İçeriğe geç

S3-M14-D3

Hikâyeye kapılmak

Anlatısal taşınma.

Tüketici Psikolojisi Akademisi — M14, Reklam ve İletişim Psikolojisi · 2.011 kelime · 1 kanıt kartı · ≈ 9 dk okuma · 13 dk dinleme

Bilimsel çapa: Green ve Brock

Kanca

Cuma namazından sonra Mehmet Bey'in dükkânı her zamankinden kalabalık. Üniversiteli bir genç, iki yüz elli gram filtre kahve almak için sırada bekliyor; gözü rafta duran, kenarları kararmış bakır cezvede.

"Satılık mı o?" diye soruyor. Mehmet Bey gülümsüyor ve cezveyi eline alıyor. "Annemindi," diyor. "Her bayram sabahı bu cezvede kahve pişirirdi; köpüğü taşırmadan üç kez ocaktan alırdı. Ben de yıllarca onu izledim. Dükkânı açtığım ilk gün de ilk kahveyi bunda pişirdim." Sonra rafın alt sırasındaki küçük bir paketi gösteriyor: "Annemin pişirdiği kahvenin çekirdeğine en yakın bulduğum bu."

Genç, filtre kahvesinin yanına o küçük paketi de alıyor. Kasanın arkasında telefonuyla dükkânın sosyal medya hesabını yöneten yeğen Emre bir şey fark ediyor: amcası o paketin tadından, fiyatından ya da öğütülme derecesinden tek kelime etmedi. Yalnızca bir hikâye anlattı.

Vaka

1989'da John Deighton, Daniel Romer ve Josh McQueen, televizyon reklamlarının iki farklı biçimde kurulduğunu öne sürdüler. Bir kısmı argümandır: izleyiciye doğrudan konuşur, bir iddiada bulunur ve bu iddiayı nesnel görünen gerekçelerle destekler. Bir sunucu ürünü tutar, özelliklerini sayar, bir karşılaştırma gösterir. Öbür kısmı dramadır: izleyiciye konuşmaz, onun önünde bir şey yaşanır. Karakterler vardır, bir durum gelişir, izleyici olanları dışarıdan izler. Pek çok reklam ise ikisinin karışımıdır.

Araştırmacılar bu iki biçimin izleyicinin zihninde farklı işlendiğini iddia ettiler. Argüman, değerlendirilerek işlenir: izleyici iddianın doğru olup olmadığını tartar, inanır ya da karşı çıkar. Drama ise empatiyle işlenir: izleyici karakterin yaşadığını hisseder ve gördüğü şeyin gerçeğe benzeyip benzemediğine bakar.

Bunu sınamak için kırk televizyon reklamını, ne kadar dramatik olduklarına göre bir ölçek üzerinde sıraladılar. Reklamlar 1.215 kişiye gösterildi ve her reklam için izleyicilerin hem değerlendirici hem de empatik tepkileri ölçüldü. Sonuç, araştırmacıların öngörüsünü destekledi: bu ölçülerin bir reklamın kabul edilmesindeki ağırlığı, argümanlarda ve dramalarda farklıydı. Araştırmacılar bunu, argümanların daha çok değerlendirici, dramaların daha çok empatik bir yoldan işlendiği iddiasının desteği olarak yorumladı. Reklamın biçimi, onun nasıl işlendiğini değiştiriyordu.

On yıl sonra Melanie Green ve Timothy Brock bu fikri daha genel bir kavrama dönüştürdüler: anlatısal taşınma. Bir hikâyeye kapılan insanın dikkatini, duygularını ve zihinsel imgelerini hikâyeye verdiğini; hikâyeden çıktığında da inançlarının biraz değişmiş olabileceğini gösterdiler. Bu çalışmanın ayrıntılarını İkna Psikolojisi Akademisi'nin 15.1 dersi, hikâyeye kapılmanın ikna üzerindeki etkisini birleştiren meta-analizi ise Satış Psikolojisi Akademisi'nin 3.25 dersi anlatıyor.

Mekanizma

Argüman tartılır, drama yaşanır

Bir argüman reklamı izleyiciye bir öneri sunar ve izleyiciyi bir yargıç konumuna koyar. İzleyici kendine sorar: Bu doğru mu? Kanıt yeterli mi? Bana mı hitap ediyor? Bu soruların her biri, bir karşı çıkma fırsatıdır. Bu kötü bir şey değildir; ürünün gerçekten güçlü bir gerekçesi varsa, yargıç izleyici o gerekçeyi tartar ve ikna olur. Ama gerekçe sıradan ya da her rakibin söyleyebileceği türdense, yargıç kolayca reddeder. Mehmet Bey "Bu kahve çok kaliteli, en iyi çekirdekten," deseydi, genç müşteri büyük olasılıkla içinden "Herkes böyle söyler," diye geçirirdi.

