Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi: cümle bir süs ya da bir tanıtım metni değil. Karşındakinin kafasında kurulan filmin kendisidir ve o filme evet ya da hayır der.
İkincisi: tek bir doğru cümle yoktur. Senariste, oyuncuya, finansöre ve izleyiciye kurulan cümleler farklıdır; vurguyu değiştirmek meşru, projeyi eğmek değil.
Üçüncüsü: farklılaştırıcı unsur somut olmalı. Kalite iddiası herkeste var; masadaki yirmi projeden seni ayıran şey tek bir gösterilebilir ayrıntıdır.
Dördüncüsü: ton söylenmezse dinleyici kendi tonunu koyar. Yanlış evetlerin çoğu buradan çıkar.
Beşincisi: kısa sunumun amacı anlatmak değil, anlatmaya devam etme hakkını kazanmaktır. Ölçüt tek — soru geldi mi? Soru gelmediyse bu bir ret değil, cümleni düzeltmek için elindeki tek veridir.
Açılış sahnesi
Bir toplantıdan çıktın ve cebinde bir evet var.
Altı ay geçti. Aynı kişi ilk kaba kurguyu izliyor. Işıklar açılıyor ve şunu söylüyor:
"Ben bunu böyle anlamamıştım."
Kimse yalan söylemedi. Kimse sözünden dönmedi.
Olan şu: o kişi senin kurduğun cümleye evet dedi, sen ise başka bir filmi yaptın. Cümle ile film arasında bir açı vardı ve altı ay boyunca kimse fark etmedi.
Buna yanlış evet diyelim. Reddedilmekten çok daha pahalıdır. Ret bir günde biter; yanlış evet aylarca sürer, para harcatır ve sonunda bir ilişkiyi de yakar.
Şimdi asıl mesele.
Bir cümle, projeni anlatan bir süs değildir. Karşındaki insanın kafasında kurulan filmin kendisidir. O kişi senin filmini görmedi, göremez, göremeyecek. Elinde tek bir şey var: senin cümlen.
O cümle neyi vaat ediyorsa, o kişi ona evet ya da hayır diyor. Sen filmi savunamazsın, çünkü film henüz yok; ortada yalnız cümle var ve cümle tek başına gidiyor.
Bu ders o cümleyi kurmakla ilgili. Ama daha çok, aynı proje için kaç ayrı cümle gerektiğini bilmekle ilgili.
Bu derste ne olacak
Önce bir sınır çizeceğiz: logline'ın nasıl yazıldığı senaristin zanaatıdır ve onu burada yeniden tanımlamayacağız. Yapımcının işi başka yerde başlıyor. Sonra bu dersin ekseni geliyor — aynı proje için tek bir doğru cümle yoktur, dinleyiciye göre değişen birkaç doğru cümle vardır. Ardından bir cümlede ne bulunması gerektiğini kuracağız: çekirdek vaat, kahraman, hedef, engel, farklılaştırıcı unsur ve ton. Sonra sinema, dizi ve reklamın neden üç ayrı cümle istediğine bakacağız. Ardından kısa sunumu konuşacağız ve asıl amacının ne olduğunu göreceğiz. Sonra bunları gerçek yapımların satış ve geliştirme hikâyelerinden okuyacağız. Ders bittiğinde üç ayrı logline yazabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Birine yol tarif ediyorsun.
Aynı adres, ama üç farklı insana.
Yürüyerek gelene: "şu köşeden sap, ara sokaktan kestir, beş dakika."
Arabayla gelene: "o sokağa girme, tek yön. Ana caddeden dön, otopark sağda."
Otobüsle gelene: "şu duraktan in, karşıya geç, yokuş yukarı."
Üç tarif de doğru. Ve üçü de birbirinin yerine kullanılırsa yanlış.
Arabayla gelene ara sokağı tarif edersen adam yolu bulamaz. Yürüyene otoparkı anlatırsan hiçbir işine yaramaz.
Şimdi işin can alıcı yerine gel. İyi tarif veren insan ne yapar?
Önce sorar. "Nasıl geleceksin?"
Cevabı duymadan tarife başlamaz. Çünkü tarifin doğruluğu adresle değil, dinleyicinin yoluyla ölçülür. Adres tektir; doğru tarif ise dinleyici sayısı kadardır.
