Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi: ne göreceğini izlerken sorduğun soru belirler. Soru yoksa geriye yalnız deneyim kalır ve deneyim birikim değildir.
İkincisi: bir filmde en az dört şey aynı anda doğru olabilir — yaratıcı olarak güçlü, teknik olarak zorlanmış, mali olarak imkânsız, izleyici için harika. "Beğendim" bu dördünü tek kelimeye ezer.
Üçüncüsü: dört göz çeliştiğinde en değerli bilgi oradadır. İyi ama yapılamaz görünen bir iş varsa asıl soru şudur — nasıl yapmışlar?
Dördüncüsü: ilk izlemeyi izleyici olarak yap. Kendini akışa bırakamayan yapımcı, izleyicinin ne hissedeceğini ölçme aletini kaybeder.
Beşincisi: not tutmanın faydası hatırlamak değil aramaktır. Notu izledikten hemen sonra, etiketiyle ve bir isimle yaz; etiketsiz bir arşiv, arşiv değil yığındır.
Açılış sahnesi
Geçen yıl kaç film izledin?
Sayıyı bir düşün. Yüz olsun, elli olsun, fark etmez.
Şimdi ikinci soru, ve bu soru rahatsız edici: geriye ne kaldı?
Birkaç sahne hatırlıyorsun. Birkaçını beğendin, birkaçını beğenmedin. Belki bir iki tanesini birine tavsiye ettin.
Peki o elli filmden bugün masana gelen bir projede kullanabileceğin kaç bilgi çıkardın? Kaç tane isim not ettin? Kaç tane çözüm gördün ve "bunu bir gün kullanırım" diye bir yere yazdın?
Cevap çoğu zaman sıfırdır. Ve bu, izleyici olarak tamamen normaldir.
Ama sen artık izleyici değilsin.
Bir yapımcı için film izlemek bir tüketim değil, bir girdi toplama işidir. Aynı iki saat, birinde hoş bir akşam bırakır, diğerinde bir sonraki projeye giren üç ayrı bilgi bırakır.
Şunu düşün. İki yıl sonra masana bir proje geliyor; tek mekânda geçen, dar bütçeli, gerilim tonunda bir film. O gün hatırlaman gereken şey, yıllar içinde izlediğin ve aynı sorunu çözmüş olan işlerdir. Bir mekân nasıl büyütülür, dar alanda gerilim neyle kurulur, kaç günde çekilir.
Hepsini gördün. Ama not almadıysan hiçbiri elinde yok.
Aradaki fark zekâ değil. Aradaki fark yöntem.
Peki o yöntem nedir, ve aynı filme aynı anda kaç ayrı gözle bakılabilir?
Bu derste ne olacak
Önce beğenmek ile değerlendirmek arasındaki farkı kuracağız ve neden ikisinin karıştırılmasının bir meslek hatası olduğunu göreceğiz. Sonra bu dersin merkezine geleceğiz: yaratıcı, teknik, mali ve izleyici gözü. Dördü aynı filme bakar ve çoğu zaman aynı şeyi söylemez. Ardından bu dört gözün çeliştiği yerin neden en değerli bilgi olduğunu konuşacağız. Sonra izlemeyi birikime çeviren alışkanlığa bakacağız. Ardından bunu filmlerden okuyacağız ve her gözün sorularını tek bir sayfada toplayacağız. Ders bittiğinde herhangi bir işi izleyip on başlıklı bir eser analizi çıkarabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Bir futbol maçı düşün. Tribünde üç kişi oturuyor ve aynı doksan dakikayı izliyorlar.
Birincisi taraftar. Maçın sonunda mutlu ya da mutsuz çıkacak. Onun için maç bir deneyimdir ve doğru olan da budur; kimse ondan rapor beklemiyor.
İkincisi bir gözlemci. Oyuncu arıyor. Maç boyunca topla oynanan anlara değil, topsuz koşulara bakıyor. Çıkışta elinde üç isim var ve her birinin yanında iki cümle.
Üçüncüsü teknik direktör. Skoru neredeyse hiç düşünmedi. Kalabalığı, boşlukları ve iki takımın birbirini nasıl kilitlediğini izledi. Çıkışta bir sonraki maçın planı biraz değişti.
Aynı doksan dakika. Üç farklı çıktı.
Ve dikkat et: hiçbiri diğerinden daha zeki değil. Farklı bakıyorlar çünkü farklı sorularla girdiler. Taraftar hiçbir soru sormadan geldi, o yüzden de hiçbir cevapla çıkmadı. Gözlemcinin elinde bir soru vardı; bir isim aranıyordu. Teknik direktörün elinde başka bir soru vardı; bir sorun çözülecekti.
