İçeriğe geç

Y4.118·Ekol, kültürel aktarım ve bitirme projesi

Kültürel takdir, uyarlama ve sömürü

sıfırdan ileri2.437 kelime15 uygulama örneği≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kültürel el koyma, bir kültürün öğelerinin uygunsuz ya da kaynağı belirtilmeden benimsenmesi; kavramın kendisi de eleştiriliyor.

Hindu kökeni tezi ile Hristiyan yoga korkusu karşıt görünse de aynı varsayımı paylaşıyor: yoganın özünde Hindu olduğu.

Jain, White ve Dalal'a göre yoganın zamansız bir özü yok; yoga her çağda farklı gruplarca yeniden yaratıldı.

Putcha güç ve sömürgecilik mirasına, Gandhi ile Wolff kâra ve hesap verebilir alışverişe dikkat çekiyor.

Serano'nun üç zarar ölçütü, bir benimsemenin silme, sömürü ya da aşağılama içerip içermediğine bakıyor.

Açılış sahnesi

Bir yoga stüdyosu yeni şubesini açıyor. Girişte bir Gaṇeśa heykeli, duvarda büyük bir Om işareti, satış rafında üzerinde "Namaste" yazan tişörtler ve Sanskritçe dövme şablonları var. Ders müzikle başlıyor; bir mantra popüler bir şarkının ritmine bindirilmiş. Stüdyonun sahibi her şeyin yoganın "Hint ruhuna saygı" için seçildiğini söylüyor.

Açılışa davet edilen Hindistan doğumlu bir öğretmen, rafın önünde uzun süre duruyor. Stüdyo sahibine dönüp soruyor: "Bu heykeli buraya koyarken, bunun benim annemin evinde ne anlama geldiğini düşündünüz mü?" Stüdyo sahibi şaşırıyor: saygı gösterdiğini sanıyordu.

Bu derste ne olacak

Bu bölümün ekol derslerinde her ekolün kültürel etik eksenine ayrı ayrı baktık. Bu derste o eksenin kendisini ele alıyoruz: bir uygulama başka bir kültüre geçtiğinde, bu geçişi takdir, uyarlama ve sömürü arasında nereye yerleştireceğimizi nasıl ayırt ederiz? Önce "kültürel el koyma" kavramının ne anlattığına ve bu kavrama yöneltilen eleştirilere bakacağız. Sonra yoga üzerine yürüyen tartışmada iki karşıt tezi göreceğiz. Ardından araştırmacıların bu tartışmaya getirdiği tarihsel itirazı okuyacağız. En sonda da farklı yazarların önerdiği ölçütlerle, açılış sahnesindeki stüdyoya dönüp somut bir değerlendirme yapacağız.

Sıfır noktası

Y4.99'da oryantalizm kavramını ve yoganın "saf bir öze" geri döndürülmesi gerektiğini savunan saf öz anlatısını tanımıştık. Y4.105'te de Batı yogasını Hint kaynaklarından uzaklaşmış bir melez kültür olarak betimleyen görüşü görmüştük. Bu ders o iki kavramı bugünkü bir tartışmaya bağlıyor: yoganın Batı'da uygulanması bir el koyma mıdır?

Mekanizma

Kavram: el koyma ve takdir

Kültürel el koyma maddesi kavramı şöyle tanımlıyor: bir kültürün ya da kimliğin öğelerinin, başka bir kültürün ya da kimliğin üyelerince uygunsuz ya da kaynağı belirtilmeden benimsenmesi. Madde, bu suçlamaların genellikle egemen bir kültürün üyeleri azınlık kültürlerinden bir şey aldığında ortaya çıktığını yazıyor. Kavramın karşıtları ise bunun bir sömürü biçimi olduğunu, kültürel öğelerin kaynak bağlamlarından koparılınca kaybolduğunu ya da çarpıtıldığını savunuyor.

Madde, bu suçlamalara çoğu zaman bir karşı kavramla yanıt verildiğini de yazıyor: kültürel takdir. Maddeye göre bazı yazarlar, örneğin başka ülkelerden insanların dövüş sanatlarını öğrenmesini olumsuz bir el koyma değil, bir takdir biçimi olarak görüyor. Madde, Okinawa'da yerel halkın karatenin Çin kökenini anmayı bir hırsızlık değil, onurlu bir şey saydığını örnek veriyor.

Madde, kavramın kendisinin de ağır eleştirilere uğradığını ekliyor. Bazı eleştirmenler kavramın sık sık yanlış anlaşıldığını ya da yanlış uygulandığını, tanımın tutarsız olduğunu, grup ayrılıklarını güçlendirdiğini savunuyor. Örneğin Chris Berg, kültürün sürekli evrilen bir sürecin şimdiki görünümü olduğunu, el koymaya karşı çıkanların bir kültürü dondurup başkalarının onunla etkileşmesini engellemeye çalıştığını ileri sürüyor.

