Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Birincisi: üretmek ile yargılamak aynı anda yapılamaz. Yargı hızlıdır ve her zaman kazanır; ayırmazsan geriye yalnız tanıdık fikirler kalır.
İkincisi: bolluk seçenek vermez, eleştiri cesareti verir. Kırk yedi fikri bırakabilmek için elli fikrin olması gerekir.
Üçüncüsü: fikir gelmez, yedi kapıdan birinden alınır — gözlem, araştırma, sorun, karakter, dünya, format, pazar ihtiyacı. Çoğu kişi ömrü boyunca tek kapı kullanır; fark yetenek değil kapı sayısıdır.
Dördüncüsü: yapımcının kaydı senaristinkinden üç soruyla ayrılır — bu fikir kimin, ben bu dünyaya girebilir miyim, bunu şu anda başkası yapıyor olabilir mi?
Beşincisi: korunan şey fikir değil ifadedir. Fikri saklamak korumaz; yazıya dökmek ve tarihlendirmek korur. Kayıtsız fikrin sahibi yoktur.
Açılış sahnesi
Bir koridorda yürüyorsun. Karşıdan tanıdığın bir kanal yöneticisi geliyor, üç dakikası var ve şunu soruyor:
"Elinde ne var?"
Kırk saniyen var.
Bu anı yaşamamış bir yapımcı yoktur. Ve bu anda iki tür insan vardır.
Birincisi düşünmeye başlar. "Şey… aslında birkaç şey var, bir tanesi şeyle ilgiliydi…" Cümle bitmeden karşıdaki nezaketle gülümser ve konu değişir.
İkincisi üç cümle söyler. Üçü de hazırdır, üçü de birbirinden farklıdır ve üçü de o kişinin bugün aradığı şeye göre seçilmiştir. Biri küçük ve kişisel, biri geniş ve kalabalık, biri türü belli ve satılabilir.
Karşıdaki bir tanesine "onu biraz daha anlat" der. Toplantı işte o cümleyle başlar.
Aradaki fark yaratıcılık değil. İkinci kişi o sabah daha zeki uyanmadı.
Aradaki fark, elinde bir stok olması. Ve o stok o sabah oluşmadı; aylardır, sistemli biçimde birikti. Koridorda olan tek şey, birikmiş bir şeyin ağızdan çıkması.
Şimdi asıl mesele şu. İkinci kişi daha çok fikir bulan biri değil. Fikirlerini kaydeden biri. Birinciye de aynı fikirler geldi; sadece hiçbiri yazılmadı ve hepsi gitti.
Bu ders o farkı anlatıyor, ve fikir bulmanın neden bir yetenek değil bir yöntem olduğunu.
Bu derste ne olacak
Önce bu işin en çok yanlış anlaşılan yerini kuracağız: fikir üretmek ile fikri değerlendirmek aynı anda yapılamaz, ve karıştırıldığında kaybeden hep üretim olur. Sonra fikrin alındığı yedi kapıyı tek tek açacağız; gözlem, araştırma, sorun, karakter, dünya, format ve pazar ihtiyacı. Ardından yapımcının kaydının senaristinkinden nerede ayrıldığını göreceğiz, çünkü aynı fikir iki masada iki farklı soruyla karşılanır. Sonra defter ile banka arasındaki farkı kuracağız. Ardından bütün bunları filmlerden okuyacağız. Ders bittiğinde elli fikirlik bir bankayı kurmaya başlayabilecek ve her kaydın hangi kapıdan geldiğini söyleyebilecek durumda olacaksın.
Sıfır noktası
Bir fidelik düşün.
Bahçıvan tek bir tohum ekmiyor. Bir tepsiye yüz tohum atıyor, üstünü örtüyor ve bekliyor. Birkaç hafta sonra bir kısmı çıkıyor, bir kısmı çıkmıyor. Çıkanların da bir kısmı cılız.
Ancak o zaman seçiyor. Güçlü olanları ayırıp toprağa alıyor, kalanları bırakıyor.
Şimdi sor: bahçıvan neden en baştan seçmedi?
Çünkü seçemezdi. Tohumlar birbirine benzer. Hangisinin tutacağı ekilmeden anlaşılmaz, çünkü tohumun içindeki bilgi dışarıdan görünmez.