Bu dersin tamamı bu cümlenin üzerine kurulu. Ne göreceğini, izlerken sorduğun soru belirler. Soru yoksa sadece deneyim kalır.
Maç ile film arasında bir fark var ve o fark bu işi zorlaştırıyor.
Maçta bilmek istediğin çoğu şey görünür. Koşu, pas, hata; hepsi sahada. Üstelik istatistiği de yayınlanır. Gözlemci bir oyuncunun kaç kilometre koştuğunu merak ediyorsa bakar ve öğrenir.
Filmde ise bilmek istediğin şeylerin çoğu görünmez. Bu sahne kaç günde çekildi? Bu dekor mu, gerçek mekân mı? Bu bütçe neydi? Bu karar neden verildi? Bu oyuncu ilk tercih miydi, yoksa program tutmadığı için mi değişti?
Hiçbiri ekranda yazmaz. Hiçbir yerde de yazmaz; çoğu bilgi sektörün içinde, konuşmalarda ve sonradan yapılan söyleşilerde dolaşır.
Bu yüzden yapımcı bunları görüntüden çıkarsamak zorundadır. Gördüğü şeyden görmediği şeye doğru geriye yürür: kadrajdaki kalabalıktan figüran sayısına, ışığın yönünden çekim saatine, mekân sayısından takvim uzunluğuna.
Bu geriye yürüme başta yavaş ve yanlıştır. Zamanla hızlanır ve isabetlenir. Ve bu ders, o yürüyüşü öğretiyor.
Mekanizma
Beğenmek ile değerlendirmek
Hikâye ve dramaturji dersinde bir metni okurken tepki ile teşhisi ayırmıştık. Şimdi aynı ayrımı bitmiş bir iş için kuruyoruz, ve burada fark daha da keskin.
"Beğendim" bir cümledir ve tek bir yargı taşır. Oysa bir filmde en az dört ayrı şey aynı anda doğru olabilir.
Yaratıcı olarak güçlü olabilir. Teknik olarak zorlanmış olabilir. Mali olarak imkânsız olabilir. Ve izleyici bayılabilir.
Dördü de aynı anda doğru. "Beğendim" bu dördünü tek kelimeye ezer ve bilgiyi yok eder.
Senaristlerin aktif izleme dediği komşu bir alışkanlık var; amacı yapıyı çıkarmak. Alışkanlık aynı, soru farklı. Senarist yapıyı sökmek için izler, yapımcı karar görmek için.
Şunu net söyleyeyim çünkü sık karıştırılır: eleştirel izleme, olumsuz izleme değildir. Kusur aramak değil, karar görmektir. En çok öğrenilen işler genellikle çok iyi olanlardır, çünkü orada doğru kararlar üst üste binmiştir.
Dört göz
Yapımcının işine giren dört ayrı bakış var. Tek tek açalım.
Yaratıcı göz şunu sorar: bu iş ne yapmaya çalışıyor ve başarıyor mu? Hikâye çalışıyor mu, tonu tutuyor mu, vaadini tutuyor mu? Dramaturjinin ve tür sözleşmesinin araçları burada kullanılır.
Teknik göz şunu sorar: bu nasıl yapılmış? Kaç kurulum, kaç mekân, hangi çözüm? Görsel dilin, kurgunun ve sesin araçları burada. Bu göz en çok pratikle gelişir ve en çok da yeni yapımcıda eksiktir.
Mali göz şunu sorar: bu ne kadara mal olmuş olabilir ve nasıl geri kazanmış olabilir? Kesin rakam bilemezsin ama ölçek tahmin edebilirsin. Mekân sayısı, kadro büyüklüğü, dönem, efekt yoğunluğu ve süre; hepsi görünür ipuçlarıdır.
İzleyici gözü şunu sorar: bu kimin için yapılmış ve o kişi ne hissetti? Ve dikkat — bu, senin ne hissettiğin değildir. Kendi tepkini bir veri olarak kullanabilirsin ama tek veri sayamazsın. Salonda başkalarıyla izlemek bu yüzden değerlidir.
Şimdi asıl beceriye gel: bu dört gözü aynı anda açık tutmak.
Yeni başlayanlar genellikle tek gözle izler ve o göz de yaratıcı gözdür. Sonuç şu olur: iyi bulduğu her işin yapılabilir olduğunu sanır, kötü bulduğu her işten hiçbir şey öğrenmez.
Görünenden görünmeyene
Sıfır noktasında geriye yürümekten söz ettim. Şimdi somutlaştıralım, çünkü mali göz ancak bununla çalışır.