Bir drama ise izleyiciyi bir yargıç değil, bir tanık yapar. Annesinin bayram sabahları cezveyi üç kez ocaktan alması bir iddia değildir; tartılacak bir önerme yoktur. İzleyici o sahneyi gözünün önüne getirir, belki kendi annesinin ya da büyükannesinin mutfağını hatırlar. Karşı çıkılacak bir şey bulmak zordur, çünkü hikâye bir şey iddia etmez, bir şeyi gösterir.

Taşınma: hikâyenin içine girmek

Green ve Brock'un kavramı, dramanın bu gücünün nereden geldiğini açıklar. Bir hikâyeye kapılan kişi, bir süreliğine kendi çevresinden uzaklaşır; dikkatini hikâyenin dünyasına verir, karakterle birlikte hisseder ve sahneleri zihninde canlandırır. Bu durumda kişinin hikâyedeki fikirlere karşı çıkma eğilimi azalır. Marka Akademisi'nin M11-D07 dersinde anlatılan Escalas deneyleri, reklam izleyenler kendilerini ürünü kullanırken bir hikâye gibi hayal ettiklerinde zayıf argümanların ikna etkisini düşürmediğini göstermişti; bu, taşınmanın eleştirel düşünceyi nasıl gevşettiğinin bir örneğidir.

Gerçeğe benzemek

Deighton ve arkadaşlarının drama için önemsediği şeylerden biri, izleyicinin gördüğünü gerçeğe benzer bulup bulmadığıydı. Bu, hikâyenin gücünün koşulunu da gösterir. Bir drama, izleyicinin kendi deneyimiyle örtüşen ayrıntılar taşıdığında kapılmayı kolaylaştırır; yapay, abartılı ya da tanıdık olmayan ayrıntılar ise izleyiciyi hikâyeden dışarı iter. Dışarı itilen izleyici, bir tanık olmaktan çıkıp yeniden bir yargıca dönüşür ve bu sefer reklamın kendisini yargılar.

Mehmet Bey'in hikâyesi bu yüzden çalıştı: bayram sabahı, üç kez ocaktan alınan cezve, dükkânın ilk günü. Bunlar uydurulmuş ayrıntılar değildi ve dinleyenin kendi hafızasında karşılıkları vardı. Duygu üzerine konuştuğumuz S3-M14-D2'nin vardığı yer, reklamdaki duygunun ancak içten geldiğinde işe yaradığıydı; aynı kural hikâye için de geçerlidir.

On beş saniyede bir hikâye

Uzun bir hikâye kurmak için zaman gerekir, ama bir dramanın en küçük biçimi birkaç saniyeye sığabilir. Bunun için üç şey yeter: bir hedefi olan bir karakter, o hedefin önündeki bir engel ve engelin aşıldığı bir an. İzleyicinin karakterin hedefini hemen anlaması, kapılmayı başlatır; engel küçük bir gerilim yaratır; çözüm ise rahatlatır. Markanın bu yapıdaki yeri, hikâyenin sonuna yapıştırılan bir logo değil, engelin aşılmasının bir parçası olmaktır.

Bu yapıyı tanımak, reklamın hangi biçimi seçmesi gerektiği sorusuna da cevap verir. Ürünün gerçek ve doğrulanabilir bir üstünlüğü varsa ve izleyici bunu bilmek istiyorsa, bir argüman doğru araç olabilir. Ürünün değeri bir deneyimde, bir anda ya da bir duyguda yatıyorsa, drama o deneyimi izleyiciye yaşatmanın daha doğal yoludur. Çoğu reklam ikisini karıştırır; önemli olan, karışımın bilinçli yapılmasıdır.

Hikâyeyi markaya bağlamak

Hikâyeye kapılmanın bir tuzağı da vardır: izleyici hikâyeyi sever, karakteri hatırlar, ama hangi markanın hikâyesi olduğunu unutur. S3-M14-D1'de gördüğümüz gibi bir reklamın hatırlanması, markanın bir satın alma anına bağlandığı anlamına gelmez. Güzel bir hikâye, markayla bağı zayıfsa yalnızca güzel bir hikâye olarak kalır.

