Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Vyāsa'ya göre Īśvara'yı özgürleşmişlerden ayıran, hiç bağlanmamış olması.
Derece argümanı, bilginin bir en yüksek sınırı olması gerektiğini söylüyor.
Çıkarım genel olanı kanıtlar; tikel olanı tanıklık belirler.
Praṇava ile Īśvara arasındaki bağ, kandil ile ışığı gibi sabit.
Adanmışlığın meyvesi, içe dönük bilinç ve engellerin kalkması.
Açılış sahnesi
Bir yoga felsefesi grubunda Īśvara'yı anlatan sūtralar okunuyor. Katılımcılardan biri, yıllardır Budist meditasyon yapan biri, bir noktada elini kaldırıyor. "Bu metin," diyor, "her şeyi bilen bir benliğin var olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Ama bu kanıt benim öğretmenimin geleneğindeki Buda için de işlemez mi?"
Grup yürütücüsü şaşırıyor, sonra gülümsüyor. "Bu soruyu sormakta yalnız değilsin," diyor. "Yüzyıllar önce bu metnin ilk yorumcusu da aynı itirazı kendi metnine yazmış ve cevaplamaya çalışmış."
Katılımcı merakla soruyor: "Peki cevabı neymiş?"
Bu ders bu cevabı ve onun çevresindeki tartışmaları okuyor.
Bu derste ne olacak
Īśvara'yı bu kursta daha önce iki kez andık; bu ders onları tekrarlamıyor, yeni bir katman ekliyor: Vyāsa'nın bu sūtralar hakkında kurduğu argümanlar. İlk olarak Īśvara'nın özgürleşmiş öteki benliklerden nasıl ayrıldığını göreceğiz. Sonra Vyāsa'nın bir her şeyi bilenin varlığı için kurduğu argümanı ve açılış sahnesindeki itirazın klasik cevabını okuyacağız. Ardından praṇava'nın, yani Oṃ hecesinin, Īśvara'yla ilişkisini bir dil felsefesi sorusu olarak ele alacağız. En sonda bu yolun meyvesini, içe dönük bilinci ve engellerin kalkmasını tartışacağız.
Sıfır noktası
Īśvara'ya adanmışlığın zorunlu olmadığını, metnin onu yine de açıkça öne çıkardığını Y4.43'te Bryant'tan okumuştuk; Īśvara'nın hangi özellikleriyle öteki benliklerden ayrıldığına da orada kısaca değinmiştik. Y3.53'te ise praṇava'yı Oṃ hecesinin klasik adı olarak tanımış ve yirmi yedinci ile yirmi sekizinci sūtraların onu Īśvara'yla ilişkilendirdiğini not etmiştik.
Bu ders o sūtraların klasik yorumuna, Harvard çevirisindeki Vyāsa ve Vācaspati Miśra metinlerine bakıyor. Y4.26'daki teizm tartışması da burada arka planda duruyor.
Mekanizma
Özgürleşmişlerden farkı
Yirmi dördüncü sūtrada Īśvara, kleśaların, karmaların, meyvelerin ve izlerin dokunmadığı ayrıcalıklı bir benlik. Vyāsa bu tanıma bir incelik ekliyor. Woods'un aktarımında bu dört şey aslında zihinde bulunuyor, ama benliğe atfediliyor, çünkü onların sonuçlarını deneyimleyen o sayılıyor. Vyāsa bunu bir benzetmeyle açıklıyor: savaşanlara bağlı olan zafer ya da yenilgi, onların efendisine atfedilir.
Sonra asıl ayrımı yapıyor. Özgürleşmiş, yani kaivalya'ya ulaşmış pek çok benlik var; bunlar bağlanmanın üç aracını keserek özgürleşmişler. Ama Vyāsa'ya göre Īśvara'nın özgürleşmeyle ilişkisi ne geçmişe ne geleceğe ait. Özgürleşmiş bir benlik için bağlanmanın bir başlangıç noktası bilinir; Y4.51'de gördüğümüz, ilk maddeye karışmış olanlar için ise bağlanmanın gelecekte yeniden başlayacağı bir nokta var. Īśvara için ikisi de yok.
Bu ayrım önemli bir soruyu cevaplıyor. Sāṃkhya bölümünde puruṣaların çok olduğunu ve her birinin özgürleşebileceğini görmüştük. Öyleyse özgürleşmiş her puruṣa bir Īśvara mı? Vyāsa'nın cevabı hayır: fark, özgürlüğün kazanılmış mı yoksa hiç yitirilmemiş mi olduğunda.
