Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi: ses görüntünün eşlikçisi değil, anlatının ikinci yarısıdır; görmediğin mekânı kurar, söylenmeyen duyguyu taşır ve nereye bakacağını söyler.
İkincisi: sesin beş katmanı vardır — diyalog, atmosfer, efekt, müzik ve sessizlik — ve sessizlik bir eksiklik değil, satın alınmış bir tercihtir.
Üçüncüsü: sette bir dakika beklemek, postta bir stüdyo gününden ucuzdur; ama bazı sahnelerde sonradan seslendirme baştan bütçeye yazılarak planlanmalıdır.
Dördüncüsü: var olan bir şarkıyı kullanmak için İKİ ayrı izin gerekir; eserin kendisi ve o kaydı. Biri eksikse şarkı kullanılamaz.
Beşincisi: müzik izinleri süre, bölge ve mecrayla sınırlıdır; bittiğinde filmin yeniden yayınlanmasını engelleyebilir ve kütüphane değerini eriten en sessiz sebep budur.
Açılış sahnesi
Geçen derste sana bir deney önermiştim. Şimdi onu yapalım.
Sevdiğin bir gerilim sahnesini aç ve sesi tamamen kapat. İzle.
Muhtemelen bir adam bir koridorda yürüyor. Hepsi bu. Nerede olduğunu, ne hissettiğini, tehlikenin nereden geleceğini bilmiyorsun. Sahne uzun geliyor ve sıkılıyorsun.
Şimdi tersini yap. Ekrana bakma, sadece dinle.
Ayak sesleri. Nefes. Uzakta bir kapı. Bir yerden gelen alçak, sürekli bir uğultu. Ve o uğultu yavaşça yükseliyor.
Gözünü kapatmana rağmen gerildin. Hiçbir şey görmedin ve tam olarak neyin olacağını da bilmiyorsun; ama bir şeyin olacağını biliyorsun.
Şimdi rahatsız edici gerçeğe gel. O sahnenin görüntüsü için onlarca kişi, günlerce çalıştı; kamera, ışık, sanat, kostüm. Mekân kiralandı, ekip taşındı, yemek çıktı. Sesi ise çoğu yapımda toplam bütçenin çok küçük bir kısmıyla, çok daha az kişiyle ve çoğu zaman herkes evine gittikten sonra üretildi.
Yani filmin duygusunun yarısını taşıyan katman, bütçenin en küçük kalemlerinden biri.
Sana en çok duyguyu en az parayla veren katman, en az ilgi gören katman. Peki bu bir fırsat mı, yoksa bir tuzak mı?
Bu derste ne olacak
Önce sesin katmanlarını ayıracağız; diyalog, atmosfer, efekt, müzik ve sessizlik. Sonra bu katmanların hangisinin sette, hangisinin sonradan üretildiğini ve bunun yapımcı için ne anlama geldiğini göreceğiz. Ardından bu dersin en pahalı konusuna geleceğiz: müzik hakları. Kaynak müzik ile özgün müzik arasındaki fark bir zevk meselesi değil, bir hak ve maliyet meselesidir. Sonra bunu sesiyle anılan filmlerde okuyacağız. Ders bittiğinde bir sahnenin ses ihtiyacını listeleyebiliyor, bir şarkının filme girmesi için nelerin gerektiğini sayabiliyor ve bir mekâna girdiğinde orada ne duyulduğunu sorabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Birini telefonla aradığını düşün.
Daha "alo" demeden nerede olduğunu anlarsın. Kafedeyse fincan sesleri ve konuşma uğultusu vardır. Arabadaysa alçak bir motor gürültüsü ve ara sıra sinyal sesi. Merdiven boşluğundaysa sesi yankılanır. Dışarıdaysa rüzgâr mikrofona vurur.
Hiçbir şey görmedin. Ama zihninde bir mekân kuruldu.
Dahası var. İki kelime söylediğinde ruh hâlini de anlarsın. Sözün içeriğinden önce tonundan anlarsın, ve çoğu zaman ton doğruyu söyler.
