İçeriğe geç

Y4.34·Sāṃkhya sistemi

Mahābhūtalar

sıfırdan ileri1.956 kelime15 uygulama örneği≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş kaba öğe: eter, hava, ateş, su ve toprak.

Birikimli düzen: eter tek, toprak beş nitelikli.

Kaba öğeler ölümle dağılan tek katman.

Gītā öğeleri bir şiirde, Sāṅkhya bir haritada anıyor.

Öğeler kimyanın elementleri değil, algının basamakları.

Açılış sahnesi

Bir kimya öğretmeni yoga dersine ilk kez katılıyor. Dersin sonunda öğretmen beş öğeden söz ediyor: toprak, su, ateş, hava ve eter. "Bedeninizde bu beş öğe dengede olmalı" diyor.

Kimya öğretmeni ders bitince gülümseyerek yanına gidiyor: "Ben her gün öğrencilerime yüzden fazla element olduğunu anlatıyorum. Su bir element bile değil; hidrojen ile oksijenin bileşiği. Ateş bir madde değil, bir tepkime. Eter ise yüz yıldan uzun süre önce fizikte terk edilmiş bir kavram. Bu beş öğe tam olarak ne?"

Yoga öğretmeni bir an duraksıyor. Soru haklı, ama öğretmenin aklına bir şey geliyor: "Belki bu beş öğe, sizin elementlerinizin eski ve yanlış bir listesi değil. Belki bambaşka bir soruya cevap veriyor."

Bu ders o başka soruyu arıyor: Sāṅkhya'nın beş kaba öğesi, mahābhūtalar, hangi soruya cevap veriyor ve bugünkü "element" kavramıyla neden karıştırılmamalı?

Bu derste ne olacak

Önce beş kaba öğeyi, Sāṅkhya haritasının en alt basamağını, kaynağımızın saydığı biçimiyle tanıyacağız. Sonra öğelerin ince niteliklerden hangi sırayla kurulduğunu izleyeceğiz: her öğe bir öncekinin niteliklerine yenisini ekliyor. Ardından Gītā'da bu öğelerin nasıl anıldığını, Arnold'un çevirisinden göreceğiz. Bunun ardından guṇa'ların öğelere nasıl dağıldığına değineceğiz. Son olarak kimya öğretmeninin sorusuna dönüp iki sistemin neden farklı sorulara cevap verdiğini konuşacağız.

Sıfır noktası

Bir önceki derste tanmātra'ları, karışmamış duyulur nitelikleri, tanımıştık. Ruzsa'nın temkinli ifadesiyle kaba öğelerin muhtemelen bu niteliklerin sabit bileşimleri olduğunu da not etmiştik. Aynı ders bir akademisyenin bile Sanskrit kavramları anlatırken bugünkü fiziğin sözcüklerine başvurabildiğini göstermişti.

Bu ders Sāṅkhya'nın yirmi beş gerçekliğinin son beşine ulaşıyor. Bu beşiyle birlikte harita tamamlanıyor: puruṣa, görünmeyen prakṛti, akıl, benlik, on bir yeti, beş tanmātra ve beş kaba öğe.

Mekanizma

Beş kaba öğe

Ruzsa'nın Sāṅkhya maddesi öğeleri şöyle sayıyor: eter, yani ākāśa, hava, ateş, su ve toprak. Maddeye göre bu öğeler tanmātra'lardan türüyor; Sanskritçede bhūta ya da mahābhūta diye anılıyor.

Mahābhūtalar haritanın en alt basamağında duruyor ve kaba bedeni oluşturuyor. Bölümün ilk dersinde gördüğümüz gibi kaba beden ölümle dağılıyor; akıldan tanmātra'lara kadar uzanan ince beden ise sürüyor. Yani mahābhūtalar, Sāṅkhya'nın haritasında sürmeyen tek katman. Bu yüzden onlar hem en somut hem de en geçici katman sayılabilir.

Birikimli nitelik düzeni

Ruzsa'nın maddesi her öğenin kaç nitelik taşıdığını da sayıyor. Eter yalnızca sese sahip. Hava buna dokunuşu da ekliyor. Ateş görünür de oluyor. Su bunlara tadı ekliyor. Toprak ise beş niteliğin hepsine sahip.

Bu düzen bir merdiven gibi işliyor: her öğe bir öncekinin niteliklerini taşıyor ve üzerine bir tane daha ekliyor. En ince öğe olan eter tek nitelikli, en kaba öğe olan toprak beş nitelikli.

Bu düzen, bir önceki dersteki tek nitelik ilkesiyle birlikte okunduğunda anlam kazanıyor: tanmātra'lar tek tek nitelikler, öğeler ise onların giderek zenginleşen bileşimleri. Toprak en kaba öğe, çünkü en çok niteliği bir arada taşıyor ve beş duyunun hepsine birden açık.

Yaygın yanlışSāṅkhya'nın beş öğesi, bugünkü kimyanın elementlerinin eski ve eksik bir listesidir.
Doğrusu

Ruzsa'nın maddesine göre bu öğeler tanmātra'ların, yani duyulur niteliklerin birikimli bileşimleri; bir maddenin atom yapısına değil, onun hangi duyulara açık olduğuna göre sıralanıyorlar, bu yüzden kimyanın elementleriyle aynı soruya cevap vermiyorlar.

Gītā'da öğeler ve nitelikleri

Arnold'un Gītā çevirisinin yedinci bölümünde Kṛṣṇa kendi görünen doğasını sayıyor: toprak, su, alev, hava, eter, yaşam, zihin ve bireysellik; çeviriye göre bu sekizi onun "aşağı doğasını" oluşturuyor.

