Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Asmitā, gören ile aracının birbirine karışmış görünmesi.
"Gibi" sözcüğü önemli: özdeşlik gerçek değil, görünüşte.
Vyāsa'ya göre bu ikisi ayırt edilemediğinde yaşantı, ayırt edildiğinde ayrışma var.
Bryant'a göre asmitā, avidyā'dan evrilen daha belirgin bir özdeşlik.
Sözcük bir ilkeyi, bir yoğunlaşma basamağını ve bir kleśayı adlandırıyor.
Açılış sahnesi
Bir okuma grubu ikinci bölümün kleśa listesine geldiğinde bir katılımcı kaşlarını çatıyor. "Bir dakika," diyor, "asmitā sözcüğünü daha önce görmüştük. Birinci bölümde bir samādhi basamağının adıydı. Sāṃkhya bölümünde ise ahaṃkāra'nın öteki adı olarak geçti. Şimdi de bir engel. Aynı sözcük hem bir yoğunlaşma basamağı hem bir engel nasıl olabilir?"
Bir başkası bir tahmin yürütüyor: "Belki metin tutarsızdır."
Grup yürütücüsü sayfayı çevirip altıncı sūtrayı gösteriyor. Sūtranın ortasında küçük bir sözcük var: "gibi". "Belki de," diyor, "sorunun cevabı bu küçük sözcüktedir."
Bu ders o sözcüğü ve asmitā'nın üç yüzünü inceliyor.
Bu derste ne olacak
İlk adımda altıncı sūtranın asmitā tanımını ve bu tanımdaki iki gücü, görme gücünü ve görmeyi sağlayan gücü göreceğiz. Sonra Vyāsa'nın bu iki gücü neden birbirinden olabildiğince ayrı saydığını ve karışmalarının neye yol açtığını okuyacağız. Ardından tanımdaki "gibi" sözcüğünün önemini ve Bryant'ın avidyā ile asmitā arasında kurduğu derece farkını tartışacağız. En sonda açılış sahnesindeki soruya dönüp asmitā sözcüğünün Yoga Sūtra'daki üç kullanımını birbirinden ayıracağız.
Sıfır noktası
Y4.54'te avidyā'yı öbür dört kleśanın tarlası olarak tanımış ve dördüncü yanılgıyı, benlik olmayanı benlik sanmayı görmüştük. Asmitā, o tarlada filizlenen ilk kleśa.
Y4.31'de Bryant'ın ahaṃkāra'yı Yoga Sūtra'da asmitā diye anılan yapıyla eşlediğini okumuştuk. Y4.51'de ise nesneli yoğunlaşmanın dördüncü basamağına da aynı adın verildiğini görmüştük. Bu ders bu iki bilgiyi kleśa olarak asmitā'yla karşılaştırıyor.
Mekanizma
İki güç, tek bir benlik gibi
Harvard çevirisinde ikinci bölümün altıncı sūtrası asmitā'yı şöyle tanımlıyor: gören güç ve aracılığıyla görülen güç, sanki tek bir benlikmiş gibi belirdiğinde, buna benlik duygusu denir. Johnston aynı sūtrayı, kendini öne sürmenin, göreni ve görme aracını tek bir benlik oluşturuyormuş gibi düşünmekten geldiği biçiminde veriyor.
Vyāsa iki gücü açıkça adlandırıyor: görme gücü benlik, yani puruṣa; görmeyi sağlayan güç ise buddhi. Asmitā denen kleśa, bu ikisinin tek bir öz hâline gelmiş gibi göründüğü bir değişim.
Johnston bu sūtrayı Sāṃkhya felsefesinin temel fikri olarak niteliyor ve bir benzetme kuruyor: hizmetkârı efendiye dönüştürüyoruz. Ona göre gerçekliği yalnızca ruhsal insana ait olan bir şeyi kişisel benliğe yüklüyoruz.
Yaşayan ile yaşanan
Vyāsa bu iki gücün ilişkisini başka bir çiftle açıyor: yaşama gücüne sahip olan ile yaşanma gücüne sahip olan. Harvard çevirisinde bu ikisi olabildiğince ayrı ve olabildiğince karışmamış. Vyāsa'ya göre bu ikisi arasında herhangi bir ayırt edememe olduğunda yaşantı ortaya çıkıyor; her biri kendi özünü yeniden bulduğunda ise ayrışma, yani kaivalya var.