İşte film sesi tam olarak bu iki işi yapar. Görmediğin bir mekânı kurar ve söylenmeyen bir duyguyu taşır.
Üçüncü bir işi daha var ve fark edilmesi en zor olanı: sana nereye bakacağını söyler. Telefonda arkadaki bir cam kırılsa, konuşmayı bırakır o sese dönersin. Filmde de aynısı olur; bir ses yükseldiğinde gözün o yöne kayar. Yani ses yalnız duyguyu değil, dikkati de yönetir.
Bu yüzden sesin adı yanlış konmuştur. Ses, görüntünün eşlikçisi değildir; anlatının ikinci yarısıdır. Bir sahneyi sessiz izlediğinde eksik olan şey atmosfer değil, yöndür.
Telefon benzetmesi burada ters dönüyor.
Telefonda duyduğun her ses bedavadır ve kendiliğinden oradadır. Kafenin uğultusunu kimse kurmadı, rüzgârı kimse ayarlamadı.
Filmde ise durum tersidir. Duyduğun her ses seçilmiştir. Kafenin uğultusu ayrı kaydedilmiş, ayaklar ayrı basılmış, kapı ayrı çekilmiştir. Hiçbiri o sahnede kendiliğinden yoktu; her biri birinin kararıyla oraya kondu.
Bir de şu var. Telefondaki sesler senin kontrolünde değildir ve zaten gerçek oldukları için ikna edicidirler. Filmde ise gerçek ses çoğu zaman ikna etmez. Gerçek bir kapı sesi kaydedip filme koyduğunda cılız duyulur; seyirci onu kapı gibi duymaz. Bu yüzden efektlerin büyük kısmı kaynağından değil, ikna edici olandan üretilir. Sinemada gerçeklik, gerçeğin kopyası değil, gerçeğin inandırıcı hâlidir.
Ve en pahalısı şudur: sessizlik. Gerçek bir sette sessizlik yoktur; jeneratör çalışır, uzakta yol vardır, ekip nefes alır. Filmdeki sessizlik, para ve sabırla satın alınmış bir şeydir.
Mekanizma
Sesin beş katmanı
Bir filmin ses bandı tek bir şey değil, üst üste binmiş katmanlardır. Her katmanın ayrı bir işi ve ayrı bir maliyeti vardır.
Diyalog. Söylenen sözler. En kritik katmandır çünkü anlaşılmazsa film anlaşılmaz. Bu yüzden ses ekibinin sette birinci önceliği diyalogdur, atmosfer değil.
Atmosfer. Mekânın kendi sesi; oda tonu, sokak uğultusu, orman. Genellikle sahne çekildikten sonra, herkes sustuğunda ayrıca kaydedilir. Kurguda bu kayıt, farklı zamanlarda çekilmiş planları tek bir mekâna bağlayan tutkaldır.
Efekt. Kapı, adım, cam, silah, araba. Bir kısmı sette yakalanır, çoğu sonradan üretilir. Sinemada duyduğun efektlerin büyük bölümü kaynağından gelmez; ikna edici olan sesle üretilir.
Müzik. Duygunun en doğrudan taşıyıcısı ve bu dersin en pahalı konusu. Birazdan ayrı ele alacağız.
Sessizlik. Bir katman olarak sayılır çünkü bir tercihtir. Sesin kesildiği an, en yüksek sesten daha çok dikkat çeker.
Bu beş katmanın nasıl dengeleneceği kurguyla birlikte belirlenir.
Sette kaydedilen ses ile sonradan kurulan ses
Yapımcı açısından sesin ikiye ayrıldığı yer burasıdır.
İşte burada tanıdık bir takas var. Sette sesi korumak zaman alır; korumazsan postta para harcarsın ve kalite düşer. Geçen derslerdeki kural burada da geçerli — postta düzeltmek en pahalı yoldur.
