Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Oran, mutlak uzunluktan daha belirleyici. Aynı boydaki iki kişi o boyu farklı dağıtmış olabiliyor ve fark her pozda görünüyor.
Uzun uyluk denge kısıtı üretiyor: kalça geriye giderse gövde öne gelmek zorunda. Bu bir hata değil, düşmemenin koşulu.
Kalça çevresindeki açılar dışarıdan okunmuyor. Öğretmenin söyleyebileceği şey kemiğin açısı değil, kısıtın kalıcı olup olmadığı.
Oran açıklaması test edilebilir. Aynı oran birden çok pozu birlikte etkiliyor; yalnız tek bir pozda görünen bir kısıt orandan gelmiyor.
Ve oran biçimi değiştiriyor, amacı değil.
Açılış sahnesi
İki kişi yan yana sandalye pozunda duruyor. İkisi de aynı yönergeleri aldı, ikisi de yönergeleri harfiyen uyguluyor.
Birinin gövdesi neredeyse dik. Ötekinin gövdesi belirgin biçimde öne eğik.
Öğretmen ikinciye yaklaşıp "gövdeni dikleştir" diyor. Kişi deniyor ve geriye düşecek gibi oluyor. Bir daha deniyor, topukları yerden kalkıyor. Üçüncüde vazgeçiyor ve "benim sırtım zayıf galiba" diyor.
Sırtıyla ilgisi yok. O kişinin uyluk kemiği gövdesine oranla uzun. Dizi büküldüğünde kalçası geriye gidiyor ve ağırlık merkezini ayaklarının üstünde tutmak için gövdesinin öne gelmesi gerekiyor. Bu bir tercih değil, bir zorunluluk. Gövdeyi dikleştirdiği anda ya arkaya düşecek ya topuğunu kaldıracak.
Yönerge yanlış değildi. Yönergenin kapsamı söylenmemişti.
Bu ders o kapsamı çiziyor: hangi farklar oranla açıklanıyor, hangi farklar açıklanmıyor ve ikisi nasıl ayrılıyor.
Bu derste ne olacak
Önce hangi oranların değiştiğini ve her birinin hangi pozları etkilediğini göreceğiz. Sonra denge zorunluluğunu kuracağız — pek çok "yapamıyorum" cümlesinin arkasında duran şey bu ve bir esneklik meselesi değil. Ardından görünmeyen geometriye geleceğiz: kalça çevresinin dışarıdan okunamayan açıları. Sonra en kullanışlı kısım: bir kısıtın orandan gelip gelmediğini önceden söylemeni sağlayan bir tahmin yöntemi. Usta katmanında bu bilginin nasıl anlatılacağını konuşacağız, çünkü yanlış anlatıldığında oran bilgisi bir bahaneye dönüşüyor. On yedi örnekle çalışacağız. Ders bittiğinde bir öğrenciye bakıp neyin değişebilir neyin değişemez olduğunu daha isabetli ayırıyor olacaksın.
Sıfır noktası
Y2.01'de yapısal varyasyonu tanımlamıştık: aynı yapının kişiden kişiye değişen ölçüsü, açısı ve yerleşimi. Y2.02'de dört ekseni ayırmıştık ve yapı ekseninin en yavaş değişen eksen olduğunu söylemiştik. Bu ders o eksenin içine giriyor.
Bu ayrım önemli. İki kişi aynı boyda olabilir ve o boyu tamamen farklı dağıtmış olabilir. Birinde bacaklar uzun gövde kısa, ötekinde tersi. Aynı boy, apayrı iki poz görüntüsü.
Mekanizma
Dört oran ve bir görünmez geometri. Sırayla.
Uyluğun gövdeye oranı
En çok sonuç doğuran oran bu. Uzun uyluk, dizin büküldüğü her pozda kalçayı geriye götürüyor.
Açılış sahnesindeki kişi tam olarak bunu yaşıyordu. Sandalye pozunda uzun uyluk kalçayı geriye taşıyor ve gövde öne gelmezse ağırlık merkezi ayakların arkasına düşüyor.
Aynı oran çömelmede de görünüyor: uzun uyluk, gövdenin dizlerin arasına daha çok yerleşmesini gerektiriyor. Ve oturarak yapılan pozlarda tersine dönüyor; uzun uylukla oturulduğunda dizler daha yükseğe geliyor.
Kaval kemiğinin uyluğa oranı
Bu oran çömelme derinliğini ve topuk davranışını belirliyor. Kaval kemiği uyluğa göre kısa olan kişiler çömelirken gövdeyi daha çok öne getirmek zorunda kalıyor.
Kolun gövdeye oranı
Kollar, yere ulaşmayı gerektiren her pozda belirleyici. Ayakta öne katlanmada elin yere uzaklığı; oturarak yapılan pozlarda elin yere değip değmemesi; dört ayak duruşunda gövdenin yerden yüksekliği.
Gövdenin bacağa oranı
Dördüncü oran oturarak yapılan pozların tamamını belirliyor. Bacaklar öne uzatılıp gövde öne getirildiğinde, gövdenin bacağa ne kadar yaklaşabileceğini kalça hareketinin yanında bir de bu oran belirliyor. Kısa gövdeli bir kişi kalçasından aynı açıda katlansa bile göğsünü bacağına daha uzak bırakıyor; uzun gövdeli bir kişi daha az kalça hareketiyle daha yakın görünüyor.
Bunun sınıftaki sonucu can sıkıcı: "göğsün bacağına değsin" yönergesi bir kişide kolay, bir kişide hiçbir kalça açıklığıyla mümkün değil. Ve ikisi de aynı işi yapıyor olabilir.
