Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Samāpatti, zihnin bir kristal gibi nesnenin rengini alması.
Nesneli yoğunlaşma her zaman bir dayanağa sahip.
Sa- ve nir- çiftleri kaba ve ince nesnede iki derinliği ayırıyor.
Bu basamakların hepsi tohumlu.
En incesinin berraklığında hakikati taşıyan içgörü doğuyor.
Açılış sahnesi
Bir çalışma grubu Samādhi Pāda'nın son sayfalarına geldiğinde bir sözlük listesi tutmaya başlıyor. Liste hızla uzuyor: samādhi, samāpatti, savitarka, nirvitarka, savicāra, nirvicāra, sabīja, nirbīja. Bir katılımcı sayıyor ve "sekiz terim," diyor, "hepsi aşağı yukarı aynı şeyi, derin bir yoğunlaşmayı anlatıyor gibi."
Bir başkası itiraz ediyor: "Aynı şeyi anlatıyorlarsa neden sekiz ayrı ad var? Bir metin bu kadar kısa yazılmışken, gereksiz terim üretmez."
Grubun en sessiz üyesi listeye bakıp bir gözlem yapıyor: "Bazı terimler çift çift duruyor: sa- ile başlayan, nir- ile başlayan. Belki bir terim değil, bir cetvel var burada."
Bu ders o cetveli kuruyor.
Bu derste ne olacak
İlk olarak samāpatti teriminin sūtradaki tanımını ve Johnston'ın ile Woods'un bu tanım için seçtiği iki farklı imgeyi göreceğiz. Sonra yoğunlaşmanın bir nesneye nasıl dayandığını ve bu nesnenin kaba ve ince katmanlarını, Bryant'ın açıklamasıyla okuyacağız. Ardından sa- ve nir- önekli terim çiftlerinin neyi ayırt ettiğini inceleyeceğiz. En sonda bu basamakların hepsinin neden "tohumlu" sayıldığını ve bu yoğunlaşmanın ne tür bir içgörü doğurduğunu tartışacağız.
Sıfır noktası
Y3.66'da samādhi'yi sekiz uzvun sonuncusu olarak tanımış ve kursun müfredatında samāpatti ile samādhi terimlerinin ayrıca ele alınacağını söylemiştik. O ayrı başlık burada açılıyor.
Y4.46'da Vyāsa'nın ilk sūtra yorumunda nesnenin bilincinde olunan yoğunlaşmayı dört nitelikle andığını görmüştük. Sāṃkhya bölümünde ise mahābhūtaları, tanmātraları ve iç organı tek tek kurmuştuk. Bu ders o iki birikimi bir araya getiriyor: yoğunlaşmanın basamakları, Sāṃkhya'nın katmanlarını içe doğru izliyor.
Mekanizma
Samāpatti: renk alan zihin
Samādhi Pāda'nın kırk birinci sūtrası bir tanım veriyor. Johnston'ın çevirisinde, psişik doğanın bütün kıpırtıları durulduğunda bilinç, saf bir kristal gibi, üzerinde durduğu şeyin rengini alıyor; bu şey algılayan, algılama ya da algılanan olabilir. Woods ise aynı sūtrada bir değerli taştan söz ediyor ve bu hâle "balanced-state", yani dengelenmiş hâl diyor.
Bryant aynı imgeyi başka bir yerden açıyor. Kırmızı bir çiçeğin yanına konan saf bir kristal, yalnızca çiçeğin biçimini ve rengini yansıtarak kendi niteliğini tamamen yitiriyor gibi görünür. Bryant'a göre yogi de bu düzeyde artık kendinin farkında değil; yalnızca meditasyonun nesnesinin bilincinde. Maddeye göre samādhi'yi dhyāna'dan ayıran tam da bu yoğunluk.
Dayanak ve bilginin üç ögesi
Bryant'a göre nesneli yoğunlaşmanın bütün basamakları bir dayanağa, ālambana'ya sahip. Bu, puruṣa'nın bilincinin hâlâ prakṛti'den yapılmış zihin aracılığıyla, giderek incelen biçimlerde de olsa, bir meditasyon nesnesine bağlandığı anlamına geliyor. Zihin tek bir imgeye sabitlenmiş ve başka hâllere geçmeye direniyor.