Yapımcının cümlesi de böyle. Adres aynı — projen değişmiyor. Ama karşındaki senaristse başka, finansörse başka, oyuncuysa başka bir yoldan geliyor.
Bunu bilmeden konuşmaya başlayan yapımcı, herkese aynı tarifi verir ve çoğu kişi yolu bulamaz. Üstelik bunu bir beceri eksikliği olarak da görmez; "anlatamadım" der ve cümleyi güzelleştirmeye çalışır. Oysa sorun cümlenin güzelliğinde değil, kime kurulduğundaydı.
Bir şey daha: iyi tarif veren kişi kısa keser. Her dönemeci saymaz, gereken kadarını söyler. Fazla ayrıntı yolu kolaylaştırmaz, karıştırır; insan aklında üç adım tutar, on iki adım tutmaz.
Ama bu benzetmenin tuttuğu yer kadar tutmadığı yer de önemli, çünkü tutmadığı yer işi tehlikeli hâle getiriyor.
Yolda bir kontrol vardır: adam gelir ya da gelmez. Yanlış tarif verdiysen bunu aynı gün öğrenirsin ve düzeltirsin.
Cümlede böyle bir kontrol yok.
Karşındaki senin filmini göremez, kıyaslayamaz, doğrulayamaz. Kafasında bir film kurar ve o filme evet der. Yanlış anladığını altı ay sonra öğrenirsin.
İşte açılıştaki sahne bu yüzden oluyor. Cümle yanlış değildi; yanlış olan, kimin için kurulduğunun düşünülmemesiydi.
Mekanizma
Sınır: bu ders neyi anlatmıyor
Açık konuşalım. Logline'ın tanımı, kahraman-hedef-engel iskeleti, tek cümlenin nasıl yazıldığı — bunların hepsi senaristin zanaatına ait. Premise ve kanca da öyle.
Burada onları yeniden tanımlamayacağız. Aynı kavramı yapımcı ağzıyla ikinci kez tanımlamak, senaristle konuşurken iki ayrı sözlük doğurur.
Yapımcının işi tanımdan sonra başlıyor ve üç soruda toplanıyor. Bu cümleyi kime kuruyorum? Bu cümle neyi vaat ediyor? Ve bu cümle beni bir sonraki soruya taşıyor mu?
Aynı proje, farklı dinleyici
Beş ayrı dinleyici var ve beşi farklı şey duymak istiyor.
Senarist hikâyeyi duymak ister. Kahraman kim, ne istiyor, önünde ne var. Burada senaristin bildiği iskelet aynen çalışır.
Yönetmen dünyayı ve tonu duymak ister. Bu film neye benziyor, hangi hisle izleniyor?
Oyuncu rolü duymak ister. Ve şunu net bil: oyuncu senin filminin konusuyla değil, kendi karakterinin yolculuğuyla ilgilenir. Ona filmi anlatan yapımcı, karşısındakinin aradığı bilgiyi vermemiş olur.
Finansör ve alıcı ölçeği, kitleyi ve karşılaştırmalı yapımları duymak ister. Bu kaç paralık bir iş, kim izler, neye benziyor, kim yakın zamanda benzerinden kazandı? Tür, format ve ton dersinde konuştuğumuz konumlandırma bu cümlenin içine girer.
İzleyici yalnız merakı duymak ister. Bir tek soru sorar: bunu neden izleyeyim?
Beş cümle de aynı projeyi anlatır ve beşi de dürüsttür. Farklı olan şey vurgudur, uydurma değil.
Ve burada bir uyarı: dinleyiciye göre değiştirmek, dinleyicinin duymak istediğini uydurmak demek değildir. Birincisi tarif vermek, ikincisi yanlış evet üretmektir. Aradaki fark şu — projeni değiştirmeden vurguyu değiştiriyorsan doğru yoldasın. Cümleyi tutturmak için projeyi eğmeye başladıysan yolun sonunda o kaba kurgu sahnesi var.
Cümlede ne bulunmalı
Bir cümlede aranan altı unsur var: çekirdek vaat, kahraman, hedef, engel, farklılaştırıcı unsur ve ton.
