İçeriğe geç

Y4.35·Sāṃkhya sistemi

Sattva, rajas, tamas

sıfırdan ileri1.980 kelime15 uygulama örneği≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Guṇa: iplik, ikincil bileşen, nitelik, erdem.

Ne nitelik ne töz; üçü her zaman birlikte, oranları değişen.

Kandil farklılığı, halat ayrılmazlığı gösteriyor.

Zihin de guṇa'lardan oluşuyor.

Gītā guṇa'larla özdeşleşmeyi değil, onları gözlemlemeyi öneriyor.

Açılış sahnesi

Bir yoga öğrencisi telefonunda bir test çözüyor: "Hangi guṇa sensin? On soruda öğren!" Sorular şöyle: "Sabahları erken mi kalkarsın? Yemeklerde baharat sever misin? Sınırların var mı?" Sonunda ekranda bir sonuç beliriyor: "Sen rajasik bir kişiliksin! Enerjik, tutkulu, huzursuz."

Öğrenci sonucu arkadaşına gösteriyor: "Bak, ben rajasikim. O yüzden sabah yogası bana göre değil, akşamları daha iyiyim."

Arkadaşı kaşlarını kaldırıyor: "Ama geçen hafta bütün günü yatakta geçirmiştin, ne kadar yorgun olduğunu söylüyordun. O zaman tamasik miydin? Dün ise meditasyondan sonra çok sakin ve berraktın. O zaman da sattvik mi oldun?"

Öğrenci duraksıyor. Test ona bir kimlik vermişti; arkadaşı ise o kimliğin her gün değiştiğini hatırlatıyordu.

Bu ders, guṇa kavramının kendi kaynaklarında neyi anlattığını ve neden bir kişilik testinin sonucuna indirgenemeyeceğini soruyor.

Bu derste ne olacak

Önce guṇa sözcüğünün anlamlarına ve üç guṇa'nın kaynağımızdaki tariflerine bakacağız. Sonra Sāṅkhya'nın guṇa'ları neden ne sıradan nitelik ne de töz saydığını inceleyeceğiz; bu, dersin en önemli bölümü. Ardından guṇa'ların birbirleriyle nasıl etkileştiğini iki benzetmeyle göreceğiz: kandil ve halat. Bunun ardından Gītā'nın on dördüncü bölümünde guṇa'ların nasıl anlatıldığına Arnold'un çevirisinden bakacağız. Son olarak açılış sahnesindeki testin neden yanıltıcı olduğunu konuşacağız.

Sıfır noktası

Bu bölüm boyunca guṇa'lar her derste bir köşeden göründü: prakṛti'nin üç guṇa'dan oluştuğunu, buddhi'de sattva'nın baskın olduğunu, benliğin tamasik yanından tanmātra'ların türediğini, havada sattva'nın, taşta tamas'ın, ateşte rajas'ın ağır bastığını gördük. Bir önceki dersin sonunda Ruzsa'nın su benzetmesi de kalmıştı: guṇa'lar ortama göre farklı davranıyor.

Daha önce Gītā'nın son bölümünde vazgeçmenin üç biçimini bu üç adla ayırmıştık. Bu ders bütün bu dağınık gözlemleri bir araya getiriyor.

Mekanizma

Sözcük ve üç tarif

Ruzsa'nın Sāṅkhya maddesine göre guṇa sözcüğü çeşitli anlamlar taşıyor: iplik, ikincil bileşen, nitelik ya da erdem. Madde guṇa'ları, Sāṅkhya'nın Hint düşüncesine yaptığı başlıca katkılardan biri sayıyor.

Maddeye göre üç guṇa şöyle tarif ediliyor. Sattva, yani öz, ışığın, iyiliğin ve zekânın ilkesi; üçün en yükseği. Rajas, sözcük anlamıyla "toz", değişimin, enerjinin ve tutkunun ilkesi. Tamas, yani karanlık, eylemsizlik, donukluk, ağırlık ve umutsuzluk olarak görünüyor.

Madde bu kavramın tarihine de bir not düşüyor: Chāndogya Upaniṣad'da guṇa kuramının önemli bir öncüsü bulunuyor, ama terimler farklı; daha eskide, Ṛg-Veda'nın yaratılış ilahisinde, sonradan guṇa'ların adı olan sözcükler geçiyor.