Bu tuzaktan kaçmanın yolu, markayı hikâyenin dokusuna örmektir. Mehmet Bey'in hikâyesinde cezve ve kahve, hikâyenin kendisiydi; hikâyeden onları çıkarınca geriye bir şey kalmıyordu. Bir reklamda da marka, hikâyeden çıkarıldığında hikâyenin çökmesine yol açacak kadar merkezde olmalıdır. Bir sınama yolu basittir: reklamın sonundaki logoyu kapatın ve izleyiciye hangi markanın reklamı olduğunu sorun. Cevap veremiyorlarsa, hikâye markanın değil, yalnızca kendisinin hikâyesidir.

Hikâye ile karşı çıkma arasındaki denge

Taşınmanın karşı çıkmayı azaltması, hem bir güç hem de bir sorumluluktur. İzleyici bir hikâyeye kapıldığında, gerçekte zayıf olan bir iddiayı da daha az sorgulayabilir. Bu, hikâyenin bir reklamın en güçlü araçlarından biri olduğunu gösterir; ama aynı zamanda bu aracın, doğru olmayan bir şeyi kabul ettirmek için de kullanılabileceğini.

Bilimsel dayanak

Hikâyenin ikna gücü, tüketici araştırmasında iki ayrı gelenekte incelendi. Reklam araştırması, reklamların biçimini ve bu biçimin izleyicinin tepkisini nasıl değiştirdiğini ölçtü. Sosyal psikoloji ise hikâyeye kapılmanın zihinsel sürecini, yani taşınmayı tanımladı ve ölçtü. Bu derste birinci geleneğin klasik bir çalışmasına odaklanıyoruz; ikinci geleneğin bulguları için yukarıda kodlarıyla anılan derslere bakabilirsiniz.

Bu bulgular birlikte, hikâyenin bir reklamın yalnızca süsü değil, izleyicinin mesajı işleme biçimini değiştiren bir yapı olduğunu gösteriyor.

Hayatınızda

Bir ürünü, birinin size anlattığı bir hikâye yüzünden aldığınız bir anı düşünün. Belki bir arkadaşınız bir tatil dönüşü yediği bir yemeği anlattı ve siz de aynı restorana gittiniz; belki bir satıcı bir ürünün nasıl yapıldığını anlattı. O an ürünün özelliklerini tartıyor muydunuz, yoksa hikâyenin içinde miydiniz?

Bir de sizi bir reklamın hikâyesinden dışarı iten bir anı hatırlayın. Belki karakterler fazla mükemmeldi, belki konuşmalar kimsenin gerçekte kurmayacağı cümlelerdi. O anda reklama karşı hissettiğiniz mesafe, Deighton ve arkadaşlarının ölçtüğü gerçeğe benzerliğin eksikliğidir.

Bir de en sevdiğiniz reklam hikâyesini hatırlamaya çalışın ve hangi markaya ait olduğunu düşünün. Hikâyeyi ayrıntılarıyla anlatabildiğiniz hâlde markayı hatırlamakta zorlanıyorsanız, o reklam sizin için bir hikâye olarak işe yaramış, ama markayı zihninize yerleştirememiştir. Bu, hikâye anlatmanın en sık rastlanan başarısızlığıdır.

Son olarak, sosyal medyada karşılaştığınız ürün hikâyelerine bu gözle bakın. Bir içerik üreticisinin "bu ürün hayatımı değiştirdi" diye başlayan anlatısı, bir argümandan çok bir hikâyedir. Hikâyeye kapıldığınızı fark ettiğinizde, kendinize bir an durup sormak işe yarar: Bu hikâyenin içinde, sorgulamadan kabul ettiğim bir iddia var mı?

Mavi Fincan'da

Mavi Fincan'ın on beş saniyelik metro reklamı, son iki derste adım adım şekillenmişti. Şimdi ekip ona bir hikâye gözüyle baktı. Selin, Deighton ve arkadaşlarının ayrımını panoya çizdi ve sordu: "Bizim reklamımız bir argüman mı, bir drama mı?"

Cevap ikisinin karışımıydı. Bir karakter vardı: metrodan inen ve saatine bakan bir kadın. Bir hedef vardı: vardiyaya zamanında yetişmek. Bir engel ima ediliyordu: kalabalık ve zaman darlığı. Bir çözüm de vardı: telefona düşen bildirim, rafta bekleyen bardak, ilk yudumla gelen rahatlama. Ama sonunda bir dış ses vardı: "Sabahın beş dakikası bizden." Bu cümle, izleyiciye doğrudan konuşan bir argümandı.