Bilginin dereceleri
Yirmi beşinci sūtra Īśvara'da her şeyi bilmenin tohumunun en yüksek düzeyinde olduğunu söylüyor. Vyāsa bu sūtradan bir argüman çıkarıyor. Woods'un İngilizcesinde duyular ötesini, geçmişte, gelecekte ya da şimdide, tek tek ya da toplu olarak kavrama sürecimiz, küçük ya da büyük olsun, her şeyi bilmenin tohumu. Bu tohum derece kabul ettiğine göre, her yükselen ölçekte olduğu gibi, bir en yüksek sınıra ulaşabilir. Düşünmenin sınırına ulaşılan kişi her şeyi bilen, ve o özel bir benlik.
Argümanın yapısı açık: bir niteliğin dereceleri varsa, bir en yükseği de vardır. Bu yapının gücü de sınırı da burada. Her derece alan niteliğin bir üst sınırı olup olmadığı, argümanın kendi içinde kanıtlanmıyor, varsayılıyor.
Buda ya da Jina itirazı
Vyāsa kendi argümanına bir itiraz yöneltiyor. Aynı çeviride itiraz şu: bu argüman Buda'nın ya da Jina'nın her şeyi bildiğini de kanıtlamaz mı? Açılış sahnesindeki katılımcının sorusu tam olarak bu.
Vyāsa'nın cevabı bilgi kuramına dayanıyor. Bir çıkarım, gücünü genel bir önermeyi sonuca bağlamakta tüketir, ama tikel bir örneği kanıtlamaya gücü yetmez. Bu yüzden her şeyi bilenin özel adının belirlenmesi çıkarımın değil, tanıklığın işi. Woods'un köşeli ayraç içinde eklediği açıklamaya göre bu tanıklık öteki adayları dışarıda bırakıyor, çünkü onların geleneği yanlış sayılıyor.
Bu cevap, Y4.47'de pramāṇa başlığı altında sayılan kaynaklardan ikisini, çıkarımı ve tanıklığı, birbirinden ayırarak çalışıyor. Y4.50'de de hakikati taşıyan içgörünün tikele yöneldiğini, olağan bilginin ise genelde kaldığını görmüştük. Vyāsa aynı sınırı burada bir teolojik tartışmada kullanıyor.
Yaygın yanlışVyāsa'nın argümanı Īśvara'nın kim olduğunu kanıtlar.
Vyāsa'nın kendi cevabına göre argüman yalnızca bir her şeyi bilenin varlığını gösterebiliyor; onun kim olduğu tanıklığa bırakılıyor.
Söz ve anlam: kandil ile ışık
Yirmi yedinci sūtra, Īśvara'yı ifade eden sözün praṇava olduğunu söylüyor. Vyāsa bu sūtradan bir dil felsefesi sorusu çıkarıyor. Harvard baskısında soru şu: bu hecenin anlatım gücü sıradan bir kullanımın, bir uzlaşmanın ürünü mü, yoksa kandil ile ışık arasındaki ilişki gibi kalıcı mı?
Vyāsa'nın cevabı iki katlı. Anlatılan şey ile anlatan söz arasındaki ilişki sabit. Ama bu sabit anlamı bildiren şey, Īśvara'nın belirlediği kullanım. Vyāsa bir benzetme veriyor: baba ile oğul arasındaki gerçek ilişki kalıcı, ama "bu adam şu adamın babasıdır" sözü zihne kullanım yoluyla gelir. Yetkin bilgelere göre bir sözcük ile anlamı arasındaki ilişki, konuşanların kuşaklar boyu süren uzlaşısı sonsuz olduğu ölçüde sonsuz.
Bu görüşü, sözcükten doğan kurgu dediğimiz vikalpa'nın yanına koymak aydınlatıcı. Vikalpa'da sözcükler hiçbir gerçekliğe karşılık gelmeyen imgeler üretiyordu. Praṇava'da ise bir söz ile anlattığı şey arasında sabit, keyfî olmayan bir bağ var. Yani metin her sözcüğü aynı biçimde görmüyor: bazı sözler zihni gerçeklikten uzaklaştırıyor, bu söz ise onu bir gerçekliğe bağlıyor.
Tekrar ve derinleşme
Yirmi sekizinci sūtra bu sesin nasıl kullanılacağını söylüyor. Harvard metninde önerilen yol, hecenin tekrarı ve anlamı üzerine derinleşme. Vyāsa bunu açıyor: bu heceyi tekrarlayan ve onun işaret ettiği Īśvara üzerine derinleşen yoginin zihni tek bir amaca yöneliyor.