Ne nitelik, ne töz

Ruzsa'nın maddesi guṇa'ların neden sıradan nitelikler olarak anlaşılamayacağını birkaç gerekçeyle açıklıyor; bunlardan beşi şöyle: adları sıfat değil isim; basit değiller; kendileri de nitelik ve etkinlik taşıyorlar; birbirleriyle etkileşiyorlar; içinde bulundukları ayrı bir dayanakları ya da tözleri yok.

Ama madde, guṇa'ların töz de olmadığını söylüyor: ayrı ayrı var olamıyorlar, her görüngüde üçü birden bulunuyor; uzayda ya da zamanda sınırlı değiller; ayrı bir bireylikleri yok; ve bir nesnede giderek artıp azalabiliyorlar.

Bu çifte ret önemli. Guṇa'lar bir nesnenin sonradan eklenen özellikleri değil, ama nesneden bağımsız parçacıklar da değil. Her şeyin içinde, her zaman üçü birden, farklı oranlarda duran yönler.

Yaygın yanlışBir şey ya sattvik, ya rajasik, ya da tamasik olur.
Doğrusu

Ruzsa'nın maddesine göre guṇa'lar ayrı ayrı var olamaz ve her görüngüde üçü birden bulunur; bir nesnede artıp azalabilirler, ama hiçbiri tek başına bir şeyi oluşturmaz.

Kandil ve halat

Guṇa'lar nasıl birlikte çalışıyor? Ruzsa'nın maddesi bunu bir kandil benzetmesiyle anlatıyor: guṇa'lar, bir kandilin fitili, yağı ve alevi gibi, dışarıdaki bir amaç için, yani puruṣa'nın amacı için işbirliği yapıyor. Madde onların birbirini "bastırdığını, doğurduğunu ve birbirleriyle çiftleştiğini" de aktarıyor: yarışıyorlar, ama birleşiyorlar ve birbirlerini üretebiliyorlar.

Bryant'ın maddesi başka bir benzetme kullanıyor: guṇa'lar bazen bir halatın iplikleriyle karşılaştırılıyor; halat nasıl ipliklerin birleşiminden oluşuyorsa, görünen bütün gerçeklik de guṇa'ların birleşiminden oluşuyor.

İki benzetme aynı şeyi farklı açılardan vurguluyor. Kandil guṇa'ların farklılığını ve ortak amacını, halat ise ayrılmazlığını öne çıkarıyor.

Zihinde guṇa'lar

Bryant'ın maddesi guṇa'ların Yoga için özellikle psikolojik görünümleriyle önemli olduğunu söylüyor. Maddeye göre Yoga'da zihin ve bütün psikolojik eğilimler prakṛti'ye ait, dolayısıyla guṇa'lardan oluşuyor; zihin ile madde arasındaki tek fark, zihinde sattva'nın, maddede tamas'ın daha fazla olması.

Madde baskın guṇa'ya göre ortaya çıkan zihin hâllerini de sayıyor: sattva baskın olduğunda berraklık, dinginlik, bilgelik, ayırt etme, bağlanmama, mutluluk ve huzur; rajas baskın olduğunda istek, bağlanma, enerjik çaba, tutku, güç, huzursuzluk ve yaratıcı etkinlik; tamas baskın olduğunda ise bilgisizlik, yanılgı, ilgisizlik, uyuşukluk, uyku ve yapıcı etkinliğe isteksizlik.

Madde bir Yoga Sūtra'sını da anıyor: birinci bölümün otuz üçüncü sūtrasına göre mutlu olanlara dostluk, sıkıntıdakilere şefkat, erdemlilere sevinç ve erdemsizlere karşı kayıtsızlık sattva üretiyor.

Gītā'da üç bağ

Gītā'nın on dördüncü bölümü, Arnold'un İngilizcesinde, bütünüyle guṇa'lara ayrılmış. Çeviride üç guṇa'nın adı "doğruluk", "tutku" ve "bilgisizlik" diye karşılanıyor ve üçünün de değişmeyen ruhu değişen bedene bağladığı söyleniyor: doğruluk mutluluğa ve gerçeğe, tutku eylemlere, bilgisizlik uyuşukluğa bağlıyor.

