İçeriğe geç

Y4.49·Samādhi Pāda

Vairāgya

sıfırdan ileri2.066 kelime15 uygulama örneği≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Vairāgya, görülen ve bildirilen nesnelere duyulan susuzluktan kurtulmuşluk.

Nesneye erişememek tutkusuzluk değil; temas hâlinde istememek tutkusuzluk.

Tutkusuzluk, nesnelerin yetersizliğinin doğrudan algılanmasından doğuyor.

Gelenek ona giden yolu dört basamakta anlatıyor.

Üst tutkusuzluk, guṇaların kendisine karşı da susuzluğun kalmaması.

Açılış sahnesi

Bir yoga eğitmeni yıllardır sevdiği bir alışkanlıktan, akşamları uzun süre telefonda gezinmekten vazgeçmeye karar veriyor. İlk hafta telefonu başka bir odaya koyuyor. Telefona dokunmuyor, ama aklı hep onda; her akşam içinde bir çekiliş, bir eksiklik duygusu var.

Birkaç ay sonra bir akşam, telefon masanın üzerinde dururken fark ediyor ki ona uzanma isteği duymuyor. Telefon orada; alabilir, isterse bakabilir. Ama bakmak istemiyor ve bu istememe ona bir çaba gibi gelmiyor.

Eğitmen iki durumu karşılaştırıyor. İlkinde telefona dokunmamıştı, ama istiyordu. İkincisinde dokunabilirdi, ama istemiyordu. Dışarıdan bakan biri iki akşamı aynı görürdü: telefon kullanılmamıştı. İçeriden ise tamamen farklıydılar.

Klasik yorum bu farkı, iki ayrı sözcükle değil, tek bir kavramın içindeki bir ayrımla anlatıyor.

Bu derste ne olacak

Önce vairāgya'nın, yani tutkusuzluğun, Woods'un çevirisindeki tanımını ve tanımdaki iki tür nesneyi okuyacağız. Sonra Vācaspati'nin açılış sahnesindeki farka çok yakın bir itirazı nasıl cevapladığını göreceğiz. Ardından klasik geleneğin tutkusuzluğa giden yolu dört basamakta anlatışını izleyeceğiz. Son olarak on altıncı sūtrada tanımlanan üst tutkusuzluğa ve bu kavramın bugün nasıl yanlış anlaşılabileceğine bakacağız.

Sıfır noktası

Y4.48'de Vyāsa'nın iki yönlü nehir imgesini okuduk: pratik bir kolun kapağını açıyor, tutkusuzluk öbür kolu setle kesiyor. Vācaspati'ye göre bu iki araç birlikte işlemeliydi. Bu ders ikinci aracı ele alıyor.

Tutkusuzluk bu kursta ilk kez karşımıza çıkmıyor. Y4.30'da buddhi'nin sekiz biçimi arasında sayılmıştı; Y3.68'de ise kaynak paketi onu nesnelere ve sonuçlara tutunmama yetisi olarak kısaca tanıtmıştı. Bu ders klasik yorumun o kısa tanımı nasıl genişlettiğini gösteriyor.

Mekanizma

Tanım ve iki tür nesne

Harvard çevirisinde Samādhi Pāda'nın on beşinci sūtrası tutkusuzluğu şöyle tanımlıyor: görülen ya da bildirilen nesnelere duyulan susuzluktan kurtulmuş birinin hâkimiyet bilinci.

Vyāsa iki nesne türünü örneklerle açıyor. Görülen nesneler, Woods'un çevirisiyle, kadınlar, yiyecek ve içecek ya da güç gibi şeyler. Bildirilen nesneler ise Vedalarda vaat edilen şeyler: cennete ulaşmak, bedensiz bir varlık hâli ya da ilk maddeye karışmak.

İkinci türün listeye girmesi dikkat çekici. Klasik yorum yalnızca gündelik hazlara değil, dinsel ödüllere duyulan isteği de bir susuzluk sayıyor. Cennet arzusu da, bir yiyeceği istemek gibi, zihni bir nesneye bağlayan bir akış.

İstememek ile erişememek

Vācaspati Miśra, açılış sahnesindeki farka çok yakın bir itirazı ele alıyor. Woods'un çevirisiyle itiraz şu: tutkusuzluk yalnızca susuzluktan kurtulmaksa, nesnelere ulaşamayan birinde de bu kurtuluş var sayılabilir; o da tutkusuzluk mu?