Ekranda yazmayan şeyleri tahmin etmenin yolu, görünür işaretleri okumaktır. Bunlar öğrenilebilir ve azdır.
Mekân sayısı. Kaç ayrı yerde geçiyor? Her yeni mekân bir taşınma, bir izin ve çoğu zaman yarım gün demektir. Az mekân her zaman ucuz demek değildir ama çok mekân her zaman pahalı demektir.
Kadrajdaki insan sayısı. Arka planda yürüyen her insan bir figürandır; kostümü, yemeği ve yönetimi vardır. Kalabalık sahne, süresi kısa olsa bile günün en yüklü kalemidir.
Zaman. Gece mi gündüz mü? Gece çekim penceresi dardır. Dönem mi güncel mi? Dönem, kadraja giren her nesnenin ayrıca bulunması demektir.
Hareket. Kamera duruyor mu, yürüyor mu, uçuyor mu? Her hareket bir ekipman, bir prova ve bir zaman demektir.
Çocuk, hayvan, su, ateş. Dördü de takvimi yavaşlatır; çocuk için çalışma saati sınırlıdır, diğer üçü için güvenlik ekibi gerekir.
Süre ve tempo. Sahneler uzun ve kesme az ise plan sayısı düşüktür; bu bazen ucuz, bazen çok pahalıdır. Hangisi olduğunu ancak sahnedeki hareketle birlikte anlarsın.
Bu altı işaretle yapılan tahmin kesin değildir ve olması da gerekmez. Amaç rakam bulmak değil, ölçek sınıfı bulmaktır: küçük, orta, büyük. Bir yapımcı için bu üç kelime çoğu zaman yeter.
Çelişki en değerli bilgidir
Dört göz çoğu zaman aynı şeyi söylemez. Ve tam da çeliştikleri yerde en çok şey öğrenirsin.
Bir örnek düşün. Yaratıcı göz diyor ki bu film çok iyi. Mali göz diyor ki bu bütçeyle bu iş yapılamazdı. İkisi de haklıysa geriye tek bir soru kalır: nasıl yapmışlar?
O sorunun cevabı bir yapımcı için altındır. Belki bir mekânı ikiye bölmüşlerdir. Belki kalabalığı sesle kurmuşlardır. Belki bir sahneyi hiç çekmeyip anlatmışlardır.
Ters yönde de çalışır. Mali göz diyor ki bu iş pahalıya mal olmuş. İzleyici gözü diyor ki kimse ilgilenmemiş. Buradan çıkan ders bir kusur listesi değil, bir uyarıdır: harcanan para hangi noktada karşılık üretmedi?
Bu yüzden not alırken dört gözü ayrı satırlara yazmak gerekir. Tek satırda birleştirdiğin anda çelişki kaybolur ve bilgi de onunla gider.
İzlemeyi birikime çeviren şey
Şimdi en sıkıcı ama en belirleyici kısım.
Neden hemen? Çünkü izlenim iki gün içinde bulanıklaşır, iki hafta içinde yalnızca genel bir his kalır. "Şu filmde bir mekân çözümü vardı" cümlesi, hangi film ve hangi çözüm hatırlanmadığında hiçbir işe yaramaz.
İyi bir izleme notu üç şey içerir. Bir: bir cümlelik yargı, dört gözden hangisine ait olduğu belirtilerek. İki: bir somut çözüm; gördüğün ve bir gün kullanabileceğin bir şey. Üç: bir isim; yönetmen, kurgucu, besteci, sanat yönetmeni.
Sonuncusu genellikle atlanır ve en değerlisidir.
Ve son olarak kendi körlüğünü hesaba kat. Herkesin sevmediği bir tür, anlamadığı bir dil, sıkıldığı bir tempo vardır. Bunları bilmek bir kusur itirafı değil, bir ölçüm düzeltmesidir. Sevmediğin türde bir proje geldiğinde kendi tepkini bir kenara koyup ikinci bir göz istemek, profesyonel bir davranıştır.
Filmlerden okuma
Teknik gözle bakınca görünenler
Mali gözle bakınca görünenler
Yaratıcı ve izleyici gözü
Dört gözün çeliştiği yerler
Usta katmanı
Dört gözü sahada kullanmak, onları tanımaktan farklı bir iştir.
Birincisi: dört gözü aynı anda açık tutmak ilk izlemede mümkün değildir ve olmak zorunda da değil. Deneyimli yapımcıların çoğu ilk izlemeyi izleyici olarak yapar; kendini akışa bırakır, çünkü izleyicinin ne hissedeceğini ancak öyle ölçebilir. Analiz ikinci izlemede ya da hemen sonrasında gelir. Baştan analiz ederek izleyen kişi, izleyici gözünü kalıcı olarak kaybeder ve bu kayıp geri gelmez.
