Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Satkāryavāda: üründe mutlak yeni bir şey yok.
Hint geleneğinde nedensellik bir kökendir; örnek çömlekçi ve kil.
Beş gerekçe, çoğu gündelik gözlemlerden besleniyor.
Harfiyen okuma zayıf, ölçülü okuma güçlü.
Bu görüş yirmi beş gerçekliğin haritasını bir arada tutuyor.
Açılış sahnesi
Bir çömlek atölyesinde bir usta öğrencisine kilden bir kâse yapmayı gösteriyor. Tezgâhın üstünde bir topak kil var; usta onu çarka yerleştiriyor, döndürüyor, elleriyle biçimlendiriyor. Birkaç dakika sonra ortaya bir kâse çıkıyor.
Öğrenci kâseye bakıp soruyor: "Bu kâse yeni bir şey mi? Biraz önce yoktu, şimdi var."
Usta gülümsüyor: "Kâse biraz önce de oradaydı, kilin içinde. Ben yalnızca ortaya çıkardım."
Öğrenci itiraz ediyor: "Ama kilden bir fincan da yapabilirdin, bir tabak da. O zaman fincan da, tabak da, kâse de kilin içinde miydi?"
Usta bir süre düşünüyor: "Belki. Ama kilden bir altın yüzük yapamazdım. Kilde olmayan bir şeyi ondan çıkaramam."
Bu tartışma, Hint felsefesinin en eski nedensellik tartışmalarından birinin bir yankısı. Sāṅkhya bu tartışmada bir taraf tutuyor ve o tarafın adı satkāryavāda.
Bu derste ne olacak
Önce Sāṅkhya'nın nedensellik görüşünün adını ve kaynağımızın bu adı nasıl çevirdiğini göreceğiz. Sonra Hint geleneğinde nedenselliğin bugün alışık olduğumuzdan farklı düşünüldüğüne bakacağız. Ardından bu görüş için verilen beş gerekçeyi, çömlekçi ve kil örneğiyle birlikte inceleyeceğiz. Bunun ardından görüşün harfiyen okunduğunda neden savunulamaz göründüğünü ve kaynağımızın ona nasıl daha ölçülü bir anlam verdiğini tartışacağız. Son olarak bu görüşün Sāṅkhya'nın bütün haritasını nasıl ayakta tuttuğunu göreceğiz.
Kaynağımız yine Ruzsa'nın Sāṅkhya maddesi; Gītā'dan bir dizeyi Arnold'un çevirisinden ekleyeceğiz.
Sıfır noktası
Bu bölüm boyunca Sāṅkhya'nın yirmi beş gerçekliğini tek tek gördük ve her birinin bir öncekinden türediğini izledik: görünmeyen doğadan akıl, akıldan benlik, benlikten yetiler ve nitelikler, niteliklerden öğeler. Bir önceki ders de üç guṇa'nın oranlarının koşullara göre kaydığını göstermişti.
Ama henüz sormadığımız bir soru var: bir şeyin başka bir şeyden "türemesi" ne demek? Bu ders o soruyu soruyor.
Mekanizma
Ad ve çeviri
Macar araştırmacının IEP maddesi bu nedensellik görüşünü sat-kārya-vāda diye anıyor; sözcük anlamı "var olan etki öğretisi". Madde bu adın belki de "var olan nedenlerin etkisi" diye çevrilmesinin daha doğru olacağını söylüyor ve görüşü ılımlı bir belirlenimcilik biçimi olarak niteliyor. Madde ayrıca bu görüşün Nyāya felsefesinin nedensellik görüşüne karşı durduğunu belirtiyor.
Adın iki çevirisi arasındaki fark küçük görünüyor ama önemli. Birincisi etkinin önceden var olduğunu söylüyor; ikincisi etkinin, var olan nedenlerden geldiğini. Bu ders boyunca göreceğimiz gibi, kaynağımız ikinci okumayı tercih ediyor.