Baştan seçmeye kalkan bahçıvan iki şeyi birden kaybeder. Elinde tek tohum kalır ve sonucu şansa bırakır. Üstelik seçerken kullandığı ölçüt de yanlıştır; iri tohum güçlü fide vermez.
Fikirlerde de böyle. Bir fikre bakıp proje olup olmayacağını anlayamazsın, çünkü bir fikrin gücü cümlesinde değil, altında ne olduğunda saklıdır. Ve orada ne olduğunu görmenin tek yolu onu bir süre büyütmektir.
Bu yüzden bu ders üretmeyi, sonraki dersler değerlendirmeyi anlatıyor. Sıra bilinçli; tersine çevirirsen fidelik hiç kurulmaz.
Fidelik benzetmesi bir yerde yetersiz kalıyor ve o yer yapımcılığın kendisi.
Tohum bedavadır. Bir avuç tohum atmanın maliyeti yoktur; bu yüzden bahçıvan cömert davranabilir ve doksan tohumu kaybetmek onu hiç üzmez.
Fikir öyle değil. Bazı fikirler doğduğu anda üzerinde bir fiyat etiketiyle gelir.
Aklına gelen şey bir romansa, o roman birinin. Gerçek bir olaysa, o olayı yaşayanlar var ve bir kısmı hayatta. Yaşayan bir insanın hayatıysa izni gerekir. Bir şarkının etrafında kuruluyorsa, o şarkının iki ayrı sahibi var. Bir markaysa, o marka birinin.
Bu fikirleri tepsine atmakta serbestsin. Ama toprağa alırken bir bedel çıkar ve o bedel bazen projenin kendisinden büyüktür.
Senarist bu etiketi görmeyebilir; onun işi hikâyenin var olup olmadığıdır ve öyle de olmalıdır. Yapımcı görmek zorundadır, çünkü etiketi ödeyecek olan o.
İşte bu yüzden yapımcının fikir defteri, yazarınkiyle aynı defter değildir.
Mekanizma
Üretmek ile yargılamak aynı anda olmaz
Bu dersin tek en önemli cümlesi bu.
Aklına bir fikir geliyor. Aynı saniye içinde ikinci bir ses konuşuyor: "bu tutmaz", "bunu zaten yapmışlar", "bunun parası nereden gelecek".
O ses haksız değil. Ama erken.
Değerlendiren zihin ile üreten zihin aynı anda çalıştığında, üretim durur. Sebebi basit: yargı hızlıdır, üretim yavaştır. Yargı her seferinde kazanır.
Sonuç şu olur — geriye yalnız hemen savunulabilen fikirler kalır. Hemen savunulabilen fikirler ise tanıdık fikirlerdir. Böylece elinde dört tane güvenli, sıradan fikir olur ve hiçbiri kimsenin ilgisini çekmez.
Çözüm ayırmaktır. Üretirken yargılamayacaksın, değerlendirirken üretmeyeceksin. İkisi ayrı oturum, ayrı gün, hatta ayrı defter.
Bunu mümkün kılan tek şey sayıdır. Elinde beş fikir varsa her birine tutunursun; elli fikir varsa kırkını gözünü kırpmadan elersin. Bolluk, eleştiriyi mümkün kılan şeydir.
Yedi kapı
Fikir "gelmez", bir yerden alınır. Bu işte yedi kapı var.
Gözlem. Gördüğün bir şey. Bir insan, bir an, bir davranış. En zengin kapıdır ve en çok ihmal edilendir, çünkü bedava.
Araştırma. Okuduğun bir şey. Bir haber, bir dava dosyası, bir tarih kitabı, bir bilimsel bulgu.
Sorun. Rahatsız olduğun bir şey. Bir haksızlık, bir çelişki, çözülmemiş bir mesele.
Karakter. Tanıdığın ya da duyduğun biri. Hikâyesi henüz yok, ama kendisi var.
Dünya. Bir yer, bir meslek, bir topluluk, bir dönem. İçinde ne olduğunu henüz bilmiyorsun ama orada bir şey olabileceğini biliyorsun.