İki karşıt tez

Yoga ve kültürel el koyma maddesi, yoga üzerine yürüyen tartışmayı iki uç arasında anlatıyor. Bir uçta, maddenin Andrea Jain'in Selling Yoga kitabından aktardığı biçimiyle "Hindu kökeni tezi" var. Maddeye göre bu tezi savunanlar, duruş yogası uygulayıcılarının yoganın Hindu köklerine saygı göstermediğini düşünüyor ve pazarlamacıların yogayı meşru olmayan biçimde sahiplenip metaya dönüştürmesini kınıyor. Jain'e göre bu itirazların iki ana kaygısı var: popülerleşmiş duruş yogasını gerçek yoganın bozulmuş biçimleri olarak görmek ve Hinduizmin hak ettiği payı almadığını düşünmek.

Yoga as exercise maddesi, bu tezin bir örneğini veriyor: iki bin onda Amerika'da bir Hindu kuruluşu "Yogayı Geri Al" adlı bir kampanya başlattı ve Amerikalıları yoganın Hindu bağlantısı hakkında bilgilendirmeyi amaçladı.

Öteki uçta, maddenin Jain'den aktardığı "Hristiyan yoga korkusu" duruşu var: bazı Hristiyanlar yogayı gizlice Hindu olduğu gerekçesiyle reddediyor. Yoga as exercise maddesine göre Jain, yoganın Jaina ya da Budist de olabildiğini, türdeş ya da durağan olmadığını hatırlatarak her iki uca da eleştirel bakıyor. İlginç olan, iki karşıt ucun aynı öncülü paylaşması: ikisi de yoganın özünde Hindu olduğunu varsayıyor; biri bu yüzden onu geri istiyor, öteki bu yüzden ondan kaçıyor.

Yaygın yanlışYoga bütünüyle tek bir dinin, Hinduizmin malıdır; onu başka bir bağlamda uygulamak her durumda bir hırsızlıktır.
Doğrusu

Yoga as exercise maddesine göre Jain, yoganın Jaina ya da Budist de olabildiğini, türdeş ya da durağan olmadığını vurguluyor; tarih boyunca farklı dinsel çevrelerde farklı biçimler aldı.

Tarihsel itiraz: özü olmayan bir uygulama

Araştırmacılar bu tartışmaya bir tarihsel itiraz getiriyor. Yoga ve kültürel el koyma maddesine göre Jain, Hindu kökeni tezinin ciddi bir tarihsel incelemeye dayanamayacağını yazıyor ve Hint dini tarihçisi David Gordon White'ın bir sözünü aktarıyor: her çağdaki her grup, yoganın kendi sürümünü ve kendi vizyonunu yarattı.

Maddeye göre din bilimci Neil Dalal ise iki görüşün de aynı yanılgıyı taşıdığını savunuyor. Birinci görüş, Güney Asya'da bozulma tehlikesi altında olan eski, saf ve gerçek bir yoga olduğunu varsayıyor. İkinci görüş, yani "dindar değil ama maneviyatçı" bazı uygulayıcıların görüşü, yoganın bozulamayacak saf ve evrensel bir maneviyatı taşıdığını düşünüyor. Dalal'a göre her iki görüş de yogaya zamansız, tarih dışı bir öz yüklüyor; oysa yoga araştırmaları yoganın yüzyıllar boyunca sürekli değiştiğini ve saflık ya da gerçeklik konuşmasının anlamsız olduğunu gösteriyor.

Madde bir ayrıntı daha ekliyor: Hindistan'daki yoga da geleneksel biçiminden uzaklaşıp modern Batı biçiminin öğelerini benimsedi. Bu, "Doğu'dan Batı'ya el koyma" şemasını karmaşık hâle getiriyor. Yoga as exercise maddesine göre Jain de el koyma suçlamalarının yoganın paylaşılan, çok uluslu bir süreçte evrildiğini gözden kaçırdığını, yoganın bir yerden çalınıp başka bir yere götürülen bir şey olmadığını savunuyor.

Tarihin ötesinde: güç ve kâr

Tarihsel itiraz tartışmayı kapatmıyor. Maddeye göre sömürgecilik sonrası çalışmalar araştırmacısı Rumya S. Putcha, "kültürel el koyma" teriminin kendisinin ırkçılığı ve Avrupa sömürgeciliğini konuşmaktan kaçmanın bir yolu olduğunu savunuyor; ona göre asıl mesele gücün rolü ve emperyalizmin mirası.

Maddeye göre din bilimci Shreena Gandhi ve ırkçılık karşıtı eylemci Lillie Wolff, beyaz insanların yoga yapmayı bırakmasını istemediklerini, onların Batı'daki yoga tarihinin baskı ve sömürgecilikle nasıl bağlantılı olduğunu ve özgürce paylaşılan bir bağlılık uygulamasının nasıl kâr için satıldığını görmelerini istediklerini yazıyor. İkisi herkesi "gerçek, saygılı ve hesap verebilir bir kültürel alışverişe" çağırıyor.

Kültürel el koyma maddesi, bir ayrım ölçütü de aktarıyor. Maddeye göre yazar Julia Serano, bir benimsemenin ancak üç birbirine bağlı zarardan en az birini içerdiğinde sorunlu olduğunu savunuyor: silme, sömürü ve aşağılama. Serano'ya göre her ödünç alma ya da kültürel alışveriş özünde baskıcı değil; etik sorun, eylemin bu üç zarardan biriyle yapısal bir zarar verip vermediğinde.