Vācaspati neden bu ikisinin ayrı olduğunu da söylüyor: değişmezlik ve benzeri nitelikler benliğin, değişkenlik ve benzeri nitelikler buddhi'nin özellikleri. Yani biri hiç değişmiyor, öteki durmadan değişiyor; aynı şey olamazlar.
Vyāsa burada bir alıntı da yapıyor. Woods'un dipnotuna göre bu, Garbe'nin sayımıyla Sāṃkhya ustası Pañcaśikha'nın altıncı parçası: benliğin buddhi'den doğa, nitelik ve bilinç bakımından farklı olduğunu göremeyen kişi, kendi buddhi'sini benliğin yerine koyma hatasına düşer.
"Gibi" sözcüğünün ağırlığı
Açılış sahnesindeki yürütücünün işaret ettiği sözcüğe dönelim. Sūtra, iki gücün tek bir benlik olduğunu söylemiyor; tek bir benlik gibi göründüğünü söylüyor. Woods bu sözcüğü çevirisinde ayrıca işaretliyor.
Vācaspati bu küçük sözcüğün taşıdığı yükü açıkça belirtiyor. Harvard çevirisiyle bu özdeşlik, bir fikir olarak sunulsa da, sıkı anlamda gerçek değil. Başka bir yerde de aynı şeyi söylüyor: tek bir nesne gibi görünen ama sıkı anlamda tek bir benlik olmayan şey.
Bu, asmitā'nın bir varlık hatası değil, bir görünüş hatası olduğunu söylüyor. Puruṣa buddhi'ye dönüşmüyor, buddhi de puruṣa olmuyor; yalnızca öyle görünüyor. Bu yüzden asmitā'nın çözümü bir şeyi değiştirmek değil, bir şeyi olduğu gibi görmek.
Yaygın yanlışAsmitā, benliğin gerçekten zihinle birleşmesidir.
Sūtranın "gibi" sözcüğüne ve Vācaspati'ye göre ikisi yalnızca bir gibi görünüyor; özdeşlik sıkı anlamda gerçek değil.
Avidyā ile derece farkı
Asmitā ile avidyā arasındaki ilişki nedir? Vācaspati bir neden–sonuç ilişkisi kuruyor: avidyā neden, asmitā sonuç; asmitā ise sırası gelince tutku ve öbür kleśalar üzerinde üstün.
Bryant ilişkiyi bir derece farkı olarak anlatıyor. Maddeye göre benlik duygusu ile cehalet bir ölçüde aynı şey, ama aralarında bir derece farkı var. Cehalet başlangıçta henüz belirginleşmemiş bir "ben"lik duygusu, benliğin buddhi'yle kısmi bir özdeşleşmesi; benlik duygusu ise puruṣa ile buddhi arasında daha gelişmiş, daha tam bir özdeşlik. Bryant'a göre benlik duygusu cehaletten evriliyor ve benlik olmayanı benlikle karıştırmayı daha somut, daha belirli hâle getiriyor.
Bu açıklama Y4.54'teki dördüncü yanılgıyı, benlik olmayanı benlik sanmayı, bir sürecin başlangıcı olarak gösteriyor. Avidyā bu karışıklığın genel zemini; asmitā onun belirli bir biçime bürünmesi.
Bir sözcük, üç kullanım
Şimdi açılış sahnesindeki soruya cevap verebiliriz. Asmitā sözcüğü Yoga Sūtra'da ve onun çevresinde üç ayrı yerde karşımıza çıktı.
Birincisi Y4.31'deki kullanım: Bryant'a göre Sāṃkhya'nın ahaṃkāra dediği ilke, Yoga Sūtra'da asmitā diye anılıyor. Bu bir evrim ilkesi, prakṛti'nin bir ürünü.
İkincisi Y4.51'deki kullanım: nesneli yoğunlaşmanın dördüncü basamağı. Vyāsa bu basamağı, kişinin kendine dair ince bir duygu olarak açıklıyordu ve bu basamakta dikkat, Bryant'ın aktardığı okumaya göre, kavrayanda yoğunlaşıyordu.