Ama ince bir nokta var. Bazı yapımlarda sette sesi kovalamak gerçekten mantıksızdır. Kalabalık bir caddede, denizde ya da hareket hâlindeki bir araçta temiz diyalog yakalamak bazen imkânsızdır. Doğru karar, bunu önceden bilip bütçeye sonradan seslendirme yazmaktır. Kötü olan sonradan seslendirme değil, plansız sonradan seslendirmedir.
Müzik: en pahalı katman ve iki ayrı hak
Şimdi bu dersin yapımcılık açısından en kritik bölümüne geldik.
Şimdi çoğu yeni yapımcının bilmediği ve öğrenince şaşırdığı şeyi söyleyeceğim.
Bunun pratik sonucu şudur. Bir şarkının ünlü kaydı çok pahalıysa, aynı şarkıyı yeniden kaydettirebilirsin; o zaman yalnız eser hakkı gerekir. Bu, sektörde sık kullanılan gerçek bir çözümdür ve bilmeyen yapımcı ya şarkıdan vazgeçer ya da gereğinden fazla öder.
İkinci pratik sonuç daha da önemli. Müzik izinleri süre, bölge ve mecra ile sınırlıdır. Üç sektörün ekosistemi dersindeki kuralı hatırla; sınırsız verilen hak geri gelmez, ama sınırlı alınan hak da bir gün biter. Yalnız salon için alınmış bir müzik izni, film platforma satıldığında yetmez. Filmi durduran şey bir sahne değil, bir şarkı olabilir.
Bu yüzden müzik, hak zincirinin en sık kopan halkasıdır. Kurguda geçici olarak konan bir şarkıya ekip alışır, film onunla izlenir, sonra izin alınamaz ve o duygu bir daha kurulamaz.
Kural nettir: kurguya, izni alınamayacak müziği koyma.
Leitmotif ve sessizliğin dramaturjisi
Müziğin anlatıdaki en güçlü araçlarından biri tekrardır. Bir karaktere ya da bir fikre bağlanmış kısa bir müzikal cümle, her döndüğünde seyirciye bir şey hatırlatır. Buna leitmotif denir ve gücü tanıdıklıktan gelir; ilk duyduğunda hiçbir şey ifade etmez, beşincide her şeyi ifade eder.
Yapım açısından leitmotif ucuz bir zenginliktir. Az sayıda müzikal fikri iyi kullanmak, çok sayıda parça bestelemekten hem ucuz hem etkilidir.
Sessizlik ise en az kullanılan araçtır. Müzik eklemek güven verir; kaldırmak cesaret ister. Oysa sürekli müzik, seyirciyi ne hissedeceği konusunda sürekli yönlendirdiği için bir süre sonra etkisini kaybeder. Sessizliğin ardından gelen tek bir nota, kesintisiz bir müzikten daha çok iş görür.
Beş katmanın her biri, bazı filmlerde anlatının yükünü tek başına taşıdı.
Filmlerden okuma
Sesin mekânı ve duyguyu kurduğu yerler
Sessizlik ve az müzik
Müzik anlatıyı taşıdığında
Müzik hakkının maliyeti
Usta katmanı
Az önce sesin ucuz ama etkili bir katman olduğunu söyledim. Bu ucuzluk, yakından bakınca bir yanılsamaya dönüşüyor.
Birincisi: ses ucuz değildir, ucuza yapılabilir olduğu için ucuz sanılır. Aradaki fark önemlidir. Bir sahneye üç ses katmanı koymak ile otuz katman koymak arasındaki maliyet farkı, aynı sahneyi iki farklı kamerayla çekmek kadar büyük olmayabilir; ama emek farkı büyüktür ve emek zamandır. Ses ekibine verilen süre kısaldığında sonuç kötüleşmez, sadece sıradanlaşır. Bunu kimse rapor etmez.
İkincisi: ses tasarımının en kritik kararı kurgudan önce alınır. Bir sahnenin sesle mi yoksa görüntüyle mi anlatılacağı, çekim planını değiştirir. Sesle anlatılacaksa o plan çekilmeyebilir; bu doğrudan tasarruftur. Sessiz Yer ölçeğinde bir fikir, senaryo aşamasında ses ekibinin masaya oturmasını gerektirir. Ses ekibini postta çağırmak, geç kalmış olmaktır.