Cevap Vyāsa'nın bir ifadesinde: tutkusuzluk, nesnelerle temas hâlindeyken bile, olağanüstü olsun olmasın, nesnelerin yetersizliğinin farkında olmak. Vācaspati'ye göre tutkusuzluk yalnızca susuzluğun yokluğu değil; nesnelerle temas hâlinde bile onları doğrudan deneyimleme isteğinin yokluğu, reddedilecek ya da kabul edilecek bir şeyin kalmaması.

Açılış sahnesindeki iki akşam tam da bu ayrımı gösteriyor. İlk akşam eğitmen telefona erişemiyordu, çünkü onu başka odaya koymuştu; istek sürüyordu. İkinci akşam telefon elinin altındaydı ve istek yoktu. Klasik yoruma göre yalnızca ikincisi tutkusuzluk.

Yaygın yanlışTutkusuzluk, istenen şeyden uzak durmaktır.
Doğrusu

Vācaspati'ye göre nesneye erişememek tutkusuzluk değil; tutkusuzluk, nesneyle temas hâlindeyken bile ona yönelik isteğin kalmaması.

Nesnelerin yetersizliği

Bu hâkimiyet bilinci nereden doğuyor? Vyāsa'ya göre nesnelerin yetersizliğinin farkındalığından. Vācaspati bu yetersizliği açıklıyor: nesneler üç tür acıyla kuşatılmış; bunun üzerine derin düşünmek, onun doğrudan algılanmasını sağlıyor. Woods bu doğrudan algıyı "Elevation", yani "yükseliş" diye çeviriyor ve önsözünde bu karşılığı gönülsüzce seçtiğini itiraf ediyor.

Dört basamak

Vācaspati, geleneği bilenlere göre dört bilinç basamağı olduğunu aktarıyor. Woods'un çevirisiyle ilki çaba bilinci: duyuların her birinin kendi nesnesine yönelmesini sağlayan lekeleri olgunlaştırıp bırakmak için başlatılan çaba. İkincisi ayırt etme bilinci: bu süreçte hangi lekelerin olgunlaştığını, hangilerinin olgunlaşmakta olduğunu ayırt etmek. Üçüncüsü tek duyu bilinci: duyular artık nesnelere yönelemediğinde lekelerin zihinde zayıf, verimsiz bir istek olarak kalması. Dördüncüsü hâkimiyet bilinci: bu zayıf isteğin de ortadan kalkması ve nesneler yakında olsa bile onlara karşı kayıtsızlık.

Vācaspati'ye göre sūtra yalnızca dördüncü basamağı anıyor, çünkü önceki üçü amacına onda ulaşıyor. Bu, tutkusuzluğun bir kerede kazanılan bir hâl değil, basamaklı bir süreç olduğunu gösteriyor.

Üst tutkusuzluk

Woods'un çevirisinde on altıncı sūtra bir üst basamak tanımlıyor: tutkusuzluk, benliğin ayırt edilmesi niteliklere, yalnızca nesnelere değil, susuzluğun kalmamasıyla sonuçlandığında en yüksek hâlindedir.

Vyāsa bu yüzden iki tür tutkusuzluk sayıyor. İlkinde yogi bütün nesnelerin, görülen ya da bildirilen, yetersizliğini bilerek tutkusuzlaşıyor. İkincisinde benliğin görülmesi pratiğiyle, zihni kusursuz bir ayırt edişle doyan yogi, algılanabilen ya da algılanamayan bütün niteliklere karşı tutkusuzlaşıyor. Vyāsa'ya göre bu ikincisi, hiçbir nesnenin dokunmadığı bozulmamış bir algı sükûneti.

Bu ayrım Sāṃkhya bölümüyle doğrudan bağlantılı. Y4.35'te guṇaları bütün tezahür etmiş dünyanın dokusu olarak tanımıştık. Alt tutkusuzluk bu dokudan yapılmış nesnelere duyulan isteği çözüyor; üst tutkusuzluk dokunun kendisine duyulan isteği. Vyāsa'ya göre bu hâle ulaşan yogi ulaşılması gerekene ulaşıldığını, doğum ve ölüm zincirinin kesildiğini düşünüyor.