İlk dördü senaristin alanı. Yapımcı için kritik olan son ikisi, çünkü onlar hikâyeye değil pazara bakar.
Neden bu kadar önemli? Çünkü karşındaki kişi bugün senin projeni tek başına dinlemiyor. Bu ay yirmi benzerini dinledi. "İyi bir dram" cümlesi hiçbir şey söylemez; yirmi projenin hepsi iyi bir dram.
Farklılaştırıcı unsur bir kurulum, bir bakış açısı, bir kısıt ya da bir dünya olabilir. Ama mutlaka gösterilebilir olmalıdır.
Ton ise en çok atlanan ve yanlış evetlerin çoğunun kaynağı olan unsurdur. Aynı olay komedi de olabilir dram da. Cümlende ton yoksa karşındaki kendi tonunu koyar — ve genellikle en tanıdık olanı koyar.
Üç sektör, üç cümle
Bu dersin çıktısı üç ayrı logline: sinema, dizi ve reklam için. Sebebi şu — üçü farklı şey vaat eder.
Sinema cümlesi kapanış vaat eder. Bir hikâye, bir yolculuk, bir son. Cümle bir soru sorar ve filmin o soruyu cevaplayacağını söyler.
Dizi cümlesi tekrar vaat eder. Buradaki soru "bu hikâye nasıl bitiyor" değil, "bu her hafta nasıl devam ediyor" olur. Dizi anlatısı dersinde bölüm motoru ve sezon motorunu konuşmuştuk; dizi cümlesinin taşıması gereken şey tam olarak o motordur. Kapanan bir hikâye anlatan dizi cümlesi, alıcıya yanlışlıkla bir film anlatır.
Reklam cümlesi bir sorunu çözer. Ve dikkat: burada dinleyici izleyici değil, ödeyendir. Reklam anlatısı dersinde ödeyen ile izleyenin ayrı olduğunu konuşmuştuk. Reklam cümlesi bir markanın problemine cevap verir; hikâye o cevabın aracıdır.
Burada kurduğumuz şey cümlenin iskeleti. Dizi proje geliştirme ve Reklam brief çözümleme dersleri bu iskeleti kendi sektörüne çevirecek.
Kısa sunumun asıl amacı
Bu cümleyi iki kez oku, çünkü çoğu kişi tersini yapar.
Yarım dakikaya filmin tamamını sığdırmaya çalışan yapımcı, karşısındakini bilgiyle doldurur ve merakını öldürür. Doğru kısa sunum eksik bırakır. Bilerek.
Başarısının tek ölçütü var: karşındaki bir soru sordu mu?
Soru geldiyse kazandın. Ne sorduğunun bile önemi yok — soru, kafasında bir film kurulduğunun kanıtıdır. "Peki sonunda ne oluyor" da iyi bir işarettir, "bunu kim oynayacak" da.
Soru gelmediyse ve karşındaki "güzelmiş, gönderirsin" dediyse, cümlen tutmadı. Bu bir ret değil, bir teşhistir ve cümleyi düzeltmek için elindeki tek veridir.
Son bir şey: bir cümle kuramıyorsan bu senin yazarlığın hakkında değil, projen hakkında bilgidir. Bazen anlamı şudur — projeyi henüz yeterince tanımıyorsun. Bazen daha ciddi bir şeydir: projenin ortasında tek bir merkez yoktur. İkincisi ise cümleyi düzelterek çözülmez; geliştirmeye dönmek gerekir.
Filmlerden okuma
Kurulumu tek cümlede biten projeler
Masaya göre değişen cümle
Cümlenin içindeki saat ve kaynak
Usta katmanı
Dinleyiciye göre cümle kurmak kâğıt üstünde kolay görünür. Masada ise birkaç alışkanlık fark yaratır.
Birincisi: cümleni yüksek sesle söyle. Yazılı olarak iyi görünen çoğu cümle, ağızdan çıktığında uzun ve dolambaçlı olur. Bu iş sözlü bir iştir; cümle kâğıtta değil, bir masada, gürültülü bir fuarda, bir koridorda çalışacak. Prova edilmemiş cümle, ilk gerçek denemesinde dağılır.