Kültürel etik: simgeler ve kapsayıcılık

Madde, yoga dünyasının içinden gelen somut önerileri de aktarıyor. Maddeye göre yoga öğretmeni ve stüdyo sahibi Arundhati Baitmangalkar, Buda, Gaṇeśa, Patañjali ve Śiva heykelleri gibi kutsal simgelerin saygıyla ele alınması gerektiğini, Om işaretinin, Yoga Sūtra'ların ve maṇḍala'ların bir "dekor" olmadığını ve bir yoga mekânını güzelleştirmek için gelişigüzel eklenmemesi gerektiğini yazıyor.

Aynı madde karşı yönden bir uyarı da aktarıyor. Maddeye göre Hint asıllı Amerikalı yoga araştırmacısı ve öğretmeni Rina Deshpande, yoga derslerini daha kapsayıcı yapmak için Hint sözcüklerinin ve simgelerinin yasaklanmasının Hint kökenli insanları dışlanmış hissettirebileceğini yazıyor. Deshpande, yoganın bugün çoğunlukla varlıklı Batılılar tarafından varlıklı Batılılara pazarlandığını, Hintlilerin ise ya hiç ya da çok az temsil edildiğini ironik buluyor.

Örneklerden okuma

Usta katmanı

Bu dersin üç kavramı, takdir, uyarlama ve sömürü, bir ölçek üzerinde durmuyor; aynı eylem bir açıdan takdir, başka bir açıdan sömürü olabilir. Açılış sahnesindeki stüdyo sahibi yoganın kökenine saygı gösterdiğini düşünüyordu; Hindistan doğumlu öğretmen ise aynı mekânda kendi ailesinin kutsal saydığı bir imgenin bir raf süsüne dönüştüğünü gördü. İkisi de gerçek bir deneyimi anlatıyor.

Bu yüzden tarihsel itiraz tek başına yetmiyor. Yoganın hiçbir zaman saf ve değişmez olmadığını göstermek, "Batı yogayı çaldı" iddiasını zayıflatıyor; ama Putcha'nın ve Gandhi ile Wolff'un hatırlattığı güç ve kâr sorusunu ortadan kaldırmıyor. Bir öğretmen için olgun bir tutum, iki şeyi birlikte tutmak: yoganın her zaman değiştiğini ve farklı kültürlerce yeniden yaratıldığını bilmek, ama bugünkü değişimde kimin sesinin duyulduğunu, kimin kâr ettiğini ve kimin dışarıda kaldığını da sormak.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlışKültürel el koymadan kaçınmanın en iyi yolu, yogadan bütün Sanskritçe sözcükleri, mantraları ve Hint simgelerini çıkarmaktır.
Doğrusu

Yoga ve kültürel el koyma maddesine göre Rina Deshpande, bu öğelerin yasaklanmasının Hint kökenli insanları dışlanmış hissettirebileceğini yazıyor; Gandhi ve Wolff da uygulamayı bırakmayı değil, tarihini öğrenmeyi ve hesap verebilir bir alışverişi öneriyor.

Yaygın yanlışYoga Hindistan'dan Batı'ya tek yönlü akmış, Batı onu alıp değiştirmiştir.
Doğrusu

Yoga ve kültürel el koyma maddesine göre Hindistan'daki yoga da modern Batı biçiminin öğelerini benimsedi; Jain de yoganın çok uluslu, paylaşılan bir süreçte evrildiğini savunuyor.

Uygulama

Aklında kalsın

Kültürel el koyma, bir kültürün öğelerinin uygunsuz ya da kaynağı belirtilmeden benimsenmesi; kavramın kendisi de eleştiriliyor.

Hindu kökeni tezi ile Hristiyan yoga korkusu karşıt görünse de aynı varsayımı paylaşıyor: yoganın özünde Hindu olduğu.

Jain, White ve Dalal'a göre yoganın zamansız bir özü yok; yoga her çağda farklı gruplarca yeniden yaratıldı.

Putcha güç ve sömürgecilik mirasına, Gandhi ile Wolff kâra ve hesap verebilir alışverişe dikkat çekiyor.

Serano'nun üç zarar ölçütü, bir benimsemenin silme, sömürü ya da aşağılama içerip içermediğine bakıyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste Neil Dalal'ın, yoganın ne Güney Asya'da korunan saf bir özü ne de bozulamayacak evrensel bir maneviyatı olduğunu savunduğunu gördük. Ama bir öğrenci hâlâ bir soruyla kalıyor: saf bir öz yoksa, bir yoga öğretimini ötekinden daha "gerçek" kılan bir şey var mı?

Sıradaki ders otantiklik sorusunu ele alıyor.

Soru şu: Bir yoga öğretiminin otantik olduğunu söylediğimizde neyi ölçüyoruz: eski bir metne uygunluğunu mu, bir soy çizgisine bağlılığını mı, yoksa uygulayanın dürüstlüğünü mü?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.