Nedensellik bir olaylar ilişkisi değil
Ruzsa'nın maddesi önemli bir bağlam bilgisi veriyor: Hint geleneği nedenselliği yakın dönem Avrupa geleneğinden farklı düşünüyor. Avrupa geleneğinde nedensellik tipik olarak olaylar arasında bir ilişki sayılıyor; Hint geleneğinde ise bir şeyin kökeni olarak.
Maddeye göre nedensel ilişkinin standart örneği, bir çömlekçinin kilden bir çömlek yapması; ve burada asıl neden kil sayılıyor.
Bu bağlam, açılış sahnesindeki tartışmayı anlamak için gerekli. Öğrencinin "biraz önce yoktu, şimdi var" cümlesi bir olay dizisini anlatıyor: önce kil, sonra ustanın elleri, sonra kâse. Ustanın "kilin içindeydi" cümlesi ise bir köken sorusuna cevap veriyor: kâse neyden geliyor?
Beş gerekçe
Ruzsa'nın maddesi satkāryavāda için verilen beş gerekçeyi sayıyor.
Birincisi: var olmayan bir şey hiçbir şey üretemez. Madde bu gerekçenin, varlığın bir etki doğurabilme yeteneği olarak tanımlanmasına dayandığını belirtiyor.
İkincisi: belirli bir şeyi üretirken her zaman belirli bir maddeye ihtiyaç duyarız; bir çömlek için kile, yoğurt için süte.
Üçüncüsü: aksi hâlde her şey her şeyden, ya da en azından herhangi bir şey herhangi bir şeyden ortaya çıkabilirdi.
Dördüncüsü: yapıcı fail yalnızca yapabileceği şeyi üretir; bir çömlekçi mücevher yapamaz.
Beşincisi: etki özünde maddi nedeniyle özdeştir ve onun niteliklerinin çoğunu taşır; bir çömlek hâlâ kildir ve kilin temel özelliklerinden oluşur.
Açılış sahnesindeki ustanın son cümlesi, "kilden altın yüzük yapamam", ikinci ve dördüncü gerekçelerin bir yankısı. Kil belirli şeyleri mümkün kılıyor, başka şeyleri kılmıyor.
Harfiyen okuma ve ölçülü okuma
Ruzsa'nın maddesi bu görüşün yorumlarda genellikle "etki, üretilmeden önce nedeninde zaten vardır" diye açıklandığını söylüyor. Ama madde hemen bir uyarı ekliyor: bu harfiyen anlaşılırsa savunulamaz; çünkü neden var idiyse, etki neden üretimden önce algılanmadı?
Maddeye göre görüşün asıl söylediği daha ölçülü: üründe mutlak olarak yeni bir şey yok; içindeki her şey nedenleri tarafından belirlenmiş.
Bu ölçülü okuma, açılış sahnesindeki ustanın "kâse kilin içindeydi" cümlesini yumuşatıyor. Kâse kilin içinde bir nesne olarak gizlenmiyordu; ama kâsenin taşıyacağı her şey, biçimi, ağırlığı, rengi, kırılganlığı, kilin ve ustanın elinin belirlediği sınırlar içindeydi.
Yaygın yanlışSatkāryavāda, her ürünün nedeninin içinde hazır bir nesne olarak gizlendiğini söyler.
Ruzsa'ya göre bu harfiyen okuma savunulamaz; görüşün asıl söylediği, üründe nedenlerinin belirlemediği mutlak yeni bir şeyin bulunmadığıdır.
Haritayı ayakta tutan görüş
Ruzsa'nın maddesi bu görüşün Sāṅkhya'da neden bu kadar merkezi olduğunu da açıklıyor. Sāṅkhya kendini gerçekliği çıkarım yoluyla kavrayan okul olarak anladığı için nedensellik felsefesinin merkezinde duruyor; gördüğümüz dünya, temel nedenlerinin etkisi ve bu nedenler yalnızca etkileri aracılığıyla biliniyor.
Madde beşinci gerekçenin özel bir işlevini vurguluyor: bu gerekçe, görünen dünyanın algılanamayan metafizik nedenlerinin temel özelliklerini belirlemek için kullanılıyor. Dayanak, görünen dünyayla aynı temel özelliklere ve yeteneklere sahip olmalı.
