Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Vyāsa'ya göre zihin iki yöne akan bir nehir.
Pratik ve tutkusuzluk birlikte işlemeli.
Abhyāsa, dizginlenmiş hâlde kalıcılık için gösterilen tekrarlanan çaba.
Pratik uzun süre, kesintisiz ve içten özenle sağlamlaşıyor.
Uyanan izler yüzünden sebat hiçbir zaman bitmiyor.
Açılış sahnesi
İki arkadaş aynı ay meditasyona başlıyor. Birincisi hevesli: ilk hafta her gün bir saat oturuyor, ikinci hafta iki saate çıkıyor. Üçüncü hafta bir iş seyahati araya giriyor, dördüncü hafta hiç oturmuyor. Ay sonunda "bana göre değilmiş" diyor.
İkincisi daha temkinli başlıyor: her sabah on dakika. Bazı sabahlar zihni hiç durulmuyor, bazı sabahlar uykulu. Seyahat haftasında otel odasında yine on dakika oturuyor. Ay sonunda büyük bir değişiklik fark etmiyor, ama bırakmayı da düşünmüyor.
Birkaç ay sonra ikisi karşılaştıklarında birincisi soruyor: "Ben senden çok daha fazla saat oturdum. Neden sen devam edebiliyorsun da ben edemedim?"
İkincisi omuz silkiyor: "Bilmiyorum. Belki de mesele kaç saat oturduğun değil."
Bu ders, klasik yorumun bu soruya ne cevap verdiğini okuyor.
Bu derste ne olacak
Önce birinci bölümün on ikinci sūtrasını ve Vyāsa'nın ona eşlik eden imgesini okuyacağız: iki yöne akan bir nehir. Sonra abhyāsa'nın tanımını ve bu tanımdaki kilit sözcüğü, kalıcılığı, inceleyeceğiz. Ardından pratiğin ne zaman sağlam bir zemine oturduğunu söyleyen üç koşula ve bu koşulların neden gerekli olduğuna bakacağız. En sonda iki çevirinin aynı sūtraları nasıl farklı bir dille aktardığını göreceğiz.
Sıfır noktası
Y4.47'de zihin hâllerinin izler bıraktığını, izlerin de yeni hâller doğurduğunu ve Vyāsa'nın bu ilişkiyi durmadan dönen bir çarka benzettiğini gördük. Tanım bu hâllerin dizginlenmesini istiyordu; ama nasıl?
Abhyāsa sözcüğüyle daha önce iki kez karşılaştık. Y3.68'de kaynak paketi onu istikrar kazandıran düzenli uygulama olarak tanıtmış, Y3.71'de ise "uzun süreli" ve "düzenli" sözcüklerinin süreye ve sıklığa işaret ettiğini tartışmış ve klasik yorumun bu konuyu çok daha ayrıntılı ele aldığını not etmiştik. Bu ders o ayrıntıya giriyor; yorumları yine Woods'un İngilizcesinden okuyoruz.
Mekanizma
İki yöne akan nehir
Woods'un çevirisinde birinci bölümün on ikinci sūtrası kısa: zihin hâllerinin dizginlenmesi pratikle ve tutkusuzlukla oluyor. Vyāsa bu sūtrayı bir imgeyle açıyor.
Woods'un aktarımıyla Vyāsa'ya göre zihin denen nehir iki yöne akıyor: iyiye doğru ve kötüye doğru. Özgürleşmeye, ayırt edici bilgiye doğru aktığında iyiye; varoluş girdabına, ayırt edememeye doğru aktığında kötüye akıyor. Nesnelere doğru akan kol tutkusuzlukla setle kesiliyor; ayırt edici bilgiye doğru akan kolun kapağı ise pratikle açılıyor.
Bu imge iki aracın neden birlikte anıldığını açıklıyor. Kapağı açmak tek başına yetmez, çünkü su öbür kola da akmaya devam eder; öbür kolu kesmek de tek başına yetmez, çünkü suyun gideceği bir yol açılmamıştır.
İki araç birlikte
Vācaspati Miśra bu noktayı açıkça vurguluyor. Woods'un çevirisiyle Vācaspati'ye göre dizginleme gerçekleşecekse, iki ayrı etkinlik, pratik ve tutkusuzluk, birlikte işlemeli; biri ya da öteki tek başına değil. Woods'un dipnotuna göre Sanskritçe ifade, iki etkinliğin bir seçenek olarak değil, üst üste yığılarak eşzamanlı işlemesini anlatıyor.
Yaygın yanlışPratik ve tutkusuzluk iki ayrı yoldur; biri seçilebilir.
Vācaspati'ye göre ikisi birlikte işlemeli; Vyāsa'nın nehir imgesinde biri kapağı açıyor, öteki öbür kolu kesiyor.
Bu, bir sonraki dersin konusu olan tutkusuzluğu şimdiden bu dersin içine sokuyor. Abhyāsa'yı tek başına incelemek mümkün, ama onu tek başına uygulamak, klasik yoruma göre, yarım bir iş.
Pratiğin tanımı: kalıcılık için çaba
Woods'un çevirisinde on üçüncü sūtra abhyāsa'yı tanımlıyor: zihnin dizginlenmiş hâlde kalıcılık kazanması amacıyla gösterilen tekrar tekrar çaba.
Vyāsa kalıcılığın ne olduğunu açıklıyor: dalgalanmayan zihnin bozulmamış bir sükûnet içinde akması. Pratik de bu amaca yönelik bir çaba, bir enerji, sebatlı bir uğraş; bunun için gereken eylemlerin, bu kalıcılığı gerçekleştirme isteğiyle sürdürülmesi.