Üçüncüsü: geçici müzik tehlikesidir ve deneyimli yapımcılar bundan korkar. Kurguda geçici olarak konan tanınmış bir parçaya ekip alışır; sonra besteciden "buna benzer ama aynı olmayan" bir şey istenir. Sonuç genellikle ikisinden de kötüdür. Doğru refleks, geçici müziği erken kaldırmak ve besteciyi kurgu sürerken işin içine sokmaktır.
Dördüncüsü: müzik izinleri zaman içinde biter ve bu, filmin ömrünü doğrudan kısaltabilir. Yalnız belirli bir mecra ve süre için alınmış izinler, film yıllar sonra yeniden yayınlanmak istendiğinde yenilenmek zorundadır. Yenilenemezse film ya o müzik değiştirilerek yayınlanır ya hiç yayınlanmaz. Sinema tarihi dersinde konuştuğumuz kütüphane değeri, müzik izinleri yüzünden eriyebilir. Uzun süreli izin almak bugün pahalıdır, almamak yarın daha pahalıdır.
Beşincisi: sesin bütçedeki yeri yanlış yerdedir ve bu bir muhasebe alışkanlığından gelir. Ses genellikle post kalemleri arasında, kurgunun yanında görünür. Oysa sesin işi çekimden önce başlar; mekân seçilirken sesin ne olacağı belirlenir. Havalimanı yakınındaki bir ev ucuza kiralanır ve o ucuzluk, sonradan seslendirme faturasıyla fazlasıyla geri alınır. Deneyimli yapımcı keşif gezisine ses sorumlusunu da götürür ya da en azından her mekân için tek bir soru sorar: burada ne duyuluyor? Bu soruyu keşifte sormak bedavadır, sette sormak geç kalmaktır.
Altıncısı: erişilebilirlik ses tarafının bir parçasıdır ve teslim listesinde yer alır. Altyazı, işitme engelliler için betimlemeli altyazı ve görme engelliler için sesli betimleme, sonradan hatırlanan kalemler olmamalıdır. Bunlar hem yasal ya da sözleşmesel zorunluluk olabilir hem de izleyici sayısını doğrudan artırır. Bütçeye baştan yazılmadığında, teslim gününde bulunan bir açık olarak karşına çıkar.
Yedincisi: ses ekibi bir yapımın en geç konuşulan ama en erken kararlaştırılması gereken tarafıdır. Besteciyle çekimden önce tanışmak, ses tasarımcısını kurgu başlarken çağırmak ve mekân keşfine ses sorumlusunu götürmek, hiçbiri para gerektirmeyen üç karardır. Üçü de yapılmazsa sonuç kötü olmaz; sıradan olur. Bu meslekte en zor fark edilen kayıp budur, çünkü kimse eksik olanı duymaz.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışÇok yaygın bir kanı şu: ses postta halledilir.
Bu cümle sesi gerçekten postta üretilen bir katman sandığı için mantıklı görünür ve kısmen doğrudur; efektlerin çoğu gerçekten sonradan yapılır. Ama diyalog öyle değildir. Sette yakalanamayan bir performans stüdyoda yeniden kaydedilebilir, aynı performans geri gelmez. Sette bir dakika beklemek, postta bir stüdyo gününden ucuzdur.
Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: müzik bütçenin küçük bir kalemidir.
Bu kanı deneyimle de destekleniyor, çünkü özgün müzik için çoğu zaman gerçekten doğrudur; besteciyle anlaşılır, bedel bellidir, sürprizi azdır. Kaynak müzik için ise tehlikeli biçimde yanlıştır; tanınmış bir şarkının belirli bir kaydının kullanım izni, küçük bir filmin bütün müzik bütçesini tek başına aşabilir. Üstelik bu maliyet senaryoda tek satırla görünür: "radyoda şu şarkı çalar."
