İçeriğe geç

S2-M06-D10·Prototipleme

İçerik ve anlatı prototipi

sıfırdan ileri2.325 kelime16 yaratıcı örnek2 karşı örnek≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir metnin tamamı yazılmadan önce sınanabilecek en küçük parça yük cümlesidir: bir afişin başlığı, bir duyurunun ilk satırı, bir konuşmanın açılış sözü. Bu cümle çalışmıyorsa altına yazılacak hiçbir paragraf onu kurtarmaz, bu yüzden ekip önce yalnız bu tek cümleyi yazıp gerçek bir okuyana gösterir. Dolgu metin akışı sınarken işe yarar ama sözcüğün kendisi soru olduğunda hiçbir şey söylemez; kısa bakış sınaması ise masada anlaşılan bir cümlenin gerçek kullanımda, birkaç saniyede ne kadarının kaldığını gösterir. İkisi de aynı uyarıyı taşır: bir metnin bitmiş görünmesi, onun okunduğu ve anlaşıldığı anlamına gelmez.

Söz çifti ve anlatı omurgası bu küçük parçayı büyütmeden ilerlemenin iki yoludur. Aynı cümlenin iki biçimini tek bir farkla yazıp karşılaştırmak, hangi sözcüğün gerçekten iş gördüğünü gösterir; her yeri birden değiştirmek bu bilgiyi gizler. Uzun bir anlatımda ise önce yalnız durak sırası ve her durağın tek cümlesi kurulur, tamamı yazılıp ezberlenmez; bir dinleyiciye anlatılan omurga, hangi durakta kopukluk olduğunu tamamlanmış bir metinden çok daha erken gösterir. Kaba kalmak burada da bir eksiklik değil, bir sıradır: önce tek cümle, sonra çift, sonra omurga, en son tam metin.

Açılış sahnesi

Bir kitap okuma çemberinin gönüllü ekibi, yeni katılan üyelere gönderilecek karşılama kartının üstüne yazılacak tek satırı üç haftadır erteliyordu. Kartın kendisi henüz yoktu. Bir gönüllü sabırsızlanıp yalnız o tek satırı iki ayrı biçimde yazdı: biri "Aramıza hoş geldin, ilk toplantı Perşembe" diyordu, öbürü "Bu çember seni bekliyordu, ilk kitabımız Perşembe konuşulacak" diyordu. İki satırı iki ayrı eski üyeye okuttu ve hangisinin daha çok kişiyi gerçekten Perşembe günü gelmeye ikna edeceğini sordu. Birinci satırı okuyan üye omuz silkti, "tamam, not aldım" dedi ve konuyu değiştirdi. İkinci satırı okuyan üye ise hemen "hangi kitap, ben de gelebilir miyim" diye sordu. Ekip kartın rengini, yazı tipini, kâğıdın kalınlığını henüz hiç konuşmamıştı; yalnız bir cümleyi iki biçimde yazıp okutarak hangisinin okuyanı harekete geçirdiğini görmüştü.

Gökbilim ağının ekibi taslağındaki teşekkür sayfasını düğmeleriyle birlikte sınamış, sayfadaki sözleri ise yer tutucu olarak bırakmıştı. Okuma çemberinin gönüllüsü tersini yaptı: ne kart vardı ne ekran; sınanan tek şey, okuyanın elinde kalacak iki kısa cümleydi.

Bu derste ne olacak

Yazılı ya da sözlü bir anlatımın gücü çoğu zaman tek bir yerde toplanır: bir başlıkta, bir açılış cümlesinde, bir formun açıklamasında. Metnin tamamını yazıp bitirmek o tek yeri sınamak için gerekli değildir. Yer tutucu bir yazının ne zaman işe yaradığı, bir metnin okunma süresine göre nasıl sınandığı, aynı cümlenin iki biçiminin nasıl karşılaştırıldığı ve uzun bir anlatımın tamamı ezberlenmeden nasıl prova edildiği sırayla açılıyor.

Aşağıdaki örnekler kurgudur.

Sıfır noktası — dolgu metin

Bir ekip henüz yazılmamış bir metnin akışını denemek isteyince genelde alanları bir şeylerle doldurur. Doldurulan şey bazen akışı gösterir, bazen sözcüğün kendisi bir fikirse o fikri hiç sınamadan geçer.

Bir taslağın alanları dolu görünmesi, içindeki metnin sınandığı anlamına gelmez.

Mekanizma — yük cümlesi ve kısa bakış sınaması

Alanlar gerçek sözcüklerle dolunca bile iki şey kolayca gözden kaçar: metnin bütün işini hangi cümlenin taşıdığını ve o cümlenin gerçek kullanımdaki gibi ne kadar kısa görüldüğünü.

Bir yük cümlesi doğru yazılsa bile, deneyen ona gerçek hayatta ancak birkaç saniye bakar.

Usta katmanı — söz çifti ve anlatı omurgası

Yük cümlesi sınandıktan sonra ekip genelde iki soruya geçer: aynı cümlenin başka bir biçimi daha mı iyi çalışırdı, ve metnin tamamı yazılmadan uzun bir anlatım nasıl sınanır?