Kırk birinci sūtra dayanağın üç türünü de sayıyordu: algılayan, algılama ve algılanan. Bryant bunları Hint felsefesinin bilgi eyleminde ayırdığı üç ögeyle eşleştiriyor: bilen özne, bilginin araçları ve bilinen nesne. Sanskritçe adları, harfi harfine, "kavrayan", "kavrama aracı" ve "kavranan".
Kaba nesne: savitarka ve nirvitarka
Bryant'a göre nesneli yoğunlaşmanın ilk düzeyi, kaba fiziksel bir nesne üzerinde yoğunlaşma. Patañjali bu düzeyi ikiye ayırıyor. Maddenin örneğinde yogi meditasyon nesnesi olarak bir ineği alıyor. Yoginin bu nesneye dair farkındalığı ineğin adıyla ve kavramıyla iç içe geçmişse, bu hâl savitarka, yani kaba düşünceyle birlikte olan samāpatti. Yoginin nesneyi deneyimi, nesnenin ne diye adlandırıldığı ve ona karşılık gelen anı ya da fikir tarafından hâlâ hafifçe renkleniyor.
Nesne kendi başına, ona işaret edebilecek dilin alışılmış terimleriyle ya da doğurabileceği bir fikirle karışmadan belirdiğinde ise nirvitarka hâline ulaşılıyor. Bryant'a göre bu kavram öncesi, belki daha doğrusu kavram ötesi aşama, yoginin zihni nesnenin ne olduğuna ve ne diye adlandırıldığına dair her anı farkındalığından arındığında ortaya çıkıyor.
Woods'un çevirisinde kırk ikinci ve kırk üçüncü sūtralar aynı ayrımı veriyor. İlki, sözcükler, kastedilen nesneler ve fikirler arasındaki ilişkiler yüzünden karışık bir hâl. İkincisi, anı tamamen arındığında, kendinden boşalmış gibi olan ve yalnızca nesne olarak parlayan hâl. Y4.47'deki vikalpa'yı hatırlarsak, savitarka'yı karıştıran şey tam da o sözcükten doğan kurgu.
İnce nesne: savicāra ve nirvicāra
İkinci düzey nesnenin daha ince yanına iniyor. Bryant, Sāṁkhya metafiziğini hatırlatarak, kaba nesneleri oluşturan beş kaba öğenin daha ince öğelerden, tanmātralardan evrildiğini söylüyor. İnce düzeydeki yoğunlaşma, nesneyi bu daha ince bileşenlerden oluşuyor olarak algılamak. Madde bir benzetme de veriyor: acemi bir okçu önce büyük hedeflere, sonra giderek küçüklerine nişan alır; acemi yogi de önce nesnenin kaba doğasını, sonra giderek daha ince doğasını deneyimler.
Bu düzey de ikiye ayrılıyor. Bryant'a göre savicāra'da nesne ince öğelerden oluşuyor olarak algılanıyor, ama hâlâ şimdiki zamanda ve belirli bir yerde var olan bir şey olarak deneyimleniyor. Nirvicāra'da ise yogi nesneye bu boyutlarla koşullanmadan yöneliyor; ince özlerin her şeyin altında her zaman bulunduğunu algılıyor.
Woods'un çevirisinde kırk beşinci sūtra bu inceliğin bir sınırı olduğunu söylüyor: ince nesne, çözünmez ilk maddede son buluyor. Yani yoğunlaşma, Sāṃkhya'nın evrim zincirini tersinden izleyerek prakṛti'nin kendisine kadar uzanabiliyor.
Tohumlu yoğunlaşma
Woods'un çevirisinde kırk altıncı sūtra kısa ve belirleyici: bu dengelenmiş hâllerin hepsi tohumlu yoğunlaşma. Johnston aynı sūtrayı, ayrılığın tohumunu hâlâ taşıyan sınırlı ve koşullu ruhsal bilincin dereceleri diye veriyor.
"Tohum" sözcüğü Y4.47'deki izler çarkıyla bağlantılı. Bir dayanağı olan her yoğunlaşma, ne kadar arınmış olursa olsun, hâlâ bir iz bırakıyor. Bu yüzden bu basamaklar, Y4.42'de gördüğümüz içeriksiz farkındalığın, yani birinci bölümün nihai hedefinin, henüz kendisi değil.