İkincisi: karşındakinin yüzünü izle, kendi cümleni değil. Deneyimli yapımcılar cümlenin neresinde ilginin arttığını görür ve bir sonraki anlatımda cümleyi oradan kurar. Bu, on ayrı toplantı sonunda cümlenin kendiliğinden düzelmesi demektir. Cümle masada gelişir, masa başında değil.
Üçüncüsü: "bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum" cümlesini kendine yasakla. Bu cümle kurulduğu anda karşıdaki dinlemeyi bırakır. Hazır olmadığın bir projeyi anlatmak zorunda değilsin; ama anlatmaya başladıysan, hazırlıksızlığını ilan etmek karşındakine değil sana zarar verir.
Dördüncüsü: cümleyi ekibinle paylaş ve aynı cümleyi kullanmalarını iste. Bir projede yapımcı, yönetmen ve senarist üç farklı cümle kuruyorsa, dışarıdan bakan üç farklı proje görür. Bu güven kaybının en sessiz biçimidir; kimse itiraz etmez ama kimse de tam olarak bağlanmaz.
Beşincisi: cümle geliştirme boyunca değişir ve değişmesi doğaldır. Ama ne zaman değiştiğini bil. Cümlenin değişmesi çoğu zaman projenin değiştiğinin işaretidir ve bazen kimse bunu fark etmez. Eski cümlelerini bir yerde sakla; altı ay önceki cümlenle bugünkünü yan yana koymak, projenin nereye kaydığını gösteren en ucuz aynadır.
Altıncısı: iyi cümle her zaman satmaz ve kötü cümle her zaman batırmaz. Bir cümlenin işi kapıyı aralamaktır; kapının arkasında ne olduğu senaryonun ve paketin işidir. Cümleye fazla yüklenen yapımcı, gerçek işi ertelemiş olur. Bir toplantıdan aldığın hayır, çoğu zaman cümlenle değil zamanlamayla ilgilidir.
Yedincisi: cümleni bir kez de projeye en soğuk bakan kişiye kur. Ekibin ve dostların cümleni zaten projeyi bildikleri için anlar; onların anlaması bir kanıt değildir. Gerçek sınav, konuya hiç ilgisi olmayan birinin dinledikten sonra ne anladığıdır. Anlattığın şeyi geri anlatmasını iste; geri gelen cümle senin cümlen değilse, düzeltilecek yer bulunmuş demektir.
Sekizincisi: aynı projeyi yıllarca aynı cümleyle anlatan yapımcı bir gün onu duymaz hâle gelir. Cümle ezberlendiğinde canlılığını kaybeder ve dinleyici bunu hisseder; söylenen kelimeler aynıdır ama arkasındaki inanç duyulmaz. Buna karşı basit bir yöntem var: aynı projeyi ara ara hiç hazırlıksız, tanımadığın birine anlat. Kendini nerede sıkıldığını duyarsın ve orası cümlenin ölmüş yeridir.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışEn yaygın yanlış: logline projenin özetidir.
Değildir. Özet neyin olduğunu anlatır, logline neyin vaat edildiğini anlatır. Özet bilgilendirir, logline merak uyandırır ve bir beklenti kurar. Bu ayrımı yapmayan yapımcı, üç cümlelik bir özeti logline sanıp masaya koyar ve karşısındakinin gözünün kaydığını fark etmez.
Yaygın yanlışİkinci yanlış: tek bir doğru logline vardır ve onu bulmak gerekir.
Yoktur. Aynı proje için senariste, oyuncuya, finansöre ve izleyiciye kurulan cümleler farklıdır ve hepsi dürüsttür. Tek cümleyle her masaya giden yapımcı, masaların çoğunda yanlış bilgiyi öne çıkarmış olur. Sınır şurada — vurguyu değiştirmek meşrudur, projeyi eğmek değildir.
Yaygın yanlışÜçüncü yanlış: kısa sunumda ne kadar çok bilgi verirsem o kadar iyi.
Tam tersi. Yarım dakikaya her şeyi sığdırmak merakı öldürür; iyi sunum bilerek eksik bırakır. Ölçüt anlattığın bilgi miktarı değil, karşındakinin soru sorup sormadığıdır. Soru gelmiyorsa cümle tutmamıştır ve bu bir teşhistir, bir ret değil.
Yaygın yanlışDördüncü yanlış: tonu cümleye sıfat ekleyerek koyarım.