Vācaspati iki ayrıntı ekliyor. İlki, bu kalıcılığa ulaşmanın araçları sekiz uzuv; ilk ikisi yamalar ve niyamalar. İkincisi, faili meşgul eden şey sonuç değil, araçlar. Bu, Y4.24'te Gītā'nın meyveden bağımsız eylem fikriyle tanıştığımız bir tutumu hatırlatıyor.
Üç koşul
On dördüncü sūtra, pratiğin ne zaman sağlamlaştığını söylüyor. Woods'un çevirisiyle pratik, uzun süre, kesintisiz ve içten bir özenle sürdürüldüğünde sağlam bir zemine oturuyor.
Vyāsa "içten özen" ifadesini açıyor: pratik, kendini zorlayarak, perhizle, bilgiyle ve inançla sürdürüldüğünde, tek sözcükle içten bir özenle, sağlamlaşıyor. Böyle sağlamlaşan pratiğin hedefi, Vyāsa'ya göre, birden uyanan bir iz tarafından kolayca alt edilmiyor.
Vācaspati burada bir itirazı ele alıyor. Pratiğin önünde, başı olmayan bir zamandan beri biriken ve birden uyanan izler var; pratik nasıl kalıcılık sağlayabilir? Cevap, üç koşulda. Ama Vācaspati bir uyarı da ekliyor: bu türden bir pratik yapılmış olsa bile, kişi sebat etmeyi bırakırsa zamanla yine alt edilebilir; bu yüzden sebattan vazgeçilmemeli.
Yaygın yanlışBir kez sağlamlaşan pratik kalıcıdır.
Vācaspati'ye göre sağlamlaşmış bir pratik bile sebat bırakılırsa zamanla uyanan izler tarafından alt edilebilir.
İki çeviri, iki dil
Johnston aynı sūtraları başka bir dille veriyor. Onun çevirisinde on ikinci sūtra, psişik etkinliklerin denetiminin iradenin doğru kullanımıyla ve kendine düşkünlükten vazgeçmekle geldiğini söylüyor. On üçüncü sūtrada iradenin doğru kullanımı, ruhsal varlıkta durmak için gösterilen sürekli çaba oluyor. On dördüncü sūtra ise bunun uzun süre, ısrarla ve içtenlikle izlendiğinde sağlam bir dayanak hâline geldiğini söylüyor.
Johnston'da abhyāsa "iradenin doğru kullanımı" oluyor, Woods'ta "pratik". Birinci karşılık bir iç gücü, ikincisi tekrarlanan bir eylemi öne çıkarıyor. Y4.45'te gördüğümüz çeviri sorunları burada da iş başında: Johnston'ın seçimi pratiği bir ruhsal irade anlatısına bağlıyor, Woods'unki ise tekrarın ve sürdürmenin dilinde kalıyor.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Abhyāsa'nın klasik tanımı bir yoğunluk değil, bir süreklilik tanımı. Tanım "ne kadar" sorusuna değil, "ne kadar süre, hangi sıklıkla, hangi tutumla" sorularına cevap veriyor. Açılış sahnesindeki birinci arkadaşın hatası az çalışmak değildi; çalışmayı bir yoğunluk ölçüsüyle tartmaktı.
Nehir imgesi ise pratiği tek başına bir teknik olmaktan çıkarıyor. Pratik, bir yöne kapak açmak; ama nehrin öbür kolu açık kaldıkça su oraya da akıyor. Bu yüzden klasik yorum pratiği tutkusuzluktan ayırmıyor ve bir öğretmen, yalnızca oturma süresini artırmayı öneren bir tavsiyenin yarım kaldığını bilmeli.
Son olarak uyanan izler kavramı, pratiğin hiçbir zaman "bitmiş" sayılmamasının gerekçesini veriyor. Vācaspati'nin uyarısı karamsar değil, gerçekçi: izler başı olmayan bir zamandan beri birikmişse, onların karşısındaki çaba da bir kerede tamamlanacak bir iş değil.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışDaha çok saat, daha iyi pratik demektir.
Klasik tanım yoğunluğu değil, süreyi, sürekliliği ve özeni sayıyor.
Yaygın yanlışAbhyāsa tek başına yeterlidir.
Vācaspati'ye göre pratik tutkusuzlukla birlikte işlemeli.
Yaygın yanlışKesintisiz pratik hiçbir koşulda ara vermemektir.
Bu kurs sürekliliği uzun bir zaman içinde geri dönmeyi sürdürmek olarak okuyor.
Uygulama
Aklında kalsın
Vyāsa'ya göre zihin iki yöne akan bir nehir.
Pratik ve tutkusuzluk birlikte işlemeli.
Abhyāsa, dizginlenmiş hâlde kalıcılık için gösterilen tekrarlanan çaba.
Pratik uzun süre, kesintisiz ve içten özenle sağlamlaşıyor.
Uyanan izler yüzünden sebat hiçbir zaman bitmiyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste nehrin bir kolunun kapağını açan aracı inceledik; öbür kolu kesen araç, tutkusuzluk, yalnızca adıyla kaldı. Harvard çevirisinde hemen ardından gelen sūtra onu bir susuzluktan kurtulmuşluk olarak tanımlıyor ve iki tür nesne arasında bir ayrım yapıyor: görülen nesneler ve bildirilen nesneler.
Sıradaki ders vairāgya'yı ele alıyor.
Soru şu: bir şeyi istememek ile ona karşı ilgisiz olmak aynı şey mi, ve klasik metin tutkusuzluğun neden iki basamağı olduğunu söylüyor?