Yaygın yanlışSamāpatti basamaklarının en incesi yoganın nihai hedefidir.
Kırk altıncı sūtraya göre bu basamakların hepsi hâlâ tohumlu; nihai hedef tohumsuz hâl ve onu ayrıca ele alacağız.
Hakikati taşıyan içgörü
Tohumlu basamakların sonunda bir kazanım var. Woods'un çevirisinde kırk yedinci sūtra, en ince nirvicāra basamağının berraklığında yoginin içsel bir sükûnete kavuştuğunu söylüyor. Kırk sekizinci sūtra ise bu yoğunlaşmış zihinde içgörünün hakikati taşıyan bir içgörü olduğunu ekliyor. Johnston bunu, o huzurda algının şaşmaz biçimde doğru olduğu diye veriyor.
Kırk dokuzuncu sūtranın farkı ilginç: bu içgörü, Y4.47'de gördüğümüz tanıklıktan ve çıkarımdan doğan bilgiden farklı, çünkü genel kategorilere değil, tikel olana yöneliyor. Bu, pramāṇa'nın sınırını çizen bir ifade: geçerli bilginin olağan kaynakları genele ulaşabiliyor, yoğunlaşma ise tikelin kendisine.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Açılış sahnesindeki sessiz katılımcının sezgisi doğruydu: sekiz terim, bir cetvelin parçaları. Samādhi genel ad; samāpatti, zihnin bir nesnenin rengini alma işleyişi; dört alt basamak bu işleyişin iki ekseni. Bir eksen nesnenin kaba mı ince mi olduğunu, öbür eksen dilin ve zaman-yer sınırlarının hâlâ karışıp karışmadığını ölçüyor. "Tohumlu" ise hepsinin ortak sınırını çiziyor.
Bu cetvelin içe doğru ilerleyişi Sāṃkhya bölümünün birikimini yeniden kullanıyor. Kaba öğelerden tanmātralara, oradan iç organa ve prakṛti'ye uzanan evrim zinciri, yoğunlaşmada tersinden yürünüyor. Bir öğretmen bu dersi Sāṃkhya bölümü olmadan anlatmaya çalışırsa, basamaklar keyfi bir sıralama gibi görünür; o bölümle birlikte anlatıldığında ise bir haritanın geri dönüş yolu olarak anlam kazanır.
Son olarak terimlerin çokluğu bir uyarı taşıyor. Bryant'ın andığı gibi, yorumcular bu basamakların bazılarının tam doğası üzerinde uzlaşmıyor. Bu kadar ince ayrımlar, bir deneyimi sınıflandırmaktan çok, bir yolun yönünü göstermek için var gibi görünüyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışSamādhi ile samāpatti aynı şeyin iki adıdır.
Samāpatti zihnin nesnenin rengini alma işleyişini, samādhi yoğunlaşmanın genel adını anlatıyor.
Yaygın yanlışNirvitarka, düşüncesiz bir boş zihin demektir.
Bryant'a göre nirvitarka'da da bir nesne var; yalnızca ad ve kavram nesneyle karışmıyor.
Yaygın yanlışTohumlu yoğunlaşma değersiz bir ara aşamadır.
Metne göre en incesinin berraklığında hakikati taşıyan içgörü ortaya çıkıyor.
Uygulama
Aklında kalsın
Samāpatti, zihnin bir kristal gibi nesnenin rengini alması.
Nesneli yoğunlaşma her zaman bir dayanağa sahip.
Sa- ve nir- çiftleri kaba ve ince nesnede iki derinliği ayırıyor.
Bu basamakların hepsi tohumlu.
En incesinin berraklığında hakikati taşıyan içgörü doğuyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste nesneli yoğunlaşmanın bütün basamaklarının tohumlu olduğunu gördük. Bryant'a göre Patañjali tohumsuz hâli anlatırken betimleyici bir terim yerine yalnızca "öteki" anlamına gelen bir zamir kullanıyor.
Sıradaki ders saṃprajñāta ile asaṃprajñāta arasındaki tartışmaları ele alıyor.
Soru şu: bir metin en yüksek hâlini neden adlandırmıyor da yalnızca "öteki" diyor ve yorumcular bu "öteki"yi nasıl okumuş?