Aynı bölümün devamında dikkat çekici bir pasaj geliyor. Arnold'un çevirisinde Kṛṣṇa şöyle diyor: suyun taze tadı benim; eterde geçen titreşim benim; nemli toprağın güzel kokusu benim; ateşin kırmızı ışığı benim.

Bu pasajda her öğe, Sāṅkhya'daki birikimli düzende o öğeye eklenen nitelikle birlikte anılıyor: su ile tat, toprak ile koku, ateş ile ışık, yani görünürlük, eter ile titreşim, yani ses. Gītā burada bir sistem sunmuyor, bir şiir sunuyor; ama şiirin imgeleri Sāṅkhya'nın öğe ile nitelik eşleştirmesine yakın duruyor.

Neden beş, neden bu sıra?

Birikimli düzenin bir mantığı var: öğeler duyulara ne kadar açık olduklarına göre sıralanıyor. Eter yalnızca işitmeye, toprak ise bütün duyulara açık. Bu, Sāṅkhya'nın dünyayı bir laboratuvarda parçalara ayırarak değil, algının ona nasıl ulaştığına bakarak sınıfladığını gösteriyor.

Bu yaklaşımın bir sonucu daha var. Sāṅkhya'da algı, önceki derste gördüğümüz gibi, önce niteliklere ulaşıyor; öğeler ise bu niteliklerin bileşimi olarak biliniyor. Toprağa kavram düzeyinde ulaşabiliriz belki, ama duyular düzeyinde ona hep niteliklerinden geçerek varıyoruz. Birikimli düzen, bu algı öğretisinin öğeler düzeyindeki karşılığı.

Kaynağımızın dili burada da temkinli: Ruzsa öğeler ile ince nitelikler arasındaki ilişkiyi "muhtemelen" sözcüğüyle kuruyor. Bu düzeni kesin bir kimya formülü gibi değil, bir sistemin kendi iç mantığı olarak okumak gerekiyor.

Öğelerde guṇa'lar

Guṇa'ların öğelere nasıl dağıldığına Bryant da değiniyor. Maddeye göre hava, taş ve ateş gibi nesnelerin fiziksel yapısı, taşıdıkları guṇa'ların oranına göre farklılaşıyor: havada sattva'nın hafifliği, taşlarda tamas'ın ağırlığı, ateşte ise rajas daha fazla.

Ruzsa'nın maddesi de benzer bir genel ilke veriyor: doğanın çeşitli görünümlerinde guṇa'ların baskınlığı değişiyor; en yüksek biçimlerde sattva, en alt biçimlerde tamas hâkim. Madde bu değişkenliği bir su benzetmesiyle anlatıyor: su nasıl Himalayaların tepesinde buz, bir dere, bir okyanus ya da bir meyve suyu olarak farklı davranıyorsa, guṇa'lar da bulundukları ortama göre farklı davranıyor.

Bu benzetme, guṇa'ların sabit bir etiket değil, bağlama göre farklı görünen bir dinamik olduğunu vurguluyor; aynı su, aynı kalarak farklı biçimlere giriyor. Bu, bir sonraki dersin konusuna açılan bir kapı. Öğeleri ayıran şey yalnızca taşıdıkları nitelik sayısı değil, içlerindeki guṇa'ların oranı da.

Örneklerden okuma

Usta katmanı

Birincisi, Ruzsa'nın maddesine göre beş kaba öğe eter, hava, ateş, su ve toprak; tanmātra'lardan türüyor ve muhtemelen onların sabit bileşimleri.

İkincisi, birikimli nitelik düzeni: eter tek, toprak beş nitelikli; her öğe bir öncekinin niteliklerini taşıyıp bir tane ekliyor.

Üçüncüsü, mahābhūtalar kaba bedeni oluşturuyor ve Sāṅkhya'nın haritasında ölümle dağılan tek katman.

Dördüncüsü, Arnold'un Gītā çevirisinin yedinci bölümü öğeleri Kṛṣṇa'nın aşağı doğası olarak anıyor ve her öğeyi Sāṅkhya'daki niteliğine yakın bir imgeyle birlikte veriyor.

Beşincisi, öğeleri kimyanın elementleriyle özdeşleştirmek yanlış; biri algının, öteki maddenin yapısının haritası.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışBeş öğe kimyanın elementleridir.
Doğrusu

Sāṅkhya onları duyulur niteliklerin bileşimleri olarak sıralıyor.

Yaygın yanlışEn kaba öğe en az niteliğe sahiptir.
Doğrusu

Sāṅkhya'da toprak beş niteliğin hepsini taşıyor.

Yaygın yanlışGītā ile Sāṅkhya aynı dünya görüşünü paylaşır.
Doğrusu

Gītā öğeleri bir tanrının doğası olarak anıyor, Sāṅkhya tanrıtanımaz.

Uygulama

Aklında kalsın

Beş kaba öğe: eter, hava, ateş, su ve toprak.

Birikimli düzen: eter tek, toprak beş nitelikli.

Kaba öğeler ölümle dağılan tek katman.

Gītā öğeleri bir şiirde, Sāṅkhya bir haritada anıyor.

Öğeler kimyanın elementleri değil, algının basamakları.

Sonraki derse köprü

Bu derste Bryant'ın havada sattva'nın hafifliğini, taşta tamas'ın ağırlığını, ateşte rajas'ı gördüğünü, Ruzsa'nın ise guṇa'ların ortama göre su gibi farklı davrandığını söylediğini gördük.

Sıradaki ders sattva, rajas ve tamas'ı ele alıyor.

Soru şu: bütün görünen doğada, taşta olduğu kadar zihinde de bulunan bu üç guṇa, sıradan niteliklerden neden farklı sayılıyor ve bir yoga öğrencisi onları bugünkü kişilik tipleriyle neden karıştırmamalı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.