İçeriğe geç

Y4.33·Sāṃkhya sistemi

Tanmātralar

sıfırdan ileri1.959 kelime15 uygulama örneği≈ 13 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Tanmātra: "yalnız-o", karışmamış duyulur nitelik.

Kaynağımız kavramı temkinle anlatıyor; bu temkin korunmalı.

Beş tanmātra beş bilme yetisiyle bire bir eşleşiyor.

Algı önce niteliklere, onlar aracılığıyla öğelere ulaşıyor.

Fizik benzetmesi bir sezgi aracı, bir özdeşlik kanıtı değil.

Açılış sahnesi

Bir meditasyon kampında öğretmen katılımcılara bir çay bardağı veriyor ve şöyle diyor: "Bu bardağa beş duyunuzla bakın. Rengini görün, sıcaklığını dokunarak hissedin, kokusunu alın, tadına bakın, bardağı hafifçe tıklatıp sesini dinleyin."

Katılımcılar bir süre bardakla oyalanıyor. Ardından öğretmen bir soru soruyor: "Şimdi söyleyin: bardağın rengi mi önce gelir, yoksa bardak mı? Renk bardağın bir özelliği mi, yoksa bardak renklerden, seslerden ve dokunuşlardan mı oluşmuş?"

Bir katılımcı gülüyor: "Tabii ki önce bardak var. Renk onun bir özelliği."

Başka bir katılımcı düşünceli: "Ama ben bardağı hiçbir zaman renksiz, dokunuşsuz, sessiz görmedim. Bana ulaşan hep bu nitelikler oldu."

Öğretmen gülümsüyor: "İşte Sāṅkhya'nın en ilginç sorularından biri bu. Ve Sāṅkhya ikinci katılımcıya daha yakın bir cevap veriyor."

Bu derste ne olacak

Önce tanmātra sözcüğünün ne anlama geldiğine ve Sāṅkhya'nın haritasındaki yerine bakacağız. Sonra kaynağımızın bu kavramı ne kadar temkinli anlattığını göreceğiz: "görünüyor", "belki" gibi sözcüklerle. Ardından her tanmātra'nın tek bir duyulur niteliği taşıması fikrini ve bunun duyularla ilişkisini inceleyeceğiz. Bunun ardından Yoga Sūtraları geleneğinin tanmātra'yı meditasyonda nasıl kullandığına ve bir akademisyenin bunu anlatırken bugünkü fiziğin dilinden nasıl ödünç aldığına bakacağız. Son olarak açılış sahnesindeki soruya döneceğiz.

Sıfır noktası

Benlikten doğan iki kümenin ilkini, bilen yetileri, bir önceki derste ele almıştık; beş duyu gücü oradaydı, gözü ve kulağı değil, görmeyi ve işitmeyi anlatan güçler. O yetilerin yöneldiği şeyler ise henüz adsızdı. Bu ders onlara ad veriyor.

Bölümün baştan beri koyduğu hedef, Sāṅkhya'nın sözcüklerini laboratuvarın sözcükleriyle eşitlememek, burada her zamankinden daha çok sınanıyor. Tanmātra, bugünkü "atom" ya da "enerji" sözcükleriyle en kolay karıştırılan Sāṅkhya kavramlarından biri; çünkü hem görünmeyen hem de görünenin yapıtaşı gibi anlatılıyor, bu da okuru hazır bir fizik kalıbına doğru çekiyor.

Mekanizma

"Yalnız-o"

Ruzsa'nın Sāṅkhya maddesi tanmātra sözcüğünü "yalnız-o", yani karışmamış diye açıklıyor. Maddeye göre maddi öğeler, benliğin kaba, tamasik yanından türüyor; bu yan önce tanmātra'ları, onlar da öğeleri, yani kaba öğeleri üretiyor.

Bu, tanmātra'ların Sāṅkhya haritasındaki yerini gösteriyor: benlikten sonra, kaba öğelerden önce. Aynı madde bu beş niteliği, akıl ve benlikle birlikte, iki yönlü yapılar arasında sayıyor: kendilerinden önceki bir şeyden çıkıyorlar ve kendilerinden sonra gelenleri, yani öğeleri, üretiyorlar.