Format. Bir anlatma biçimi. Tek mekân, gerçek zaman, tek plan, ekran üstü. Fikir burada içerikten değil kaptan doğar.
Pazar ihtiyacı. Birinin aradığı ve bulamadığı şey. Bir kanalın boş kalan kuşağı, bir yaş grubunun karşılıksız kalmış talebi.
Yedisi de meşrudur ve hiçbiri diğerinden soylu değildir. Pazar ihtiyacından doğan fikri küçümsemek yaygın bir züppeliktir; sinemanın en sevilen türlerinin çoğu böyle doğdu.
Asıl mesele şu: çoğu kişi ömrü boyunca yalnız bir kapıyı kullanır. Yedisini birden kullanan kişi, beş katı fikir üretir. Bu bir yetenek farkı değil, kapı sayısı farkıdır.
Yapımcının defteri nerede ayrılır
Senaristin fikir defteri bilinen bir araçtır: fikir cümlesi, karakter tohumu, mekân tohumu, diyalog kırıntısı, etiketleme, birleştirme ve düzenli gözden geçirme. Hepsi yapımcı için de geçerlidir.
Ayrım şurada. Senarist kaydına bakıp sorar: burada bir hikâye var mı?
Yapımcı aynı kayda bakıp fazladan üç soru sorar.
Birincisi: bu fikir kimin? Yani serbest mi, yoksa doğduğu anda birine mi bağlı?
İkincisi: bunu ben yapabilir miyim? Anlatacağın dünyaya girebiliyor musun? Kapalı bir cemaat, bir hastane, bir hapishane ya da bir şirket anlatacaksan erişim bir varsayım değil, bir şarttır.
Üçüncüsü: bunu şu anda başkası yapıyor olabilir mi?
Bu üç soru fikri elemek için sorulmaz. Kayda geçirilir ve orada bekler. Eleme ayrı bir oturumun işidir.
Banka nedir, defterden farkı ne
Her kayıtta beş satır yeter: fikir cümlesi, hangi kapıdan geldiği, tür ve ölçek tahmini, hak durumu, ve tarih.
Tarih küçük görünür ve değildir. Bir fikrin ne zaman aklına geldiğini bilmek, bir gün bir tartışmada çok işine yarar. Ayrıca fikirlerin nasıl olgunlaştığını da yalnız tarih gösterir.
Ve kotayı unutma: haftada belli sayıda kayıt. Kalite hedefi koyulmaz, sayı hedefi koyulur. Kalite zaten sayıdan çıkar.
Filmlerden okuma
Gözlem ve araştırma kapıları
Sorun ve karakter kapıları
Dünya, format ve pazar kapıları
Usta katmanı
Kapıları yıllarca kullananların bildiği birkaç şey daha var.
Birincisi: fikirlerin çoğu iki kapının kesişiminde doğar. Tek başına bir dünya ilginç değildir, tek başına bir karakter de. Ama belirli bir karakteri belirli bir dünyaya koyduğunda bir şey çıkar. Deneyimli yapımcıların defterinde bu yüzden kayıtlar tek tek değil, çiftler hâlinde okunur. Senaristlerin fikir birleştirme dediği pratik tam olarak budur ve yapımcı için de aynı biçimde çalışır.
İkincisi: iyi fikir, hemen anlaşılan fikir değildir. Anlatınca herkesin başını salladığı fikir genellikle tanıdık olduğu için baş sallatır. Gerçekten yeni olan bir fikir ilk duyulduğunda küçük bir direnç üretir. Bu direnci "beğenilmedi" diye okumak, en özgün kaydını daha ilk hafta çöpe atmak demektir.
Üçüncüsü: fikirlerin çoğu yanlış zamanda gelir. Bugün yapılamayacak bir fikri silmek yerine bekletmek gerekir; çünkü pazar değişir, maliyet düşer, bir oyuncu uygun hâle gelir. Bir yapımcının bankasında yıllardır bekleyen ve bir gün aniden mümkün olan kayıtlar vardır. Bekleyen fikir ölü fikir değildir; ölü fikir kaydedilmemiş fikirdir.