Bu, bölüm boyunca gördüğümüz haritanın mantığını açığa çıkarıyor. Görünen dünyada guṇa'ları görüyoruz; öyleyse görünmeyen dayanakta da guṇa'lar olmalı. Görünen dünyada zihin, benlik ve akıl var; öyleyse onları üreten dayanakta bunlar bir biçimde bulunmalı. Satkāryavāda, yirmi beş gerçekliğin birbirinden türediği haritayı bir arada tutan harç.
Gītā'dan bir yankı
Arnold'un Gītā çevirisinin ikinci bölümünde ünlü bir dize var: var olan asla var olmaktan çıkamaz; var olmayan da var olmayacaktır. Çeviriye göre bu iki gerçeği görmek, özü geçici olandan, tözü gölgeden ayıranların işi.
Bu dize satkāryavāda'nın birinci gerekçesini, var olmayanın hiçbir şey üretemeyeceğini, hatırlatıyor. Ama iki metin aynı şeyi söylemiyor: Gītā bu dizeyi ruhun ölümsüzlüğünü anlatmak için kullanıyor, Sāṅkhya ise bir nedensellik görüşünü gerekçelendirmek için. İki metnin yan yana durması, birinin ötekinden beslendiğini göstermiyor; bu ancak ayrı bir kanıtla kurulabilir.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Birincisi, satkāryavāda sözcük anlamıyla "var olan etki öğretisi"; Ruzsa'nın maddesi onu "var olan nedenlerin etkisi" diye çevirmeyi ve ılımlı bir belirlenimcilik olarak okumayı öneriyor.
İkincisi, Hint geleneğinde nedensellik olaylar arası bir ilişki değil, bir şeyin kökeni; standart örnek çömlekçi ve kil.
Üçüncüsü, beş gerekçe: var olmayan üretemez, belirli ürün belirli madde ister, aksi hâlde her şey her şeyden çıkardı, fail yalnızca yapabileceğini üretir, etki maddi nedeniyle özdeş.
Dördüncüsü, harfiyen okuma savunulamaz; ölçülü okumaya göre üründe mutlak yeni bir şey yok.
Beşincisi, satkāryavāda yirmi beş gerçekliğin türeme haritasını bir arada tutuyor ve görünmeyen dayanağın özelliklerini çıkarsamaya yarıyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışSatkāryavāda, ürünlerin nedenlerinin içinde hazır beklediğini söyler.
Ölçülü okumaya göre yalnızca mutlak yeni bir şey olmadığını söylüyor.
Yaygın yanlışNedensellik her gelenekte olaylar arası bir ilişkidir.
Hint geleneğinde bir şeyin kökeni olarak düşünülüyor.
Yaygın yanlışGītā'nın "var olan yok olmaz" dizesi satkāryavāda'nın kanıtıdır.
İki metin aynı dizeyi farklı işlere koşuyor.
Uygulama
Aklında kalsın
Satkāryavāda: üründe mutlak yeni bir şey yok.
Hint geleneğinde nedensellik bir kökendir; örnek çömlekçi ve kil.
Beş gerekçe, çoğu gündelik gözlemlerden besleniyor.
Harfiyen okuma zayıf, ölçülü okuma güçlü.
Bu görüş yirmi beş gerçekliğin haritasını bir arada tutuyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste Sāṅkhya'nın dünyayı nedenlerinden ve etkilerinden çıkarımla kavramaya çalıştığını gördük. Ruzsa'ya göre aynı okul özgürleşmeyi de yeni bir şey üretmek olarak değil, doğa ile kişi arasındaki temel farkın kavranması olarak anlatıyor.
Sıradaki ders özgürleşmede ayırt edici bilgiyi ele alıyor.
Soru şu: bütün bilişi akıl yapıyorsa, puruṣa ile prakṛti arasındaki çok ince farkı kim, nasıl görür ve bu görüş neden özgürleştirici sayılır?