"Sürükleyici bir gerilim" ya da "sıcak bir aile filmi" demek ton vermez; iddia eder ve iddia edilen ton hiçbir zaman hissedilmez. Ton, olayın seçilişinden ve kelimelerin tınısından gelir; hangi ayrıntıyı söylediğin, hangisini söylemediğin tonu kurar. Cümlende ton yoksa dinleyici kendi tonunu koyar ve genellikle en tanıdık olanı koyar. Açılıştaki o kaba kurgu sahnesinin en sık sebebi budur.
Dördünün arkasında aynı alışkanlık var: cümleyi bir tanıtım metni sanmak. Değil. Cümle, karşındakinin kafasında kurulacak filmin ilk taslağıdır ve o taslak sonradan zor düzeltilir.
Bunun bir de ters yüzü var. Cümleye hiç emek vermeyen yapımcı, "iyi proje kendini anlatır" diye düşünür. Anlatmaz. Kimse senin projeni okumak zorunda değil ve okumaya başlamak için bir sebebe ihtiyacı var. O sebebi üreten tek şey cümledir.
Uygulama — kendin dene
Birinci adım: seçtiğin projenin sinema cümlesini yaz. Tek cümle, kırk kelimeyi geçmesin. İçinde kahraman, hedef, engel ve ton bulunsun.
İkinci adım: cümlenin altını çiz ve farklılaştırıcı unsurunu işaretle. Yoksa cümle eksiktir; "iyi" ya da "etkileyici" gibi kelimeler farklılaştırıcı sayılmaz.
Üçüncü adım: aynı fikri diziye çevir. Şimdi soru değişiyor — bu her hafta nasıl devam eder? Cümlenin bir motoru olmak zorunda; kapanan bir hikâye anlatıyorsan henüz dizi cümlesi yazmamışsındır.
Dördüncü adım: aynı fikri reklama çevir. Burada dinleyici izleyici değil, ödeyendir. Cümle bir markanın hangi problemini çözdüğünü söylemeli.
Beşinci adım: sinema cümlesinin dört ayrı sürümünü yaz — senariste, oyuncuya, finansöre ve izleyiciye. Aynı proje, dört vurgu. Hiçbirinde proje değişmeyecek.
Altıncı adım, ve bu en önemlisi: birini bul ve yüksek sesle anlat. Kendini kaydet dersen kaydet. Tek şeye bak — karşındaki bir soru sordu mu, ve nerede sordu?
Yedinci adım: cümleyi tarihiyle birlikte kaydet. Altı ay sonra yeniden yazacaksın ve ikisini yan yana koymak isteyeceksin.
Kilit özet
Birincisi: cümle bir süs ya da bir tanıtım metni değil. Karşındakinin kafasında kurulan filmin kendisidir ve o filme evet ya da hayır der.
İkincisi: tek bir doğru cümle yoktur. Senariste, oyuncuya, finansöre ve izleyiciye kurulan cümleler farklıdır; vurguyu değiştirmek meşru, projeyi eğmek değil.
Üçüncüsü: farklılaştırıcı unsur somut olmalı. Kalite iddiası herkeste var; masadaki yirmi projeden seni ayıran şey tek bir gösterilebilir ayrıntıdır.
Dördüncüsü: ton söylenmezse dinleyici kendi tonunu koyar. Yanlış evetlerin çoğu buradan çıkar.
Beşincisi: kısa sunumun amacı anlatmak değil, anlatmaya devam etme hakkını kazanmaktır. Ölçüt tek — soru geldi mi? Soru gelmediyse bu bir ret değil, cümleni düzeltmek için elindeki tek veridir.
Sonraki derse köprü
Bir cümlen var ve o cümle bir soru getirdi.
Şimdi karşındaki "bana biraz daha anlat" diyor. Ve bu noktada tek cümle bitiyor.
Bir sonraki derste yazılı belgeye geçiyoruz ve iş zorlaşıyor; çünkü konuşurken karşındakinin yüzünü görüyordun, yazıda göremeyeceksin.
Soru şu olacak: bir projeyi okuyan kişinin kafasında filmi kuran belge nasıl yazılır, ve bir sayfa ile otuz sayfa arasında tam olarak ne değişir?