Dördüncüsü: kendi kapını bil. Herkesin doğal olarak kullandığı bir kapı vardır; kimi gözlemci, kimi araştırmacıdır. Kendi kapın en verimli kapındır ama aynı zamanda kör noktandır. Bilerek başka bir kapıdan girmek zorlar ve tam da bu yüzden farklı sonuç verir.
Beşincisi: fikir toplamak ile fikir çalmak arasındaki çizgi kayıtla korunur. Bir toplantıda duyduğun bir fikri defterine yazarsan, aylar sonra onun senin olduğunu sanabilirsin. Bu insanı kötü niyetli yapmaz, hafızası olan yapar. Çözüm basit ve zorunlu: her kaydın yanına nereden geldiğini yaz. Kendi gözleminse "kendi", duyduysan kimden duyduğun.
Altıncısı: sektörde fikirlerin kendisi nadiren korunur. Hukukun temel ilkesi şudur — korunan şey fikir değil, ifadedir. Hukukta buna fikir ile ifade ayrımı denir. Yapımcı açısından pratik sonucu şu: bir fikri korumanın yolu onu gizlemek değil, yazıya dökmek ve tarihlendirmek. Kayıtsız fikrin sahibi yoktur.
Yedincisi: banka büyüdükçe değeri artar ama ancak düzenliyse. Etiketsiz üç yüz kayıt, otuz kayıttan daha işe yaramazdır. Bir önceki derste arşiv için söylediğimiz şey burada da geçerli; aranamayan kayıt, olmayan kayıttır.
Sekizincisi, ve bu deneyimle gelen bir şey: fikir üretimi ruh hâline bağlı görünür ama aslında çevreye bağlıdır. Aynı odada, aynı ekranın karşısında oturarak fikir bulmaya çalışan kişi kendi son iki ayının içinde döner. Girdiyi değiştirmeden çıktı değişmez. Deneyimli yapımcıların çoğu bunu bilerek yapar: alışmadığı bir yere gider, alışmadığı bir konuda okur, kendi çevresinden olmayan biriyle konuşur. Bu bir ilham arayışı değil, bilerek girdi değiştirmektir ve ölçülebilir biçimde işe yarar.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlışEn yaygın kanı şu: iyi yapımcının az ama sağlam fikri olur.
Tersi doğrudur. Az fikri olan kişi elindekine mecburen tutunur ve o fikrin kusurlarını görmeyi reddeder; çünkü bıraktığında elinde hiçbir şey kalmayacak. Bu kişi zamanla fikrini savunan biri hâline gelir ve savunma, geliştirmenin tam karşıtıdır. Bolluk sadece seçenek vermez, eleştiri cesareti verir. Elli fikri olan bir yapımcı kırk yedisini rahatça bırakabilir, çünkü bırakmak ona hiçbir şeye mal olmaz.
Yaygın yanlışİkinci yaygın yanlış: fikri anlatırsam çalarlar, o yüzden saklamalıyım.
Sektörde fikirlerin kendisi neredeyse hiç korunmaz ve saklanan fikir hiç gelişmez. Bir fikrin değeri onu kimin, hangi ekiple ve hangi ifadeyle hayata geçirdiğindedir; aynı cümleden on ayrı film çıkar. Üstelik saklama alışkanlığı gerçek bir zarar da üretir — anlatmadığın fikir hiçbir zaman denenmemiş olur ve hiç denenmemiş fikir hakkında hiçbir şey bilemezsin. Doğru davranış saklamak değil, kaydetmek ve tarihlendirmek.
Yaygın yanlışÜçüncü yanlış: pazar ihtiyacından doğan fikir sanatsal olarak değersizdir.
Bu bir züppelik ve tarihe aykırı. Türlerin çoğu bir talebe cevap olarak doğdu ve içlerinden kalıcı işler çıktı; bugün klasik sayılan pek çok film bir kuşağı doldurmak için sipariş edildi. Değeri belirleyen şey fikrin nereden geldiği değil, sonra ne yapıldığıdır. Bir yapımcının yedi kapıdan birini ahlaki gerekçeyle kapatması, yalnızca kendi üretimini azaltır.
Yaygın yanlışDördüncü yanlış: kaydetmeye gerek yok, gerçekten iyiyse aklımda kalır.