Ekip bu karışımı bilinçli hâle getirmeye karar verdi. Engel daha görünür kılındı: kadın metrodan inerken kolundaki saate bakıyor ve bir an kaşlarını çatıyor; kalabalığın içinden geçmeye çalışıyor. Bu küçük gerilim, izleyiciyi karakterin hedefine bağlıyordu. Çözümde ise marka, hikâyenin sonuna yapıştırılmış bir logo değil, engelin kendisini aşan şeydi: kafenin önünden geçerken bardağı alıp yürümeye devam ediyor, hiç durmuyor.

Ayşegül bir ayrıntı daha önerdi. Kasadaki gözlemlerine göre sabah müşterilerinin çoğu bardağı aldıktan sonra baristaya kısa bir baş selamı veriyordu. Bu küçük selam reklama eklendi; çünkü gerçekti ve izleyicinin kendi sabahlarında tanıyacağı bir andı.

Dış ses tartışması uzun sürdü. Bir grup, dış sesin hikâyeyi kestiğini ve izleyiciyi tanıklıktan yargıçlığa geri çağırdığını savundu. Öbür grup, metroda sesin çoğu zaman duyulmayacağını ve vaadin bir yerde açıkça yazılması gerektiğini hatırlattı. Ekip ortada buluştu: dış ses kaldırıldı, vaat yalnızca son karede, bardağın üzerinde küçük bir yazı olarak göründü.

Son olarak ekip, logoyu kapatma sınamasını kendi taslağına uyguladı. Taslağın kaba bir çizimini, son karedeki yazıyı örterek, kafeye hiç gelmemiş birkaç kişiye gösterdiler ve hangi markanın reklamı olduğunu sordular. Çoğu bilemedi; bir kahve reklamı olduğunu anladılar, ama hangi markanın olduğunu değil. Ekip bunun üzerine bardağın mavisini ilk karelerden itibaren görünür kıldı: kadının elindeki telefonda bildirim mavi bir bardak simgesiyle geliyor, rafta yalnızca mavi bardaklar duruyordu. İkinci denemede, yazı yine örtülüyken, izleyenlerin çoğu "Mavi Fincan" dedi. Ekip bu küçük sınamanın bir laboratuvar deneyi olmadığını, yalnızca kaba bir kontrol olduğunu biliyordu; ama taslağın en zayıf yerini, yayına çıkmadan önce göstermeye yetmişti. Marka artık hikâyenin sonunda değil, içindeydi.

Senaryo panosuna üçüncü kural eklendi: Hikâyeyi gerçek bir andan kur; karakterin bir hedefi, önünde bir engel olsun ve marka hikâyenin sonu değil, engelin aşılmasının parçası olsun.

Dikkat

Yaygın yanlış"Her reklam bir hikâye anlatmalıdır."
Doğrusu

Deighton ve arkadaşlarının ayrımına göre argüman ve drama farklı biçimde işlenir ve her biri farklı işler için uygundur. Ürünün doğrulanabilir bir üstünlüğü varsa ve izleyici bunu bilmek istiyorsa, açık bir argüman daha doğru bir araç olabilir.

Yaygın yanlış"Bir hikâye ne kadar duygusal ve dramatikse o kadar etkilidir."
Doğrusu

Hikâyenin gücü, izleyicinin onu gerçeğe benzer bulmasına bağlıdır. Abartılı ya da yapay bir drama, izleyiciyi hikâyeden dışarı iter ve reklama karşı mesafe yaratır.

Satıcı için çizgi de hikâyenin gücünden geçer. Hikâyeye kapılan izleyici, iddiaları daha az sorgular. Bu yüzden bir hikâyenin içine, ürünün taşımadığı bir sağlık etkisini, uydurulmuş bir geçmişi ya da doğrulanamayan bir sonucu yerleştirmek, izleyicinin gevşeyen dikkatini onun aleyhine kullanmaktır. Mehmet Bey'in cezvesi gerçekti; hikâyenin gücünü meşru kılan da buydu.

Akılda kalanlar

Deighton ve arkadaşlarına göre reklamlar argüman ya da drama olarak kurulabilir. Argüman değerlendirilerek, drama empatiyle işlenir; kırk reklamlık çalışmada iki tür tepkinin ağırlığı reklamın biçimine göre değişti.

Bir hikâyeye kapılan izleyici, Green ve Brock'un deyişiyle hikâyenin dünyasına taşınır ve karşı çıkma eğilimi azalır. Ama bu ancak hikâye gerçeğe benzer bulunduğunda olur; yapay ayrıntılar izleyiciyi dışarı iter.

On beş saniyelik bir hikâye için bir hedefi olan bir karakter, bir engel ve bir çözüm yeter. Marka, hikâyenin sonuna eklenen bir logo değil, engelin aşılmasının parçası olduğunda hikâyeye gerçekten girer.