Kısa bir cümle sınandıktan sonra, bazı anlatımlar tek cümleyle bitmez; bir rehberli tur, bir tanıtım konuşması, bir kayıt günü açılışı baştan sona uzun sürer ve bu uzunluk tamamı yazılmadan prova edilmelidir.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış"Bütün alanlar gerçek metinle doldurulmadan bir taslak sınanamaz."
Doğrusu

Sorulan soru yalnız akışsa dolgu metin yeterlidir; gerçek metin ancak sözcüğün kendisi soru olduğunda gerekir.

Yaygın yanlış"Uzun ve ayrıntılı yazılmış bir cümle daha güvenilir görünür, o yüzden metin daha bitmeden kısa tutulmamalıdır."
Doğrusu

Metnin tamamı yazılmadan önce yalnız yük cümlesi sınanır; erken uzatılan bir cümle henüz sınanmamış bir varsayımı gizler.

Yaygın yanlış"Bir metin masada anlaşılıyorsa gerçek kullanımda da anlaşılır."
Doğrusu

Masada okuyana sınırsız zaman verilir; gerçek kullanımda bir afiş, bir ekran ya da bir tabela birkaç saniyede geçilir, kısa bakış sınaması bu farkı ortaya çıkarır.

Yaygın yanlış"İki cümleyi karşılaştırmak için aralarında ne kadar çok fark olursa sonuç o kadar açık olur."
Doğrusu

Aynı anda birden fazla sözcük değişirse hangi değişikliğin sonucu getirdiği anlaşılmaz; söz çifti tek bir yerde ayrılmalıdır.

Yaygın yanlış"Uzun bir konuşma önce baştan sona yazılıp sonra ezberlenmelidir."
Doğrusu

Konuşmanın tamamı yazılmadan önce durak sırası ve her durağın yük cümlesi bir dinleyiciye anlatılıp sınanmalıdır; tamamı yazılan ve ezberlenen bir konuşma hangi durakta koptuğunu göstermez.

Aklında kalsın

Bir metnin tamamı yazılmadan önce sınanabilecek en küçük parça yük cümlesidir: bir afişin başlığı, bir duyurunun ilk satırı, bir konuşmanın açılış sözü. Bu cümle çalışmıyorsa altına yazılacak hiçbir paragraf onu kurtarmaz, bu yüzden ekip önce yalnız bu tek cümleyi yazıp gerçek bir okuyana gösterir. Dolgu metin akışı sınarken işe yarar ama sözcüğün kendisi soru olduğunda hiçbir şey söylemez; kısa bakış sınaması ise masada anlaşılan bir cümlenin gerçek kullanımda, birkaç saniyede ne kadarının kaldığını gösterir. İkisi de aynı uyarıyı taşır: bir metnin bitmiş görünmesi, onun okunduğu ve anlaşıldığı anlamına gelmez.

Söz çifti ve anlatı omurgası bu küçük parçayı büyütmeden ilerlemenin iki yoludur. Aynı cümlenin iki biçimini tek bir farkla yazıp karşılaştırmak, hangi sözcüğün gerçekten iş gördüğünü gösterir; her yeri birden değiştirmek bu bilgiyi gizler. Uzun bir anlatımda ise önce yalnız durak sırası ve her durağın tek cümlesi kurulur, tamamı yazılıp ezberlenmez; bir dinleyiciye anlatılan omurga, hangi durakta kopukluk olduğunu tamamlanmış bir metinden çok daha erken gösterir. Kaba kalmak burada da bir eksiklik değil, bir sıradır: önce tek cümle, sonra çift, sonra omurga, en son tam metin.

Sonraki derse köprü

Bugünkü sınamaların hepsi geçmişe bakıyordu: bir cümle zaten yazılmıştı, iki biçim zaten ortadaydı, bir durak sırası zaten kurulmuştu, ekip yalnız hangisinin işe yaradığını gördü. Ama çoğu zaman bir ekip bir prototipe başlamadan önce, sonucu görmeden, ne beklediğini hiç yazmaz; deneme bitip sonuç gelince herkes "ben zaten böyle olacağını biliyordum" der, oysa kimse bunu önceden, toplantı tutanağına ya da bir kâğıda, yazmamıştır. Bu unutuş küçük görünür ama pahalıya çıkar: sonuç geldikten sonra hatırlanan beklenti, sonucun kendisine göre bükülür, oysa önceden yazılmış bir cümle bükülemez. Test edilecek soruyu belirleme dersinde bir sorunun tek varsayımı önceden yazılıyordu; burada yazılacak olan bir varsayım değil, denemenin sonucuna dair bir beklentidir.

Bir ekip, bir prototipi denemeden önce "şunu görürsek fikir tutuyor, bunu görürsek tutmuyor" diye bir beklentiyi önceden yazıp kenara koyabilir mi, ve bu önceden yazılmış beklenti cevap eşiğinden hangi noktada ayrılır? Cevap eşiği bir sonucun ne zaman yeterli sayılacağını önceden ölçülebilir bir çizgiyle tanımlıyordu; burada aranan bir çizgi değil, deneme başlamadan önce zihinde zaten var olan ama hiç yazılmamış bir tahmindir. Sonucu görmeden önce yazılan bir beklenti, sonucu gördükten sonra hatırlanandan neden daha güvenilirdir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.