İkincisi: sevmediğin işlerden daha çok öğrenilir ama daha az izlenir. İnsan doğal olarak beğendiğini tekrar izler. Oysa çalışmayan bir iş, neyin neden çalışmadığını çıplak gösterir. Deneyimli yapımcılar bu yüzden bilerek "kötü" iş izler ve tek soru sorar — bu karar neden alınmış olabilir? Cevap neredeyse hiçbir zaman "beceriksizlik" değildir; genellikle bir kısıt, bir baskı ya da bir uzlaşmadır.
Üçüncüsü: bir işi ne kadar sevdiğin ile ondan ne kadar öğrendiğin arasında ilişki yoktur, ama bir ilişki vardır ki önemlidir — ne kadar dikkatli izlediğin. Telefon elde izlenen bir film, bir yapımcı için izlenmemiş sayılır. Bu bir ahlak dersi değil, bir verimlilik gözlemi; bölünmüş dikkatle izlenen iki saat, hiçbir çıktı üretmez ve o iki saat geri gelmez.
Dördüncüsü: kendi kararlarını da aynı dört gözle izlemelisin, ve bu en zorudur. Kendi bitmiş işine bakarken yaratıcı göz savunmaya geçer, mali göz mazeret üretir. Bu yüzden yapımlar bittikten sonra yazılı bir değerlendirme yapılır; Yapımın yaşam döngüsü dersinde söylediğimiz gibi bu bir suçlama listesi değildir. Kendi işine dışarıdan bakabilmek, bu meslekte en geç gelişen kastır.
Beşincisi: sektör bilgisi izlemekle tamamlanmaz, kimin neyi satın aldığını izlemekle tamamlanır. Hangi tür projeler son bir yılda alıcı buldu, hangi festivalden hangi film satıldı, hangi platform ne sipariş etti? Bu bilgi hiçbir filmin içinde yoktur ve hiçbir eleştiride yazmaz; sektör basınında, pazar raporlarında ve konuşmalarda durur. İzleme birikiminin yanına bu ikinci defter de konmalıdır.
Altıncısı: not tutmanın gerçek faydası hatırlamak değil, aramaktır. Üç yıl sonra elinde tek mekânlı bir proje olduğunda, "tek mekân" diye arayıp on yıl boyunca gördüğün bütün çözümlere ulaşabilmelisin. Bu yüzden not sistemi etiketli olmalı; tarih ve başlık yetmez. Etiketsiz bir arşiv, arşiv değil yığındır.
Yedincisi: buraya kadar biriken araçlar izlerken aynı anda çalışır. Artık tek bir soru sormuyorsun; hikâyeyi, kadrajı, kurguyu, sesi, türü ve maliyeti aynı anda soruyorsun. Bu başta yorucudur ve olması gereken de budur. Bir süre sonra sorular arka planda çalışır ve sen yalnız cevapları fark edersin. Ustalık, soruları unutmak değil; onları otomatikleştirmektir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: eleştirel izlemek film izleme keyfini öldürür.
Bu korku samimidir ve bu mesleğe girenlerin çoğu bir dönem yaşar. Ama gözlem tersini söylüyor: keyfi öldüren şey analiz değil, sürekli analizdir. Çözüm ilk izlemeyi izleyici olarak yapmaktır. Kendini akışa bırakamayan bir yapımcı zaten en değerli aletini kaybetmiş olur; izleyicinin ne hissedeceğini ölçmenin başka yolu yoktur.
Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: iyi filmlerden öğrenilir.
Doğrudur ama eksiktir. İyi filmde her şey yerli yerindedir ve bu yüzden kararlar görünmez olur; her şey kaçınılmaz görünür. Çalışmayan bir işte ise dikişler açıktadır. Neyin neden tutmadığını görmek, neyin neden tuttuğunu görmekten çoğu zaman daha öğreticidir. Şart, "kötü" demekle yetinmemek ve o kararın neden alınmış olabileceğini sormaktır.
Yaygın yanlışÜçüncü yaygın yanlış: bütçeyi tahmin etmek uzmanlık ister.
Kesin rakam için evet, ve o rakam zaten sana lazım değil. Ölçek sınıfını bulmak ise az önce saydığımız altı görünür işaretle herkesin yapabileceği bir iştir. Bu tahmin sık sık yanılır ama yanılması sorun değildir; ölçülmeyi bekleyen bir tahmin, hiç tahmin etmemekten her zaman iyidir. Kası geliştiren şey de tam olarak budur: her tahminin yanına sonradan öğrendiğin gerçeği yaz. Birkaç düzine karşılaştırmadan sonra gözün kalibre olur.