Üçüncüsü bu dersteki kullanım: görme gücü ile görme aracının bir gibi görünmesi, bir kleśa.
Üç kullanım birbiriyle çelişmiyor; aynı yapıya üç farklı açıdan bakıyor. İlke olarak asmitā prakṛti'nin bir ürünü. Yoğunlaşma basamağı olarak, yoginin dikkatini yönelttiği ince bir nesne. Kleśa olarak ise o yapının puruṣa ile karıştırılması. Bir yogi, dördüncü basamakta bu yapıyı bir nesne olarak inceleyebildiği ölçüde, onunla özdeşleşmekten, yani kleśadan, uzaklaşıyor olabilir. Bu son cümle bir yorum; sūtralar bu bağlantıyı açıkça kurmuyor.
Yaygın yanlışAsmitā sözcüğü Yoga Sūtra'da her yerde aynı anlama gelir.
Sözcük bir Sāṃkhya ilkesini, bir yoğunlaşma basamağını ve bir kleśayı adlandırıyor; bağlam hangisinin kastedildiğini belirliyor.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Asmitā'nın klasik tanımı bir hatayı değil, bir görünüşü tarif ediyor. "Gibi" sözcüğü bu farkı taşıyor: puruṣa ile buddhi gerçekte ayrı, ama bir gibi görünüyor. Bu, yoganın çözüm önerisinin neden bir dönüştürme değil bir ayırt etme olduğunu açıklıyor. Değişen bir şey yok; görülen bir şey var.
Bryant'ın derece farkı ise kleśaların birbirinden kopuk bir liste olmadığını, bir süreç olduğunu gösteriyor. Avidyā genel bir sis, asmitā o sisin içinde belirginleşen bir "ben"; Y4.54'te gördüğümüz tarla imgesi burada somut bir örneğe kavuşuyor.
Son olarak üç kullanım ayrımı, bir okura Sanskritçe bir terimi her gördüğünde bağlamı sorma alışkanlığı kazandırıyor. Aynı sözcüğün bir ilkeyi, bir yoğunlaşma nesnesini ve bir engeli adlandırabilmesi, metnin bir tutarsızlığı değil, aynı yapıya farklı konumlardan bakmasının bir işareti.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışAsmitā, kibir ya da kendini beğenmişlik demektir.
Kleśa olarak asmitā, puruṣa ile buddhi'nin bir gibi görünmesi; bir karakter özelliği değil, metafizik bir karışıklık.
Yaygın yanlışAsmitā avidyā'dan tamamen bağımsızdır.
Vācaspati'ye göre avidyā neden, asmitā sonuç; Bryant'a göre aralarında bir derece farkı var.
Yaygın yanlışAsmitā'yı gidermek benliği yok etmektir.
Klasik yoruma göre çözüm puruṣa'yı buddhi'den ayırt etmek; benlik yok olmuyor, kendi özünü yeniden buluyor.
Uygulama
Aklında kalsın
Asmitā, gören ile aracının birbirine karışmış görünmesi.
"Gibi" sözcüğü önemli: özdeşlik gerçek değil, görünüşte.
Vyāsa'ya göre bu ikisi ayırt edilemediğinde yaşantı, ayırt edildiğinde ayrışma var.
Bryant'a göre asmitā, avidyā'dan evrilen daha belirgin bir özdeşlik.
Sözcük bir ilkeyi, bir yoğunlaşma basamağını ve bir kleśayı adlandırıyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste benliğin buddhi'yle karışmış gibi görünmesini gördük. Bu karışıklığın ardından gelen kleśalar gündelik hayatımıza daha yakın. Harvard çevirisinde yedinci sūtra birini hazza bağlı bir eğilim olarak tanımlıyor; Johnston ise aynı sūtrayı, hazzın duyumunda dinlenmek diye veriyor.
Sıradaki ders rāga'yı ele alıyor.
Soru şu: bir hazzı hatırlamak neden onu yeniden istemeye dönüşüyor ve bu istek bir kleśa olarak nasıl işliyor?