Temkinli bir tarif

Ruzsa'nın tanmātra'yı anlatırken seçtiği sözcükler dikkat çekici. Madde, tanmātra'ların bileşik olmayan duyulur nitelikler gibi göründüğünü, belki de her biri yalnızca tek bir duyulur niteliğe sahip ince öğeler ya da tözler olduğunu söylüyor. Kaba öğeler için de benzer bir temkin kullanıyor: onların muhtemelen tanmātra'ların sabit bileşimleri olduğunu söylüyor.

"Görünüyor", "belki", "muhtemelen": etkileşim üzerine konuştuğumuz derste savunduğumuz dilin, bu kez bir ansiklopedi yazarının kaleminden çıkan örnekleri. Madde, Sāṅkhya'nın bu kavramı tam olarak nasıl düşündüğü konusunda kesin konuşmuyor.

Tek nitelik, tek duyu

Ruzsa'nın maddesi beş tanmātra'yı taşıdıkları niteliklere göre sayıyor: ses, dokunuş, görünürlük, tat ve koku. Her biri yalnızca bir niteliğe sahip.

Bu listeyi bir önceki dersteki bilme yetileriyle yan yana koyduğumuzda bir eşleşme görünüyor: işitme ile ses, dokunma ile dokunuş, görme ile görünürlük, tatma ile tat, koklama ile koku. Benlikten çıkan iki dal, bilen yetiler ve bilinen nitelikler, birbirine tam olarak karşılık geliyor.

Ruzsa'nın maddesi algıyı da bu çerçevede anlatıyor: algı, renk ve ses gibi duyulur niteliklerin doğrudan bilişi; toprak ve su gibi öğelerin bilişi ise bu nitelikler aracılığıyla gerçekleşiyor. Yani öğeleri doğrudan değil, onların niteliklerinden geçerek biliyoruz. Toprağı bir kavram olarak düşünebiliriz, ama ona dokunduğumuzda elimize gelen sertlik, gözümüze gelen renk ve burnumuza gelen kokudur.

Nitelik mi, töz mü?

Ruzsa'nın iki olasılığı açık bırakması, felsefi bir soruyu da görünür kılıyor. Tanmātra bir nitelikse, yani bir şeyin taşıdığı bir özellikse, onu taşıyan bir şey olmalı. Bir tözse, yani kendi başına var olan bir şeyse, "ses" ya da "koku" gibi niteliklerin kendi başına var olabilmesi gerekir.

Sāṅkhya'nın haritası burada bir ipucu veriyor: tanmātra'lar benlikten türüyor ve öğeleri üretiyor. Yani onları taşıyan bir nesne yok; tam tersine, nesneler onlardan kuruluyor. Bu, açılış sahnesindeki ilk katılımcının sezgisini, "önce bardak var, renk onun özelliği", tersine çeviriyor.

Ruzsa'nın maddesi başka bir yerde, Sāṅkhya'nın sonraki bir yorumcusunun guṇa'ları nitelik değil töz saydığını da aktarıyor. Bu, "nitelik mi, töz mü?" sorusunun Sāṅkhya'nın kendi geleneği içinde de tartışıldığını gösteriyor. Tanmātra'lar için de benzer bir tartışmanın mümkün olduğunu, kaynağımızın temkini bize zaten söylüyor.

Meditasyonda tanmātra

Patañjali üzerine yazan Bryant, tanmātra'nın Yoga geleneğinde meditasyonla nasıl ilişkilendirildiğini anlatıyor. Maddeye göre Sāṁkhya metafiziğinde kaba nesneleri oluşturan beş kaba öğe daha ince öğelerden, yani beş tanmātra'dan türüyor. Samādhi'nin ikinci düzeyi olan vicāra'da yogi, meditasyon nesnesinin bu daha ince yanına dalıyor; nesneyi aslında bu daha ince bileşenlerden oluşmuş olarak algılıyor.

Madde bu ilerlemeyi bir okçu benzetmesiyle anlatıyor: yeni bir okçu önce büyük hedeflere, sonra giderek daha küçüklerine nişan alır; yeni yogi de önce nesnenin kaba yapısını, sonra giderek daha ince yapısını deneyimler.