Bu cümle her yapımcının bir kez kurduğu ve bir kez pişman olduğu cümledir. Hafıza fikri değil, fikrin bıraktığı hissi saklar. Aylar sonra geriye "güzel bir şey vardı" kalır ve o cümlenin hiçbir kullanımı yoktur; ne anlatabilirsin ne geliştirebilirsin. Kayıt bir titizlik meselesi değil, hafızanın nasıl çalıştığıyla ilgili bir zorunluluk.
Bu kanıların her biri fikri bir varlık gibi görüyor. Değildir. Fikir, üzerinde çalışılana kadar yalnızca bir ihtimaldir; korunacak, saklanacak ya da tutunulacak bir şey değil. Yapımcının elindeki gerçek varlık tek tek fikirler değil, onları üreten ve saklayan düzendir.
Uygulama — kendin dene
Birinci adım: bir yer seç. Defter, dosya ya da uygulama; hangisi olursa. Tek şart, her yerden ve hemen ulaşabilmen. Fikirlerin çoğu masanın başında gelmez.
İkinci adım: kayıt biçimini sabitle. Her kayıtta beş satır olsun — fikir cümlesi, hangi kapıdan geldiği, tür ve ölçek tahmini, hak durumu, tarih. Hak satırı boş kalabilir ama satırın kendisi durmalı; orada bir satır olması, o soruyu sormanı sağlar.
Üçüncü adım: bir kota koy. Yedi kapının her birinden en az beş kayıt hedefle. Bu seni doğal kapının dışına çıkmaya zorlar ve zorlaması iyidir.
Dördüncü adım, ve bu en zoru: on gün boyunca yazdığın hiçbir kaydı değerlendirme. Silme, düzeltme, "bu olmaz" deme. Yalnız yaz. Kötü olduğunu bildiğin bir şey aklına gelirse onu da yaz; kötü kayıtlar tepsiyi doldurur ve tepsinin dolu olması iyi kayıtların gelmesini kolaylaştırır.
Beşinci adım: her günün sonunda o günkü kayıtların yanına nereden geldiğini yaz. Kendi gözlemin mi, okuduğun bir şey mi, birinden mi duydun. Bu satır ileride hem hak sorusunu hem de dürüstlük sorusunu çözecek.
Onuncu günün sonunda defteri baştan sona oku. Göreceğin şey seni şaşırtacak, çünkü değerli olanlar yazarken değerli sandıkların olmayacak. Yazarken heyecanlandıran kayıtların çoğu tanıdık oldukları için heyecanlandırır.
Kilit özet
Birincisi: üretmek ile yargılamak aynı anda yapılamaz. Yargı hızlıdır ve her zaman kazanır; ayırmazsan geriye yalnız tanıdık fikirler kalır.
İkincisi: bolluk seçenek vermez, eleştiri cesareti verir. Kırk yedi fikri bırakabilmek için elli fikrin olması gerekir.
Üçüncüsü: fikir gelmez, yedi kapıdan birinden alınır — gözlem, araştırma, sorun, karakter, dünya, format, pazar ihtiyacı. Çoğu kişi ömrü boyunca tek kapı kullanır; fark yetenek değil kapı sayısıdır.
Dördüncüsü: yapımcının kaydı senaristinkinden üç soruyla ayrılır — bu fikir kimin, ben bu dünyaya girebilir miyim, bunu şu anda başkası yapıyor olabilir mi?
Beşincisi: korunan şey fikir değil ifadedir. Fikri saklamak korumaz; yazıya dökmek ve tarihlendirmek korur. Kayıtsız fikrin sahibi yoktur.
Sonraki derse köprü
Elinde artık bir banka var, ya da kurulmaya başladı.
Ama bankadaki kayıtların çoğu tek cümle ve tek cümle bir proje değil. Bir sonraki derste bu cümlelerin altını dolduracağız, çünkü bir fikrin gerçekten ne olduğu ancak araştırıldıktan sonra görünür. Bazıları araştırınca büyür, bazıları araştırınca söner; ikisi de değerli bilgidir.
Soru şu olacak: bir yapımcı neyi, nereye kadar araştırır, ve araştırmanın bittiğini nereden anlar?