Johnston'ın dili

Johnston'ın çevirisinde on beşinci sūtra, kendine düşkünlükten vazgeçmenin, burada ya da öte dünyada duyusal haz susuzluğu üzerinde bilinçli bir hâkimiyet olduğunu söylüyor. On altıncı sūtra ise bunun tamamlanmasını, ruhsal insanın yerleşmesiyle, psişik etkinliğin her türüne karşı susuzluktan kurtulmak olarak veriyor.

Johnston "vairāgya" için "tutkusuzluk" demiyor; "kendine düşkünlükten vazgeçmek" diyor. Bu seçim kavramı ahlaki bir çabaya, bir kendini tutmaya yaklaştırıyor. Woods'un "passionlessness" karşılığı ise bir hâli anlatıyor. Vācaspati'nin ayrımı düşünüldüğünde, Johnston'ın karşılığı dört basamağın ilkine, Woods'unki sonuncusuna daha yakın duruyor.

Örneklerden okuma

Usta katmanı

Tutkusuzluğun klasik tanımı bir davranış değil, bir ilişki tanımı. Dışarıdan bakıldığında tutkusuz biri ile bir nesneden uzak duran biri aynı görünebilir; Vācaspati'nin itirazı ve cevabı tam da bu yanılgıyı hedef alıyor. Bu yüzden tutkusuzluk dışarıdan ölçülemiyor; ancak içeriden, nesne yakındayken isteğin olup olmadığına bakarak fark ediliyor.

Dört basamak ise kavrama bir zaman boyutu kazandırıyor. Tutkusuzluk bir kararla başlamıyor, bir çabayla başlıyor ve uzun bir süreçte bir hâle dönüşüyor. Bu, Y4.48'deki pratiğin uzun süre ve kesintisiz sürdürülmesi koşuluyla aynı ritmi taşıyor; iki araç yalnızca birlikte işlemiyor, aynı zaman ölçeğinde de işliyor.

Üst tutkusuzluk ise kavramı Sāṃkhya'nın metafiziğine bağlıyor. Alt tutkusuzluk bir yaşam bilgeliği olarak da okunabilir; üst tutkusuzluk ise ancak puruṣa ile guṇaların ayrışması çerçevesinde anlam kazanıyor. Bir öğretmen bu ikisini karıştırmamalı: birincisini bir yaşam önerisi olarak sunmak mümkün, ikincisini ise ancak metnin kendi hedefi olarak aktarmak.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışTutkusuzluk hiçbir şeyden hoşlanmamaktır.
Doğrusu

Klasik tanım bir nesneye duyulan susuzluğun çözülmesinden söz ediyor, duyguların yokluğundan değil.

Yaygın yanlışYalnızca dünyevi hazlar tutkusuzluğun konusudur.
Doğrusu

Vyāsa'ya göre cennet gibi dinsel ödüllere duyulan istek de kapsamda.

Yaygın yanlışTutkusuzluk tek bir karardır.
Doğrusu

Vācaspati'nin aktardığı gelenek onu dört basamaklı bir süreç olarak anlatıyor.

Uygulama

Aklında kalsın

Vairāgya, görülen ve bildirilen nesnelere duyulan susuzluktan kurtulmuşluk.

Nesneye erişememek tutkusuzluk değil; temas hâlinde istememek tutkusuzluk.

Tutkusuzluk, nesnelerin yetersizliğinin doğrudan algılanmasından doğuyor.

Gelenek ona giden yolu dört basamakta anlatıyor.

Üst tutkusuzluk, guṇaların kendisine karşı da susuzluğun kalmaması.

Sonraki derse köprü

Bu derste pratiğin ve tutkusuzluğun zihni nasıl dizginlediğini tamamladık. Metnin açılışındaki yorumda Vyāsa, bu dizginlemenin ürünü olan nesneli yoğunlaşmanın dört niteliğini daha önce saymıştı: kaba nesneler üzerine düşünme, ince nesneler üzerine düşünme, sevinç ve benlik duygusu.

Sıradaki ders samāpatti ve samādhi terimlerini ele alıyor.

Soru şu: bir nesneye yönelen yoğunlaşma kendi içinde hangi basamaklardan geçiyor ve bu basamakları adlandırmak için metin neden birden fazla terim kullanıyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.