Bir akademisyenin fizik dili

Bryant'ın maddesinde dikkat çekici bir cümle var. Madde vicāra aşamasını anlatırken, yoginin nesneyi ilk aşamadaki gibi sıkışık "kuantum kütleleri" olarak değil, titreşimli, ışıyan bir olanak, ince bir enerji olarak deneyimlediğini söylüyor.

Bu cümle, bu bölümün hedefi açısından öğretici bir örnek. Bir akademisyen bile bir Sanskrit kavramını anlatırken "kuantum" ve "enerji" gibi bugünkü fiziğin sözcüklerine başvurabiliyor. Bu sözcükler okura bir sezgi kazandırmak için seçilmiş benzetmeler; Sāṅkhya'nın ya da Yoga Sūtraları'nın bugünkü fizikle aynı şeyi söylediğine dair bir kanıt değil.

Yaygın yanlışTanmātra'lar, bugünkü fizikteki atomaltı parçacıkların ya da enerji düzeylerinin eski bir adıdır.
Doğrusu

Ruzsa'nın maddesi tanmātra'yı temkinli bir dille, belki ince öğeler ya da tözler olarak anlatıyor; Bryant'ın "kuantum" ve "enerji" gibi sözcükleri ise bir akademisyenin okura sezgi kazandırmak için seçtiği benzetmeler, iki sistemin özdeş olduğunun kanıtı değil.

Örneklerden okuma

Usta katmanı

Birincisi, tanmātra "yalnız-o", yani karışmamış demek; benliğin kaba, tamasik yanından türüyor ve kaba öğeleri üretiyor.

İkincisi, Ruzsa tanmātra'yı temkinli bir dille anlatıyor: bileşik olmayan duyulur nitelikler gibi görünüyorlar, belki ince öğeler ya da tözler; bu temkin kaldırılmamalı.

Üçüncüsü, beş tanmātra beş duyulur niteliği taşıyor ve beş bilme yetisiyle bire bir eşleşiyor; algı önce niteliklere, onlar aracılığıyla öğelere ulaşıyor.

Dördüncüsü, Bryant'ın aktardığı yorum geleneğinde samādhi'nin vicāra aşamasında nesne tanmātra'lardan oluşmuş olarak algılanıyor.

Beşincisi, "kuantum" ve "enerji" gibi sözcükler bir akademisyenin benzetmeleri; tanmātra'yı bugünkü fizikle özdeşleştirmek bölümün hedefine aykırı.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışTanmātra atomdur.
Doğrusu

Kaynağımız onu karışmamış bir duyulur nitelik, belki ince bir öğe olarak anlatıyor.

Yaygın yanlışRenk bir nesnenin sonradan eklenen bir özelliğidir.
Doğrusu

Sāṅkhya'da nitelikler öğelerden önce geliyor.

Yaygın yanlışBir akademisyenin fizik benzetmesi, sistemin fizikle özdeş olduğunu kanıtlar.
Doğrusu

Benzetme bir sezgi aracı.

Uygulama

Aklında kalsın

Tanmātra: "yalnız-o", karışmamış duyulur nitelik.

Kaynağımız kavramı temkinle anlatıyor; bu temkin korunmalı.

Beş tanmātra beş bilme yetisiyle bire bir eşleşiyor.

Algı önce niteliklere, onlar aracılığıyla öğelere ulaşıyor.

Fizik benzetmesi bir sezgi aracı, bir özdeşlik kanıtı değil.

Sonraki derse köprü

Bu derste kaba öğelerin, Ruzsa'nın temkinli ifadesiyle, muhtemelen tanmātra'ların sabit bileşimleri olduğunu gördük; madde her öğenin bu bileşimde kaç niteliği taşıdığını da sayıyordu.

Sıradaki ders mahābhūtaları, beş kaba öğeyi ele alıyor.

Soru şu: eterden toprağa uzanan beş öğe, tek nitelikli tanmātra'lardan nasıl bir basamak düzeniyle kuruluyor ve bu düzeni bugünkü "element" kavramıyla karıştırmamak neden önemli?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.