Aynı bölümde çarpıcı bir cümle var: yaşamı izleyen kişi, tek eyleyenlerin nitelikler olduğunu fark edip niteliklerin ötesinde olanı bildiğinde, özgürleşmeye yaklaşıyor. Arjuna bu kişinin nasıl tanınacağını sorduğunda, cevap Arnold'un çevirisinde şöyle: iyiliğin parıltısına, tutkunun çatışmasına ve bilgisizliğin uyuşukluğuna dinginlikle bakan, sıkıntılar başladığında sakince "işte nitelikler" diyen kişi.

Bu tutum, açılış sahnesindeki teste tam ters düşüyor. Test öğrenciye "sen rajasiksin" diyerek bir guṇa'yla özdeşleşmesini öneriyordu. Gītā'nın bu bölümü ise guṇa'ları gözlemlemeyi ve onlarla özdeşleşmemeyi öneriyor.

Yaygın yanlışGuṇa'lar kişinin sabit kimliğini tanımlar.
Doğrusu

Gītā'nın on dördüncü bölümü Arnold'un dizelerinde guṇa'ları kişiyi bağlayan ve gözlemlenerek aşılması önerilen yapılar olarak anlatıyor; sıkıntıda "işte nitelikler" diyebilmek, onlarla özdeşleşmemeyi gerektiriyor.

Örneklerden okuma

Usta katmanı

Birincisi, guṇa iplik, ikincil bileşen, nitelik ya da erdem demek; sattva ışık ve berraklık, rajas "toz", değişim ve tutku, tamas "karanlık", ağırlık ve eylemsizlik.

İkincisi, Ruzsa'nın maddesine göre guṇa'lar ne sıradan nitelik ne de töz; ayrı ayrı var olamıyorlar, her görüngüde üçü birden bulunuyor ve oranları değişiyor.

Üçüncüsü, kandil benzetmesi guṇa'ların farklılığını ve ortak amacını, halat benzetmesi ise ayrılmazlığını gösteriyor.

Dördüncüsü, Bryant'ın maddesine göre zihin de guṇa'lardan oluşuyor; zihinde sattva, maddede tamas daha fazla.

Beşincisi, Gītā'nın guṇa'lara ayrılmış bölümü guṇa'larla özdeşleşmeyi değil, onları "işte nitelikler" diyerek gözlemlemeyi öneriyor; bu, bir kişilik testine tam ters düşüyor.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışGuṇa bir kişilik tipidir.
Doğrusu

Her görüngüde üçü birden bulunuyor ve oranları değişiyor.

Yaygın yanlışGuṇa'lar bir şeyin sonradan eklenen özellikleridir.
Doğrusu

Ruzsa'ya göre ne sıradan nitelik ne töz.

Yaygın yanlışTamas yorgunluğun ya da depresyonun geleneksel adıdır.
Doğrusu

Zihin hâllerinin geleneksel tarifi bir tanı listesi değil.

Uygulama

Aklında kalsın

Guṇa: iplik, ikincil bileşen, nitelik, erdem.

Ne nitelik ne töz; üçü her zaman birlikte, oranları değişen.

Kandil farklılığı, halat ayrılmazlığı gösteriyor.

Zihin de guṇa'lardan oluşuyor.

Gītā guṇa'larla özdeşleşmeyi değil, onları gözlemlemeyi öneriyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste guṇa'ların bir nesnede artıp azalabildiğini, bir yerde birinin, başka bir yerde ötekinin ağır bastığını gördük. Peki bu dönüşümlerde yeni bir şey yoktan ortaya çıkıyor mu? Ruzsa bu soruyu Sāṅkhya'nın nedensellik görüşüyle cevaplıyor ve bir çömlekçinin kili örneğini kullanıyor.

Sıradaki ders satkāryavāda'ya giriş yapıyor.

Soru şu: bir etki, nedeninin içinde önceden mi bulunur ve bu soruya verilen cevap, guṇa'ların ve bütün tattva'ların birbirinden türediği bir haritayı nasıl ayakta tutar?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.