Sonraki derse köprü

Mavi Fincan'ın reklamında artık küçük bir gerilim ve bir rahatlama var. Ama reklamcılar izleyiciyi yakalamak için başka çekiciliklere de başvurur: güldürmek, korkutmak ya da sıcak bir his uyandırmak. Sıradaki ders, Mizah, korku ve sıcaklık, bu çekicilik türlerinin ne zaman işe yaradığını ve ne zaman ters teptiğini inceleyecek.

Mini quiz

Soru 1 · Kavram

Deighton, Romer ve McQueen'e göre argüman ve drama biçimindeki reklamlar nasıl işlenir?

  • A) İkisi de aynı biçimde işlenir
  • B) Argüman değerlendirilerek, drama empatiyle işlenir
  • C) Argüman empatiyle, drama değerlendirilerek işlenir
  • D) Hiçbiri izleyici tarafından işlenmez

Cevap: B. Kırk reklamlık çalışmada iki tür tepkinin ağırlığı reklamın biçimine göre değişti.

Soru 2 · Kavram

Anlatısal taşınma sırasında izleyicinin hikâyedeki fikirlere karşı çıkma eğilimi ne olur?

  • A) Artar
  • B) Azalır
  • C) Değişmez
  • D) Tamamen ortadan kalkar ve geri gelmez

Cevap: B. Taşınan kişi dikkatini hikâyeye verir ve iddiaları daha az sorgular.

Soru 3 · Uygulama

Elif'in çalıştığı şirket, yeni bir uygulamanın tanıtımı için on beş saniyelik bir video hazırlıyor. Bu derse göre hangi yapı bir dramanın en küçük biçimine en yakındır?

  • A) Uygulamanın on özelliğini sırayla gösteren bir liste
  • B) Hedefi olan bir karakter, önündeki bir engel ve uygulamanın bu engeli aşmasına yardım ettiği bir an
  • C) Yalnızca logonun gösterildiği bir kare
  • D) Bir sunucunun uygulamanın fiyatını okuması

Cevap: B. Hedef, engel ve çözüm, kısa bir dramanın temel parçalarıdır; markanın yeri çözümün içindedir.

Soru 4 · Tuzak

Bir ajans, "Hikâyeler karşı çıkmayı azalttığına göre, ürünümüzün kanıtlanmamış sağlık etkisini bir hikâyenin içine yerleştirirsek kimse sorgulamaz," diyor. Bu öneride gözden kaçan nedir?

  • A) Öneri yerindedir
  • B) Taşınmanın eleştirel düşünceyi gevşetmesi, doğru olmayan bir iddiayı kabul ettirmek için kullanılmasını meşru kılmaz; bu, izleyicinin gevşeyen dikkatini onun aleyhine kullanmaktır ve yanıltıcı reklam düzenlemeleriyle de çatışır
  • C) Hikâyeler hiçbir zaman karşı çıkmayı azaltmaz
  • D) Sağlık iddiaları her zaman doğrudur

Cevap: B. Hikâyenin gücü, gerçek bir şeyi anlattığında meşrudur.

Görev

Bu hafta tüketici günlüğünüze, sizi etkileyen bir reklamı ya da bir ürün hakkında dinlediğiniz bir hikâyeyi yazın. Reklamın bir argüman mı, bir drama mı, yoksa ikisinin karışımı mı olduğunu, karakterin hedefini, engelini ve çözümünü not edin. Sonra hikâyenin içinde sorgulamadan kabul ettiğiniz bir iddia olup olmadığına bakın.

Tekrar kartları

  • Argüman ve drama: Argüman izleyiciye konuşur ve değerlendirilir; drama izleyicinin önünde yaşanır ve empatiyle işlenir.
  • Anlatısal taşınma: Hikâyeye kapılan kişi onun dünyasına dalar ve karşı çıkma eğilimi azalır.
  • Gerçeğe benzerlik: Hikâyenin gücü, izleyicinin onu kendi deneyimine göre inandırıcı bulmasına bağlıdır.

Kaynakça

  • Deighton, J., Romer, D. ve McQueen, J. (1989). Using drama to persuade. Journal of Consumer Research, 16(3), 335–343.
  • Green, M. C. ve Brock, T. C. (2000). The role of transportation in the persuasiveness of public narratives. Journal of Personality and Social Psychology, 79(5), 701–721.
  • Escalas, J. E. (2007). Self-referencing and persuasion: Narrative transportation versus analytical elaboration. Journal of Consumer Research, 33(4), 421–429.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.