Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
On bir yeti: manas, beş bilme yetisi, beş eylem yetisi.
Yeti organ değil; organ aracılığıyla işleyen güç.
Eylem yetilerinin kaba adları temel biyolojik işlevleri simgeliyor.
Dış organ anı yakalar; anı ve plan iç yapının işidir.
Pratyāhāra organı değil, yetinin yönelimini ilgilendiriyor.
Açılış sahnesi
Bir yoga öğretmeni pratyāhāra çalışmasına başlamadan önce sınıfa şunu söylüyor: "Şimdi duyularınızı içe çekeceğiz. Gözlerinizi kapatın, kulaklarınızı dış seslere kapatın."
Sınıfın arka sırasında oturan bir öğrenci elini kaldırıyor: "Gözlerimi kapatabilirim, ama kulaklarımı nasıl kapatacağım? Sesler hâlâ geliyor. Duyuyorum."
Yanındaki öğrenci fısıldıyor: "Belki mesele kulağı kapatmak değil. Kulak açık kalıyor ama dikkat sese gitmiyor."
Öğretmen bu fısıltıyı duyuyor ve gülümsüyor. İki öğrenci, farkında olmadan, klasik Hint düşüncesinin önemli bir ayrımına dokunmuş: bir organ ile bir yeti arasındaki ayrıma.
Bu ders Sāṅkhya'nın on bir yetisini inceliyor ve bu ayrımın neden önemli olduğunu soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce Sāṅkhya'nın on bir yetisini sayacağız: manas, beş bilme yetisi ve beş eylem yetisi. Sonra bu yetilerin fiziksel organlarla neden özdeş sayılmadığına bakacağız. Ardından eylem yetilerinin "kaba adlarının" neyi simgelediğini göreceğiz. Bunun ardından iç organ ile dış organ arasındaki zaman farkına döneceğiz. Son olarak bu ayrımı Y3'teki pratyāhāra çalışmasıyla ve Johnston'ın Yoga Sūtra çevirisindeki bir sūtrayla birleştirip açılış sahnesindeki "kulağımı nasıl kapatacağım?" sorusuna cevap arayacağız.
Sıfır noktası
Bir önceki ders sahiplenen yapıyı ve verileri birleştiren yetiyi ele almış, üç iç yapının birlikte bir iç organ kurduğunu göstermişti. O dersin sonunda on bir yetinin yalnızca birini tanımıştık; bu ders kalan onunu açıyor.
Y3.63 ise pratyāhāra'yı duyuların nesnelerinden geri çekilmesi olarak tanıtmış ve bunun duyuların kapatılması olmadığını vurgulamıştı. Aynı ders duyusal kapılmayı, yani bir duyu nesnesinin dikkati fark edilmeden kendine çekmesini adlandırmıştı. Bu ders o ayrıma Sāṅkhya'nın haritasından bir gerekçe getiriyor.
Mekanizma
On bir yeti
Ruzsa'nın saydığı biçimiyle benlikten iki küme doğuyor: yetiler ve duyulur nitelikler. Yetilerin sayısı on bir ve şöyle sıralanıyor: manas, beş duyu ve beş "eylem gücü", yani biyolojik yetiler.
Madde duyuları, yani bilme güçlerini, şöyle sayıyor: görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma. Ve önemli bir not ekliyor: bunlar yetilerdir, işledikleri fiziksel organların kendisi değil.
Açılış sahnesindeki iki öğrencinin fısıltısı tam burada anlam kazanıyor. Kulak bir organ; işitme ise bir yeti. Organ açık kalabilir, ama yetinin nereye yöneldiği ayrı bir soru. Bu ayrım küçük görünüyor, ama bir pratiğin yönergesini kökten değiştiriyor: kapatılamayan bir şeyi kapatmaya çalışmak yerine, yönelimi izlemek ve gerektiğinde nazikçe yön değiştirmek mümkün hâle geliyor.
Organ ile yeti neden ayrı?
Sāṅkhya'nın bu ayrımı yapmasının bir nedeni, sistemin haritasındaki yeri. Ruzsa'nın maddesine göre yetiler ahaṃkāra'dan çıkıyor; fiziksel organlar ise kaba bedenin, yani sonraki derslerde göreceğimiz öğelerin bir parçası. Madde bedenin iki katmanını da ayırıyor: öğelerden yapılmış kaba beden ölümle birlikte dağılıyor; akılla başlayıp ince niteliklerle biten bileşim ise, ince beden adıyla, bir sonraki yaşama taşınıyor.
Bu, yetilerin ince bedenin bir parçası olduğu anlamına geliyor: göz ölür, ama görme yetisi sistemin çerçevesinde ince bedenle birlikte sürer.
Ruzsa'nın maddesi algı sürecini de bu ayrım üzerinden anlatıyor: duyular, örneğin görme, kendi nesnelerini, rengi ve biçimi, fiziksel organlar, örneğin göz, aracılığıyla biliyor. Duyuların kendisi de zihnin, yani iç organın bilişinin nesnesi.
Yaygın yanlışSāṅkhya'da duyular, göz ve kulak gibi fiziksel organlardır.
Macar araştırmacının sunumunda bilme yetileri, işledikleri fiziksel organların kendisi değil; organlar aracılığıyla işleyen ve ince bedenin parçası sayılan güçler.
Eylem yetileri ve kaba adları
Ruzsa'nın maddesi beş eylem yetisini de sayıyor ve onların "kaba adlarını" veriyor: söz, el, ayak, dışkılama organı ve üreme organı. Madde bu adların neyi simgelediğini de açıklıyor: iletişim kurmak, almak ya da tüketmek, hareket etmek, dışarı atmak ve üremek gibi temel biyolojik yetiler.