Yaygın yanlışÜçüncü yaygın yanlış: şarkının iznini aldık, iş bitti.
Burada eksik olan şey çifte haktır. Bir şarkı için eser hakkı ve kayıt hakkı ayrı ayrı alınır ve çoğu zaman iki farklı tarafa aittir. Yalnız birini almak, hiç almamakla aynı sonucu verir; film o şarkıyla yayınlanamaz. Bunu teslim aşamasında öğrenen yapımcı, en pahalı anda öğrenmiş olur.
Yaygın yanlışDördüncü yanlış: müzik ne kadar çok olursa duygu o kadar güçlü olur.
Yeni yapımlarda çok görülür, çünkü müzik eklemek güven verir. Oysa sürekli yönlendirilen seyirci bir süre sonra yönlendirmeyi duymaz olur. İhtiyarlara Yer Yok ile Kuşlar örneklerini hatırla; ikisinde de müziğin yokluğu bir zaaf değil, bir karardı. Sessizlikten sonra gelen tek bir nota, hiç susmayan bir müzikten daha yüksek sesle konuşur.
Dördü de sesi yalnızca bir katman sanmaktan doğuyor. Ses bir katman değil, filmin ikinci yarısıdır; bütçede, takvimde ve hak dosyasında bu ağırlıkta yer tutmalıdır. Sesi son haftaya bırakan bir yapım, filmin yarısını son haftaya bırakmış olur.
Uygulama — kendin dene
Şimdi her satırın yanına iki işaret koy. Birincisi: bu ses sette mi kaydedilmiş olabilir, yoksa sonradan mı eklenmiş? İkincisi: bu ses kaldırılsa sahne ne kaybeder?
Son adım bu dersin en çok işine yarayacak kısmı. Aynı sahne için sıfırdan bir ses planı yaz. Beş katmanı da ayrı başlık yap: diyalog, atmosfer, efekt, müzik ve sessizlik. Her başlığın altına o sahnede ne gerektiğini ve bunun sette mi postta mı üretileceğini yaz. Müzik başlığının altına ayrıca şunu ekle: özgün mü olacak yoksa var olan bir parça mı, ve var olan bir parçaysa kimden kaç izin alınması gerekir. Elindeki bu belge senin ses katmanı tasarımın.
Kilit özet
Birincisi: ses görüntünün eşlikçisi değil, anlatının ikinci yarısıdır; görmediğin mekânı kurar, söylenmeyen duyguyu taşır ve nereye bakacağını söyler.
İkincisi: sesin beş katmanı vardır — diyalog, atmosfer, efekt, müzik ve sessizlik — ve sessizlik bir eksiklik değil, satın alınmış bir tercihtir.
Üçüncüsü: sette bir dakika beklemek, postta bir stüdyo gününden ucuzdur; ama bazı sahnelerde sonradan seslendirme baştan bütçeye yazılarak planlanmalıdır.
Dördüncüsü: var olan bir şarkıyı kullanmak için İKİ ayrı izin gerekir; eserin kendisi ve o kaydı. Biri eksikse şarkı kullanılamaz.
Beşincisi: müzik izinleri süre, bölge ve mecrayla sınırlıdır; bittiğinde filmin yeniden yayınlanmasını engelleyebilir ve kütüphane değerini eriten en sessiz sebep budur.
Sonraki derse köprü
Buraya kadar filmin nasıl anlatıldığını konuştuk. Görüntü, kurgu, ses. Üçü de bir hikâyeyi taşımanın araçları.
Ama bir soruyu hiç sormadık: taşınan şey nedir?
Bir sonraki derste hikâyenin kendisine bakacağız. Çatışma, karakter, amaç, engel ve değişim. Ve yapımcı açısından tek bir soruya cevap arayacağız: bir senaryoyu okuduğunda, o hikâyenin çalışıp çalışmadığını nasıl anlarsın? Çünkü bu mesleğin ilk kararı hâlâ o — hangi hikâye?