Vyāsa burada bir dize de aktarıyor; Vācaspati onu bir Vyāsa dizesi olarak anıyor. Çevirmenin sözcükleriyle dize şöyle: okumayla yoga yapsın; yogayla okuma üzerine derinleşsin; okumada ve yogada yetkinlikle yüce benlik açıkça parlar.
Meyve: içe dönük bilinç
Yirmi dokuzuncu sūtra bu yolun meyvesini veriyor. Harvard çevirisine göre bundan içe dönük düşünenin doğru bilgisi ve engellerin kalkması geliyor. Vyāsa'ya göre hastalık ve öbürleri gibi engellerin hepsi Īśvara'ya adanmışlıkla kalkıyor ve yogi kendi gerçek benliğini görüyor. Bu bilgi bir benzerlikten doğuyor: Īśvara lekesiz, bozulmamış ve ayrışmış bir benlik olduğu gibi, yogi de kendisinin bir benlik olduğunu kavrıyor.
Bir sonraki sūtra bu engelleri tek tek sayıyor: hastalık, gevşeklik, kuşku, dikkatsizlik, isteksizlik, dünyevilik, yanlış algı, bir basamağa ulaşamama ve ulaşılan basamakta kalamama. Bu liste bir sonraki bölümde, pratiğin araçlarıyla birlikte daha anlamlı hâle gelecek.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Bu dersin sūtraları, Yoga Sūtra'nın en yoğun teolojik bölümü. Ama Vyāsa'nın yorumu onları bir inanç listesi olarak değil, bir argümanlar dizisi olarak işliyor. Īśvara'yı öteki özgürleşmişlerden ayıran bir kavram, varlığı için bir derece argümanı, bu argümana yöneltilmiş bir itiraz, itirazın bilgi kuramına dayanan cevabı, praṇava üzerine bir dil felsefesi. Bu dizi, bir teolojik iddianın felsefi bir tartışma ortamında nasıl savunulduğunu gösteriyor.
Usta bir okur bu argümanları iki ayrı düzeyde değerlendiriyor. Birinci düzey argümanın iç tutarlılığı: derece argümanı neyi varsayıyor, genel–tikel sınırı neyi dışarıda bırakıyor? İkinci düzey argümanın işlevi: Vyāsa neden bu sūtralarda teolojiyi bir bilgi kuramı tartışmasına bağlıyor? Belki de tam Y4.44'te gördüğümüz bağlamda, Budist ve Jain gelenekleriyle konuşan bir metin olduğu için.
Son olarak bu bölüm, adanmışlığın zorunlu olmadığı fikrini derinleştiriyor. Metin bu yolu zorunlu kılmıyor, ama onu seçen biri için yalnızca bir inanç değil, bir akıl yürütme ve bir pratik sunuyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışĪśvara, özgürleşmiş herhangi bir benliktir.
Vyāsa'ya göre Īśvara'nın hiçbir zaman bir bağlanması olmamış; özgürleşmişler ise bir zamanlar bağlıydı.
Yaygın yanlışPraṇava'nın anlamı keyfî bir uzlaşmadır.
Vyāsa'ya göre praṇava ile Īśvara arasındaki bağ, kandil ile ışığı gibi sabit.
Yaygın yanlışAdanmışlık hastalıkları tedavi eder.
Vyāsa'nın bu ifadesi klasik bir inanç ifadesi; tıbbi tedavinin yerine geçmez.
Uygulama
Aklında kalsın
Vyāsa'ya göre Īśvara'yı özgürleşmişlerden ayıran, hiç bağlanmamış olması.
Derece argümanı, bilginin bir en yüksek sınırı olması gerektiğini söylüyor.
Çıkarım genel olanı kanıtlar; tikel olanı tanıklık belirler.
Praṇava ile Īśvara arasındaki bağ, kandil ile ışığı gibi sabit.
Adanmışlığın meyvesi, içe dönük bilinç ve engellerin kalkması.
Sonraki derse köprü
Bryant'ın maddesine göre Īśvara, Yoga Sūtra'da birinci bölümdeki bu tartışmadan sonra ikinci bölümün ilk sūtrasında yeniden ortaya çıkıyor: kriyā yoga, yani eylem yolu, orada çilecilik, okuma ve Īśvara'ya adanmışlıktan oluşuyor. Samādhi Pāda'nın sonuna geldik; bir sonraki bölüm Sādhana Pāda.
Sıradaki ders bu üçlüyü, tapas, svādhyāya ve īśvara-praṇidhāna'yı ele alıyor.
Soru şu: birinci bölümde bir yoğunlaşma yolu olarak sunulan adanmışlık, ikinci bölümde bir eylem yolunun parçası olarak nasıl bir anlam kazanıyor?