi ya da gelecekte tekrarlamayı ya da onu tekrarlayacak araçlara ulaşmayı özlüyor. Yeni bir haz aracı algılandığında, onun geçmişte haz vermiş bir şeyle aynı ya da benzer olduğunu çıkaran şey yine bellek.
Bu açıklama rāga'yı Y4.47'deki iki vṛtti'ye bağlıyor. Haz anısı bir anı vṛttisi; yeni aracın haz vereceği sonucu bir çıkarım. Yani bir kleśa, iki sıradan zihin hâlinin belirli bir biçimde birleşmesiyle işliyor.
Yaygın yanlışRāga, bir nesneyle karşılaşınca kendiliğinden doğan bir istektir.
Vācaspati'ye göre istek, bir haz anısı ve bir benzerlik çıkarımının ardından geliyor; kendiliğinden görünse de bir yapısı var.
Kökü nerede?
Vācaspati rāga'nın kökünü de gösteriyor. Harvard çevirisiyle ayırt edici bilgi hissedildiğinde tutku gibi durumlar sona eriyor; bu yüzden avidyā'nın ortaya çıkardığı benlik duygusu, tutku gibi durumların kökü. Yazar da bu nedenle benlik duygusunun hemen ardından tutkunun ve öbür kleśaların ayırıcı özelliklerini veriyor.
Bu, Y4.55'teki sıralamayı tamamlıyor: avidyā asmitā'yı, asmitā da rāga'yı doğuruyor. Hazzı "benim hazzım" olarak yaşayan bir "ben" olmadan, o hazzı yeniden isteyen bir tutku da olmazdı.
Johnston'ın bakışı: kılavuz olarak duyum
Johnston aynı sūtrayı farklı bir dille veriyor: şehvet, haz duyumunda dinlenmektir. Açıklamasında ise ilginç bir ayrım kuruyor. Ona göre duyum, örneğin tat duyusu, eyleme bir kılavuz olmak için var: sağlıklı yiyeceği seçmek, zehirli ve zararlı şeylerden kaçınmak için. Ama kişi tat duyusunda, onu kendi başına bir haz olarak görüp dinlenirse, obur olur ve yaşamak için yemek yerine yemek için yaşamaya başlar.
Johnston'ın bakışı Vyāsa'nınkinden farklı bir soruya cevap veriyor. Vyāsa rāga'nın nasıl oluştuğunu, anı ve çıkarımla anlatıyor. Johnston ise onun neyi bozduğunu anlatıyor: bir duyumun doğal işlevini. Birinci açıklama bir mekanizma, ikincisi bir işlev kaybı.
Rāga ve bağlılık
Bir soru kaçınılmaz: rāga, bir insana duyulan sevgiyi, bir arkadaşa duyulan özlemi de kapsıyor mu? Vyāsa'nın tanımı hazza ve onun araçlarına yöneliyor; Bryant da benlik olmayanın eşi, çocukları ve hayvanları da kapsadığını söylemişti. Yani klasik çerçevede, bir insanı hazzın bir aracı olarak görmek ve ona bu yüzden tutunmak rāga'nın alanına giriyor.
Ama bu çerçeve, bir insana duyulan her yakınlığı bir kleśa saymıyor. Īśvara dersinde, klasik yorumun onun için bile canlıların iyiliğini istemeyi yeterli bir güdü saydığını görmüştük. Rāga'yı ayırt eden, bir başkasının iyiliğini istemek değil, bir hazzın anısına dayanarak onu kendi hazzının aracı olarak yeniden istemek.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Rāga'nın klasik çözümlemesi bir istek anatomisi. İstek, dışarıdan bakıldığında ani ve bütün bir şey gibi görünüyor; Vācaspati onu parçalarına ayırıyor: bir haz anısı, bir benzerlik çıkarımı ve ardından gelen istek. Bu parçalara ayırma, isteğin kendiliğinden değil, bir işleyişin ürünü olduğunu gösteriyor.
Bu çözümleme aynı zamanda bir müdahale noktası sunuyor. İstek bir zincirin son halkasıysa, zincirin önceki halkaları, anı ve çıkarım, fark edilebilir. Açılış sahnesindeki öğretmenin yaptığı tam olarak buydu: isteğin arkasındaki anıyı ve tahmini gördü. Bu görme, isteği ortadan kaldırmayabilir, ama onu bir bütün olmaktan çıkarıp bir süreç hâline getiriyor.
Johnston'ın kılavuz duyum ayrımı ise bu çözümlemeye bir değerlendirme ölçütü ekliyor. Her haz bir kleśa değil; duyum bir kılavuz olarak işlediği sürece doğal işlevini görüyor. Rāga, kılavuzun kendi başına bir amaç hâline geldiği yerde başlıyor. Bu ayrım, bir öğretmenin hazzı küçümsemeden rāga'yı anlatabilmesi için bir yol açıyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışRāga, her türlü hazdır.
Vyāsa'ya göre rāga hazzın kendisi değil, bir haz anısının ardından hazza ya da araçlarına duyulan istek.
Yaygın yanlışRāga yalnızca bildiğimiz nesnelere yönelir.
Vācaspati'ye göre yeni bir nesne de, benzerlik çıkarımı yoluyla, bir istek doğurabilir.
Yaygın yanlışRāga bağımsız bir kleśadır.
Vācaspati'ye göre kökü avidyā'nın ortaya çıkardığı benlik duygusunda.
Uygulama
Aklında kalsın
Rāga, bir haz anısının ardından hazza ya da araçlarına duyulan istek.
Vācaspati'ye göre yeni bir nesne de benzerlik çıkarımıyla istek doğurabiliyor.
Rāga, Y4.47'deki anı ve çıkarım vṛtti'lerinin birleşmesiyle işliyor.
Kökü, avidyā'nın ortaya çıkardığı benlik duygusunda.
Johnston'a göre rāga, bir kılavuz duyumun kendi başına bir amaç hâline gelmesi.
Sonraki derse köprü
Bu derste hazzı hatırlayan bir zihnin onu nasıl yeniden istediğini gördük. Aynı zihin acıyı da hatırlıyor. Bryant'a göre bir sonraki kleśa bu kleśaya koşut biçimde anlaşılabilir: benzer bir acıyı hatırlayanın, acıya ve onun nedenlerine karşı duyduğu direnç, öfke ve kızgınlık.
Sıradaki ders dveṣa'yı ele alıyor.
Soru şu: bir acıyı hatırlamak neden ona karşı bir direnç doğuruyor ve bu direnç rāga'nın aynadaki görüntüsü mü, yoksa başka bir şey mi?