Yaygın yanlışDördüncü yanlış: kendi zevkim bir ölçüdür.
Kısmen doğrudur; senin tepkin gerçek bir veridir ve yok sayılmamalıdır. Yanlış olan onu tek ölçü saymaktır. Bir yapımcı kendi sevmediği bir işin izleyicisi olabileceğini kabul edebilmelidir; Tür, format ve ton dersinde konuştuğumuz gibi kendi zevkinle pazarın zevkini ayırt etmek profesyonel bir davranıştır. Kendi körlüğünü bilmek, onu yok saymaktan daha iyidir.
Burada karışan şey, izlemenin tek bir edim sanılması. Değildir. İzleyici olarak izlemek, öğrenmek için izlemek ve değerlendirmek için izlemek üç ayrı iştir; üçü de gereklidir ve üçü aynı anda yapılamaz. Bunları ayırmayan kişi ya keyfini ya bilgisini kaybeder — ve genellikle ikisini birden.
Uygulama — kendin dene
Birinci adım: filmi izleyici olarak izle. Not alma, durdurma, telefon elde tutma. Bittiğinde tek cümleyle ne hissettiğini yaz. Bu cümle senin izleyici gözün ve tek kaydedeceğin an burasıdır; sonradan yeniden üretilemez.
İkinci adım: bir gün bekle. Sonra aklında ne kaldığını yaz. Kalan şey, filmin gerçekte ne bıraktığıdır.
Son adım bütün dersi tek belgede topluyor. Aynı film için on başlıklı bir eser analizi yaz. Başlıklar şunlar olsun; her biri buraya kadar kurduğumuz bir araca karşılık gelir.
Bir: künye ve bağlam — kim yapmış, ne zaman, hangi koşullarda. İki: duygusal vaat ve tür sözleşmesi — ne vaat etti, tuttu mu? Üç: hikâye teşhisi — beş soruya cevap veriyor mu? Dört: görsel dil — kaç kurulum, kadraj ne kadar geniş, hangi karar günü yedi? Beş: kurgu — kapsama tahmini ve ritim. Altı: ses — beş katman nasıl kullanılmış, sessizlik var mı? Yedi: üretim tahmini — kaç mekân, kaç çekim günü, hangi kalem pahalı? Sekiz: konumlandırma — kime satılmış, üç karşılaştırmalı yapım yaz. Dokuz: etik ve hak riskleri — müzik, arşiv, gerçek kişi, kadraja giren eser. On: aktarılabilir ders — bu işten kendi projene alacağın tek somut şey nedir?
Elindeki bu belge senin profesyonel eser analizin. Buraya kadar öğrendiğin her şeyi tek bir belgede kullanıyor.
Kilit özet
Birincisi: ne göreceğini izlerken sorduğun soru belirler. Soru yoksa geriye yalnız deneyim kalır ve deneyim birikim değildir.
İkincisi: bir filmde en az dört şey aynı anda doğru olabilir — yaratıcı olarak güçlü, teknik olarak zorlanmış, mali olarak imkânsız, izleyici için harika. "Beğendim" bu dördünü tek kelimeye ezer.
Üçüncüsü: dört göz çeliştiğinde en değerli bilgi oradadır. İyi ama yapılamaz görünen bir iş varsa asıl soru şudur — nasıl yapmışlar?
Dördüncüsü: ilk izlemeyi izleyici olarak yap. Kendini akışa bırakamayan yapımcı, izleyicinin ne hissedeceğini ölçme aletini kaybeder.
Beşincisi: not tutmanın faydası hatırlamak değil aramaktır. Notu izledikten hemen sonra, etiketiyle ve bir isimle yaz; etiketsiz bir arşiv, arşiv değil yığındır.
Sonraki derse köprü
Şimdiye kadar hep başkalarının işlerini okuduk. Artık bir sayfaya bakıp iş yükünü, bir kurguya bakıp seçenek sayısını, bir işe bakıp konumlandırmayı okuyabiliyorsun.
Sonraki derste yön değişiyor ve okumadan üretmeye geçiyoruz. Fikir bulma sistemini konuşacağız. Fikir üretmek ile fikri değerlendirmenin neden aynı anda yapılamadığını ve bir fikir defterinin nasıl bir fikir bankasına dönüştüğünü göreceğiz. İzleme notların o bankanın ilk kaynaklarından biri olacak.