Görünmeyen geometri
Şimdi dışarıdan okunamayan kısım. Kalça ekleminin yuvası her insanda aynı yöne bakmıyor ve uyluk kemiğinin boynu her insanda aynı açıda değil.
Bu terimin taşıdığı uyarı önemli.
Orandan geldiğini nasıl anlarsın
Şimdi işin en kullanışlı kısmı. Bir kısıtın orandan gelip gelmediğini önceden söyleyebilirsin.
Bunun gücü şu: oran bedenin her yerinde aynı anda geçerli. Uzun uyluk yalnız sandalye pozunu etkilemiyor; çömelmeyi, oturmayı, öne katlanmayı hep birlikte etkiliyor. Yalnız tek bir pozda görünen bir kısıt, orandan gelmiyor demektir.
Bir de en güvenilir ayırt edici var.
Örneklerden okuma
Örneklere birlikte bakınca üç şey görünüyor.
Birincisi, aynı görüntü farklı sebeplerden çıkabiliyor. Kalkan topuk bir oran sonucu da olabilir, bir bilek kısıtı da. Görüntüye bakıp sebebe atlamak, Y2.02'de adını koyduğumuz eksen karışmasının bir başka hâli.
İkincisi, oran açıklaması test edilebilir bir açıklama. Bu onu diğerlerinden ayırıyor; "senin yapın böyle" cümlesi test edilemezken, "uyluğun uzunsa şu pozda da şunu görmeliyim" cümlesi test edilebilir. Test edilebilir bir açıklama, edilemeyene her zaman tercih edilir.
Üçüncüsü ve en önemlisi: doğru uyarlama kişiye göre ters yönlerde olabiliyor. Aynı pozda bir kişiye yükselti verirken ötekine vermemek, üstelik üçüncüsüne tam tersini yaptırmak sıradan bir durum. Sınıfa tek bir düzeltme dağıtmak, sınıfın bir kısmına yanlış düzeltme dağıtmak demek.
Usta katmanı
Bu bilgi yanlış anlatıldığında bir bahaneye dönüşüyor ve ustanın birinci işi bunu önlemek.
"Senin uyluğun uzun, bu pozu yapamazsın" cümlesi iki hata birden yapıyor. Birincisi, ölçmediği bir şeyi kesinmiş gibi söylüyor. İkincisi ve daha zararlısı, bir oranı bir sınıra çeviriyor. Oysa oran pozun biçimini değiştiriyor, amacını değil.
Doğru cümle şuna benziyor: "Senin bu pozdaki gövde açın benimkinden farklı olacak ve bu beklenen bir şey. İkimizin de yaptığı iş aynı." Bu cümle hem daha dürüst hem kapıyı açık bırakıyor.
Ustanın ikinci inceliği: oran bilgisini bir sınıflandırmaya çevirmiyor. İnsanları "uzun uyluklular" ve "kısa uyluklular" diye ayırmak, ortalama yanılgısının yeni bir sürümü. Oranlar sürekli bir dağılım; herkes bir yerde duruyor ve çoğu kişi ortalarda.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış"Elleri yere değmeyen kişi esnek değildir."
Elin yere uzaklığını belirleyen şey büyük ölçüde kol ve gövde oranı. Aynı kişi oturarak yapılan aynı harekette çok daha ileri gidebiliyor.
Yaygın yanlış"Sandalye pozunda gövde dik olmalı."
Uzun uylukla bu denge kısıtına aykırı. Dik gövde bir ölçüt değil; dizin, kalçanın ve ayağın birlikte ürettiği denge ölçüt.
Yaygın yanlış"Bir öğretmen bakarak kemik açısını anlayabilir."
Anlayamaz. Anlaşılabilecek şey kısıtın kalıcı olup olmadığı; kemik açısı görüntüleme işi.
Yaygın yanlış"Oran her zorluğu açıklar."
Oran açıklaması test edilebilir ve çoğu zaman testi geçmiyor. Bir kısıt yalnız tek bir pozda görünüyorsa orandan gelmiyor.
Yaygın yanlış"Oran farkı olan kişi o pozu yapamaz."
Oran biçimi değiştiriyor, amacı değil. Uyarlanmış bir biçim aynı işi yapıyor ve bu bir taviz değil.
Uygulama
Aklında kalsın
Oran, mutlak uzunluktan daha belirleyici. Aynı boydaki iki kişi o boyu farklı dağıtmış olabiliyor ve fark her pozda görünüyor.
Uzun uyluk denge kısıtı üretiyor: kalça geriye giderse gövde öne gelmek zorunda. Bu bir hata değil, düşmemenin koşulu.
Kalça çevresindeki açılar dışarıdan okunmuyor. Öğretmenin söyleyebileceği şey kemiğin açısı değil, kısıtın kalıcı olup olmadığı.
Oran açıklaması test edilebilir. Aynı oran birden çok pozu birlikte etkiliyor; yalnız tek bir pozda görünen bir kısıt orandan gelmiyor.
Ve oran biçimi değiştiriyor, amacı değil.
Sonraki derse köprü
Bu derste bir cümleyi iki kez kullandım ve iki kez de temkinli kullandım: "senin yapın böyle." Bir seferinde yanlış bir cümle olduğunu söyledim, bir seferinde daha dürüst bir hâlini önerdim.
Aradaki farkı henüz tam açmadım. Sonraki ders bunu açıyor: anatomi dilinin neden kesin duyulduğunu, o kesinliğin nereden geldiğini ve bir öğretmenin bilmediği şeyi bilir gibi konuşmasının öğrencide bıraktığı izi.