Burada da organ ile yeti ayrımı işliyor. "El" adı bir organı anıyor, ama asıl kastedilen alma yetisi. Madde bu ayrımın bir organ kaybında nasıl işlediğine girmiyor; bu derste de o boşluğu tahminle doldurmuyoruz.
Dış organ ve şimdiki zaman
Bilme ve eylem yetilerinin on'u, iç yapının karşısında ayrı bir küme oluşturuyor. Ruzsa'ya göre bu kümenin ayırt edici özelliği zamanla ilişkisi: bu on yeti yalnızca şu anda olup biteni yakalıyor; anı, plan ve zamansız doğrular ise iç yapının işi.
Madde iki organın birlikte nasıl çalıştığını da anlatıyor: bilişte iç organın etkinliği dış organınkini izliyor, ama ikisi de sürekli etkin olduğu için etkinlikleri aynı zamanda da gerçekleşiyor.
Bu ayrım, açılış sahnesindeki pratyāhāra yönergesine yeni bir boyut katıyor. Dış organ şimdiye bağlı: kulak şu anki sesi duyuyor, göz şu anki ışığı görüyor. Dikkati dağıtan ise çoğu zaman iç organın geçmişe ve geleceğe giden etkinliği. Pratyāhāra'yı yalnızca dış organı kapatmak olarak düşünmek, bu iki organın ilişkisini gözden kaçırmak olabilir.
Johnston ve "güçler"
Johnston'ın Yoga Sūtra çevirisinde ikinci bölümün elli dördüncü sūtrası pratyāhāra'yı şöyle tanımlıyor: doğru geri çekilme, zihinsel doğa geri çekilip dinginleştiğinde, güçlerin dış şeylere dolanmaktan çözülmesidir.
Bu tanımda dikkat çekici bir sözcük var: Johnston "duyular" ya da "organlar" değil, "güçler" diyor. Bu sözcük seçimi, Sāṅkhya'nın organ ile yeti arasındaki ayrımıyla uyumlu duruyor: geri çekilen bir organ değil, bir güç. Ama Y3.69'daki çeviri seçimi uyarısı burada da geçerli; bu Johnston'ın bir seçimi ve başka bir çeviri başka bir sözcük kullanabilir.
Bryant da samādhi aşamalarını anlatırken benzer bir ayrıma başvuruyor: maddeye göre samādhi'nin belirli bir aşamasında dikkat duyu nesnelerinden duyu organlarının kendisine, daha doğrusu fiziksel göz, kulak ve burnun ardındaki görme, dokunma, koklama, tatma ve işitme güçlerine yöneliyor.
Yaygın yanlışPratyāhāra, göz ve kulak gibi duyu organlarını fiziksel olarak kapatmaktır.
Johnston'ın Yoga Sūtra çevirisinde pratyāhāra güçlerin dış şeylere dolanmaktan çözülmesi olarak tanımlanıyor; Sāṅkhya'nın organ ile yeti ayrımına göre de geri çekilen organ değil, yetinin dış nesnelere yönelimi.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Birincisi, Ruzsa'nın saydığı biçimiyle ahaṃkāra'dan on bir yeti çıkıyor: manas, beş bilme yetisi ve beş eylem yetisi.
İkincisi, bilme yetileri görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma; bunlar fiziksel organlar değil, organlar aracılığıyla işleyen ve ince bedenin parçası sayılan güçler.
Üçüncüsü, eylem yetilerinin kaba adları söz, el, ayak, dışkılama ve üreme organı; ama asıl kastedilen iletişim, alma, hareket, dışarı atma ve üreme yetileri.
Dördüncüsü, on yeti topluca dış organı oluşturuyor; bu organ yalnızca o anı yakalıyor, anı ve plan ise iç yapının işi. Dikkati dağıtan çoğu zaman bu ikinci etkinlik.
Beşincisi, Johnston'ın çevirisinde pratyāhāra "güçlerin" çözülmesi; geri çekilen organ değil, yetinin yönelimi.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışSāṅkhya'da duyular fiziksel organlardır.
Organlar aracılığıyla işleyen yetilerdir.
Yaygın yanlışPratyāhāra duyu organlarını kapatmaktır.
Yetinin dış nesnelere yönelimini gevşetmektir.
Yaygın yanlışDikkati dağıtan her zaman dış organdır.
Çoğu zaman iç organın geçmişe ve geleceğe giden etkinliği.
Uygulama
Aklında kalsın
On bir yeti: manas, beş bilme yetisi, beş eylem yetisi.
Yeti organ değil; organ aracılığıyla işleyen güç.
Eylem yetilerinin kaba adları temel biyolojik işlevleri simgeliyor.
Dış organ anı yakalar; anı ve plan iç yapının işidir.
Pratyāhāra organı değil, yetinin yönelimini ilgilendiriyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste benlikten doğan iki kümeden yalnızca birini, on bir yetiyi, açtık; öteki küme beş duyulur nitelikti ve her bilme yetisinin karşısında bir nesne türü, renk, ses, koku, tat ya da dokunuş duruyordu.
Sıradaki ders bu beş duyulur niteliği, tanmātra'ları ele alıyor.
Soru şu: Sāṅkhya, rengi, sesi ve kokuyu neden nesnelerin özellikleri olarak değil, öğelerden önce gelen ayrı yapılar olarak sayıyor?